24 Eylül 2017 Pazar

atatürk kurtuluş savaşında - cahit külebi

10 KASIM ORATORYOSU

TÜRK GENÇLİĞİ OLARAK ÖZGÜRLÜĞÜN, BAĞIMSIZLIĞIN,  CUMHURİYETİN VE İNKILÂPLARIN YILMAZ BEKÇİLERİYİZ.
HER ZAMAN HER YERDE VE HER DURUMDA ATATÜRK İLKELERİNDEN AYRILMAYACAĞIMIZA, MİLLETİMİZİ ÇAĞDAŞ UYGARLIK SEVİYESİNE ÇIKARACAĞIMIZA NAMUS VE ŞEREF SÖZÜ VERİR KENDİMİZİ BÜYÜK TÜRK MİLLETİNE ADARIZ.
ATATÜRK   KURTULUŞ  SAVAŞI’NDA

EDİRNE’DEN ARDAHAN’A KADAR,
BİR TOPRAK UZANIR.
BOZ KANATLI ÜVEYİKLER ÜSTÜNDEN UÇAR,
ARDAHAN’DAN EDİRNE’YE
EDİRNE’DEN ARDAHAN’A KADAR.


BU TOPRAK BİZİM YURDUMUZDUR,
DELİ GÖNÜL YÜCESİNE ÇIKAR,
BİR ÜVEYİK OLUR, UÇAR GİDER,
ARDAHAN’DAN EDİRNE’YE
EDİRNE’DEN ARDAHAN’A KADAR.


BİR GÜN KARA BULUTLAR GÖKLERİMİZE KONAKLAMIŞTI.


YAYLILAR GELİP GEÇİYORDU GÜNEYDEN,
ÖRTÜK KARA PERDELER SALLANIYORDU.
UTANIYORDU ANADOLU’DAN GELİP GEÇEN,
MİLLETİN YÜREĞİ KAN AĞLIYORDU.


ASKERLER GELİP GEÇİYORDU GÜNEYDEN,
YARALI, HASTA, YORGUN ASKERLER.
AKŞAM OLMUŞTU YURDA TOPLANIYORDU,
SAĞ KALAN YİĞİTLER BİRER BİRER.


ANALAR HABER SORUYORDU GÜNEYDEN,
TARLALAR KADAR IRMAKLAR KADAR DURGUN ANALAR
ÖRTÜK KARA PERDELER SALLANIYORDU,
UTANIYORDU ANADOLU’DAN GELİP GEÇEN

AMA KALANLAR ANAYURTTA TOPLANIYORDU.

GÖKYÜZÜNDE KARA KARA BULUTLAR
BAŞIMIZA NERDEN GELDİNİZ?
BİZLER KONUKSEVERİZ AMA
DÜŞMANLARI SEVMEYİZ.


GÖKYÜZÜNDE KARA KARA BULUTLAR,
HARMANLAR ÇÜRÜDÜ YÜZÜNÜZDEN,
SİZİNLE GÖRECEK İŞİMİZ YOK,
GİDİN ÜSTÜMÜZDEN.


MAVİ DEĞİL ARTIK DENİZLERİMİZ
 TARLALAR SÜRÜLMEZ OLDU.
 SÜTÜ KESİLDİ DAVARLARIN
ÖKSÜZ KALDI BEBELERİMİZ


NE BULUTLAR GİTTİ, NE GÖKLERDEN BİR HABER GELDİ.
BU SEFER DE MİLLET PADİŞAHLARA SESLENDİ.


BİZ YOKSUL BİR MİLLETİZ,
GÖZLERİMİZDE SOLGUN IŞIKLAR YANAR.
NASILSA YENİLMİŞİZ BİR KERE,
AMA UZUN SÜRMEZ O KADAR!


BİZ YÜCE UMUTLARI UMUT ETMİŞİZ KENDİMİZE,
TÜY GİBİ ÇOCUKLAR, YİĞİTLER, İHTİYARLAR,
BU TOPRAK İÇİN YAŞIYORUZ,
YOL VERİN BİZE.


BU TOPRAK BİZİM YURDUMUZDUR,
DELİ GÖNÜL YÜCESİNE ÇIKAR!
BİR ÜVEYİK OLUR UÇAR GİDER,
ARDAHAN’DAN EDİRNE’YE
EDİRNE ‘DEN ARDAHAN’A KADAR.


NE BULUTLAR GİTTİ, NE PADİŞAHLARDAN BİR HABER GELDİ,
KEMAL PAŞA DERLER BİR YİĞİT VARDI,
BU SEFER DE MİLLET TÜRKÜLERLE KEMAL PAŞA’YA HABER SALDI,


KEMAL PAŞA, YENİLMEZ YİĞİT, ŞANLI KOMUTAN!
SAVAŞA GİRER GİBİ YETİŞ BİZE!
YETİŞ BİZE ÇÖLLERDE BİLE OLSAN!
İNANÇ DOLDUR, GÜÇ DOLDUR İÇİMİZE.


BİN KERE YURDUMUZU KURTARAN,
BİR GÖRSEYDİN AĞLARDIN HALİMİZE.


KUŞUN KANADINDA TÜRKÜLER,
KEMAL PAŞA’NIN GÖNLÜNE VARDI.
CEVABINDAN ÖNCE KENDİ GELDİ



BİR GEMİ YANAŞTI SAMSUN’A SABAHA KARŞI,
SELAM DURDU KAYIĞI, ÇAPARI, TAKASI,
SELAM DURDU TAYFASI.


BİR DUMAN TÜTERDİ BU GEMİNİN BACASINDAN BİR DUMAN,
DUMAN DEĞİLDİ BU,
MEMLEKETİN UÇUP GİDEN KAYGILARIYDI.


SAMSUN LİMANI’NA BU GEMİDEN ATILAN,
DEMİR DEĞİL!
SARILAN ANAYURDA
KEMAL PAŞA ‘NIN KOLLARIYDI.


SELAM VEREREK ANADOLU ÇOCUKLARINA,
ÇIKARKEN YÜCE KOMUTAN,
KARADENİZ’İN HALİNİ GÖRMELİYDİ.


KALKTI AYAĞA ARDI SIRA BAKTI DALGALAR,
KALKTI TAKALAR,
İZİN VERSEYDİ KEMAL PAŞA,
ARDINDAN GÜRLEYİP GİDERLERDİ,
ERZURUM’A KADAR.


BU NE İNANÇ Kİ KEMAL PAŞA,
ATININ TERİ KURUMADAN,
SÜRÜP GELDİN YENİ YENİ SAVAŞLARIN PEŞİNDE.


BİR SELAM GİBİ GİTTİ ERZURUM’A
BİN SELAM GİBİ GELDİ SİVAS’A ERZURUM’DAN.
DAĞLAR ALÇALDI YOL VERMEYE
TEMİZLENDİ ILKIMINDAN KARINDAN.


ANALAR BACILAR YOLA DÖKÜLDÜ,
CEPHANE TAŞIDI ARKASINDAN,
IRMAKLAR SUYUNDAN FAYDALATTI,
AĞAÇLAR DALLARINDAN


YER GÖK İNLEDİ BİR YOL DAHA,
KURTULUŞ SAVAŞI’NDAN.


BİZ BİLİRİZ BİZİM İŞLERİMİZİ
İŞİMİZ KİMSEDEN SORULMAMIŞTIR.
KILIÇLA, MIZRAKLA, TOPLA, TÜFEKLE
BAŞIMIZ YERE EĞİLMEMİŞTİR.


KUZUMUZ VAR, YAYLALARDA MELEŞİR,
ÇEŞMEMİZ VAR, GECE GÜNDÜZ SÖYLEŞİR,
YAZIMIZ VAR, PEHLİVANLAR GÜREŞİR,
BU TOPRAĞA KİMSE GİREMEMİŞTİR.


DAVRANI DA DELİ GÖNÜL DAVRANI!
KEMAL PAŞA DİNLEMİYOR FERMANI!
ANASI, BACISI, KIZI, KIZANI.
BİZİM MİLLET GİBİ GÖRÜLMEMİŞTİR.


BU NE İNANÇTI Kİ, GAZİ PAŞA!
ATININ TERİ KURUMADAN,
SÜRÜP GİTTİN YENİ YENİ SAVAŞLARIN PEŞİNDEN.


SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN,
ÇÜNKÜ YURDUMUZU SEN KURTARDIN!
HASTA, YORGUN DÜŞMÜŞTÜK,
YARALARIMIZI İYİCE SARDIN.


YİĞİTTİN, İNANÇ DOLUYDUN, YAPICIYDIN,
SANATKÂRDIN, DENİZLER KADAR ENGİN,
KİMSENİN GÖRMEDİĞİNİ GÖRÜRDÜ.
SEVGİYLE BAKAN GÖZLERİN.


DEDİN Kİ: BU MİLLET, BU BÜYÜK MİLLET,
YÜZYILLAR BOYUNCA GERİ KALMIŞ,
BU YURT, BU GÜZEL YURT BİZİM YURDUMUZ,
HER YANINDAN YARALAR ALMIŞ.


DEDİN Kİ: BİR GÜZEL SAVAŞMALI,
KIRMAK İÇİN YENİDEN,
BİLGİYLE, İNANÇLA, COŞKUNLUKLA,
ÖĞÜN, ÇALIŞ, GÜVEN!
SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN!
IŞIĞISIN BU YURDUN
DİLİMİZİ, ULUSALLIĞIMIZI ÖĞRETTİN BİZE,
ÇÜNKÜ CUMHURİYETİZİ SEN KURDUN.


HÜRRİYETİ SEN YAYDIN İÇİMİZE,
HALKÇIYIZ DEDİN HALK İÇİNDEN.
İNANÇLA HÜR YETİŞTİRDİN BİZİ
SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN.


DEVRİMLERLE YÜCELTTİ, ÇOK YÜCELTTİ,
BU MİLLETİ TEMİZ ELLERİN,
SANA BORÇLUYUZ TA DERİNDEN,
EN BÜYÜĞÜ MUSTAFA KEMAL’LERİN.


DAVULLAR ZURNALAR DÖĞENDE,
BİZ SENİ HATIRLARIZ!

BİNİP TRENE GEZENDE,
BİZ SENİ HATIRLARIZ!

ÖNCE ADINI ÖĞRENİR ÇOCUKLARIMIZ,
ELİ KALEM TUTUP YAZANDA.


BİNLER YAŞA, YURDUMUZA HİZMETİ BÜYÜK!

KEMAL PAŞA! ÖLÜMSÜZ İNSAN! ŞANLI ATATÜRK! 

karagöz oyunu - aptal bekçi

APTAL BEKÇİ

Tipler:
Karagöz
Hacivat
1.Zenne
2.Zenne
Çelebi
Tuzsuz Deli Bekir
Beberuhi
Eşek
Nâreke zırıltısı ve tef velvelesi ile göstermelik kalkar, Hacıvat Şarkı eşliğinde gelir.
(Şarkı, Şehnaz Sengin Semai)
Dîdem yüzüne nâzır, nâzır yüzüne dîdem
(Şarkı bittikten sonra Hacıvat perde gazelini okur)
Off hay hak
Gönül verdik perdeye dost, başlayan bir gazeldir
Hüner değilse de dünyaya gelmek ne güzeldir
Ölümlüymüş dünya, neler gelmiş neler geçmiş
Hüner, geçmişi gününde görüp güldürmededir
Gülen pek az, ağlayan ne çok, Tanrıyı saymazsak
Hüner, oynayan kim, oynatan kim, bilmededir
Tanrı gölgesini eksik eylemesin duamız
Hüner, gölgede solmadan açmayı bilmededir.
Hacıvat:Ah efendim ne olurdu şu dört köşe perdede bana da bir arkadaş olsa, eli temiz, yüzü temiz, sözleri tatlıııı
Karagöz:(Evin penceresinden bakarak): Hoş geldin keçi suratlı
Hacıvat:Geliverse şu meydana, o söylese ben dinlesem, efendim haddim olmayarak bendeniz söylesem, bizi seyreden dostlar gülseler eğlenseler, iş ne imiş diyelim işimizi mevlam rast getiree (Hacıvat musiki gazeli okur)Gelse o çeşm-i siyahım Handeler peyda olur
Karagöz:(Pencereden bakarak) Hacıvat hayırdır yahu ezan mı okuyorsun
Hacıvat:Ah bana bir eğlence medetttttttttttttttt
Karagöz:Allah versin allah versin hadi başka kapıya
Hacıvat:Yar bana bir eğlenceeeeee
Karagöz:Hacıvat aşağıya gelirsem gösteririm sana eğlenceyi
Hacıvat:Yar bana bir eğlenceeeee (Karagöz evden atlar, Hacıvat ile kavga ederler, Hacıvat kaçar Karagöz yerde yatar)
Karagöz:Ahhhh amannnn, Hacıvatı kaçırdım ama galiba ben de altıma kaçırdım, sen bir daha gel bak ben sana neler yapıcam Hacıvat (Hacıvat gelir)
Hacıvat:Aman Karagözüm akşamı şeriflerin hayır olsun
Karagöz:Senin de sülaleni sansarlar boğsun (vurur)
Hacıvat:Aman Karagözüm ben sana iltifat ediyorum sen ise bana vuruyorsun yazıklar olsun sana yazık
Karagöz:Hoş geldin kazık oğlu kazık (vurur)
Hacıvat:Aman karagözüm ağzından çıkanı hiç kulağın duymuyor
Karagöz:A musibet adam, her akşam gelirsin kapımın önünde hay bana pancar hay bana pancar diyerek bağırırsın, hiç halimi sormazsın, başımdan geçenleri bilmezsin
Hacıvat:Hayrola Karagözüm ne oldu
Karagöz:Sorma Hacıvat sorma, bizim karıyla kavga ettik
Hacıvat:Yaa, sebep ne peki
Karagöz:İşte efendim komşu karının kocası ona elbiseler alırmış da çiçekler gibi gezdirirmiş de ben ona senede bir kat elbiseyi bile çok görürmüşüm de,derken iş büyüdü karı beni kapı dışarı attı
Hacıvat:Aman Karagözüm hemen kaç
Karagöz:Ben de öyle yaptım zaten Hacı cav cav
Hacıvat:Eee, sonra
Karagöz:Evden çıkınca kahveye uğradım, bir kahve içtim, birden üzerime bir ağırlık çöktü, hamama gideyim de bir yıkanayım dedim
Hacıvat:Evet karagözüm güzel düşünmüşsün, insan hamama gidince rahatlar
Karagöz:Hamama gittim, soyunup içeri girdim bir kurnanın başına oturdum, bir de baktım iki tellağın kolları arasında ipekli peştemallara sarılı birini getirdiler, göbek taşının üstüne bir havlu serdiler, o getirdikleri adamı yatırıp gittiler
Hacıvat:Evet Karagözüm her halde terlesin diye yatırmışlardır
Karagöz:Öyleymiş, adam biraz yattı, sonra ne oldu bilmem adam göbek taşından yuvarlanıp yere düştü
Hacıvat:Her halde adamcağız sıcaktan fenalık geçirmiştir
Karagöz:Hemen yanına gidip adama baktım, bir de ne göreyim Hacıvat adam tıpkı bana benzemiyor mu
Hacıvat:Olabilir Karagözüm insanlar çift yaratılmıştır derler
Karagöz:Birden aklıma bir şeytanlık geldi, usulca adamın belinden ipekli peştemalları çıkartıp kendi belime bağladım, benim peştemalları da onun beline bağladım, adamı ayağından çekip bir kurnanın başına bıraktım, geldim göbek taşının üstündeki havluya yattım
Hacıvat: Aman Karagöz hamamcılar seni tanırlar
Karagöz:Yahu tıpkı o adama benziyorum dedim ya
Hacıvat:Sonra?
Karagöz:Derken tellağın biri geldi, kese istemisiniz efendim dedi, ben de hiç istifimi bozmadım başımı salladım, tellak aldı beni bir kurnanın başına götürdü, beni bir yıkadı bir yıkadı ki Hacıvat, ben ben olalı böyle temizlenmemiştim hiç, sonra beni tertemiz ipekli havlulara sarıp o adamın soyunduğu odaya götürdü, bir güzel de kuruladı, efendim sıhhatler olsun çay kahve nargile ister misiniz diye sordu, bir nargile bir de kahve söyleyip afiyetle içtim
Hacıvat:Peki Karagözüm seni hiç kimse tanımadı mı
Karagöz:Tanımadılar, getirin benim çamaşırlarımı dedim, bir bohça getirdiler bohçayı açtım, içinden ipekli çamaşırlar çıktı güzelce giyindim, ceplerini karıştırdım bir de ne göreyim Hacıvat
Hacıvat:Aman Karagöz çabuk söyle ne gördün
Karagöz:Cepler para dolu Hacıvat, paraaaaa, beni keseleyene, kurulayana, bohçayı getirene, ayakkabıları getirene, hepsine bol bol bahşiş bıraktım, hepsi yerden temennalar eşliğinde “efendim Allah ömürler versin” diyerek beni uğurladılar, bir de baktım ki hamamın kapısının önünde son model bir fayton bekliyor, arabacı kapıyı açıp buyrun efendim dedi beni arabaya bindirdi.
Hacıvat:Aman Karagöz o araba da nerden çıktı
Karagöz:O beyin arabasıymış
Hacıvat:Arabacı da seni tanımadı mı
Karagöz:Dedim ya tıpkı o adama benziyorum diye
Hacıvat:Eee sonra
Karagöz:Derken Hacıvat araba güzelll bir konağın önünde durdu
Hacıvat:Kimin konağıymış Karagöz
Karagöz:O beyin konağıymış, kapılar açıldı iki uşak geldi kollarıma girdi “efendim sıhhat afiyet olsun” diyerekten beni içeri aldılar
Hacıvat:Uşaklar da seni tanımadı mı
Karagöz:Tanımadılar Hacıvat, neyse merdiven başında iki güzel kız beni uşakların elinden aldılar yukarı çıkardılar “efendim sıhhat ve afiyetler olsun inşallah” diyerek beni yukarı çıkardılar. Merdivenin başında ipekten gecelikler giymiş dünyalar güzeli bir hanım “kızlar efendimi incitmeyin yavaş çıkarın” diye kızlara çıkıştı beni kızların kolundan alarak bir odaya soktu, oda yatak odasıymış
Hacıvat:Hanım da seni tanımadı öyle mi
Karagöz:Yahu Hacıvat dedim ya sana tıpkı o adama benziyorum diye
Hacıvat:Sesinden de tanımadılar mı
Karagöz:Ben hamam yorgunuyum diye hiç sesimi çıkarmıyorum
Hacıvat:Yaaa! Sonra?
Karagöz:Hanım bana gecelikler giydirdi, “istirahat ediniz, çok yorulmuşsunuzdur” diyerek kuştüyünden yapılmış yatağa yatırdı, bir yelpaze aldı geldi başucuma oturdu yavaş yavaş yellemeye başladı, ben gözüm yarı açık yarı kapalı uyur gibi yapıyorum
Hacıvat:(ağzını şapırdatarak) Aman Karagözüm sonra?
Karagöz:Sulanma, ağzını sil tepelerim haaa
Hacıvat:Anlat Karagözüm anlat sonra ne oldu?
Karagöz:Anlatmayacağım işte
Hacıvat:(yalvarırcasına) Kuzum Karagözüm ne olur anlat sonra ne oldu?
Karagöz:Bey hamamdan geldikten sonra biraz istirahat edip kahvaltı edermiş, sofrayı hazırlamışlar hanım gelmiş beni uyandırıyor “efendim kalkar mısınız sofra hazırlandı” diyor, ben yine gözlerim yarı açık yarı kapalı uyuyorum, hanım baktı ki ben uyanmıyorum, herhalde efendinin içine baygınlık gelmiştir diyerek bir şişe lavanta getirdi yavaş yavaş yüzüme serpmeye başladı, ben yine uyanmayınca bolca dökmeye başladı, lavanta ılık ılık yüzümden aşağı doğru akmaya başladı
Hacıvat:Aman pek de kibar bir hanımmış, sen hamamdan çıktın ya soğuk lavanta seni hasta eder diye ısıtmıştır besbelli
Karagöz:Yok yahu Hacı cav cav, meğerse bir köpek gelmiş suratıma işemiyor mu
Hacıvat:Aman Karagöz köpek de nerden çıktı şimdi
Karagöz:Ben kahveye gidip kahve içince uyuyup kalmışım, rüya görmüşüm, o sırada kahvecinin köpeği gelmiş suratıma işiyor ben de rüyamda gördüğüm hanım bana lavanta döküyor sanmışım
Hacıvat:Aman Karagöz deminden beri anlattığın rüya mıydı?
Karagöz:Seni gidi muşmula suratlı adam seni, böyle şeyler gerçek olur mu hiç (vurur, Hacıvat gider) sen gidersin beni buraya mıhlamazlar pamuk ipliğiyle hiç bağlamazlar ben de çeker giderim, tavan arasında farelerle tavla atarım(gider)
(Muhavere burada biter, fasıl başlar)
Şarkı eşliğinde Zenneler gelir
(Şarkı Hicaz Curcuna)Âteşi suzan-ı firkât yaktı cism-ü cânımı
(Zenneleri Hacıvat karşılar)

Hacıvat:Vay efendim hoş geldiniz safalar getirdiniz, böyle şarkılar söyleyerek ne tarafa gidiyorsunuz
1.Zenne:Allah ömürler versin Hacıvat Çelebi, şöyle biraz gezmeye çıktık
Hacıvat:Anladım hanım kızım, evde otura otura canınız sıkıldı herhalde
1.Zenne:Ahh evimizi hiç sormayın Hacıvat çelebi, evin damı akıyor ama ev sahibi hiç aldırmıyor, bir dolaşalım bakalım bir ev bulabilirsek hemen taşınacağız
Hacıvat:Aman hanım kızım iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş, benim elimin altında güzel bir ev var eğer beğenirseniz hemen size vereyim o evi, yeter ki evi beğenin sizden iyi kiracı mı bulacağım
1.Zenne:Evi görebilir miyiz Hacıvat çelebi
Hacıvat:Hay hay evladım, buyurun (eve girerler içerde konuşurlar) işte hanım kızım burası mutfak, burası yatak odası
1.Zenne:Çok güzel Hacıvat Çelebi
Hacıvat:Yukarıda da iki oda var, çok kullanışlıdır, bakınız arkada bahçesi de var
2.Zenne:Tavuk kümesi de var mı efendim
Hacıvat:Elbette var hanım kızım
1.Zenne:Pek güzelmiş efendim (perdeye gelirler) Kirası ne kadar Hacıvat Çelebi
Hacıvat:Evladım siz yabancı değilsiniz sizin için elli milyon olur
2.Zenne:Peki efendim biz bu evi tuttuk, buyurun bir aylık da peşin veriyoruz
Hacıvat:Sağolunuz evladım güle güle oturunuz (gider)
2.Zenne:Biz de gidip evi temizleyelim bari (giderler)
Şarkı eşliğinde Tuzsuz Deli Bekir gelir
(Şarkı Hicaz Düyek)Külhanbeylik omuzdaşlar bize pek şandır
Tuzsuz:(Nâra atar) Eyy gidii felekkkk, eyyy gidii felekkk beeeeeeee
Karagöz:(pencereden bakarak) Hey gidi dümbelekk bee, bu da kim yahuu
Tuzsuz:Bana bak öyle tepeden konuşma erkeksen aşağı gel de boyunu görelimmm
Karagöz:(gelir) Ne var be ne bağırırsın ayağına basılmış ayılar gibi?
Tuzsuz:Eyytt beeee, bana bak breee sen beni tanır mısın, bana adıyla sanıyla Tuzsuz Deli Bekir derler
Karagöz:Senin tatsız tuzsuz olduğun belli zaten
Tuzsuz:Bana bak var mısın benimle bir güreşe bakalım haaa
Karagöz:Seninle değil, senden daha kabadayı pehlivan varsa o gelsin onunla güreşirim ben
Tuzsuz:Bana bak yere bir mendil ser bakalım
Karagöz:Ne olacak mendil
Tuzsuz:ben şimdi bir vuruşta senin kelleni kesicem, kellen yere düşüp toz olmasın diye, eğğ bakalım başınıııııı yere
Karagöz:Sen beni biraz bekle bakalım burda(Karagöz eve gidip bir sopa alır, sopayı arkasına saklayıp perdeye gelir) Bana bak Tuzsuz, başımı nasıl eğecektim bennn?
Tuzsuz:(Başını aşağı eğerek) İşte böyle
Karagöz:(sopayı Tuzsuz’un kafasına indirir) Al sanaaa
Tuzsuz:Aman bree kelleyi kırdınn
Karagöz:Kırarım ben, sana Tuzsuz Deli Bekir derlerse bana da Karagöz pehlivan derler
Tuzsuz:helel sana bee, ben kendimi kabadayı sanırdım meğer sen benden daha kabadayı imişsin
Karagöz:Elbetteee öyleyim
Tuzsuz:Sen hakikaten kabadayı bir adama benziyorsun, bana bak ben seni bu mahalleye bekçi yapıyorum tamam mı,
Karagöz:Olur Tuzsuz efendi olurr,
Tuzsuz:Yalnız şu karşıdaki eve yeni taşınan zennelere dikkat et, yabancılar girmesin haydi eyvallah (gider)
Karagöz:(eve gider başına bir külah takıp perdeye gelir) haydi bekçi vereliimmmm, peynirli, kıymalı, sade bekçiiiiiiii
Zenne:(içerden) Aaa gündüz vakti de bekçi dolaştığını bu mahallede gördüm ayoll
Şarkı söyleyerek Çelebi gelir
Şarkı Nihavend İstanbul Türküsü) Üsküdara gider iken aldı da bir yağmur
Zenne:(perdeye gelerek) Vay beyim böyle şarkılar söyleyerek nereden gelirsiniz, nerelere gidersiniz
Çelebi:Nereye olacak, sizi aramaktan ayaklarıma kara sular indi, evden ayrılmışsınız
Zenne:Evet efendim çıktım, buraya taşındım, yeni evimiz çok güzel
Çelebi:Müsaade ederseniz görmek isterim efendim
Karagöz:(pencereden) Ooo burada pazarlık başlamış
Zenne:Tabii efendim ama buralarda bir bekçi dolaşıyor siz yarım saat sonra gelin olmaz mı bekçi anlamasın, hem aramızda bir parola belirleyelim, siz parolayı söyleyince ben kapıyı açarım içeri girersiniz
Çelebi:Çok iyi olur
Karagöz:Hem de parolalı haa
Zenne:Siz kapıyı çalınca ben size parola derim siz de lofça çivisi dersiniz, kapıyı açarım
Karagöz:Parola çiviymiş anladım
Çelebi:Allahaısmarladık efendim (gider)
Zenne:Güle güle efendim uğurlar olsun
Karagöz:(gelip zennelerin kapısını çalarak) Açın ben geldim
Zenne:(içerden) Parola?
Karagöz:Çivi
Zenne:Ne çivisi
Karagöz:(Kendi kendine) Çivinin adını anlamadım ki yahu.. Şeyyyy hanım çivi işte yahuu
Zenne:Çivi anladık ama ne çivisi
Karagöz:Temel çivisi
Zenne:Değil
Karagöz:Döşeme çivisi
Zenne:Değil
Karagöz:Nal çivisi
Zenne:Değil
Karagöz:Ayakkabı çivisi
Zenne:O da değil
Karagöz:Canım işte çivilerin birisi
Zenne:Tamam ama adı ne
Karagöz:Ölünün körü çivisi (gider, yavaşça çelebi gelir)
Çelebi:(kendi kendine) Buralarda kimseler yok galiba (kapıyı çalar)
Zenne:(içerden) Kim o
Çelebi:Çivi
Karagöz:(pencereden bakarak) Oo çivici başı gelmişş
Zenne:(içerden) Ne çivisi
Çelebi:Lofça çivisi
Zenne:Buyrun efendim buyrunnn (kapıyı açar)
Karagöz:(pencereden) Tühh lofça çivisi imişş (perdeye iner, zennelerin kapısını vurur)
Zenne:(içerden) Kim oo
Karagöz:Çivi
Zenne:Ne çivisi
Karagöz:Lofça çivisi
Zenne:Buyrun içeri
Karagöz:(içeri girer) Ooo maşallhh sofra da kurulmuş
Çelebi:(içerden)Hoş geldin bekçi baba
Karagöz:(içerden)Hoş bulduk çivicibaşı
Zenne:(içerden)Ne içersiniz bekçi baba rakı şarap likör vermut?
Karagöz:(içerden)Rakı var mı rakı
Zenne:(içerden)Var efendim buyrun
Karagöz:(içerden)Ohhh yarasınnn
Zenne:(içerden) Mezelerden de buyrun efendim
Çelebi:(içerden)Yavaş iç bekçi baba sarhoş olursun
Karagöz:(içerden)Sen karışma, ohh yarasınn (içer sarhoş olur, bu sırada Tuzsuz Deli Bekir perdeye gelir)
Tuzsuz:(Nâra atarak) Eyy gidi felekk beee, nerde o bekçi olacak adam beeee
Zenne:(içerden) Aman kaçın Tuzsuz geldi
Çelebi:(içerden)Nereye kaçalım
Zenne:(içerden) Arka kapıdan kaçın
Karagöz:(içerden) Ya ben nereye kaçayım
Zenne:(içerden)Sen de bahçeye saklan
Karagöz:(içerden) Olur ben de bahçedeki kümese gireyim (kümese girer içerden tavuk horoz sesleri gelir) ötme kerata keser dolmanı yaparım haa
Tuzsuz:(içerden) Ooo rakı sofrası da hazırmış
Zenne:(içerden)Sizin için hazırladım efendim
Tuzsuz:Mezeler fiyakalı ama piliç kızartması yok
Zenne:(içerden) Şimdi kümesten bir tane alıp keserim efendim
Tuzsuz:(içerden) Olmaz ben gider keser getiririm bir tane
Karagöz:(içerden) Eyvah Tuzsuz kümese geliyor galiba (Tuzsuz kümese girer karagözü görür)
Tuzsuz:(içerden)Vay bekçi baba senin burda işin ne
Karagöz:(içerden)Tavuklara hırsız dadanmış da onu bekliyordum
Tuzsuz:(içerden) Aferin bekçi baba sen git artık ben hakkından gelirim o hırsızın
Karagöz:(perdeye gelir) Ohh yarabbi şükür kurtuldum Tuzsuzun elinden
Zenne:(içerden)Tuzsuz gel efendim ben şimdi pilici kızartır getiririm
Tuzsuz:(içerden) Hele bir tane daha doldur bakayım şu rakıdan
Zenne:(içerden) Buyrun efendim
Karagöz:Bu iş böyle olmaz bu Tuzsuzu kapı dışarı etmeli (gider beberuhileri toplar kendi de bir eşeğin üzerine biner gelir) bana bakın beberuhiler bu eve tatsız tuzsuz bir adam girdi bunu yakalayıp kapı dışarı atıcaz tamam mı
Beberuhiler:(hep bir ağızdan) Sen merak etme Karagöz biz arkandayız
Karagöz:Ama bana bakın adam hem sarhoş hem de bıçaklı
Beberuhiler:Sen merak etme Karagöz biz sarhoştan da bıçaktan da korkmayız
Karagöz:Hadi bakalım göreyim sizi, ben şimdi Tuzsuzu dışarı çağıracağım
Beberuhiler:Çağır gelsin biz ona yapacağımızı biliriz
Karagöz:(eve doğru bağırarak) Hey bana bak Tatsız tuzsuz herif senin bu evde işin ne çık bakayım dışarı (beberuhilere dönerek) bana bakın hazır mısınız herif geliyor
Beberuhiler:Hazırız gelsin
Karagöz:Bana bak Tuzsuz erkeksen dışarı çık
Tuzsuz:(dışarı çıkar) Eyyytt bee kim o eşeğin üstünde bağıran
Karagöz:Mahalle bekçisi (bu sırada beberuhiler kaçar)
Tuzsuz:Ne istiyorsun bee
Karagöz:Biz mahalleliler seni bu evden çıkarmaya geldik (arkasına bakar ki beberuhiler gitmiştir) Ee şey yani Tuzsuz sana bir eşek getirdim belki binersin diye
Tuzsuz:Hani beni evden atacaktınız bee
Karagöz:Yok yahu şaka yaptım ben sana
Tuzsuz:Ben eşek meşek istemem defol
Karagöz:Gel bakalım eşek efendi biz gidelim
Tuzsuz:(evdeki zenneler hitaben) Bana bak güzelim ben şimdi meyhaneye gidiyorum yarın akşam yine gelirim hadi eyvallah (gider , hacıvat ve karagöz perdeye gelirler)
Hacıvat:Aman karagözüm nedir bu işler
Karagöz:kafanı kırsın geyiklerle keşişler
Hacıvat:Yıktın perdeyi eyledin viran varayım sahibine haber veryim hemann
Karagöz:Burada oyunumuz erdi sona her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola kalın sağlıcakla.
(Işık söner oyun biter)
Not:Önemli olan oyunu yazılı olduğu şekliyle ezberleyip oynatmak değildir. Önemli olan karagöz oyunlarının en temel özelliği olan doğaçlama geleneğini kullanarak oyunun temel örgüsünü bozmadan uygun yerlerine güncel espriler ve motifler ekleyerek ilgi çeker bir hale getirmektir. Bu metinde örnek olarak kullanılmış olan müzikler de değiştirilip seyircinin ilgisini çekebilecek güncel müzikler kullanılabilir, ancak kullanılacak müziğin ilgili tiplemelerin genel karakteristiğine uygun olması gerekir.
*Karagözün aptal bekçi oyunu Mehmet Muhittin Sevilen (Hayâlî Küçük Ali) tarafından yazılan Milli Eğitim basımevi tarafından 1969 yılında basılan KARAGÖZ adlı kitaptan alınmıştır.

recaizade mahmut ekrem - çok bilen çok yanılır

ÇOK BİLEN ÇOK YANILIR
(Perde açılınca tiyatro Azmi Efendi’ nin hanesinde bir gelin odasının durumunu gösterir. Minderin üzerinde köşede sümüklü Ayşe yüzünde duvak oturur. Yenge kadın ayakta durur. Ortada bir masa üzerinde iki mum yanar. Oda oldukça karanlık yerde bir seccade serilmiş.)
SÜMÜKLÜ AYŞE
Ayol !.. Artık gelmez mi?.. Hani babam!..
YENGE KADIN
Biraz daha?.. Hatırım için.. bak şimdi kim gelecek!?. Hele azıcık sabır et!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Duvağını açarak)
Ay!.. İçim sıkıldı!..
YENGE KADIN
(Koşup duvağı kaparak)
A kızım!.. Ayıptır!.. Kapalı dursun!.. Bak bütün kızlar kapıya birikmişler.. Sonra sana gülerler..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Haniya!.. Bebeğim nerede?.. ben eve gitmeyecek miyim!..
YENGE KADIN
(kendi kendilerine )
Lâ havle!.. Hakim efendi de koca memlekette kız bulamadı da! Gitti bunu aldı.. Sabahtan beri çektiğimi ben bilirim.
SÜMÜKLÜ AYŞE
Artık kalkacağım!.. Otura otura ayaklarım ağrıdı..
YENGE KADIN
Sabret benim hanım kızım!..Sabret
(gizlice)
Kızım demeğe de adam utanır... Kırk beş elli yaşında var. Ben daha kırkıma yeni bastım!..    
SÜMÜKLÜ AYŞE
Ayol!.. Mumların hepsi birden neye yanıyor?.. Bir tanesi ışık verir. Günah değil mi?..
(Kalkıp mumların ziyadesini söndürür)
Babam evde bir tane bile yaktırmaz.. biz her gece karanlıkta otururuz.
YENGE KADIN
(Ayşe’yi tutup yerine oturtmak için yanına giderek)
Cıs!..Cıs!.. Sonra donuna edersin, mumla oynama! Ayıptır. Hadi yerine otur bakayım...
SÜMÜKLÜ AYŞE
(yerine oturup kahkaha ile gülerek)
Yalancı!.. Hiç adam mumla oynarsa donuna mı kaçırır. Dün akşam da o kadar oynadım hiç kaçırmadım. Evvelki gece karanlıkta yattım kaçırmışım!..
YENGE KADIN
(Gayr-ı ihtiyari gülerek)
Sakın bu gecede kaçırayım deme!..
(Bu aralık hariçte bir gürültü olur)
YENGE KADIN
Sus!..Sus!.. Otur orada hiç kımıldama ha!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Yenge Kadın’a koşarak)
Ay!..Ummacı mı geliyor?..Ben korkarım!..
YENGE KADIN
(Berikini yerine oturtarak)
Değil!.. değil!.. Yarabbi sen bilirsin!.. Otur şurada.
(Bu aralık kapı açılır. Azmi Efendi düzgün bir kıyafetle içeri girer.)
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Azmi Efendi’ yi görünce oturduğu yerde bağırarak)
Anne!..Anne!..Annemi İsterim...
YENGE KADIN
Sus!..Ayıptır ayıp!..
(Azim Efendi Sümüklü Ayşe’nin yanına doğru gider. Yenge Kadın Efendi’yi tutup çeker.)
YENGE KADIN
(Azmi Efendi’ ye)
Namazı unutmayınız!..
AZMİ EFENDİ
Hayır!.. Hiç namazı unutur muyum!.. Fakat tazeciğimin bir kere yüzünü göreyim!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Bağırarak)
Anne!..Şimdi bağırırım ha!.. Bu herif kim!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge Hanıma dönerek)
Bu ne ?! Acep nazar mı değdi?..
YENGE KADIN
(Gülerek)
Yok efendim!.. Kim bilir? Birden bire sizi görünce korktu besbelli...
AZMİ EFENDİ
(Ayşe’nin yanına minder üzerine oturarak)
Elmasım!..Yavrum!..Canım!.. Ne oldu sana bakayım?..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Anne!.. Baba!.. hadi git yanımdan!..
AZMİ EFENDİ
(Yengeye)
Ne idi hanımın ismi?..
YENGE KADIN
Kendine sorun!.. Adet öyledir!..
AZMİ EFENDİ
Ha gerçek!
(Ayşe’ ye)
Elmasım!..İsminiz!..
(Sümüklü Ayşe Sükut eder)
AZMİ EFENDİ
Adımız nedir? Elmasım!..
AYŞE
Sümüklü Ayşe !.. Hiç işitmedin mi?..
AZMİ EFENDİ
Estağrufullah!.. Sizden başkası halt etmiş!..
(Gelin hanımın duvağına el atarak)
Ayşeciğim!. Aç da bir kere gül yüzünü göreyim
SÜMÜKLÜ AYŞE
Anne!.. Hadi git ordan!... Babacığım!.. baba!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge hanıma dönerek)
Vah ! vah!.. Nazır değmiş.. Dur okuyum bari!..
(Azmi Efendi kendi kendine birşeyler okuyup gelin hanımın yüzüne üfledikten sonra)
hadi elmasım!.. Aç şunun duvağını!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Hayır!..Açmayacağım işte!..
AZMİ EFENDİ
(Yenge Kadın’ a)
Yenge hanım!.. Gelin de siz açın bari...
YENGE KADIN
(Duvağını açmak isteyerek)
Dur benim kızım!... Bak hakim efendi sana cici bebekler getirmiş.
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Sıkı sıkı duvağını tutup )
Açtırmayacağım işte!... Haniya bebekler?..
YENGE KADIN
Sen yüzünü aç da!.. Efendinin koynunda imiş bebekler...
AZMİ EFENDİ
(kendi kendine)
Acayip!..Ne olmuş buna!.. Bu mahkemede nasıl makul söylüyordu.
Bugünkü hali çocukça şeyler!..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Göreyim!.. Bebeği göreyim!.. açarım!..
YENGE KADIN
(Azmi Efendi’ ye bakarak)
Aldanmıyor!.. Azıcık gösterin bari!..
AZMİ EFENDİ
Neyi?
YENGE KADIN
Koynunuzdakini!.. Hanıma bebek getirmediniz mi?..
AZMİ EFENDİ
Buna ne olmuş?.. buna bir şey olmuş... Nazar mı değmiş?...
YENGE KADIN
(Gülerek) Bazı vakit tutturur... Çocuk değil mi?..
AZMİ EFENDİ
Aç Allah’ı seversen!..Şunun yüzünü aç!...
YENGE KADIN
(Zorla Ayşe’ nin duvağını açarak)
Buyurun!..Amma çok bakmayın nazar değmesin!..
(Sümüklü Ayşe Azmi Efendiye dilini çıkarır)
AZMİ EFENDİ
(Gözlerini silerek baktıktan sonra)
Bu ne?.. Bu ne?.. Aman bu ne ?..
(Yenge Kadına dönerek)
Aman!.. Allah aşkına bu ne?..
YENGE KADIN
(Gülerek) 
İşte böyle
SÜMÜKLÜ AYŞE
Hani bebek!..Bebek isterim!..
AZMİ EFENDİ
(Ayağa kalkarak)
Aman bu ne?.. Bu o degil.. Bu başkası.. Bu görmediğim bir şey. Vallahi bu o değil..
SÜMÜKLÜ AYŞE
Beni aldattınız öyle mi?..Sanki benim evde bebeğim yok mu?
YENGE KADIN
Yemin etmeyin beyefendi!..İşte bu odur. Hasan Ağa’ nın kızı Ayşe Hanım işte budur.
AZMİ EFENDİ
Hayır!..bu bana mahkemeye gelen değil... Vallahi değil...
YENGE KADIN
Artık orasını bilmem!..
AZMİ EFENDİ
Eyvah!.. Şimdi anladım!..
(Elini alnına koyup ayakta ve me’yus bir halde düşünür)
SÜMÜKLÜ AYŞE
(Ayağa kalkarak) 
Bebek vermiyorsanız... ben de babama giderim.
YENGE KADIN
Aslı da öyle olacak... Hadi kızım git!..
(Sümüklü Ayşe gider)
AZMİ EFENDİ
(Yenge kadına bakarak)
Anladım!.. Eyvah ettiğimi buldum. Gafil avlandım..Çok bilirken çok yanıldım.. Kazdığım kuyuya düştüm.. A keşke etmeyeydim.. ah hangi derdime yanayım. Ah!..Nikahı da çok kıydırdım..Varım gidecek!..Aman!..İstemem!..Bu sümükllüyü gönderin babasının evine..Ah!..Edib’e yaptığımın aksi başıma geldi. Mutlak o yaptı...Aman durmayacağım!..aman aklımı bozacağım!..
(Üzgün bir halde çıkar)
YENGE KADIN
(Yalnız kendi kendine)
Canım ben de düşünüyordum.. Hakim efendi kahveci Hasan’ ın kızını alsın. Olacak şey değil..Evet kız yüzüne bakılacak bir şey olsa hani ayıp değil..Lakin sümüklü Ayşe..Adı üstünde..Mutlak bunda bir şey var diyorum..İşte çıktı..Anlaşılan zavallı adama bir başkasını bu diyerek göstermişler..aldatmışlar..bı çare adamcağız eski haremini alıp alacağına bıraktığına mı yansın...buna on bin kuruş nikah kıydırmış. Şimdi onu verecek ona mı yansın..Ey!..Rabbının her işinde bir hikmet var... Elbet sebebsiz değil varsa, amma aslı olmalı demin kendi de Edip medib diye bir şey çıtlattı...Ah işte kendini de böyle altatırlar..Etme bulma dünyası bu!?...Elbet fenalık edenlere fenalık ederler...Kaz kuyuyu boyunca. Ne ise ben de kalkayım geç olmadan evime gideyim!...
(Yenge kadın gider. Perde iner) 

(Çok Bilen Çok Yanılır,S.67-72)

moliere - cimri

Cimri
Harpagon adındaki cimri, oğlu Cleante ve kızı Elise ile yaşamaktadır. Napolili genç Valere, Elise’i bir deniz kazasından kurtarmış, onu sevdiği için Harpagon’un evine vekilharç olarak girmiştir. Cleante, Mariane adlı genç kızla evlenmek istemektedir.
Gençler evlenemeyecekleri; Harpagon da bahçede gömülü altınlarının çalınacağı korkusu içindedirler...
Harpagon, uşağı Fleche’i, kuşkulandığı için kovar; kendisinin Mariane ile evleneceğini; oğlunu dul bir kadınla, kızını da Anselme adlı varlıklı bir yaşlı ile evlendireceğini, açıklar. Elise, bu evlenmeye razı olmamaktadır.
Cleante da, Mariane’la evlenmek için para araştırmaktayken, babasının kendisine yüksek faiz ve birtakım işe yaramaz eşyaları satın alma koşuluyla para vermek istediğini öğrenir. Onunla yüzleşir; tartışırlar. Harpagon oğlunu kovar; kendisinden para sızdırmak isteyen Frosine adlı bir düzenci kadını da aldatmayı başarır.
Üçüncü perdede, Harpagon, evlenmeyi düşündüğü Mariane’a ve kızını evlendireceği Anselme
’e bir akşam yemeği verecektir.
Sahne 1
Harpagon: Hadi, hepiniz buraya gelin de size akşam için emirlerimi vereyim, her birinizin yapacağınız işi söyleyeyim. Yaklaş bakalım, Claude kadın, evvela senden başlayayım. (Kadının elinde süpürge vardır.) Ala, işte silah elde, hazırsın. Her yanı temizlemek işini sana veriyorum; ama dikkatli ol, mobilyaları öyle pek hızlı ovuşturma eskitirsin. Bundan başka, sofrada şişelere nezaret işi de sana ait olacak, bir tanesi kaybolur veya bir şey kırılırsa hesabını senden sorarım, parasını aylığından keserim.Jacques Usta: Böyle cezalar pek işine gelir.Harpagon: Hadi bakalım. Sen, Brindavoine, bir de sen Merluche; bardakları yıkayıp şarap doldurma işine de ikiniz bakacaksınız, ama yalnız susayanlara vereceksiniz ha, yoksa birtakım münasebetsiz uşakların yaptığı gibi adamın bardağını doldurup hiç aklında yokken içmeyi hatırlatmaya kalkışayım demeyin. Bekleyin de sizden birkaç kere istesinler, hele sofraya bol bol su getirmeyi hiç unutmayın.Jacques Usta: Evet, susuz şarap başa vurur.
La Merluche: Önlüklerimizi çıkaracak mıyız, efendim?Harpagon: Evet, misafirler gelmeye başladığı zaman; elbiselerinizi kollayın ha, berbat etmeyin.Brindavoine: Efendim, ceketimin ön türüfında koskoca bir lamba yağı lekesi vardır, bilirsiniz.Harpagon: Yeter. Dikkatli davranır, arkanı duvardan yana, yüzünü de hep böyle sofradakilere çevirirsin. Sen de hizmet ederken şapkanı hep şöyle tutarsın. (Harpagon, Brindavoine’ye yağ lekesini nasıl saklayacağını göstermek için şapkasını ceketinin önünde tutar.) Sana gelince, kızım, sofradan kaldırılacak artıklara göz kulak olur, hiçbir şeyin çarçur olmamasına dikkat edersin. Böyle işler kızlara pek yaraşır. Ondan önce de nişanlını iyi karşılamaya bak, seni ziyarete gelecek, beraberce panayıra gideceksiniz. İşitiyor musun?Elise: Evet, baba.
Harpagon: Sen de çıtkırıldım oğlum, büyüklüğün şanındandır, deminki kepazeliğini affediyorum ama, sakın kıza surat asmaya falan kalkma, emi?Cleante: Ben mi, baba? Surat asmak mı? Ne diye surat asayım?Harpagon: Ne diye olacak? Babaları yeniden evlenen evlatların ne türlü davrandıklarını, üvey anaya ne gözle bakmak adetinde olduklarını biliriz. Ama şu zevzekliğini unutmamı istiyorsan, aklında olsun, kıza güler yüz göster, elinden geldiği kadar iyi karşıla onu.Cleante: Vallahi, doğrusunu ister misiniz, baba, onun üvey annem oluşuna sevineceğim diyemem, yalan söylemiş olurum; ama onu iyi karşılamaya, kendisine güler yüz göstermeye gelince, bu hususta dediklerinizi harfi harfine yerine getireceğimi vaadedebilirim.Harpagon: Bari buna dikkat et de.
Cleante: Hiç berak etmeyin, istediğinizden alasını yapacağım.Jacques Usta: Efendim, arabacınızla mı konuşmak istiyorsunuz, yoksa aşçınızla mı? İkisi de benim.Harpagon: İkisiyle de...Jacques Usta: İyi ama, ilk önce hangisiyle?Harpagon: Aşçı ile.Jacques Usta: Lütfen biraz bekleyin. (Sırtından arabacı kaputunu çıkarır, aşçı kılığıyla görünür.)Harpagon: Bu merasim de ne oluyor, yahu?
Jacques Usta: Buyurun, sizi dinliyorum.
Harpagon: Jacques Usta, bu akşam yemeğe misafirler davet ettim.Jacques Usta: Hangi dağda kurt öldü?Harpagon: Söyle bakayım, bize güzel yemek pişirecek misin?Jacques Usta: Neden pişirmeyelim? Siz yalnız paradan haber verin.
Harpagon: Al sana... Gene para! Başka bir şey bilmezler ki, zaten: “Para, para, para...” para aşağı, para yukarı. Dillerine pelesenk etmişler bunu!Valere: Münasebetsizlik olursa bu kadar olur. Bol para ile güzel yemekleri pişirmek de sanki marifetmiş gibi, yahu onu babam da bilir; ben usta diye az para ile sofra donatmasını bilene derim.Jacques Usta: Az para ile sofra donatmak mı?Valere: Ne sandın ya?
....
Valere: Yaşamak için yemeli, yemek için yaşamamalı.Harpagon: Ya! Duydun mu? Hangi büyük adam söylemiş onu?Valere: Adı hatırımdan çıkmış.Harpagon: Unutma da yaz bana bunu; yemek odasının ocağı üstüne altın yaldızla yazdıracağım.
Biraz sonra akşam yemeğine gelen Mariane, hiç beğenmediğin Harpagon’un, sevdiği Cleante
’ın babası olduğunu öğrenir. Harpagon da oğluyla Mariane arasındaki bağı anlayarak onu yeniden kovar. Bu arada birçok düzenler kurulmuştur. Uşak Fleche, Harpagon’un bahçede gömülü çekmecesini çalmış, bundan Cleante’ı haberdar etmiştir. Az sonra soyulduğunu anlayan Harpagon aşağıdaki monoloğu söylemeye başlar:
Sahne VII
Harpagon (Bahçeden imdat çağırarak şapkasız gelir.): Hırsız var! Hırsız var! Katil var! Yangın var! Allah’ım sen yetiş! Mahvoldum. Boğazladılar beni, paramı çaldılar. Kim çaldı? Nereye kaçtı? Ne oldu? Nerede saklanıyor? Nasıl bulayım onu? Nereye koşayım, nereye koşmayayım? Şurada olmasın? Burada olmasın? Hırsız kim? Dur. Haydut, ver paramı... (kendi kolunu tutmuştur.) Ay benmişim! Zihnim altüst olmuş, neredeyim, kimim, ne yapıyorum, farkında değilim. Ah! Paracıklarım! Benim canım, ciğerim! Seni elimden aldılar; seni kaybettim, mesnedim, tesellim, saadetim elden gitti. Artık işim bitti benim, bu dünyada fazlayım ben artık; sensiz nasıl yaşarım ben? Bitti, artık dayanamıyorum, ölüyorum, öldüm gömdüler beni, Allah rızası için beni diriltecek kimse yok mu? Bana paramı versin, yahut kimin çaldığını bildirsin. Ha? Ne dedin? Kimseler yokmuş. Beni soyan her kim ise zamanını iyi hesaplamış; tam o oğlum olacak alçakla konuştuğum sırada işini görmüş. Gideyim polis çağırayım, bütün ev halkını işkenceye koydurayım. Hepsini sorguya çektireyim: Hizmetçileri, uşakları, oğlumu, kızımı, kendimi bile! Aman ne çok adam toplanmış buraya. Gözüm hangisine gitse içime bir şüphe düşüyor, hangisine baksam işte beni soyan diyorum. Ha! Ne konuşuyorlar bunlar bakayım? Paramı çalandan mı bahsediyorlar? Nedir o yukarıdaki gürültü? Hırsız orada mı yoksa? Ne olursunuz beni soyanı gören, bilen varsa Allah rızası için söyleyin, aranızda saklanmış olmasın sakın? Hepsi bana bakıp bakıp gülüyorlar. Göreceksiniz bu hırsızlıkta hepsinin parmağı var. Çabuk, komiserler, zaptiyeler, çavuşlar, yargıçlar, bukağılar, zincirler, darağaçları, cellatlar çabuk yetişsinler. Herkesi astıracağım, gene paramı bulamazsam kendimi de asacağım.
Son perdede soruşturma için gelen komisere, Jacques Usta, dayak yediği Valere
’den öç almak için, çekmeceyi onun çaldığını söyler. Valere sorgusu sırasında Ellise’le olan ilgisini açıklar. Bu sırada Anselme’in gelmesiyle de, Valere ile Marianne’ın, Anselme’in çocukları olduğu ortaya çıkar.Sonunda, Valere’in Elise’le; Cleante’ın da Mariane’la evlenmeleri koşulu ileri sürülerek Harpagon’a çekmecesi geri verilir.