17 Aralık 2017 Pazar

karagöz - gölge oyunu

Karagöz Oyun Tiplemeleri
1. Eksen kişiler: Karagöz, Hacıvat.
2. Kadınlar: Bütün zenneler.
3. İstanbul ağzı konuşanlar: Çelebi, Tiryaki, Beberuhi.
4. Anadolu’dan gelen tipler: Laz, Kastamonulu, Rumelili, Egeli, Kayserili, Eğinli, Vanlı, Harputlu, Kürt.
5. Anadolu dışından gelenler: Muhacir, Arnavut, Arap, Akarap, Acem, Çerkez.
6. Zımmi – Müslüman olmayan kişiler: Rum, Frenk, Ermeni, Yahudi.
7. Kusurlu ve ruhsal hastalar: Kekeme, Kambur, Hımhım, Kötürüm, Deli, Esrarkeş, Sağır, Aptal yada Denyo.
8. Kabadayılar ve sarhoşlar: Tuzsuz Deli Bekir, Efe, Arap Efe, Zeybek, Matiz, Sarhoş, Külhanbeyi, Kopuk.
9. Eğlendirici kişiler: Çengi, Köçek, Kantocu, Hokkabaz, Canbaz, Curcunabaz, Hayali, Çalgıcı.
10. Olağanüstü kişiler, yaratıklar: Büyücü, Cazular, Cinler, Şeytan, Zebani.
11. Geçici ikincil kişiler ve çocuklar.

Karagöz oyununda trajik-komik sahnelerin büyük bir çoğunluğu çeşitli karakterlerin varlığı ile gerçekleşir. Bu karakterler mahallenin insanlarıdır. Oyunda sıra ile perdeye gelirler. Karakterlerin bir bölümü Anadolu’nun çeşitli yörelerinden İstanbul’a para kazanmak için gelen ve belli bir işi olan kişilerdir. Genellikle yöresel giysiler içinde kendi lehçeleri ile konuştukları için, onların bu farklılıkları “komik unsuru” yaratır.
 


A. Eksen kişiler :

KaragözKaragöz: Oyuna adını veren esas tiptir. Tahsil görmemiş bir halk adamıdır, sokak dili ile konuşur. Hacıvat’la birlikte oyunun iki temel kişisinden biridir. Cahil cesareti diyebileceğimiz bir cesarete ve gözüpekliğe sahiptir. Bu yüzden tekin olmayan kişilerle başı sık sık derde girer. Sürekli Hacıvat’ın yardımını görür. Okumamış ama zeki ve hazırcevaptır. Öğrenim görmüş kimselerin yabancı sözcük ve dil kuralları ile alay eder. Devamlı olarak anladıklarını anlamaz görünür, kelimelere ters anlamlar yükler. Böylece toplum içindeki iki ayrı zümrenin dillerinin çatışması ortaya serilir. Hacıvat’la söylediklerini yanlış anlıyormuş gibi eğlenir. Sözlerine farklı ifadeler yükler. Genelde işsizdir, boş gezer. Hacıvat’ın bulduğu işlerde çalışır. Yerinde duramayan, herşeye burnunu sokan meraklı bir tiptir. Bunun sonucu başı dertten kurtulmaz. Herşeye burnunu sokan Karagöz sokağa inmediği zaman pencereden kafasını uzatır veya evin içinden seslenerek işe karışır. Özü sözü bir, düşüncesini söylemekten çekinmeyen patavatsız bir kişi olduğu için kendini hep zor durumların içinde bulur. Yine de işin içinden sıyrılmasını bilir. Değişik oyunlarda değişik kıyafetler içinde görülebilir. Kadın Karagöz, Gelin Karagöz, Eşek Karagöz, Çarpılmış Karagöz, Çıplak Karagöz, Süpürgeli Karagöz, Bekçi Karagöz, Çingene Karagöz, Sandalcı Karagöz, Tulumlu Karagöz, Davullu Karagöz gibi çeşitleri vardır. Oyun içinde rol gereği kıyafet değiştirse de, oyun sonuna daima kırmızının hâkim olduğu bilindik görüntüsü ile çıkar.

HacıvatKaragöz ve Hacıvat
Hacıvat:
Hacı İvaz, Hacı Ayvaz veya Bursalı Hacı Ivaz adları ile de anılır. Medrese eğitimi görmüş, Arapça ve Farsça kelimelerle, tamlamalarla konuşan, her konuda bilgi sahibi olan biridir. Karagöz’le sürekli bir didişme içindedir. Ders verir tavrı, bilgiçliğe döner. Bazen bu çok bilmiş tavırları başlarını derde sokar. Yine de çeşitli badireler onun sayesinde atlatılır. Kıyafetine yeşil renk hâkimdir. Karagöz gibi değişik tasvirleri vardır. Kadın Hacıvat, Keçi Hacıvat, Çıplak Hacıvat, Kâhya Hacıvat, Sandalcı Hacıvat. Aynı şekilde oyun içinde kıyafeti değisse bile oyun sonunda klasik yeşilin hakim olduğu kıyafeti ile görünür.
B. Zenneler :

Çerkez halayık:
Karagöz oyununda dedikoducu kadın tiplerinden biridir.

Çingene: Karagöz ve Ortaoyunu’nda kötü kılıklı, esmer çingene kadın tipi. Genelde falcılık yapar, çiçek satar, kimi zamanda çalgıcılık yapar.

Karagöz ve karısıKaragözün Karısı: Karagöz Hacıvat’la konuşurken daima içerden seslenen karısı genelde görünmez. Oyun başında Hacıvat’ın tegannisiyle, Karagöz’ün bağırması sonucu uyanan çocuğunu uyutmaya çalışır.

Susamcı: Karagöz oyununda bir tiptir. Eski devirlerde hamamlarda susam helvası satan bir zenci kadındır.

Karagöz oyunlarında kadınlar fettan, kocalarına dayak atabilen haklarını savunabilen tipler olarak karşımıza çıkarlar. Çeşitli oyunlarda Arap Bacı, Natır, Susamcı, ve genç kız olarak görülürler. Oynadıkları oyunlara göre Nigâr, Salkım İnci, Dimyat pirinci vb. isimler alırlar.

C. İstanbul ağzı konuşanlar :

ÇelebiÇelebi: Karagöz ve Ortaoyunu’nda genç erkeği oynayan, İstanbul ağzıyla konuşan bir tiptir. Eskiden okumuş, tahsil görmüş eğitimli kişiler için kullanılan Çelebi tâbiri, bey ve efendi kelimelerinin yerini tutardı. Eğlenceyi sever, sürekli âşıktır. Kibar ve mirasyedidir. Güzel konuşmayı ve gezmeyi sever. Kadınlara düşkünlüğü ile bilinir. Kıyafeti yıllar içinde zennelerle birlikte en çok değişiklik gösteren tiptir. Modayı yakından takip eder. Osmanlı yaşantısındaki toplumsal değişimleri en bariz gösteren Karagöz tipidir. Toplumsal değişimleri Çelebi kıyafetleri üzerinde görmek mümkündür. İlk zamanlar sarıklı, kaftanlı çelebilerden Tanzimat sonrası fesli, setreli, redingotlu, İstanbulinli çelebilere bir değişim gözlenir. TiryakiOtel, han, hamam satın alıp bunların işletmeciliğini Hacıvat’a verir.

Tiryaki: Mahallenin en yaşlı efendisidir. Yarı uykulu hali ile kahvede oturur, mahallenin alay konusudur. Uyuşturucu kullandığı için davranışlarını kontrol edemez, sürekli uyku halindedir. Konuşması Hacivatı andırır. Sabırsız ve sinirli bir kişiliğe sahiptir. Bazen de çocuk gibi davranır.


BeberuhiBeberuhi
Beberuhi:
Karagöz oyununda kötü huylu cüce tipi. Saray soytarıları gibi vücudu gelişmemiş, aklı kıttır. Çabuk ve duraksamadan konuşur. Başkalarını, özellikle Karagöz’ü kızdırmaktan hoşlanır. Yılışık, sulu, alaycı, herkesle dalga geçen densiz bir tiptir. Oradan oraya laf taşıyarak herkesi birbirine düşürür. Etrafa kulak asmaz, devamlı olarak söz söyler, boyu kadar uzun bir külahı ve kimi kez de külahın ucunda feneri vardır. Karagöz argosunda “Pişbop” denildiği gibi “Altı karış Beberuhi” de denir.


D. Anadolu’dan gelen tipler :

Baba Himmet
Baba Himmet:
Karagöz oyununda omuzunda baltasıyla gezen Kastamonu’lu bir tiptir. Genelde odunculuk yapar. Çok iri yarı, kolayca aldatılabilen, saf bir kişidir. Yumuşak huylu ve iyi yüreklidir. Ancak kızdığında gözü kimseyi görmez. Diğer tasvirlere göre uzun ve büyük yapılır. Perdenin en uzun tipidir ancak dev gibi cüssesine rağmen yumuşak ve uysal bir tiptir. Karagöz onunla konuşmak için Himmet’in üzerine merdiven dayayıp çıkar. Anadolu Manav ağzıyla konuşur. Manav yerleşik Türklere verilen isimdir. Bir diğer adı Türk’tür. Konuşması kabadır bu da oyunda komik unsur olarak kullanılır.
Bolulu: Karagöz ile Ortaoyunu’nda sık görülen bir oyun tipidir. Yöresel Bolu ağzı konuşmasına rağmen İstanbullu davranış biçimleri gösterir, genellikle aşçıdır.

Efe: Karagöz oyunu tiplerinden biridir. Batı Anadoludaki zeybeklere, köy yiğitlerine denir. Zeybek oynaması en büyük özelliğidir.

Harputlu: Karagöz oyunu tiplerindendir. Çoğunlukla mahalle bekçisidir. Sözlerine birtakım Kürtçe sözcükler karıştırır. Bön ama kibirlidir.

Kayserili: Karagöz oyunu tiplerindendir. Yerli ağızla konuşur ama İstanbul törelerini benimsemiş pastırmacı tipi.

Kürt: Karagöz tiplerindendir. Oyunlarda Bekçi olur. Güneydoğu Anadolu’ludur.

Laz
Laz: Karagöz oyununda kayıkçılık ve kalaycılık yapan tip. Temel, İdris gibi isimler alır. Karadeniz’in çeşitli yörelerine ait dialektler kullanır. Çok süratli konuşup karşısındakine söz vermez. Ağzı kalabalık, geveze bir tiptir. Yöre insanının aceleci, hareketli yapısını yansıtır. Çabuk sinirlenir, çabuk yatışır. Yerinde duramayan sustuğu zaman heykel gibi duran, konuştuğu zaman makine gibi konuşan karşısındakini dinlemeyen bir tiptir.
Rumelili: Karagöz oyununda ezik bir göçmen ağzıyla tane tane konuşan Rumeli tipi, Mestan ağa. Çoğu kez pehlivan, kimi kez de arabacı olur. Durmadan köyünden bıktığını söyler. Pehlivanlıktan dem vurur. Ama koftur. Kendinden zayıfına bile yenilir. Korkak değilse de yılgındır.

E. Anadolu dışındandan gelen tipler :

Acem:
Karagöz ve Ortaoyunu’nda görülen Azerbaycan’dan ya da İran’dan gelen Azeri kökenli Türktür. Zengin bir halı tüccarıdır, ticaretle uğraşır. Çoğu kez halı tüccarı olması yanısıra tömbekici, antikacı ya da ara sıra tefecidir. Eliaçık, gönlü yüce, ancak atıp tutan bir kişidir. Abartma huyu çok belirgindir, inatçıdır, nispet yapar. Karagöz’ün karşısında yüksekten atar. Karagöz ise bu kişinin sözlerini kaba nüktelerle karşılar. Eğlence düşkünü olduğu kadar kendine dalkavukluk edenden hoşlanır. Şiire düşkündür. Farsça beyitler okumaya bayılır. Karagöz ise Türkçe maniler okuyarak oyuna komik unsurlar katar.

Arnavut: Karagöz ve Ortaoyunu tipidir. Dürüst, mert ama bilgisiz ve kabadır. Çabuk kızar, ataktır, onun için adam öldürmek çok kolaydır. Kabadayılığı vardır, ama sıkıya gelince kaçar. İyi davranılınca uyumludur. İmparatorluk coğrafyasında kavgacı ve silahşörlükleri ile tanınır. Kendine has bir şivesi, Arnavut ağzı vardır. Lâf anlatması zordur, okuma yazmayı, sayı saymayı bilmez. Oyunlarda ciğercilik, bahçıvanlık, bostancılık, bozacılık, koruculuk vb. işlerle uğraşır. Çoğu zaman Bayram adını kullanır.

Arap: Karagöz oyunu tipidir. Hacı fitil veya hacı fış fış, Hacı kandil diye anılır. Afrika’dan köle olarak getirilmiş Zenci insanlardır. Önceleri sarayda çalışmış, sonraları özgürlüklerini elde ederek toplum içine karışmışlardır. Seyyahtır, şekerci ve baklavacılık yapar. Genelde dilenci olduğu görülür.

Akarap: Karagöz oyunu tiplerinden biridir. Teni beyaz olan Arap demektir. Mısır, Suriye, Irak gibi ülkelerin vatandaşları için kullanılır. Fellah diye de bilinir. Oyunlarda kahve döğücülüğü, kestane fıstık, baklava satıcılığı, devecilik gibi uğraşları vardır.

Muhacır: Karagöz oyununda bir tiptir. Balkan göçmeni manasına gelir. Balkanlarda yaşayanlara Rumelili ya da anavatana göç ettiklerinde Muhacır denirdi.

F. Zımmi – Müslüman olmayan tipler :

Ayvaz Serkis:
Karagöz oyunundaki Ermeni tipi sonradan bir Ermeni adı olan Karabet diye adlandırılmıştır.Vekilharç-Kâhya olarak zengin konaklarında çalışır. Vanlı bir Ermeni olan Serkis konağın alışverişini yapar. Sadakâti ve dürüstlüğüyle bilinir.

Barba Yorgos: Karagöz oyununda yarı Ulahça, yarı Rumca konuşan bir Rumeli çobanıdır. Denizin adını bile bilmeyen cahil biridir. Gemileri birer büyük kayık sanır. Baba Himmet’e benzer. Yunan Karagözünde de kullanılan bir tiptir.

Frenk: Karagöz tiplerindendir. Avrupalılık taslayan doğulu bir Hristiyandır. Karagöz oyununda bu genellikle Rum’dur. Doktor olur. Levanten tipidir.

Yahudi: Karagöz oyunu tiplerindendir. İstanbul’lu azınlıklardan, cimri bir tiptir. Kâh eskici, kâh bezirgândır. Ticari zekası çok gelişmiştir. Karagöze iş gördürür, para vermez.

G. Kusurlu ve ruhsal hasta tipler :

Hımhım:
Karagöz oyunu tiplerindendir, genizden konuşur. Kusurlu kişiler sınıfına girer. Artık oyunlarda pek kullanılmayan bir tiptir. Kambur: Karagöz oyunu tiplerinden biridir. Beberuhiyi andırır, sırtında kamburu vardır.

Kekeme: Karagöz oyunu tiplerinden biridir. Kekeleyerek konuşur. İnsanların kusurları ile alay etmek hoş olmayacağı için artık bu tipler perdeye getirilmiyor.

H. Kabadayılar ve sarhoşlar :

Aydınlı:
Karagöz oyununda kabadayı ya da efe tipi. Kabadayılar grubuna girer. Tek başına mahallenin düzenini sağlar. Perdedeki tiplere göre boyu uzun olan Aydınlı, “Efe” olarak da anılır ve perdeye gelir. Bazı oyunlarda Tuzsuz Deli Bekir’in yerini alır.

Efe: Haksızlığa uğramış kişileri koruyan, çapraşık işleri düzene koyar suçluları tir tir titreten ve küçük birer nasihatla salıveren bir tiptir. Olay köçek oyunu ile tatlıya bağlanır Efe herkesi tanır.

Gazi Boşnak: Karagöz oyununda zorba bir yeniçeri ya da levent tipi. Külhanbey: Karagöz tiplerinden biridir. Matiz ve Tuzsuz Deli Bekir’den sonra gelir. İkinci Abdülhamit devrinde Karagöz tipleri arasına girmiş olan Külhanbey sarhoş değildir.

Tekbıyık: Tuzsuz Deli Bekir gibi kabadayılar grubundandır.

Tuzsuz Deli Bekir:
Mahallenin belalısıdır bazılarına göre yiğit bir delikanlıdır. Oyunda son anlarda çıkar onun gelmesi ile düğüm çözülür. Suçluları cezalandıran, mahallede düzeni kuran odur. Adaleti kendi bilek gücü ile sağlar, suçlulara moral dersi vermez çoğunlukla onları bağışlar. Mahallede ona karşı çıkabilen tek kişi Karagöz’dür.

I. Eğlendirici tipler :

Canbaz:
Sözlük anlamında canı ile oynayan demektir. İp üzerinde yürüyenlere ve yüksek dikili taşlara tırmananlara bu ad verilmiştir. İp canbazlarının özel adı Rismanbazdır.

Curcunabaz: Curcuna içinde dans eden ve gösteriler yapan sivri külâhlı, bazan yüzleri maskeli oyuncular.

Çengi: Çeng adı verilen çalgıyla danseden kadın danssçıdır. İsmini Çeng’den almıştır. Daha sonra sadece işin raks yönü kalmıştır. Karagöz oyunu sonunda çengi oynamak neredeyse yerleşmiş bir gelenektir. Çengiler oyun sonunda perdeye gelip raks ederler.

Hokkabaz: Gözbağcılık ve elçabukluğu gösteren tip.

Kantocu: Karagöz oyununda ilgi çekmek için sonradan eklenmiş kanto söyleyen tip.

Köçek: Karagöz oyunlarını çengi ya da köçekle bitirmek adettendir. Yeni eklenen tiplerle Kafkas, Karadeniz oyunları, balerinlerle bale yapılır. Oyun sonu dans ve müzik gösterisi ile bitirilir.

Maskara: Karagöz oyununda soytarı tipi.


J. Olağanüstü kişiler,yaratıklar :

Büyücü:
Karagöz oyunu tiplerinden olup eski zamanlardan kalma büyü yapan kişidir. Bu tip genelde kadındır.

Cadı: Karagöz oyun kişisidir. Cazu adıyla da bilinir. Doğaüstü güçleri vardır. İnsanı çeşitli kılıklara sokabilir. Uçma yetisine sahip olan Cazular, küple ya da bir ejderin üzerinde ellerinde yılandan kamçılarıyla, uçarak özel efektlerle perdeye gelirler.

Canavar: Doğaüstü garip bir yaratıktır. Gölge oyunumuzda kötülüğün simgesidir.

Cin: Karagöz oyununda doğadışı bir tasvir. Ortaçağ Avrupa tiyatrosundaki şeytanın karşılığıdır. Göğsünde, karnında, kasıklarında ve dizkapaklarında canavar başları vardır. Göze görünmediğine ya da istediği zaman göründüğüne inanılan hayal tipi. Cumhuriyet öncesi Karagöz oyunlarında daha çok kullanılmıştır.

Cinler, Cadılar: Çifte Cazular, Ferhatla Şirin, Kanlı Kavak gibi oyunlarda tabiat üstü varlıklara rastlanır. Perdeye Karagöz’ü çarpmak ve cezalandırmak için gelirler. Büyücüler küplere,ejderlere binerler ellerinde yılandan kamçıları vardır.

K. Geçici ikincil kişiler ve çocuklar :

Geveze:
Karagöz oyunu tiplerindendir. Bu tip ağzına geleni söylediği gibi, pot kırar, çam devirir. Çok konuşur, münasebetsiz bir tiptir.

Muslu: Karagöz oyunu tipidir. Kanlı Kavak oyununda Âşık Hasan’ın oğlu.

Natır: Karagöz oyununda bir tiptir. Kadınlar hamamında çalışan hizmetlilerin başı olan kadındır. Erkekler hamamındaki tellağın karşılığıdır.

Rasgele: Karagöz oyununda bir tiptir. Söylediği her kelimeye “rasgele” ilave ederek konuşması en büyük özelliğidir.

Sekban: Karagöz oyunu tiplerinden biridir. Yeniçeri Ocağına mensup eski devir askerlerindendir.

Tatar: Karagöz oyunu tipidir. Perdeye lehçe taklidi yapmak için çıkar.





Hayâlî
Eskiden Karagöz oynatan kişiye Hayâlî, Hayâlbâz, Şebbâz isimleri verilirken günümüzde Usta diye anılmaya başlandı. Gerekli malzemelerin bulunduğu takıma Hayâl sandığı veya takım ismi verilir. Takımı tamam Hayâlîye ise sandığı tamam denir.

Hayâlî Karagöz oyununun tek aktörüdür. Tasvirleri işler, onları oynar, seslendirir. Tasvirlerini kendi yapanlar olduğu gibi başkasının tasvirleri ile oynayanlar da vardır. Hayâlî oyunu yazar, oyunu adapte eder-uyarlar, duruma göre doğaçlama yapar, tuluat yapar. Tûluat denilen doğaçlama konuşma yetisi ve espri kabiliyeti Karagöz oyunları içinde önemli bir yer tutar. Tiyatro eğitiminde kullanılan ses tekniklerini kullanan Hayâlîler perdedeki tüm tiplerin seslerini tek başlarına konuşurlar. Hayâlî aynı zamanda Türk müziğini bilecek, tiplerin şarkılarını söyleyecek ve farklı şiveleri konuşacaktır. Temiz bir İstanbul Türkçesi kullanır. Dialekt yapar tipleri konuşur. İyi bir icracıdır tiplerin perdeye gelişlerinde şarkılarını söyler. Oyunculuk bilgisi olmayanın Hayâlî olma şansı zayıftır.

Hayâl ustasının yardımcısına eskiden Çırak, Çırağın yardımcısına da Sandıkkâr ismi verilirdi. Karagöz oyununda şarkıları türküleri okuyan kişiye Yardak, tef çalan yardımcıya Sazende ismi verilir.

Günümüzde Hayâlî ustanın tek bir yardımcısı var ve buna Yardak deniyor. Hayâlî’ye oyun sırasında “Yardak” denilen yardımcısı yardım eder. Yardak, oyun tasvirlerini perdeye giriş sırasına göre ustaya verir, def çalarak müziğe eşlik eder, oyunun efektlerini yapar.

Karagöz, pek çok disiplini bünyesinde barındıran zorlu bir sanattır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nin I. Cildinde S.654’de tespit ettiği devrinin ünlü Karagöz ustalarını şöyle sıralar:
1700 lü yıllarda
yaşayan Bekçi Mehmet, Sarı Ahmet, Şerbetçi Emin,
1800 lü yıllarda
Hayali Berber Sait, Hayali Hamit, Papol Ahmet Efendi, Kıbrıslı Agah Efendi, Hayal Küpü Emin Ağa, İhsan Efendi, Küçük İsmail Efendi, Sıracalı İsmail Efendi, Arap Cemal Efendi, Erenköylü Haydar Bey, Hımhım Hüsnü Efendi, Cerrah Salih Efendi, Kâtip Salih Efendi, Tahir Ağa, Arap Ömer Efendi, Kör İzzet Efendi, Yorgancı Abdullah Efendi, Şeyh Fehmi Efendi, Kâtip Mahmut Bey, Püsküllü Hüsnü Efendi...

Yakın Tarihimizin Hayâlîleri:
Kör İmam, Katip Salih, Cerrah Salih, Yorgancı Abdullah, Kantarcı Hakkı, Şekerci Derviş, Aktar Rıza, Usturacı Mustafa, Çilingir Ohannes, Küçük İsmail, Zenne Sait, Miralay Neşet Bey, Şeyh Tahir Ağa
Bu ustaların asıl geçimlerini temin ettikleri birde meslekleri vardı. Kimi marangoz, kimi demirci, kimi medrese de hoca idi.

Oyunları
Karagöz'ün Boğaziçi Sefası: Sandal gezisinde denize çöp atan Karagöz denize düşer. Denizde yaşayan canlılarla karşılaşınca korkup insan olduğunu saklar. Denizi kirlettiği anlaşılınca kaçmak zorunda kalır...
Karagöz Elma Şekeri: Karagöz çocuklara kötü davranır ve kendisine emanet edilen şekerleri satamaz. Tüm şekerleri yiyen Karagöz arabanın içine düşer. Çıktığında artık elma şekeri olmuştur. Bundan kurtulup yeniden insan olmaya çabalar...
Karagöz'ün Sözü (Üsküdar Çeşmesi): Hacıvat, söz verip tutmayan Karagöz'e zamanın önemini anlatmak için bir oyun hazırlar. Sözün öenmini anlatan bu oyun Karagöz'ün rahatını kaçırır...
Karagöz'ün Misafirleri: Akraba olduğunu söyleyen tipler gelip Karagöz'ün evine yerleşirler. Karısı sinirlenince Karagöz davetsiz misafirlerinden kurtulmak için çare aramaya başlar. Hacıvat yardımına koşar...
Kız Kulesi Efsanesi: Gördüğü rüya üzerine kızını ölümden kurtarmak isteyen İmparator, denizde bir kayalık üzerine kule yaptırır. Karagöz bu kulede bekçi olarak çalışmaktadır...
Ters Evlenme: Kâr-i Kadim bir oyun olan Ters Evlenme yeni yazılmış şekli ile seyirci karşısına çıkıyor. Evlenmek isteyen Tuzsuz Deli Bekir karşısında gelin diye Karagöz'ü bulur...
Çifte Cazular: Masalsı ögeleri ağır basan oyunda Karagöz'le beraber Hacıvat'ta cezalandırılır. İki kafadar Cadılar tarafından eşek ve tekeye dönüştürülür...
Cinli Yazıcı: İşsiz Karagöz Çelebi'den kiralanan dükkânda çalışmaktadır. Kendisine tuhaf bir yaratık musallat olur...
Tahmis (Kahveci Güzeli): Karagöz Mısır Çarşısında gezerken Kurukahveci Mehmet Efendi ile tanışır. Kahvenin hikâyesini dinleyip nasıl yapıldığını görür...
Karagöz Oyun Bölümleri
Karagöz oyunu dört ana bölümden oluşur.
      A. Mukaddime (Başlangıç)
      B. Muhavere (Söyleşme)
      C. Fasıl
      D. Bitiş

A. Mukaddime: Oyun başlamadan perde ortasına göstermelik denen figürler (Limon ağacı, Çiçek saksısı, Gemi, Çeşme, Hamam vb.) yerleştirilir. Göstermelik hangi oyunun oynanacağına dair bir ipucu olabildiği gibi oyundan tamamen bağımsız da olabilir. Göstermelik Hayali ya da Yardağın çaldığı kamıştan yapılmış nareke ismi verilen düdüğün çıkardığı zırıltılı ses ve def velvelesi eşliğinde perdeden yavaş yavaş kaldırılır. Bu oyunun başladığına işarettir. Daha sonra seyirciye göre sol taraftan Hacıvat semai formunda bir şarkı söyleyerek gelir, şarkısını bitirdikten sonra perde gazelini okur.
Perde Gazeli: Perdeden Göstermelik na’reke vızıltısı ve def velvelesi eşliğinde kaldırıldıktan sonra Hacıvat tarafından söylenen uyaklı manzum şiirlerdir. Hayali perde gazeline başlamadan “Oof Hay Hak!” diye yaratana seslenir. Oyunların tasavvufî yönlerinin ağırlıklı olarak vurgulandığı perde gazellerinde, yaratanın varlığı ve birliği övülürken insanın aciz bir kul olduğunun altı çizilir. Karagöz’ün ibret perdesi olduğu ve gösterinin bir ders niteliğinde olduğu belirtilir. En bilinen perde gazeli;

Nakş-ı sun’un remz ider hüsnünde rüyet perdesi
Hace-i hükmü ezeldendir hakikat perdesi

Sîreti sûrette mümkündür temaşa eylemek
Hâil olmaz ayn-ı irfâna basiret perdesi

Her neye im’an ile baksan olur iş âşikâr
Kılmış istilâ cihanı hab-ı gaflet perdesi

Bu hayâl-i âlemi gözden geçirmektir hüner
Nice Karagözleri mahvetti bu sûret perdesi

Şem-i aşkın yandırıp tasviri cismindir geçen
Âdemi amed şüt etmekte azimet perdesi

Hangi zılla iltica etsen fena bulmaz acep
Oynatan üstadı gör kurmuş muhabbet perdesi

Dergah-ı Âl-i Abâ’da müstakim ol Kemterî
Gösterir vahdet elin kalktıkça kesret perdesi.
(Türk Folklor Araştırmaları Yıllığı, Karagöz Özel Sayısı, İstanbul Haziran 1959, Sayı 119, s: 1935-1936.)

Bu gazel 1312 (H.) senesinde Üsküdar’da ölen Kemteri mahlasını alan Raşit Ali Efendi’nindir. Karagöze izafe edilen ve Bursa’da Çekirge yolundaki mezar taşına 1310 (H.) yılında yazılmıştır. Bu ve bunun gibi değişik perde gazellerinin okunmasıyla oyun açılmış olur. Perde gazeli bitimiyle Hacıvat seyirciyi selamlar ve Karagöz’ü çağırmak için teganniye başlar. Karagöz bağırmamasını söylese de Hacıvat bağırmaya devam eder. Bunun üzerine Karagöz aşağıya atlayıp, Hacıvat’la alt alta, üst üste kavga ederler. Hacıvat kaçar, Karagöz sırt üstü yerde yatarken anlamsız sözlerden oluşan tekerlemesini söyler.
Karagöz Hacıvat’a kızıp söylenirken, “Bir daha gel bak ben sana neler yaparım” der. Hacıvat tekrar perdeye gelir ve Mukaddime biter, Muhavere (söyleşi – atışma) başlar.

B. Muhavere: Kelime anlamı karşılıklı konuşma olan muhavere, Karagöz ve Hacıvat’ın tüm özelliklerini bünyesinde barındıran bir bölümdür. Yanlış anlamalara dayalı, kelimelerin ses oyunlarıyla farklı anlamlarda kullanılmaları, ikilinin eğitim öğretim durumları ve kişilik özellikleri bu bölümde iyice belirginleşir. Eski oyunlardan günümüze ulaşan muhavereler asıl oyunun konusuyla ilgili değildir. Yeni yazılan muhavareler ise oyunla ilgili olabiliyor. Bu bölüm Karagöz’ün yabancı sözcükler kullanarak konuşan Hacıvat’ı yanlış anlaması ya da yanlış anlar görünmesi üzerine kuruludur. Böylece muhavere, ortaya türlü cinaslar ve nükteler çıkmasıyla sürer gider. Muhavereler her konuya açıktır, önceden bilinen bir muhaverenin içine günlük olaylar sokulabileceği gibi, günlük olayları şakacı bir dille eleştiren doğaçlama muhaverelerde olabilir. Bu Karagöz oynatan ustanın maharetine ve kültürüne bağlıdır. Evliya Çelebi’nin çok övdüğü Hayâlî Kör Hasanzade Mehmet Çelebi’nin akşamdan sabaha dek değişik taklitler yapıp herkesi hayretler içinde bıraktığı, 18. yüzyıl sonlarında yetişen Kasımpaşalı Hafız’ın da gece sabaha kadar sadece Hacıvat ile Karagöz’ü oynatıp konuşturduğu, dinleyenlerin çatlamak derecesine geldiği ve vaktin nasıl geçtiğini fark etmedikleri biliniyor. 18. yüzyıl sonlarında yetişen hayal küpü Emin Ağa’nın bir söylediği muhavereyi bir daha söylemez diye şöhreti vardır. Muhavere bölümü Hacıvat’ın Karagöz’den dayak yiyip kaçması, yalnız kalan Karagöz’ün “Sen gidersin de ben durur muyum. Ben de giderim evime bakalım ayine-i devran ne suretler gösterir” diyerek çıkması ile sona erer.

C. Fasıl: Oyunlara ad olan bölümdür. Karagöz oyunları isimlerini burada geçen olay örgüsünden alırlar. Karagöz ve Hacıvat dışındaki diğer tipler ağırlıklı olarak bu bölümde perdeye gelir, kendilerini gösterirler. Basit entrikalarla oluşan düğüm yine bu bölümde çözüme kavuşturulur. Hacıvat’ın Karagöz’e iş bulması, Karagöz’ün kendisini zor durumda bırakacak işler yapması en çok kullanılan temalardır. Akışa göre kendi kılık ve şiveleri ile çeşitli tipler perdeye gelip giderler. Gelen her tip kendi müziği eşliğinde şarkısını söyler.

D. Bitiş: Karagöz oyununun en kısa bölümü bitiştir. Fasıl bölümü sona erdikten sonra Karagöz ile Hacıvat perdeye gelirler. Burada kıssadan hisse söylenir. Gelecek oyunun adı, yeri ve zamanı konuşma arasında ilan edilir. Karagöz Hacıvat’ı tekrar döver, bunun üzerine Hacıvat, klasik sözü, “Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman” diyerek yukarı sola doğru perdeden ayrılır. Oyunu kapatan Karagöz’dür. “Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola! Bak yarın akşam ben sana neler ederim neler!” diyerek yukarı sağa doğru perdeden çekilir. Hayal perdesinde ışığın kararmasıyla oyun sona erer.

Karagöz oyun metinleri Kar-i kadim ve Nev icad olmak üzere ikiye ayrılır. Eski Karagöz oyunlarına (Kar-i kadim), yeni olanlara ise (Nev icad) denir.

Karagöz Tarihçesi
Gölge oyununun çıkış noktası uzakdoğu, Çin olarak bilinir. Ticaret ve geziler sonucu Endonezya, Java ve Hindistan’da yaygınlaşan gölge oyunu mistik ve dinsel bir etkiye sahiptir. Türkler Çin ile yakın ilişkileri dolayısıyla bu sanatı öğrenmişler ve kendi kültürleri doğrultusunda geliştirmişlerdir. Uygur ve Budist duvar resimlerinde görülen tasvirler Çin gölge oyununda da görülür. Topkapı Sarayı Müzesi’nde eserleri bulunan Mehmet Karakalem çalışmaları da bunlara benzer örneklerdir.

Gölge oyunu tekniğinin Türk halk kültüründe ne zaman Karagöz adını aldığı hakkında çeşitli görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanı Bursa efsanesidir. Sultan Orhan devrinde (1324-1362) Ulucami’nin yapımında demirci ustası Kambur Bâli Çelebi (Karagöz) ile duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacıvat) çalışmaktadır. Nekre tipler olan ikilinin arasında geçen nükteli konuşmalar diğer işçilerin dikkatini toplayıp, işlerini aksatmalarına sebep olur. Cami inşaatı yavaş ilerler. Durumu öğrenen padişah hiddetlenip her ikisini de idam ettirir.
Yaptığı yanlışlığın bilincine varan padişah çok üzülür. Padişahın musahibi Şeyh Küşterî padişahı teselli etmek için beyaz sarığını çıkarıp gerer ve arkasına bir şem’a (ışık) yakar. Ayağından çıkardığı çarıklarıyla Karagöz ve Hacıvat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını seslendirir. Günümüzde de Karagöz perdesine “Şeyh Küşterî meydanı” denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri – kurucusu kabul edilir. (Evliya Çelebi Seyahatnamesi)

Gölge oyunu ülkemize Yavuz Sultan Selim’in 1517’deki Mısır seferi sonrası 16. yüzyılda gelmiştir. Mısır’ı fetheden Yavuz Sultan Selim’in Memlük Sultanı Tomanbay’ın asılışını hayal perdesinde canlandıran bir hayal sanatçısını, oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın da görmesini arzu ederek İstanbul’a getirmesiyle gölge oyunu İstanbul’a gelmiştir. Türkler 16. yüzyıl başlarında perde gerisinden gölge yansıtma tekniğini Mısır’dan almışlardır. Mısır Memluklarının gösteri yaptıkları siyah, ışık geçirmeyen, arabesk motiflerle işlemeli tasvirleri, şeffaf ve renklendirilmiş deri üzerine işleyen Türkler, bu sanata farklı bir nitelik kazandırdılar. Mısır oyunlarının olay örgüsünün birbirinden kopuk yapısını düzenleyip yeni bir biçim verdiler. Oyun tipleri Osmanlı İmparatorluğu’nun bünyesinde barındırdığı halklar içinden ve mahalle geleneğinden seçilmiştir. Karagöz Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yayılmış, çevre ülkelerde etkili olmuş, geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Karagöz oyunu Mısır’a tekrar yeni biçimiyle dönüp ilgi görmüştür. Bugün Mısır kuklasının adı Aragöz’dür.

Nitekim bir çok gezgin, 19. yüzyılda Mısır’daki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduğunu, Mısır’a Türkler tarafından sokulduğunu ve çoğunlukla Türkçe oynatıldığını belirtmişlerdir. İslam dünyasında bu oyuna “Tayf-ül hayal”, “Zıll-i hayâl”, “Hayâl-el sitare” gibi adlar verilmiştir. Bazı İslam mutasavvıfları eserlerinde hayâl sahnesini dünya’ya, perdedeki geçici hayalleri insanlar ve diğer varlıklara benzetmişlerdir. Oyundaki hayaller nasıl perde arkasındaki sanatçı tarafından oynatılıyorsa, evrendeki varlıkları da görünmeyen bir yaratıcının hareket ettirdiği anlatılmıştır.

16. yüzyılda hayâl oyununun yaygınlığını ve Osmanlı eğlence sanatlarının başlıcalarından olduğunu gösteren pek çok belge vardır. Şeyhülislam Ebussuut Efendi’nin (1490-1574) hayâl oyununu ibret gözüyle seyretmenin cezayı gerektirmeyeceği yolundaki fetvası bunların en önemlisidir. Ebussuut Efendi; “Gerçek biliminde yükselmek isteyenler için gölge oyununda büyük ibretler olduğunu gördüm. Kişiler, kalıplar gölge gibi gelip geçiyor ve çabucak yok oluyor, onları oynatan ise bakî kalıyor” demiştir.

Karagöz üzerine 17. yüzyıla ait belgeler daha çoktur. Evliya Çelebi, Naima gibi yerli yazarların eserlerinden ve İstanbul’da bulunmuş Avrupalıların anı ve gezi kitaplarından öğrenildiğine göre Ramazan ayında kahvehanelerde, başka zamanlarda da evlenme, doğum, sünnet düğünü vs. dolayısıyla saray, konak ve evlerde yapılan şenliklerde oynatılan bu oyunlar Osmanlı toplumunun belli başlı eğlencelerinden biriydi.

19. yüzyılda da sarayın ve halk toplantılarının gözde eğlencelerinden olduğunu yine yerli ve yabancı kaynaklardan öğreniyoruz. 19. yy’da 2. Mahmut dönemine ait kaynaklarda da Karagöz oyunu yer alır. 1843’de Türkiye’yi ziyaret eden Gerard de Nerval seyahatnamesinde İstanbul’da seyrettiği Karagöz oyununu tüm ayrıntıları ile anlatır.
(Gérard de NERVAL, Doğuya Yolculuk, Çelik GÜLERSOY İstanbul Kitaplığı, İstanbul-1974, s: 85-94)

Yabancı kaynaklarda Karagöz oyunlarının açık saçık bulunduğuna dair yazılar vardır. Bunlardan Jean Thévenot 1655-1656’da Türkiye adlı eserinde, bir hanımın nasıl olupta Karagöz oyunu izlediğini anlayamadığını yazar.
(Jean THéVENOT, 1655-1656’da Türkiye, Tercüman 1001 Temel Eser, İstanbul-1978, s: 95-96.)

Abdülaziz ve II. Abdülhamit devirlerinde bazı Karagöz sanatçıları Mızıkayı Hümayun himayesine alınmışlardır. Bu dönemde yetişen Karagöz sanatçılarının kimisinin tekkelerden (Şeyh Fehmi Efendi, Müştak Baba), kimisinin medreseden (Darphaneli Hafız Efendi, Hafız Mehmet Efendi) kimisinin Enderundan (Enderunlu Hakkı Bey, Enderunlu Tevfik Efendi), kimisinin katiplikten (Katip Salih Efendi), kimisinin cerrahlıktan (Cerrah Salih Efendi), pek çoğunun da esnaflıktan (Yorgancı Abdullah Efendi, Püskülcü Hüsnü Efendi, Kantarcı Hakkı Efendi, Hamamcı Süleyman Efendi, Yemenici Andon Efendi, Çilingir Ohannes Efendi) olduğu görülür.

Saray için getirilen, önceleri saray düğünlerinde perde diyen Karagöz çok kısa zamanda halka kendini sevdirdi. Sonuçta Karagöz çeşitli Hayâlîler eliyle halk arasında büyük rağbet gördü. Geniş Osmanlı coğrafyasındaki tüm tipleri bünyesinde barındıran bir folklor, edebiyat, etnoğrafi, müzik, mizah ve hiciv sergisi kimliği kazandı.

Esnek yapısı itibariyle doğaçlamaya ve güncel olayların işlenmesine son derece açık olan Karagöz perdesi, zamanının en önemli toplumsal yergi vasıtasıydı. Halkın beğenmediği hükümet kararlarını eleştirdiği ve kamuoyunu temsil ettiği dönemler vardır. Osmanlı’nın son dönemlerinde Karagöz sanatçıları devlet ileri gelenlerinden bazılarının hırsızlığını, rüşvetçiliğini vs. perdede canlandırdıkları için bu taşlamalar çok keskin bulunmuş, oyunlar yasaklanmıştır. Devlet ileri gelenlerinin perdeye yansıtılmaları ağır cezalara bağlanmış, bu yasaklamalardan sonra Karagöz sıradan, kaba saba bir güldürü durumuna düşmüştür.

20. yy’da Türk Halk edebiyatı ile ilgili araştırmalar başlamış fakat hızla başlayan batılılaşma çabası ile Karagöz oyunu gözden düşmeye başlamıştır. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde bir süre daha yaşayan Karagöz, zaman içinde tiyatronun, sinemanın daha sonra da televizyonun hayata girmesiyle önemli ölçüde etkisini kaybetmiştir.

Bu yüzden hayaliler Karagöz oyun tekniğinde bazı değişiklikler yapmaya çalışmışlardır. Ahmet Rasim, “Muharrir Bu Ya” adlı eserinde Hayali Katip Salih’in kanto söylettiği ve muhafazakarlar tarafından eleştirildiğini anlatmaktadır.

Ancak Karagöz oyunlarının etkisini kaybetmesindeki sebep sadece teknoloji alanındaki gelişmeler olmamıştır. 17. yüzyılda başlayan batılılaşma çabaları yirminci yüzyılın başlarında etkisini göstermeye başlamış, geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli özelliği olan doğaçlama geleneği terkedilmiş bunun yerini batı tiyatrolarında olduğu gibi yazılı metinler almıştır. Yazılı metne bağlı kalarak oynatılan Karagöz oyunları, yeni oyunlar yazılamadığı için çağa ve insanların kültürel gelişimlerine ayak uyduramamış, eskiden oynatılan oyunların aynısının tekrar tekrar perdeye getirilmesi insanların ilgisini çekmez olmuştur.

Yenileştirme çalışmaları Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de devam eder. 1910 yılında Beyoğlunda “Canlı Karagöz Sahnesi Operet Kumpanyası” adlı topluluk kurulur. Komik-i Şehir Naşit Efendi burada deneme amacıyla canlı Karagöz olarak sahneye çıkmıştır.

Doğaçlama geleneğine geri dönülmesi durumunda Karagöz eskiden olduğu gibi saygın ve yaygın bir duruma gelebilecektir, aksi takdirde önümüzdeki on yıllar içinde Karagöz sanatımız tarih kitaplarının arasında kalıp yok olmaya mahkumdur. Karagöz günümüzde sayıları azalan Hayâlîler tarafından yaşatılmaya çalışılmaktadır.

1966’dan sonra düzenlenmeye başlayan festivaller yarışmalar sonucunda bir çok başarılı hayalinin varlığı ortaya çıkmış, yeni oyunlar kaleme alınmıştır. Yazılan oyunların pek çoğu perdede oynamaya uygun olmasa da konu tekrar gündeme gelmiştir.


13 Aralık 2017 Çarşamba

günlük ritüeller - mason currey

Günlük ritüeller dendiğinde kimimiz her sabah aynı saatte kalkmayı anlıyor, kimimiz evden muhakkak sağ ayakla çıkmak gibi daha çok takıntıya yaklaşan şeyleri. Bazı ritüellerin yaratıcılıkla bir bağı olduğu ve ritüelleri uygulamanın yaratıcılığı tetikleyebileceği de son yıllarda sıkça gündeme gelen iddialardan. Peki günlük ritüellerin faydası henüz akademik çalışmalara konu olmadan evvel de yazarlar tarafından fark edilmiş ve uygulanmış mıydı? İşte, Mason Currey'in kitabından derlediğimiz, bazı ünlü yazarların günlük ritüelleri:


Simone de Beauvoir

Feminist düşünceye katkıları kadar Jean-Paul Sartre'la olan ilişkisiyle de hatırlanan Simone de Beauvoir, çalışma konusunda pek sıkıntı yaşayan biri değildi. 1965 yılında The Paris Review'a verdiği söyleşide, "Genel olarak, güne başlamayı sevmesem de çalışmaya koyulmak için hep acele ederim," diyordu. "Önce bir çay içerim, ardından saat on civarında masanın başına oturup bire kadar çalışırım. Ardından arkadaşlarımla görüşürüm ve daha sonra beşte tekrar çalışmaya başlar ve dokuza kadar decam ederim."




Patricia Highsmith

Yetenekli Bay Ripley'in yaratıcısı Patricia Highsmith'in bazı kahramanlarıyla benzeşen bir özelliği vardı, o da insanlardan pek hazzetmiyordu. Yazmak onun için bir zevk kaynağı olmaktan ziyade bir mecburiyetti. "Çalışmanın, yani hayal etmenin dışında hiçbir gerçek hayat yok," diye yazmıştı günlüğüne. Highsmith her gün, genellikle de sabahları, üç-dört saat çalışıyordu. En sevdiği çalışma yöntemi ise etrafı sigaralar, küllükler, kibritler, bir fincan kahve, bir çörek ve çöreğin üzerine serpeceği biraz şekerle doluyken, yatağının üzerinde yazmaktı. Ayrıca yazmaya başlamadan önce sert bir içki içmeyi de ihmal etmezdi. Yatağının yanında bir votka şişesi bulunur ve her sabah günlük limitini belirlemek için şişeye bir işaret koyardı.




Jane Austen

Jane Austen hiçbir zaman yalnız yaşamadı ve içinde yaşadığı aile de rutinlerini etkiliyordu. Fakat bu kalabalıktan bir şikayeti de yoktu, yaşamından memnundu. Austen evin oturma odasında yazar ve sık sık da rahatsız edilirdi. Yazdığı şeylerin başkalarının dikkatini çekmemesi ve kolayca kamufle edilebilmesi için bir yöntem geliştirmişti; küçük kağıt parçaları üzerine yazıyordu. Ayrıca ön kapı ile çalıştığı oda arasında açılıp kapanırken gıcırdayan bir kapı vardı fakat Jane Austen bu kapının yağlanmasına itiraz etmişti. Çünkü o bu kapı sayesinde birilerinin odaya girmek üzere olduğunu anlıyordu.


Gustave Flaubert

Flaubert dünyaca ünlü romanı Madame Bovary'yi 1851'de, annesinin Fransa kırsalında bulunan evinde yazmaya başlamıştı.  Flaubert her sabah onda uyanıyor ve zili çalarak kendisine gazetesini, mektuplarını, bir bardak soğuk suyunu ve doldurulmuş piposunu getirecek olan hizmetçiyi çağırıyordu. Flaubert mektuplarını okuyup biraz da piposunu tüttürdükten sonra yataktan kalkamaya karar verene dek kendisiyle sohbet etmesi için annesini çağırıyordu. Çok sıcak bir banyo ve saç dökülmesine karşı uygulanan önlemlerin ardından yazar saat on bir civarında güne başlamaya hazır oluyordu. Ancak gündüz saatlerini çoğuklukla gezintilerle ve okuyarak geçiriyor, çalışmaya ancak saat dokuz-on gibi, annesi yatağına çekildikten sonra başlıyor ve ev halkı uykudayken çalışabildiği kadar çalışıyordu.




Thomas Mann

Thomas Mann oldukça dakikti, her sabah sekizde uyanır ve yataktan çıkıp karısıyla bir fincan kahve içerdi. Ardından banyo yapıp giyinir ve sekiz buçukta kahvaltıya otururdu. Saat dokuz oldu mu yazarın çalışma odasının kapısı kapanırdı ve bu andan itibaren ne ziyaretçiler, ne telefonlar ne de aile fertleri kabul edilirdi. Ayrıca bu süre zarfında çocukların da gürültü yapması yasaktı. Sabah çalışmasının ardından Mann öğle yemeğini yine çalışma odasında yerdi. Sonrasında saat dörde dek gazete, dergi ve kitap okuyan yazar okumaları sona erince bir saatlik gündüz uykusu için yatağına çekilirdi. Saat beşte çay içmek için ailesine katılan Thomas Mann çayın ardından mektuplarını, tanıtım  yazılarını ve makalelerini yazıyor ve sekiz civarı yenen akşam yemeğinin ardından da yürüyüşe çıkıyordu.




Ernest Hemingway

Ernest Hemingway tüm yetişkin yaşamı boyunca sabahın ilk ışıklarıyla uyandı. Önceki gece geç saatlere kadar içki içmiş olsa da bu durum değişmezdi, öyle ki yazarın oğlu Gregory babasının akşamdan kalmalığa karşı bağışıklık geliştirdiğini düşünür olmuştu. Hemingway ise 1958 yılında The Paris Review'a verdiği röportajda sabah saatlerinin onun için önemini şu şekilde açıklıyordu: "Bir kitap ya da öykü üzerinde çalışırken, mümkün olduğunca sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yazmaya başlarım. Sizi rahatsız edecek kimse yoktur, hava serin ya da soğuk olur; çalışmaya başlar ve yazdıkça ısınırsınız. Yazdıklarınızı okur ve yazmaya kaldığınız yerden devam edersiniz. Hâlâ enerjinizin kaldığı ve bundan sonra ne olacağını bildiğiniz bir noktaya gelince durur, ertesi gün yeniden işe koyuluncaya dek hayatınıza devam etmeye çabalarsınız."









Kaynak: Günlük Ritüeller, Mason Currey, Kolektif Kitap.

3 Aralık 2017 Pazar

tyt 2017 örnek sorular analizi

Örnek TYT Soruları 2017

1 Bağlam
2 Bağlam
3 Bağlam
4 Bağlam
5 Paragraf
6 Paragraf
7 Yapım ve çekim ekleri
8)Sözcük türü – fiilimsi ve zarf
9)Sözcük türü-sıfat
10) Sözcük türü – fiilimsi
11sıfat tamlaması
12Sözcük türü – zarf
13 Sözcük türü – sıfat
14 Cümle yapısı
15 Yazım -pekçok
16 Yazım –yaşıyan
17 Noktalama
18 Noktalama
19 Noktalama

20 ile 40 arası sorular paragraf bilgisi

tyt örnek soru kitapçığı ösym

1. Yahya Kemal’in şiirlerini bir araya ---- Kendi Gök Kubbemiz, adını bir şiirin başlığından değil, bir mısradan ----. Bu cümlede boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir? A) toplayan – veriyor B) birleştiren – esinleniyor C) getiren – alıyor D) derleyen – çağrıştırıyor E) kapsayan – getiriyor 
2. Ne olursa olsun (Her durumda), söylenmek I istenen şeyi anlatacak tek bir sözcük, canlandıracak (pekiştirecek) tek bir fiil, II nitelendirecek tek bir sıfat vardır. İşte insan bu sözcüğü, bu fiili, bu sıfatı buluncaya kadar uğraşmalıdır (çabalamalıdır). Yaklaşık olanla III kesinlikle (asla) yetinmemeli, hiçbir hileye, IV güçlüğü yenmek (zorluğu aşmak) için sahte V dil oyunlarına başvurmamalıdır. Bu parçada numaralanmış sözlerin hangisi, ayraç içinde verilen açıklamayla anlamca uyuşmamaktadır? A) I B) II C) III D) IV E) V 
3. Arjantin’de doğan ve Arjantinli mizacı taşıyan ama dünya edebiyatıyla büyüyen Borges’in manevi bir yurdu yoktur. Bu nedenle zaman ve mekânın dışında, hayalî ve sembolik dünyalar yaratır. Bu parçadaki altı çizili sözle Borges’le ilgili olarak anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) Eserlerinin alışılmışın dışında olduğu B) Belli bir sanat anlayışını benimsemediği C) İmge dünyasının yerel bir kaynaktan beslenmediği D) Dünya edebiyatının önemli isimlerini takip ettiği E) Sanatını duygu ve hayalden arındırdığı 
4. Kim ne derse desin talimatı belliydi: Herkes saat sekiz olmadan çivilenecekti koltuğuna. Bu cümledeki altı çizili sözcüğün cümleye kattığı anlam aşağıdakilerin hangisinde yoktur? A) İstanbul’dan çıkan padişah fermanı, çoktan Anadolu sınırlarını aşmıştı. B) Kendine ödev kıldığı yegâne arzusuydu şu çocukların karnını doyurmak. C) Babasının buyruğunu yerine getirmenin gururunu yaşadı delikanlı. D) Şüphesiz emir demiri keser de başımız yine aynı yerde dimdik. E) Onca önerinin karşısında bu beklenmeyen direktif herkesi suspus etti. 
2017-TYT/Türkçe 2 
5. O, iyi yazılmış şiirin geniş kitlelere ulaşabileceğini ispatladığı gibi edebiyatçının sadece yazarak değil, yaşayarak ve konuşarak da toplumu yarına hazırlamak gibi bir işlevi yerine getirebileceğini gösteren en güzel örnek oldu. Bu cümlede söz edilen edebiyatçı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir? A) Yazdıklarının yanı sıra yaptıklarıyla da insanlara yol gösterdiği B) Şiirleriyle birlikte farklı edebî türlerde de önemli eserler verdiği C) Ününü eserlerinden çok yaşantısına borçlu olduğu D) Şiirlerinde toplumun ortak sorunlarını ön plana çıkardığı E) Şiiri ve edebiyatı, toplumu eğitmede bir araç olarak kullandığı 
6. I. Anadolu’da kilim dokuma esnasında yapılan bazı hatalar özellikle düzeltilmez. II. “Bir yanlış, bir nakış.” sözü bu hatalardan doğan özgün buluşları dile getirir. Aşağıdakilerden hangisi, bu iki cümlede ifade edilenleri doğru bir biçimde birleştirmiştir? A) Anadolu’da kilim dokuma sürecinde ortaya çıkan hataların ısrarla tekrarlanması, yapılan hataların özgün desenler ortaya çıkardığına yönelik eski bir inanışa dayandırılmaktadır. B) Anadolu’da kilim dokurken yapılan bazı hataların kasten düzeltilmemesi, yapılan her yanlışın özgün bir nakışın üretilmesini sağladığına yönelik bir sözle çelişmektedir. C) Anadolu’da kilim dokurken yapılan hataların bile isteye göz ardı edilmesi, bu hataların azaltılmasının bizi özgün buluşlara yönelteceğini öneren bir sözden kaynaklanmaktadır. D) Yapılan bazı yanlışların özgün bir buluş veya nakışın önünü açtığına inanıldığı için Anadolu’da kilim dokurken yapılan bazı hatalar kasıtlı olarak düzeltilmez. E) Anadolu’da kilim dokurken özgün buluşlara ulaşabilmenin yolu olarak kullanılan yöntemler, el sanatlarıyla ilgili bazı genellemeler yapılmasına neden olmuştur. 
7. Yüzü ne kadar solgun! Mavi ışık altında bir suyun I içindeymiş gibi titrek ve bulanık bir görünüşü var. II Saçlarının koyu siyahıyla şakaklarının mat ve hasta III beyazlığı; renksiz, ince ve uzun yüzüne, zıt ihtiraslarının manasını o kadar kuvvetle yansıtıyor ki sık IV açılıp kapanan gözleri, kendini saklamak için yapılan V nafile bir çırpınış gibi geliyor. Bu parçada numaralanmış sözcüklerden hangileri hem yapım hem de çekim eki almıştır? A) I ve III B) I ve IV C) II ve III D) II ve IV E) II ve V 
 2017-TYT/Türkçe 3 
8. Geçtiğimiz ay, takip etmekte olduğum bir derginin bütün eski sayılarını yeniden okudum. Meğer bu I sayıları arasında atlanmış veya unutulmuş nice II lezzetler varmış. Hiçbir sayısı çabucak okunup III kenarda unutulacak gibi değilmiş. İleride üçüncü IV bir tekrarı şimdiden düşünüyorum. Bu gibi dergiler için eski sayıları en baştan tekrar okumayı şiddetle V tavsiye ediyorum. Bu parçadaki altı çizili sözcükler ve işlevleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur? A) I. sözcük ayrılma hâli eki almış bir addır. B) II. sözcük çokluk bildiren bir zarftır. C) III. sözcük fiilimsiyi niteleyen bir zarftır. D) IV. sözcük eylemin yönünü bildiren bir zarftır. E) V. sözcük iyelik eki almış bir addır. 
9. Aşağıdaki cümlelerde altı çizili sözcüklerden hangisi türü yönüyle diğerlerinden farklıdır? A) Her sabah kitapçının vitrinine bakıp umutsuzca geri dönüyordu. B) Okula sıkça uğruyor, ilgisiz bir veli olmadığını göstermeye çalışıyor. C) Kasabanın son evlerini de geçtikten sonra yüksekçe bir fabrika binasının önünde durduk. D) “Benim basit düşündüğümü sanıyorsunuz.” derken bile masumca bakıyordu. E) Kapıya sertçe birkaç defa vurdu, bir süre bekledikten sonra cılız bir “Kim o?” sesi işitti. 
10. Ülkemizde örümcek türleri üzerinde yapılmış bilimsel araştırma sayısı gün geçtikçe artıyor. I Sınırlarımız içinde yaşadığı sadece bilim insanları II tarafından bilinen türler var. Araştırmalar III neticesinde, bilim insanları kıyı bölgelerimizde yaşamlarını sürdürme çabasında olan zararsız IV tarantulalar keşfetmiş son zamanlarda. V Bu parçada numaralanmış sözcüklerden hangisi fiilimsi değildir? A) I B) II C) III D) IV E) V 
 2017-TYT/Türkçe 4 
11. (I) Adı Rahmi Kaya idi ama aile dostları, yakınları ona "kadife yanak" derlerdi. (II) Sapsarı saçlar, kıpkırmızı yanaklar; bal rengi, gülen gözler. (III) Yerinde duramayan, şirin mi şirin bir afacan ama haylaz değil. (IV) Kaybolduğunda aramaktan, ona ağabeylik yapmaktan çocukluğumu bilemedim. (V) Gördüğüm, bildiğim oyunların çoğunu oynamaya vakit bulamadım çünkü ben büyüktüm, küçük kardeşime sahip çıkmalıydım. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde “sıfat tamlaması” yoktur? A) I B) II C) III D) IV E) V 
12. Bir sanat akımı olarak postmodernizm, 1950’lerin sonlarından itibaren kendisinden söz ettirmeye başlamış, 1960’lardan beri Batı edebiyatlarında kendisini hissettirip asıl yaygınlığını ve günlük hayata girişini de 1980’lerin başında gerçekleştirmiştir. Bu cümlede aşağıdakilerden hangisi yoktur? A) Dönüşlülük zamiri B) Yer-yön zarfı C) İsim-fiil D) Zarf-fiil E) Bağlaç 
13. Bir kedi, avına saldırmaya hazırlanırken başını ritmik şekilde bir o yana bir bu yana sallar. Bu, birçok yırtıcı hayvanın uyguladığı bir yöntem değil midir? Biz de başımızı iki yana ne kadar sallarsak bir nesnenin yanal hareketleriyle yer değiştirme derecesini o oranda azaltabileceğimizi görürüz. Bu parçada aşağıdakilerden hangisi yoktur? A) İşaret sıfatı B) Belgisiz sıfat C) Sayı sıfatı D) Niteleme sıfatı E) Soru sıfatı 
14. (I) Hünkârın otağı, yıkık bir manastır avlusunun tam ortasına kurulmuştu. (II) Kadırga yelkeninden kesilmiş ağır atlas yapıya sahip olan otağ, konargöçer bir saray yavrusunu andırıyordu. (III) Giriş kapısının sağına soluna sıralanmış nöbetçiler, dimdik duruyorlardı. (IV) Sabit bir noktaya dikilmiş sert bakışlı bu nöbetçiler otağın bir parçası gibiydiler. (V) Elleri kılıçlarında, kulakları kirişte öylece hareketsiz ve sessiz bekliyorlardı. Bu parçada numaralanmış cümlelerin öge sıralanışıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) I. cümle özne, dolaylı tümleç ve yüklemden oluşmuştur. B) II. cümle özne, belirtili nesne ve yüklemden oluşmuştur. C) III. cümle özne, zarf tümleci ve yüklemden oluşmuştur. D) IV. cümle özne ve yüklemden oluşmuştur. E) V. cümle nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci ve yüklemden oluşmuştur.
 2017-TYT/Türkçe 5 
15. Yeryüzünün en eski yerleşim yerlerinden biri I olan Anadolu’nun bizlere sunduğu güzellikler II saymakla bitmiyor. Kendine özgü pekçok endemik III bitki türünü barındıran bu yediveren coğrafya, IV bizlere dört bir köşesinde birbirinden farklı iklimleri V yaşatıyor. Bu parçada numaralanmış sözlerden hangisinin yazımı yanlıştır? A) I B) II C) III D) IV E) V 
16. Avustralya’nın güney kıyılarındaki adalardan birinin I üzerinde bulunan Hillier Gölü, pembe renkte olduğu II III için hemen fark ediliyor. Gölün kendine özgü IV renginin, tuz oranının çok yüksek olduğu ortamlarda yaşıyan bazı alg ve bakteri türlerinden kaynaklandığı V tahmin ediliyor. Bu parçada numaralanmış sözlerden hangisinin yazımı yanlıştır? A) I B) II C) III D) IV E) V 
17. Beyefendi ( ) biraz gazetenizden başınızı kaldırıp gökyüzüne bakın ( ) çevrenize, kuşlara, ağaçlara, çocuklara ( ) Aslında yargılamak istemem sizi ama bunca güzellik varken nasıl mahkûm edebiliyorsunuz kendinizi yalnızlığa ( ) anlamıyorum. Yok ( ) aslında anlıyorum. Siz sevinci unutmuşsunuz son zamanlarda. Bu parçada ayraçlarla ( ) belirtilen yerlere, aşağıdakilerin hangisinde verilen noktalama işaretleri sırasıyla getirilmelidir? A) (,) (:) (.) (?) (,) B) (;) (;) (...) (;) (;) C) (,) (;) (…) (,) (,) D) (,) (,) (?) (;) (,) E) (;) (;) (...) (?) (,) 
18. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde virgül (,) kullanımı yanlıştır? A) Şu günlerde yayımlanan eserindeki şiirler toplu okunursa, hiç telaş etmeyen son derece dingin bir sesle karşılaşılır. B) Göbeklitepe’de yer alan, genişlikleri ve derinlikleri 16 cm’yi bulan, kâse benzeri delikler buranın bir başka gizemli unsurunu teşkil eder. C) Görüldüğü gibi yazar, kitabını öğrencilerinin yardımıyla yayımlanacak duruma getirilebilmişse de istediği çalışmaları yapamamıştır. D) Yöntemin özü, felsefesi inançtır yani bir yöntemin bağlandığı felsefi inanç, o yöntemin özüdür. E) Bu kitabın başta Almanca, Fransızca, İngilizce olmak üzere bütün dünya dillerine çevrilmesine aracı olunmalı, olanak sağlanmalıdır. 
2017-TYT/Türkçe 6 
19. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde düzeltme işareti (^) yanlış kullanılmıştır? A) Bundan yirmi yıl önce söylediklerini düşündükçe hâlâ canım yanıyor. B) Uzun bir hikâye okumaktansa birkaç şiir okumayı yeğlerim. C) Yıllardır bir reklâm ajansında çalışan kızı bu yıl iş değiştirmiş. D) Resmî işlemlerin, planladığınızdan fazla zaman alacağını düşünüyorum. E) Kâğıt tüketimini sınırlamak doğayı korumak için atılacak önemli bir adımdır. 
20. (I) Erasmus ve Machiavelli, modern düşüncenin doğuşunda ortaya çıkan iki karşıt savın temsilcileridir. (II) Erasmusçuluk, soyut bir insan anlayışına dayalı evrensel düşünceyi oluştururken Machiavelli somut güç ilişkilerine dayalı bir yerel iktidar düşüncesini geliştirir. (III) İnsanlığın ortak yararını ulusal çıkarlardan daha önemli görenler, Erasmus'a açıkça sahip çıkar. (IV) Ancak insanlık tarihinin en önemli ve iddialı kitaplarından biri, Machiavelli'nin Prens'i olarak görülür. (V) Devlet mantığını her türlü kaygının önüne geçirenler, Machiavelli düşüncesini izledikleri hâlde Machiavelli yandaşı sayılmaktan çok korkarlar. Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır? A) I B) II C) III D) IV E) V 
21. (I) Dünyada demir yolu sanayisinin geçmişi, İngiliz bir mühendisin buharlı lokomotifi icat etmesine dayanıyor. (II) Türk demir yolu sanayisi ise Anadolu Osmanlı Kumpanyası adı verilen küçük bir atölyeyle başladı. (III) Bugünkü TÜLOMSAŞ’ın temeli de o yıllarda atıldı. (IV) Anadolu Osmanlı Kumpanyası, kendi dönemi içinde küçük çaplı lokomotif, yolcu ve yük vagonu tamiratı yapabiliyor fakat onarımları için lokomotifleri Almanya’ya gönderiyordu. (V) Osmanlı Dönemi’nde demir yolu yapımına büyük önem verilmiş, 1856-1922 yılları arasında Osmanlı toprakları içindeki demir yolu uzunluğu 8 bin 619 kilometreye ulaşmıştır. (VI) Osmanlı, bu ulaşımı diğer birçok teknolojik yeniliğe göre oldukça erken kullanmaya başlamasına rağmen aynı başarıyı sanayileşmede gösterememiştir. Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar? A) II B) III C) IV D) V E) VI 
22. Toprağı sevdiren, üstünde hayat sürdürenlerdir ama ben İstanbul’u kimsesiz de olsa yine severim. Toprak her yerde topraktır. Hayatın kazanıldığı bir şehir de sonuçta ötekiler gibidir. Karnın nerede doyarsa memleketin orasıdır. Bütün bunlar doğru olabilir. Ne var ki söz konusu İstanbul olunca durum değişir. İstanbul’u, orada karnımı doyuramasam da severim. O toprağı; üstünde yalanla doğrunun bir arada olduğu, iyi ve kötünün aynı tartıda tartıldığı zaman da severim. Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur? A) Düşünceleri alıntılarla pekiştirme B) Birinci kişili anlatıma yer verme C) Mecazlı söyleyişe yer verme D) Öznel düşüncelere başvurma E) Karşıtlıklardan yararlanma 
2017-TYT/Türkçe 7 
23. Platon’a sormuşlar: “İnsanların sizi en çok şaşırtan iki davranışı nedir?” Platon sıralamış: “Çocukluktan sıkılır ve büyümek isterler. Ne var ki büyüyünce çocukluklarını özlerler. Para kazanmak için sağlıklarını yitirirler. Ama sağlıklarını geri almak için de para öderler. Sonuçta, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar ancak hiç yaşamamış gibi ölürler.” Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir? A) İnsanlar maddi kazançlar peşinde koşarken benliklerini unutur. B) Geçmişe özlem, bütün insanların hissettiği ortak bir duygudur. C) İkilemler ve tutarsızlıklar içinde yaşamak hayatı değersizleştirir. D) Sağlıklı olmanın değeri çok geç anlaşılmaktadır. E) İnsanlar, yaşamanın değerini yaşarken fark edemezler. 
24. Cümle yaradılmışa bir gözle bakmayan Halka müderris ise hakikatde âsidir Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil Ben gelmedüm dâvi içün, benim işüm sevi içün Dostun evi gönüllerdir, gönül yapmaya geldim Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz. Yunus Emre’ye ait bu beyitlerde vurgulanmak istenen temel düşünce aşağıdakilerden hangisidir? A) İnsanları sevmeye, onlara karşı yapıcı olmaya özen gösterilmelidir. B) İnsanlar arasındaki yardımlaşma isteği kuvvetlendirilmelidir. C) İnsanlar başkalarını eleştirirken kendi kusurlarını unutmamalıdır. D) İnsanlar sorunların çözümünde ortak hareket etmeye önem vermelidir. E) İnsan ön yargılarla hareket edip başkalarını küçümsememelidir. 
25. Bu şehrin içinde bazı mekânlar vardır ki oralara girdiğinizde şehirden soyutlanır ve kendinizi farklı bir dünyada bulursunuz. Sanki ----. İçinde bulunduğunuz hayatın keşmekeşinden kurtulur, tarihin gizemli bir zamanına gider, orada bir müddet kalır, huzur içinde hissedersiniz kendinizi. Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? A) maddi dünyaya ait dertlerin hiç eksilmediği hissine kapılırsınız B) o şehirde daha önce gittiğiniz mekânları dikkatle incelersiniz C) mekânın değişimine karşı yalnız bir taş duvar gibi durursunuz D) yoksul ve kimsesiz bir insan gibi kaldığınızı düşünürsünüz E) geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarak boyut değiştirirsiniz 
26. Montaigne şiir üzerine şunları söyler: Şiirin orta hâllisi veya kötüsü için kurallar, ustalıklar bir ölçü olabilir ama iyisi, görkemlisi aklın kurallarını aşar. Onun güzelliğini tam ve sağlıklı olarak görenler şimşeklerin görkemine benzer bir parıltı izlerler. Büyük şiir, düşünce gücümüzü doyurmaz, allak bullak eder. Bu parçadan hareketle iyi şiirle ilgili olarak I. Her okunuşta farklı bir tat verir. II. Vermek istediği bir iletisi vardır. III. Ölçütler içine sığdırılamaz. yargılarından hangilerine ulaşılabilir? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) II ve III 

2017-TYT/Türkçe 8 
27. Bir araştırmada 599 kişiye ait elektronik posta adresleri ve bu kişiler hakkında birçok veri toplanmıştır. Ardından 100 kişiden oluşan hakem grubuna sadece elektronik posta adresleri gösterilerek hakemlerden adresin sahibi olan bireyler hakkında yorum yapması istenmiştir. Örneğin “Elektronik posta adresi prenses6@eposta.com olan bir kişi hakkında ne söyleyebilirsiniz?” sorusu yöneltilmiştir. Araştırma sonucunda hakem grubunun cevapları ile bireyler hakkında toplanan veriler arasında büyük bir benzerlik olduğu tespit edilmiştir. Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir? A) Kişilerin elektronik posta adreslerini oluştururken dikkatli olması gerektiği B) Bireylerin yaşamlarındaki basit adlandırmalara bile kişilik özelliklerini yansıttığı C) Sanal ortamlarda bireylerin kişisel bilgilerine oldukça kolay ulaşılabildiği D) Elektronik ortamlarda kişilerle ilgili elde edilen bilgilerin güvenilir olduğu E) Benzer elektronik posta adresleri olan kişilerin hayatlarının benzerlik gösterdiği 
28. Bir mahallede iki farklı kasap bulunuyordu. Birinci kasap etlerinin kalitesini anlatmak amacıyla camına “Etlerimizin yalnızca %25’i yağdır.” yazısını astı. İkinci kasabın vitrininde ise “Etlerimizin %75’i yağsız kısımlardan oluşmaktadır.” yazısı yer alıyordu. Gün içinde yazıları inceleyen kişilerin büyük çoğunluğunun (%82’sinin) ikinci kasabı tercih ettiği belirlendi. Bu parçadan aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir? A) Başarıya ulaşmak için olayların olumsuz yanlarının yok sayılması gerekir. B) İnsanlara ihtiyaç duydukları bilgileri sunmak, onların beğenisini kazanmada önemlidir. C) Bir durumun olumlu şekilde ifade edilmesi, bireylerin dikkatini çekmede daha etkilidir. D) Bireyler tercihlerini genellikle kalitesi yüksek olan ürünlerden yana kullanırlar. E) İnsanlar doğru olmadığını bilse de diğer kişilerin tercihlerini takip etme eğilimindedir. 
29. Gündelik hayatımızda birçok problemin çözümü için uğraşıyoruz. Bazılarımız bu durumun gelip geçici olduğuna, bazılarımızsa her seferinde yaşanan sıkıntının hayatımızda kalıcı izler bırakacağına inanıyor. Problemleri yorumlama biçimimize göre iyimser veya kötümser olarak iki gruba ayrılıyoruz. Yaşadığınız durumdan kendinizi sorumlu tutma eğilimindeyseniz ve bu durumun kalıcı olacağını düşünüyorsanız buyurun, sizi kötümser tarafa alalım. Eğer içinde bulunduğunuz durumdan sadece kendinizin değil başkalarının da sorumlu olabileceğini düşünüyor, sorununuzun geçici olduğuna inanıyor ve bu durumun yaşamınızın diğer yönlerini etkilemeyeceğini biliyorsanız o zaman iyimsersiniz. İyimser olmanın iyi yanları ile kötümser olmanın kötü yanlarını, hemen hepimiz günlük hayatımızda kendi tecrübelerimizle öğreniyoruz. Bugüne kadar bu durumun iş dünyasında kazandırıp kaybettirdikleriyle fazla ilgilenmemiş olabiliriz ancak yapılan araştırmalar iş hayatında karamsarların, çaresizlik hissi yüzünden gergin bir tavır sergilediğini ve bu sebeple de kendilerini yeteri kadar düzgün ifade edemediklerini ve başarılı olamadıklarını gösteriyor. Bu parçada anlatılanlardan hareketle aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir? A) İnsanların olaylar karşısındaki tutumları çalışma hayatındaki performanslarını etkiler. B) İyimserlik veya kötümserlik, gerektiğinde birbirini tamamlayan iki duygu durumudur. C) İyimserlik veya kötümserlik, temelinde değişken duygu durumlarını barındırır. D) İnsan, yaşadığı sorunlarda öncelikli olarak kendini sorumlu tutmasını bilmelidir. E) İnsan, kötümserliğin olumsuz yönlerini kötümser insanları gözlemleyerek anlar. 
2017-TYT/Türkçe 9 
30. Konser piyanisti Arthur Rubinstein’a bir televizyon programında, ilerleyen yaşına rağmen nasıl başarılı bir piyanist olarak kalabildiği sorulmuştur. Sanatçı, yaşı ilerledikçe daha az eser çaldığını fakat her bir eser için gençlik dönemindekinden çok daha fazla prova yaptığını; hızlı parçaları çalmadan önce daha çok yavaş tempolu parçalar çaldığını, böylece hızlı parçalara geçtiğinde gerçekten daha hızlı çalıyor gibi göründüğünü; kimsenin icra etmediği eserlerden uzak durduğunu ve her zaman en iyi bildiklerine odaklandığını söylemiştir. Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada söz edilen piyanistin başarılı olmasını sağlayan etkenlerden biri değildir? A) Çalacağı eserleri seçerken belli ölçütleri göz önüne alması B) Gençlik dönemindeki önemli eserleri odak olarak seçmesi C) Eserlerini icra ederken farklı yöntemler uygulaması D) Sahne öncesi çalışmalarına daha fazla ağırlık vermesi E) Performansında risk oluşturacak durumlardan uzak durması 
31. Halil İnalcık, akademik kariyerine başladıktan kısa bir süre sonra arşivleri etkin bir biçimde kullanmasıyla ve buna dayanan analizleriyle dünyanın belli başlı tarihçileri arasına girmiştir. Arşiv verilerinin etkin kullanımı için tarihçinin ilgilendiği dönem ve coğrafyaya sadece sevgi ve ilgiyle değil, belli bir bilimsel yöntemle de yaklaşması gerektiğini savunan İnalcık, eş zamanlı gelişmelerin bir arada değerlendirilmesine dayanan senkronoloji yöntemini tarih araştırmalarına kazandırmıştır. Bu parçada Halil İnalcık ile ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir? A) Çalışmalarının uluslararası alanda takdir edildiğine B) Tarih araştırmalarına metodolojik bir yenilik getirdiğine C) Yöntemi araştırma sürecinin tamamlayıcısı olarak gördüğüne D) Tarih araştırmalarında arşiv kaynağı kullanımına öncülük ettiğine E) Aynı tarihteki farklı gelişmeleri bir bütün olarak ele aldığına 
32. Mevlânâ’nın; Şefkatte, merhamette güneş gibi ol, Ayıpları örtmede gece gibi ol, Keremde, cömertlikte akarsu gibi ol, Tevazuda toprak gibi ol, Hoşgörüde, deniz gibi ol, Öfkede, asabiyette ölü gibi ol, Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol. sözlerinde aşağıdakilerin hangisi vurgulanmamıştır? A) Alçak gönüllülük B) Sadık olma C) Eli açık olma D) Müsamahalı olma E) Dürüstlük 
33. XVI. yüzyıldan itibaren Osmanlı sosyal hayatında yerini alan kahvehaneler, sosyal değişim ve Batılılaşma sürecinde etkin bir rol oynamıştır. Bu mekânlar özellikle Tanzimat sonrasında ortaya çıkan kültürel çeşitlilik ve toplumsal zenginliğin en iyi gözlenebildiği yerlerden biridir. Ayrıca kahvehaneler, evin içinde sıkışıp kalmış Osmanlı insanını sosyal hayatın içine çekebilmiştir. İlk başlarda sohbetlerin konusu belirli sınırlar içerisinde kalmışsa da kahvehaneler zamanla gündelik hayatı derinden etkileyebilecek sohbetlerin ve bilgi alışverişinin yapıldığı mekânlar hâline gelmiştir. Bu parçaya göre kahvehanelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez? A) İnsanların sosyalleşmesine katkıda bulunmuştur. B) Birçok konuda fikir alışverişi yapılan yerlerdir. C) Toplumsal hayatın dönüşmesinde rol oynamıştır. D) Eleştiri kültürünün yaygınlaşmasını sağlamıştır. E) Zamanla işlevinde çeşitlenmeler görülmüştür. 
2017-TYT/Türkçe 10 
34. Korunmuş insan ve hayvan kalıntılarına genel olarak mumya denir. Mumyalar, sıcak ve kuru ortamlarda doğal olarak meydana gelebilir. İnsanlar, doğal mumyalara bakarak bu iş için kimi teknikler geliştirmişlerdir. Özellikle Eski Mısırlıların bu konudaki uzmanlıkları herkesçe bilinmektedir. Öyle ki mumyaladıkları bazı canlıların deri, saç ve tırnakları üç bin yıl boyunca hiç bozulmamıştır. Bozulmadıkları için de yaşadıkları dönemin sağlık koşulları, beslenme şekilleri ve hayat tarzı ile ilgili birtakım kanıtlar sunmaları bakımından büyük önem taşır. Örneğin Eski Mısır firavunlarının bağırsaklarındaki parazitlere ve Amerikan pueblolarındaki yetişkinlerin kemik iltihaplanmasına dair bilgilerimizi mumyalara borçluyuz. Bu parçada mumyalarla ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmemiştir? A) Yapılma aşamalarına B) Sağladıkları bilgilere C) Oluşum koşullarına D) Nasıl tanımlandıklarına E) Dayanıklılık sürelerine 

35.-36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız. (I) Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı başlamadan önce dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olmanın yanında, jeopolitiği ve bakir doğal kaynaklarıyla da iştah kabartıcıydı. (II) Arap coğrafyasının da bir kısmı fiilen işgal altında olsa bile büyük bir bölümü hukuken Osmanlı egemenliğindeydi. (III) Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri arasında gizli ve açık antlaşmalarla işgal veya nüfuz alanlarına taksim edilmesi, bu topraklara savaş sonrasında yeni bir statü verileceğini gösteriyordu. (IV) Osmanlı hariciyesi, işte bu noktadan hareketle, savaş sonrasında taraf olacağını umduğu antlaşmalarda ileri süreceği argümanlara hazırlık yapmak üzere bir dizi rapor hazırlatmıştı. (V) Hariciye Nezareti İstişare Odası Hukuk Müşavirliğince hazırlanan bu raporlar; sadece ilgili birimin kullanımına yönelik değil, aynı zamanda Osmanlı diplomatlarının da bu konuda bilgilendirilmelerini ve fikir sahibi olmalarını sağlamak için kaleme alınmıştı. 
35. Bu parçadan Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı Devleti’yle ilgili olarak I. Siyaset anlayışında öngörü ve tedbir yer almaktadır. II. Diğer ülkelerden gelen talepler göz ardı edilmiştir. III. Egemenliği altındaki kimi bölgelerde isyanlar görülmüştür. yargılarından hangilerine ulaşılabilir? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) II ve III 
36. Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangilerinde yargı, amacıyla birlikte verilmiştir? A) I ve II B) I ve IV C) II ve III D) III ve V E) IV ve V 
2017-TYT/Türkçe 11 
37.-38. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız. İnsanoğlu, bir “ses evreni”nin içine doğmuş, bu ses evreniyle iç içe yaşamış ve algıladığı seslerle sürekli etkileşim içinde bulunmuştur. Kültürel ve toplumsal bir organizma olan insan, var olduğu çağlardan beri algıladığı sesleri çözümleyip değerlendirmiş ve giderek sesleri bir anlatım biçimine dönüştürmüştür. Seslerle gerçekleştirilen bu anlatım sanatı “müzik” adını almıştır. Müzik iki temel ögeyi içerir: ses malzemesi ve onun insan tarafından değerlendirilmesi. Bu iki öge, müziği hazırlayan “seçme ve yönlendirme” eylemine olanak sağlamıştır. İnsanoğlu böylece sesleri kendi amacına uygun biçimde kullanmayı başarmıştır. Tüm tanımlayıcı unsurlarıyla ifade etmek gerekirse: “Müzik, belirli bir güzellik anlayışı, niyet ve yöntem doğrultusunda işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan bir anlam bütünüdür.” 
37. Bu parçaya göre aşağıdakilerden hangisi müziğin tanımlayıcı unsurlarından biri değildir? A) Maksat B) Metot C) Estetik D) Mana E) Etik 
38. Bu parçadan müzikle ilgili olarak aşağıdaki yargıların hangisine ulaşılabilir? A) Toplumun ortak hafızasını ve değerlerini yansıtan bir araçtır. B) Seslerin belli bir amaçla güzel bir forma dönüştürülmesidir. C) Bir eğlence aracı olmaktan öte düşüncelerin etkili bir ifadesidir. D) İnsanın kültürel üretimi içinde yaygın ve kuşatıcı olanıdır. E) Eski çağlardan beri insan doğasına en yakın sanat dalıdır. 
39.-40. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız. Bazı okurlar için roman veya öykü metniyle ilişki kurmak, tutkuyla düşlere dalmanın, umutlara kapılmanın ötesine geçer. Böyle okurlar; sayfada anlatılan dünyaya öylesine canlılık, öylesine hakikat yükler ki nesnel dünya onlar için geçerliğini yitirir. Kendini kaptıran bu okurlar için hayal ile gerçek dünya birbirine karışır. 
39. Bu parçadan aşağıdakilerin hangisine ulaşılabilir? A) Okuru hayal dünyasına sürükleyen eserlerin ilgi gördüğüne B) Kurmaca dünyaların okuru gerçeklikten uzaklaştırabileceğine C) Kimi yazarların, eserlerinde gerçek ve kurmacayı karıştırdığına D) Edebiyatın, gerçek dünyanın sorunlarına çözümler üretebileceğine E) Okurların gerçeklik algısını değiştiren eserlerin kalıcı olabileceğine 
40. I. Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes karakterine ulaşmak için 221B Baker Street adresine postayla mektup gönderen kişi II. Satın aldığı Harry Potter asasıyla istediği büyüyü yapamayınca nerede hata yaptığını görmek için serinin ilgili kitabını yeniden okuyan kişi III. Hayranı olduğu Game of Thrones serisi yazarı George R.R. Martin ile tanışma fırsatı bulma umuduyla aylarca çalışarak para biriktirip Amerika’ya giden kişi Bu parçada geçen “kendini kaptıran okur” sözüne yukarıdakilerden hangileri uymaktadır? A) Yalnız I B) Yalnız II C) Yalnız III D) I ve II E) II ve III 

5 Kasım 2017 Pazar

edgar allen poe - gammaz yürek


https://www.youtube.com/watch?v=AXVqGAFFhwQ

şeyhi - harname

 
HAR-NÂME
 
Zevk içinde cihân velî ŞEYHî
Yatur uş minnet ü belâda dahı
 
Bahtı zengî yüzü tek agarmaz
İşi başmaklayın başa varmaz
 
Râhat umdukça gördü zahmetler
Devlet isteyü buldu mihnetler
 
Fikr olurken hâletün sıfatı
Geldi bu kıssanun münâsebeti
 
MÜNÂSEBET-İ HİKÂYET
 
Bir eşer var idi zâif ü nizâr
Yük elinde katı şikeste vü zâr
 
Gâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi
 
Ol kadar çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamışdı yağır
 
Nice tü kalmamışdı et ü deri
Yükler altında kana batdı deri
 
Eydür idi gören bu sûretlu
Tan degül mi yürür sünük çatlu
 
Dudağı sarkmış u düşmiş enek
Yorılur arkasına konsa sinek
 
Toğranur idi arpa arpa teni
Gözi görince bir avuç samanı
 
Kargalar dirneği kulağında
Sinegün seyri gözi yağında
 
Arkasından alınsa pâlanı
Sanki it artuğıydı kalanı
 
Birgün ıssı ider himâyet ana
Ya’ni kim gösterür inayet ana
 
Aldı pâlanını vü saldı ota
Otlayurak biraz yüridi öte
 
Gördi otlakda yürür öküzler
Odlu gözler ü gerlü göğüzler
 
Sömürüp eyle yirler otlağı
Ki çekicek kılın tamar yağı
 
Boynuzı ba’zısınun ay bigi
Kiminün halka halka yay bigi
 
Böğrişüp çün virürler âvâze
Yankulanurdı tağ ü darvâze
 
Har-ı miskîn ider iken seyrân
Kaldı görüp sığırları hayrân
 
Geh yürürler ferâgat ü hoş-dil
Gâh yaylâ vü kışla geh menzil
 
Ne yular derdi ne gâm-ı pâlân
Ne yük altında haste vü nâlân
 
Acebe kalur u tefekkür ider
Kendü ahvâlini tasavvur ider
 
Ki birüz bunlarunla hilkatde
Elde ayakda şekl ü sûretde
 
Bunlarun başlarına tâc neden
Bize fakr ü ihtiyâc neden
 
Bizi ger arpa ok u yây itdi
Bunlarun boynuzun kim ay itdi
 
Didi bu müşkilümi itmez hal
Meger ol bir falân har-i a’kal
 
Var idi bir eşek firâsetlû
Hem ulu yollu hem kiyâsetlû
 
Çok geçürmiş zamâneden çağlar
Yükler altında sızırup yağlar
 
Nûh Peygamber’ün gemisinde ol
Virmiş İblîse kuyruğıyla yol
 
Dir imiş ben döşedimdüm döşeği
Dirilürken ölüp ’Üzeyr eşeği
 
Hoş-nefesdür diyü vü ihl ü fasîh
Hürmet eyler imiş humâr-ı Mesîh
 
Kurd korkar idi kulağından
Arslan ürker idi çomağından
 
Ol ulu katına bu miskîn har
Vardı yüz sürdi didi iy server
 
Sen eşekler içinde kâmilsin
Âkıl ü şeyh ü ehl ü fâzılsın
 
Anda k’ıslâh ide tapun şer ü şûr
Har-î Deccâle diyeler ker ü kûr
 
Menzil-i mü’minîne rehbersin
Merkeb-i sâlihîne mazharsın
 
Nesebündür mesel hatîblere
Nefesün hoş gelür edîblere
 
Sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell
Müşkilüm var keremden itgil hall
 
Bugün otlakda gördüm öküzler
Gerüben yürür idi göğüzler
 
Her biri semîz ü kuvvetlü
İçi vü taşı yağlu vü etlü
 
Niçün oldu bulara enzâni
Bize bildür şu tâc-ı sultanî
 
Yok mıdur gökde bizüm ılduzumuz
K’olmadı yir yüzinde boynuzumuz
 
Her sığırdan eşek nite ola kem
Çün meseldür ki dir benî âdem
 
Har eger hâr ü bî-temîz oldı
Çünkü yük tartar ol azîz oldı
 
Bâr-keşlikde çün bizüz fâik
Boynuza niçün olmaduk lâyık
 
Böyle virdi cevâb pîr eşek
K’iy bilâ bendine esîr eşek
 
Bu işün aslına işit illet
Anla aklunda yog ise kıllet
 
Ki öküzi yaradıcak Hallâk
Sebeb-i rızk kıldı ol Rezzâk
 
Dün ü gün arpa buğday işlerler
Anı otlayup anı dişlerler
 
Çün bular oldu ol azîze sebep
Virdi ol izzeti bulara Çalab 
 
Tâc-ı devlet konıldı başlarına
Et ü yağ toldı iç ü taşlarına
 
Bizüm ulu işimüz odundur
Od uran içümüze o dûndur
 
Bize çokdur hakîki buyrukda
Nice boynuz kulağ u kuyruk da
 
Döndi yüz derd ile zaîf eşek
Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek
 
Didi sehl ola bu işün aslı
Çünki şerh oldı bâbı vü faslı
 
Varayın ben de buğday işleyeyin
Anda yaylayup anda kışlayayın
 
Nice yiyem odun ile letler
Bulayın buğday ile izzetler
 
Gezerek gördi bir gögermiş ekin
Sanki dutardı ol ekin ile kîn
 
Aşk ile değdi girdi işlemeğe
Gâh ayaklayu gâh dişlemeğe
 
Arpa gördi gögermiş aç eşek
Buldı cân derdine ilâç eşek
 
Değme kerret ki şevk ile karvar
Toprağın bile götürür harvar
 
Eyle yidi gök ekini terle
Ki gören dir zihî kara tarla
 
Yiyürek toydı karnı çağnadı
Yuvalandı vü biraz ağnadı
 
Başladı ırlayup çağırmağa
Anup ağır yükin ağırmağa
 
Dimiş ol âdemî ki hoş-demdür
Niam oldukda bî-nagam gamdur
 
Pes idüp cûş içinde eşvâkı
Rast düzdi nevâ-yı uşşâkı
 
Çeker âvâze tîz ider perde
Hoş ser-âğaz ider muhayyerde
 
Nice düzmek ki bozdı âhengi
Perdesin açdı ol cihân nengi
 
Çıkarur har çün enker-ül esvât
Ekin ıssına arz olur arasât
 
Ağaç elinde azm-i râh itdi
Tarlasını göricek âh itdi
 
Dâneden gördi yiri pâk olmış
Gök ekinliği kara hâk olmış
 
Yüreği sovumadı söğmeg ile
Olımadı eşeği dögmeg ile
 
Bıçağın çekdi kodı ayruğını
Kesdi kulağını vü kuyruğını
 
Kaçar eşşek acıyaruk cânı
Dökilüp yaşı yirine kanı
 
Uğrayu geldi pîr eşek nâgâh
Sordı hâlini kıldı derd ile âh
 
Yermürü inleyü didi iy pîr
Har-ı rûbâh bigi pür-tevzîr
 
Bâtıl isteyü haktan ayrıldum
Boynuz umdum kulakdan ayrıldum
 
Benem ol gâm yükinde har-ı leng
Gussalar balçığında vâlih ü deng
 
Ne yüküm bir nefes giderici var
Ne biraz çekmeğine yarıcı var
 
Har gedây-iken arpaya muhtâç
Gözedürem k’urıla başuma tâc
 
İster iken halâldan rûzî
Varım itdüm haramîler rûzî
 
Ger tonuzlara olmaya buyruk
Âh gitdi kulağ ile kuyruk
 
Hükm-i sultâna k’ola pâyende
Çarh çâkerdürür felek bende
 
Kim ola bâri bir iki eclâf
K’ide tevk-i pâdişâha hilâf
 
Şâh kahrı ne’ûzü-billâh eger
Çarh baş çekse ide zîr ü zeber
 
Göklere irdi nâle vü feryâd
Dâd iy pâdişâh-ı âdil dâd
 
Şeyhî uzatma nâle vü âhun
Nüktedândur bilür şehen-şâhun
 
Ger inâyetden istesen tevfîr
Kılma devlet duâsını taksîr
 
Nice kim bu zamâne-i nâ-sâz
Câhile nâz vire ehle niyâz
 
Ne kadar kim cihân-ı bî-ihlâs
Ârifi hâric ide âmiyi hâs
 
Ol şehün işi izz ü nâz olsun
Düşmeninün gam ü niyaz olsun
 
(Vezin: Feilâtün mefâilün feilün)