2 Ekim 2009 Cuma

a.kadir - bir kayısı ağacı





bir kayısı ağacı

ben bir kayısı ağacıyım
kırşehir'in dinekbağı'ndan.
küçücük bir ev önünde yaşarım yapyanlız.
yılda bir çiçek açar,
yılda bir kayısı veririm,
avuç içi kadar.

yaz olur,
bir kadın silkeler dallarımı,
bir çocuk yerde bağırır,güler,
bense hoşnut olurum.
hem zaten benim
ne söğütler gibi nezaketim vardır,
ne kavaklar gibi gururum.

ben bir kayısı ağacıyım
kırşehir'in dinekbağı'ndan.
dinekbağı'nda üç insan severim,
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam,
benim kadar sessiz sedasız,
benim kadar halim selim.

en güzel ay nisan ayı,
toprak yumuşak yumuşak,
en güzel ay nisan ayı.
yamur yağdı,çiçek açtı,
bir hoş oldu içerim,
en güzel ay nisan ayı.
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola,
başı döner kavakların.
ben bir kayısı ağacı,
başımda çiçeklerim.

ben bir kayısı ağacı,
üç insan severim:
bir çocuk,
bir genç kadın,
bir genç adam.
çocuğun adı ahmet,
kadının adı fatma,
adamın adı ibrahim.
ahmet küçük ve sarı,
fatma tombul ve beyaz,
ibrahim uzun ve narin.
bir tek toprak odaları var üçünün,
toprak odanın bir tek penceresi.

ben bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakarım odaya,
yerde bir eski yatakla yorgan görürüm,
duvarda bir eski kırık ayna,
yerde bir eski kilim,
bir eski hasır.


bir kayısı ağacı,
bazan eğilir bakar odaya,
çiçeklerinden utanır.

dün gece gaz yakamadılar,
ay ışığında gördüm üçünü.
üçünün suratı asık.
önce oturup
zeytin ekmek,taze soğan yediler,
sonra baktılar birbirlerinin gözüne,
sonra esnediler.

gökyüzü bembeyazdı.
gökyüzü çiçeklerimin renginde.
gökyüzünde kavaklar.

fatma uzandı ibrahim'in yanına,
sağa döndü.
tombul,beyaz yüzü pencerede,
gözleri açık durdu sabaha kadar.

çiçeği en önce kayısı döker.
ben bir kayısı ağacıyım,
döküyorum çiçeklerimi.
yer beyaz beyaz,
başım yeşil yeşil,
kayısılarım memede.

haziran gelecek,
güneş yakacaktır tepemi,
kayısılarım balla,şekerle dolacaktır.
ben bir kayısı ağacıyım,
haziran gelecek,
avuç içi kadar kayısılarım
ahmet'in ekmeğine katık olacaktır.

ben bir kayısı ağacıyım.
kötü bir düşüncedir almış beni.
geçti bağları budama zamanı,dedim,
dedim,çarşıda dört döner ibrahim,
dedim ekmek parası,
zeytin parası,
gaz parası.

dedim, insanlar
neden yaşatılmıyor
ağaçlar kadar olsun.

ben bir kayısı ağacı.
fatma'nın, ibrahim'in ,ahmet'in
yumurtası,şekeri,eti.
gittikçe artmakta kederim.
günlerden pazartesi.
gene geldi,elinde çanta,o şişman adam.
şişman adam bir düşman gibi beni seyreder,
ben şişman adamı bir düşman gibi seyrederim.
durmuş ibrahim kapıda,
yüzü dalgın ve sinirli,
bakıyor eli çantalı şişman adama.

şişman adam uzattı gövdeme elini,
pencereden korkmuş kuzular gibi baktı ahmet,
büktü boynunu kuzular gibi.
ben bir kayısı ağacı.
gövdemde sarı kağıt.

yol parasını verememiş ibrahim,
verilmiş haciz kararı.
yapmayın, dedim.
yılda bir çiçek açarım,dedim.
etmeyin ,dedim.
ekmeğe katık oluyor kayısılarım,dedim.

bir öğle vakti baktım,
kavaklar uzakta upuzun,
bir sağa,bir sola.
ben kışlık odun,
altı lira

(1947, kırşehir a.kadir)

cemal süreya'nın şiirlerinde aşk ve erotizm

AŞK: YIRTILAN İPEK SESİYLE

(Cemal Süreya'nın şiirlerinde aşk ve erotizm)


İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
Cemal Süreya

Açıklanamayan tek şey aşk: En büyük sayrılık ve en büyük sağlık.
Cemal Süreya


Başlangıcından bugüne Türk şiirinin önemli şairlerinin adları sıralanacak olsa bunlar arasında mutlaka yer alacak şairlerdendir Cemal Süreya. Şiir yayımlamaya başladığı ilk zamanlardan itibaren sürekli olarak Türk şiirinin gündeminde kalmış, ölümünden sonra da hakkında araştırma ve derleme kitapları yayımlanmış, bütün şiirlerinin bir araya getirildiği Sevda Sözleri yeni baskılar yapmıştır.
Bir yerde şuna yakın bir söz söyler Cemal Süreya: "Dünyanın en güzel şiirlerinin bir araya getirildiği bir antoloji düzenlense seçilen şiirlerin ilk on tanesi kesinkes aşk şiiri olacaktır." Şairin bu sözü yönlendirdi beni bu yazıyı yazmaya; bu sözü ve şiirlerindeki tutkulu, erotik aşk söylemleri...

Bir yaşam itkisi ve iksiri olarak aşk
Aşk, Cemal Süreya'nın şiirde sıklıkla işlediği temalardandır. Kimi zaman düpedüz politik şiirlerinde bile sözü ansızın aşka düşürdüğü, aşkı andığı, anımsattığı dikkati çeker. "Üvercinka" şairi için aşk, yaşam yolunda vazgeçilmez itkilerdendir. Yaşama coşkusu uyandırır ve yazmaya iter onu aşk. Kendisiyle kadın ve aşk konuları çevresinde yapılan bir söyleşide söylediği şu sözle aşka bakışını ortaya koyar; aşkın kuralsızlığını, çarpıcılığını, sınır tanımazlığını dile getirir: "Aşkın içine yasallık girince o aşk biter." Şairin, bu yaklaşımını "Bu Bizimki" şiirinde "Yasadışı bir aşk, / Evlenmeyi / Hiç mi hiç düşünmüyor." (s. 216) dizeleriyle de ortaya koyduğu görülür. Ayrıca, bu şiirde ve başkalarında bu çerçevede ele alınabilecek çok sayıda dize vardır. Kısacası, kuralları ve sınırları olmayan, duygu ile cinselliğin birbiriyle iç içe geçtiği bir aşk anlayışı vardır onda. Buna karşın, yıllardır evli olduğu karısına yazdığı mektuplarda ona olan aşkını anlatabilmek için nasıl çırpındığını görmek şaşırtıcı gelebilir: "Zuhal'im, hayat! Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim. En önce bunu bilmeni. (...) Kaç yıldır evliyiz, yan yanayız. Hâlâ başım dönüyor senlen, esrikim senlen, seviyorum seni. Her geçen gün daha büyük bir aşkla. (...) Ve ben seni o ilk günlerdekinden daha büyük bir tutkuyla seviyorum."
Bazen aşkı da aşar şairin duyguları. Burada aşılan aşk değil, onun sunuluş biçimidir belki de. Konuşan, bir şair olunca, onun anlatım biçimi sıradan bir aşk itirafının sınırlarını zorlayacak, aşacaktır elbette: "Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki."

Kadının şiirleştirilmesi
Kadın Cemal Süreya şiirinin temel izleğidir, onun şiirlerinde en çok sözü edilen varlık, kadındır. Aşka, sevişmeye dair şiirlerinde olduğu gibi kimi toplumsal içerik üzerine kurulan şiirlerinde de kadın sık sık yer bulur dizelerde. Ama öncelikle cinsellik nesnesidir onun şiirlerinde kadın. Saçlarıyla, bacaklarıyla, göğüsleriyle, ayaklarıyla... kısacası bütün bedeniyle şiirde boy gösterir. Şairin, kadında cinsellik nesnesi olarak gördüğü beden bölümlerini anışı kimi zaman fetişizm boyutlarına varır. "Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde / Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra / Sonrası iyilik güzellik." (s. 13); "Uzun saçlı iri memeli kadınlarıyla / Bir Akdeniz şehri çıkabilir içinden" (s. 17); "Bir kadın canıma mercan sokuyor / Dayamış ağzıma bir memesini." (s. 85) gibi şiir parçalarında bunun izlerini görmek zor değildir.
Cemal Süreya'nın şiirlerinde kadın izleğinin sıklıkla işlenmiş olması konusunda yakın arkadaşı, dostu, yazar Muzaffer Buyrukçu şunları söyleyecektir şairin ölümünden sonra yazdığı bir yazıda: "Nedim'den, Karacaoğlan'dan, Nazım Hikmet'ten, Yahya Kemal'den sonra en çok onun şiirinde kadın teması enine boyuna ele alınmış, ayrıntılı bir biçimde işlenmiştir. Kadın bir nesneyken soyut bir kimliğe bürünerek şiirini çarpıcı kılan önemli bir imgeye dönüşür. Genellikle kadın-erkek ilişkileri değil de sevişme ilişkileri şiirin fonunda bütün müziğiyle, bütün görüntüsüyle yer alır. (...) Cemal Süreya, şiirlerini erotik bir temel üzerine oturtmuştur ama şiirinin tamamı o eksenin çevresinde dönenmez..." Buyrukçu'nun, kadının bir nesneyken soyut bir kimliğe bürünerek bir imgeye dönüştüğü şeklindeki iddialarına katılmadığımı belirtmeliyim hemen. Çünkü Cemal Süreya'nın şiirlerinde kadın soyut bir kimliğe bürünmez, soyutlamaya yer yoktur onun kadından söz edişlerinde.
Şiire giren her imgenin, şiirin kendine özgü yapısı gereği soyutlaştığı elbette bir gerçektir; ancak Cemal Süreya, kadını özellikle somut, dokunulan bir varlık olarak tutmaya özen gösterir şiirde. Üstelik sevişme izleği de yine Buyrukçu'nun ileri sürdüğünün tersine bir gelişme gösterir onun şiirlerinde. Cemal Süreya'nın, kadını dokunulabilir somut bir varlık olarak şiirleştirmesinin ve sevişme izleğini çoğunlukla kadın-erkek ilişkisi merkezinde tutuşunun kanıtları olarak şu dizelere bakılabilir: "Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların / Bunların konuşması olur öpülmesi olur" (s. 12); "Bir sürü çiçek ama saydırmaya kalkma / Ayrı ayrı kadınlardan koparılmış / Kadınlardan ya hem de bilsen nerelerinden" (s. 21); "Bir de var sen koynumda yatıyorsun / Güzelsin güzelliğin mutlak amenna / Kızlığın masanın üstünde / Kocana saklıyorsun" (s. 27); "Ama kadınlar, Tanrım, / Öyle sevdim ki onları, / Gelecek sefer / Dünyaya / Kadın olarak gelirsem, / Eşcinsel olurum." (s. 241) Bu son alıntıdaki "eşcinsel" sözcüğünü "kadın eşcinselliği (lezbiyenlik)" olarak almak zorundayız; çünkü şair, kadınlara olan tutkusunu belirtmek için, bir dahaki sefere dünyaya kadın olarak gelirse normal bir kadının yapacağı gibi erkeklerle değil, bunun aksine yine kadınlarla birlikte olmak istediğini söylüyor. Bunun anlamı, şairin bir erkek-şiiröznesi olarak kadınlara olan tutkusunun altının çizilmesidir kuşkusudur.
Bu tutku, şairin söyleyişine de sızmıştır yer yer. Öyle ki, Cemal Süreya'nın erkekçe bir söyleyişle şiir yazmasından rahatsız olan bir şair, Gülseli İnal, buna itiraz etme zorunluluğu duyarak: "Türk edebiyatının şiir ustalarının dillerine yaklaştığımızda ürpertici bir erkeklik sendromu bizi karşılar. Erkek şairlerin terminolojilerinde estetiği yüksek şairler bile erkekliklerini estetiğe yeğleyerek bar bar bağıran cinsiyetçi bir şiiri sergilemişlerdir. (...) Erkek cinselliğinin kadına karşı; kadına bir çağrı olarak üstelik estetik yolla decadence'ını görüyorum, şöyle ki şiir geleneğimizin aşkolog olarak tanımlanan şairi Cemal Süreya'yı ele alarak şairin duygularını imleyişini görelim ve şairin bir erkek bedeni olarak nasıl kalın bir tabakayla kaplı olduğunu sezmeye çalışalım." demiş ve iddialarını kanıtlamaya yönelik örnekler vermiştir.
Cemal Süreya'da imge ile dil arasında mükemmel bir uyum vardır ve bu uyum, Gülseli İnal'ın -bence biraz da abartarak- dikkat çektiği tehlikeye karşın şairin özgün biçeminin oluşmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Gülseli İnal'ın alıntı yaptığı şiirlere gönderme yaparak söylüyorum; bence, "Elma" gibi, "Şu da Var" gibi, "Cigarayı Attım Denize" gibi şiirlerin başka bir söyleyişle yazılması mümkün değildir. Cemal Süreya biraz da budur çünkü. Onun büsbütün kendine özgü olan bu söyleyiş özelliğini olumsuz bir durum olarak görmek, Cemal Süreya gibi bir şairi, neredeyse kendinden soyutlamak olur. Cemal Süreya, "Üslup, kişinin kendisidir." sözünün tipik bir örneğidir kanımca.

Şiir ve aşk, aşk ve erotizm
Aşk ve erotizm, Cemal Süreya'nın şiir yaşamından önce günlük yaşamında önemli olgular durumundadır. Onun günlüklerine ve başka yazılarına baktığımızda sıkı sık aşk ve erotizm üzerine konuştuğunu görürüz. Okuduğu kitaplar arasında erotizmle ilgili olanlar dikkati çeker. Bataille'ın Erotisme adlı kitabını okuduğu günlerde şöyle bir erotizm tanımına varır: "Cinsel gerilimi uzatmak için isteğin gerçekleştirimini geciktirmek. Erotizmin amacı, edimin kusursuzluğu değil, isteğin süregitmesidir." Şair, sadece erotik olanda kalmamış, cinselliğe bakışının sınırlarını genişleterek yazılarından birinde erotizm ile pornografi arasındaki ayrım üzerinde de durmuştur: "Erotik ve pornografik... Bu iki sözcük sık sık kullanılıyor. Aralarında nasıl bir ayrım var acaba? (...) Bu konuda kafa yormuş kişilerin çoğu gelip bir noktada buluşuyor: Pornografi, başarıya ulaşamamış erotizmdir. (...) Burda iki sonuçla karşılaşıyoruz: Sanat değeri olan bir yapıt pornografik değildir, bir; baştan erotik olsun diye yazılmış yapıtlar genellikle porno düzeyinde kalma durumundadır, iki. Kendini kapıp koyvermiş bir cinsellik erotizm değildir."
Cemal Süreya, bir başka yerde erotizm kavramının içeriğini doldurmaya çalışırken klasik yazarlara göndermelerde bulunur: "Erotizm kavramı XIX. yüzyılda kullanılmaya başlamış. XX. yüzyılda ise büyük yaygınlık kazanmış. Klasik yazarlarda 'erotik' sözcüğü, aşkı tat bölgesine, yüreği tutku yönüne kaydıran bir anlamdadır. Sözcüğün bu anlamdaki kullanılışı çok eski. Bunu çıkış noktası alarak bakarsak, o anlamın, aşkın içine kösnül (şehevi) duyarlığı, cinselliği usul usul akıtarak büyüdüğünü, bir noktadan sonra da onu başka niteliklerle donatmaya başladığını görürüz." Burada özellikle son cümlede şairin bilinçli bir şekilde aşk ve cinsellik kavramlarını kaynaştırmaya çalıştığı dikkati çeker. Onun için, aşktan yola çıkmak koşuluyla, "aşk"a ait olanla "erotik" olan birbirine çok yakın gibidir. Aşkı erotizmden ayırmamasının nedeni bunların birbirini tamamladığını düşünmesidir sanırım; cinsellikten uzak bir aşkı dile getirdiği bir şiiri hemen hemen yok gibidir.
Biraz önce, Cemal Süreya'nın mektuplarında aşka ilişkin sözlerinin altını çizmiştim. Şiirlerinde aşktan söz ederken mektuplarında olduğundan daha dolaysız, kendisi için daha kolay ifadelere başvurur şair. Belki, belli bir kişiye hitap etmenin zorluğudur, onu incitmeme, inandırma çabasıdır mektuplarda yer alan satırların bizde yarattığı farklılık duygusunun nedeni. Şair, asıl olarak şiirde konuşur çünkü, şiirdir onun bütün söz hünerini göstereceği alan. Ustalığa erdikten sonra sözü sıradan formunda değil de dizeler halinde söylemek daha kolaydır şair için. Doğrudan da olsa, dolaylı da olsa aşktan söz ettiği şiirlerde okuyanda yaratmak istediği etkiyi fazlasıyla yaratır "Aşk" şairi.
Dille imgenin mükemmel uyumunun sonucu olarak kandırıcı, çekici bir şiirdir onunki. Kadını, aşkı, cinselliği hüzün-erotizm-ironi üçgeninde sentezleyerek kurar şiirini. Onun şiirlerinde aşk, çoğunlukla erotizmle at başı yürür. Bazen çılgın ve kırmızı soluğuyla erotizm öne çıkar: "Kırmızı bir at oluyor soluğum / Yüzümün yanmasından anlıyorum / Yoksuluz gecelerimiz çok kısa / Dört nala sevişmek lâzım." (s. 7); "Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar / Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların" (s. 13); "En çok neresi mi ağzıydı elbet / Bütün duyarlıklara ayarlı / Öpüşlerin türlüsünden elhamra / Sınırsız denizinde çarşafların / Bir gider bir gelirdi işlek ağzı" (s. 43). Bazen de bütün duygu yüküyle, hüznüyle, acısıyla aşk: "Daha nen olayım isterdin, / Onursuzunum senin!" (s. 181) "Seni o kadar yakından görünce, / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni" (s. 279); "İkinci bir parıltı var senin bakışlarında / Keşke yalnız bunun için sevseydim seni" (s. 289)
Şair, daha ilk şiirlerinden başlayarak sık sık erotizme yönelir, buna bağlı olarak kadının fiziksel güzelliğini, cinselliğini bık(tır)madan usan(dır)madan işler; kaba değildir. "Hüzün"de olduğu gibi "erotizm"de de incedir Cemal Süreya. Erotizm onda kimi zaman aşkla birlikte dizelere taşınır: "Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı / Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü / Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti" (s. 13); kimi zaman da aşktan, duygudan uzak olarak görülür onda erotizm: "Bir yanda Sirkeci'nin tiren dolu kadınları / Âdettir sadece ağızlarını öptürürler / Ayaküstü işlerini görmek yerine" (s. 23).
Cemal Süreya'nın şiirlerindeki aşk ve erotizm öğesiyle ilgili olarak Füsun Akatlı şunları söyler: "Hüznün renkleriyle pastelleşmiş bir lirizm (...) -en erotikken en romantik, en romantikken en erotik oluveren bir erotizm-." Gerçekten de böyledir; hatta bu o kadar böyledir ki Cemal Süreya'nın aşk temalı şiirlerine genel olarak bakıldığında aşk, erotizm, lirizm, romantizm kavramlarının iç içe geçmiş olduğu görülecektir. Şair, erotizme yaklaşırken, hatta pornografinin sınırlarında yürürken bile belli bir inceliği, hüzünle karışık ironiyi elden brakmaz. Nesnesiz sevgiye nasıl yakın durmazsa, sevgisiz nesneyi de yücelttiği görülmez. Onun, erotik olanı yakalamaktaki başarısı belki de buradan, bu ince duyarlılığından, kaynaştırma-örtüştürme gücünden gelmektedir. Bir yönüyle kesinkes cesur bir aşk ve erotizm şairidir aslında Cemal Süreya. Bir konuşmasında erotizmle ilgili bir soruya verdiği yanıtta kendi şiirine erotizmin sinişini şu şekilde anlatır: "Humor ve erotizm yapıtıma ben hiç farkına varmadan sinmiş iki nitelik. Hayatımın ve okuduklarımın yansıları demek bunlar. Ama her zaman bu nitelikleri tek tek ya da bir arada lirik, hatta trajik bir plana götürme özlemi içinde de olmuşumdur." "Aşk" şiirinin son bölümünü oluşturan dizelerde erotik sayılabilecek öğelerin yer yer günlük konuşma havası içinde aktarıldığı dikkati çeker: "Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya / Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız / Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu / İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük / Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde / Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra / Sonrası iyilik güzellik." (s. 13)
Aşkın ve sevişmenin bir yan izleği olarak "çıplaklık" da sık sık karşımıza çıkar Cemal Süreya'nın şiirlerinde. Doğanın bir unsuru olan bu öğeyi şair, insanın herşeyi doğal yaşaması gerektiği düşüncesinin bir görüntüsü olarak şiire sokar. Tıpkı şiirde olduğu gibi sevişmede de fazlalıklardan kurtulmak gerekmektedir; tıpkı şiir gibi sevişme de hem tükeniş hem türeyiştir, ölüp yeniden dirilmedir, kendini yeniden yaratıştır bir bakıma. Doğa ile, doğaya ait olanla çıplaklığın bir arada anılması belki de doğanın değişmez yasası olan ölüm-dirim sürekliliğinin vurgulanmasıdır sevişme yoluyla: "Şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun / Elma da elma ha allahlık / Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı / Kuşlar uçuyor üstünde / Gökyüzü var üstünde / Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun / Bir duvarın üstünde" (s. 22); "Sen kadınsın ya büsbütün soyunuyorsun / Sana vergi, atılacak her şeyi kolayca çıkarıp atmak / Öptüğün gibi dünyanın bütün adamlarını bu arada beni / Uzanıp öpüyorsun ya atları çırılçıplak / Ne oluyorsa işte o zaman oluyor" (s. 36)
Erotizmin sınırlarını zorladığı dizeler de vardır Cemal Süreya'nın şiirlerinde. Bu dizelerde şair, söylemek istediklerini, o anki duyularıyla, duygularıyla birleştirmiş gibidir. Ancak, şiirin bütünlüğü içerisinde bunlar anlık duyuşlar olmaktan çıkıp kalıcı birer imgeye dönüşmektedir. Aşkın, sevişmenin büsbütün soyut kalmasına gönlü razı olmayan bir şair vardır karşımızda. İnsanı aşkın ve sevişmenin kalıcılığına çağırırken yırtılan ipek sesiyle şöyle demektedir öncelikle: "... insan sevişirken bütün çağlarda birden oluyor, geçmiş çağların hepsini birden yaşıyor bugünle birlikte. Ve bu gerçekten böyle oluyor. Bu bakımdan bir erginliktir sevişmek." (s. 94)
Cemal Süreya'nın şiirlerindeki aşkı-sevişmeyi-erotizmi anlayabilmek için bunun gerçekten böyle olduğunu kabullenmek gerekiyor. Onun, aşk izleği çevresinde dönen şiirlerine bütün olarak bakıldığında karşımızda, sevişmekten çok haz alan, kadınları hayatının merkezinde önemli bir öğe olarak tutan şiir-öznesinin durduğu görülür. Kendi yaşadıklarını, sevişmeye ve kadına olan özel yaklaşımını, tutkusunu genelleştirme ve böylece kalıcı kılma çabası içinde olan bir şiir-öznesidir bu. "Elma" şairinin şu dizelerini böyle bir bakış açısının arkasından gelecek bir kabul çerçevesinde okumak daha doğru olur sanırım: "Sen ağzını ilave edince atlara / Birdenbire oluyor bu, şaşırıyoruz / Korkunç bir güzellik halklarının havasında / Birden ötesine geçiyoruz varmak istediğimizin / Ayır ayırabilirsen, hangimiz kadın hangimiz erkek" (s. 36); "Sen yüzüne sürgün olduğum kadın / Kardeşim olan yüzünü unutmadım / Karım olan karnını ve önlerini / Orospum olan yanlarını ve arkalarını / İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını / Nasıl unuturum hiç unutmadım" (s. 48)
Şiirin ve öteki sanatların en vazgeçilmez konularından olan "aşk", şiirde bir başka anlam kazanmaktadır sanki. "Uçarı"lıkla "derin"liği bir arada sunabilen ender şairlerden olan Cemal Süreya, aşkta bütün bir hayatın görüntülerini yakalamayı başarmıştır, aşkın bütün görüntülerini de... Duygulu ve tutkulu sevişmeler, sözün derinliği ile aynı uçurumda açan vahşi çiçekler gibi bir arada görünmektedir onun şiirinde.

(Bahçe, sayı:13, İlkyaz 1999)

batı edebiyatında akımlar

B A Ş L I C A E D E B İ A K I M L A R

Safiye AKDENİZ



BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:1 XVI. YÜZYIL
“P L E İ A D E” O K U L U
Yedi şair tarafından kurulmuş bir şiir akımıdır. Adları, yedili bir yıldız kümesinden alınmadır.

TARİH (yaklaşık) 1549-1560
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Fransız dilinde Yunan ve Latin şiiriyle yarışabilecek güçlü bir şiir yaratma
• Antik döneme ve İtalya’ya (özellikle Petrarque’a) büyük bir hayranlık
• Güzellik idealine bağlanmış şairler



BAŞLICA TEMLER: *Lirizim
*Zamanın geçiciliği
*Aşk duyguları, Mitoloji

BAŞLICA TÜRLER: şiir
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Sone
• Eleji
• Alegori, istiare
• Teşbih
• Ritim ve ahenk
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Du Bellay (1522-1560)
Ronsard (1524-1585)





BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR: 2 XVII. YÜZYIL
B A R O K O K U L
XVI. yüzyılın sonlarında doğmuş sanat akımıdır.
TARİH (yaklaşık) 1610-1660
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Dünya, bize değişik açılardan görünür ve değişir. Değişen şeyerin zevki de geçicidir, kurallara bağlanamaz.
• Kuruntular, illizyonlar ve başrkalaşım önemlidir.
• Dünya çok zaman düzensizdir ve karmaşa içindedir.
• Tuhaf ve acaip şeylere karşı derin bir ilgi.



BAŞLICA TEMLER: *Değişkenlik, kararsızlık, istikrarsızlık
*Görünüşler
*Kuruntular, hayaller, vehimler, illizyonlar.
*Hareket

BAŞLICA TÜRLER: Şiir, roman, Tiyatro
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Oynanma amaçlı piyesler
• Sık kullanılan söz sanatları: İstiare, alegori, teşbih, tezat.
• Ağır ifadeler
• Araştırılmış etkili anlatım teknikleri

BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Saint-Amant (1594-1661), Th. de Viau (1590-1626), Corneille (komedi), Cyrano de Bergerac.



BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:3

XVII. YÜZYIL
K L Â S S İ S İ Z M OKULU
XVII. yüzyılın ikinci yarısının yazarları tarafından yaratılan güzellik ve insanlık ideali.
TARİH (yaklaşık) 1660-1680
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Şahsî eserler yaratmaktan vazgeçmeksizin eski yazarları örnek aldılar.
• Tahlil, analiz düşkünlüğü.
• Yazar, bir ahlâkçıdır, ebedî bir insanlığa ulaşmak için ferdi aşma gayreti. Yüksek idealler, Evrensel gerçeklikler. Derin bir beğenilme isteği.



BAŞLICA TEMLER: *Türlerin birbirinden ayrılması, farklılaşması
*Kurallara uyma: Üç birlik kuralı (Zaman birliği, mekan birliği, konu birliği), Gerçeğe uygunluk, Görgü kurallarına uygunluk,
*Üslupta denge, ölçü, düzen, basitlik, tabiilik.

BAŞLICA TÜRLER: Tiyatro, şiir, Roman
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Klâsik Trajedi
• Her düzeyde komiği içine alan komedi.
• Psikolojik roman
• Fabl,
• Dinî söylev, hitâbet.
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Moliere (1622-1673); Racine (1639-1699); La Fontaine (1621-1695); Bossuet ( 1627-1674)




BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:4

XVIII. YÜZYIL
AYDINLANMA DEVRİ
XVII. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan fakat aydınların fikirlerini bir ansiklopedi çıkararak ortaya koymasıyla hız kazanan bir fikir akımıdır.
TARİH (yaklaşık) 1751-1772
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Bilimin, bilgilerin gelişmesi.
• Bilginin özgürlüğe kuvuşması ve halka yayılması.
• İnsanlığın ilerlediği görüşüne inanma.
• Aklî, rasyonel bir düşüncenin bilime ve diğer konulara uygulanması, gözleme, deneye, sorgulayıcı düşünceye öncelik verilmesi.



BAŞLICA TEMLER: *Önyargıların tenkidi,
*Bağnazlıkla, tutuculukla, batıl inanışlarla, doğaüstü görüşlerle mücadele,
*Doğaötesini ve kilisenin doğmalarını reddetme.
*Hoşgörü ve hürriyet, mutluluk ve başarı özlemi.

BAŞLICA TÜRLER: Deneme, Roman
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Deneme, felsefi masallar, roman, sözlük, ansiklopedi maddeleri, söylev.
• İronik, hicivli ifadeler
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Voltaire (1694-1778); Montesquieu (1689-1755); Rousseau (1717-1778); Diderot ( 1713-1784)


BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:5

XIX. YÜZYIL
R O M A N T İ Z M
Klasisizmin zevkinden, güzellik ülküsünden ve kurallarından ayrılarak duyguya ve özgürlüğe yönelen edebî akım.
TARİH (yaklaşık) 1820-1850
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Hissîliğin, hassasiyetin, duyguların değer kazanması.
• Sonsuzluğa özlem, dinî duygular
• Kaçma, uzaklara gitme arzusu: Geçmiş zamanlara özlem, bilinmeyen, yabancı ülkelere özlem (Ekzotizm)
• Hüzün, ihtiras
• Ferdin, “ben”in ön plana çıkması



BAŞLICA TEMLER: *Aşk, kişisel ıstıraplar
* Tabiat
*Lirik, dokunaklı konular
*Birinci şahıs’ın ön plana çıkması

BAŞLICA TÜRLER: Şiir, Roman, Tiyatro
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Lirik şiir , lirik nesir
• Derin düşünceler.
• Epik bir ton, ağıt
• İstiare, alegori
• Türlerin birbirleriyle karışması

BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Chateaubriant (1768-1848); Lamartine (1790-1869); Musset (1810-1857); V. Hugo ( 1802-1885)



BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:6

XIX. YÜZYIL
P A R N A S S İ Z M
Romantizme tepki olarak doğan ve “sanat için sanat” anlayışına bağlı olan bir edebiyat akımıdır. Bir bakıma klassisizme geri dönüş hareketidir. Realizm ve natüralizmin şiire uygulanmasıdır.
TARİH (yaklaşık) 1850-1860
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Kişi romantikler gibi gibi hep kendisini ifade etmemelidir.
• Şiirde tasvire önem verme.
• Kusursuz, mükemmel biçim güzelliği.
• Bir edebî eserin varlık sebebi sadece güzelliktir: “Sanat için sanat”
• Parnassizm, realizm ve natüralizm gibi, pozitivizmin edebiyata yansımasıdır.




BAŞLICA TEMLER: *Tabiatı , bir resim imiş gibi algılama.
* Ahenk, renk ve ışıltının (mücevher, vb.) peşinde olmak.
*Arkeoloji ve antikiteden esinlenme.

BAŞLICA TÜRLER: Şiir
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Sone, Balad
• Seçkin kelimeler, doğru, mükemmel ifade,

BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Leconte de Lisle(1818-1894); Th. Gautier(1811-1872); Hérédia (1810-1857); V. Hugo ( 1842-1905)


BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:7

XIX. YÜZYIL
R E A L İ Z M
Romantizmin idealizmine ve lirizmine tepki olarak doğan sanat akımı.
TARİH (yaklaşık) 1830-1870
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Gerçeğin mümkün olan en sadık ifadesini elde etmek.
• Romancı bilim adamı gibi çalışmalıdır: Gözlem metodundan ve pozitivist felsefeden yararlanmalıdır.
• Romancı, çevrenin ruh üzerindeki tesirini göstermelidir.
• Dış ve iç gerçeklikler bir ve aynı şeylerdir.




BAŞLICA TEMLER: *Bir çevrenin bir çağın geleneklerinin sergilenmesi, tarihî, politik, sosyal bağlarının gözlemlenmesi. Çevrenin, şehrin, köyün, kişi üzerindeki etkileri, sosyal sefaletler, debdebe tezadı.
* Ahenk, renk ve ışıltının (mücevher, vb.) peşinde olmak. Akeoloji ve antikiteden esinlenme.

BAŞLICA TÜRLER: Roman
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Nesnellik, objektif olma kaygısı.
• Üçüncü şahıs ağzından anlatma, çeşitli oaylara bağlanmış entrik, geniş tasvirler, gerçekleri ifade etme gayreti.

BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Stendhal (1783-1842); Balzac (1799-1850); Flaubert (1821-1880)


BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:8

XIX. YÜZYIL
N A T Ü R A L İ Z M
Bilimlerin, deneysel tıbbın ve psikiyatrinin tesirinde doğmuş bir sanat akımıdır.
TARİH (yaklaşık) 1870-1890
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Aşırı bir realizm.
• Realizmde görülen belge ve tasvir merakı daha aşırı hale gelmiştir.
• Romancılar eserlerinde sosyal ve biyolojik determinizmin kişiler ve toplum üzerindeki etkilerini sergiler. Böylece roman bir deney alanı olur.




BAŞLICA TEMLER: • Fizyolojinin insan psikolojisine tesirleri.
• Ruhî ve fizikî kusurların sergilenmesi. Soyaçekim ve çevrenin etkileri. Çalışma hayatı, şehir hayatı, makinalar, endüstri devrimi.

BAŞLICA TÜRLER: Roman
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Birkaç nesli art arda anlatan roman dizileri.
• Çevrenin tasviri, teknik ve özel kelimelerden oluşan bir roman dili. Destanî istiareler.

BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Zola (1840-1902); Maupassant (1850-1893); Goncourt Kardeşler






BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:9

XIX. YÜZYIL
S E M B O L İ Z M
Natüralizm akımına karşı Baudelaire’in şiirinin etkisinde doğan bir şiir akımıdır.
TARİH (yaklaşık) 1869-1896 Servet-i Fünûn’un kuruluşu: 1896
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Bilgilerimiz, idrakimiz özneldir.
• Şair, sayıp dökmek, tasvir etmek, hikâye etmek yerine bir duyguyu yaşatmalı, zihinde uyandırmalıdır .
• Şiir sözden ziyade musikîye yakın olmalıdır.



BAŞLICA TEMLER: • Mitoloji, ortaçağ efsâneleri, dinî hikâyeler,.
• Hissedilen dünya ile bilinmeyen dünya arasındaki ilişkiler. Şiir, gizli dünyalara ulaşmanın aracıdır.

BAŞLICA TÜRLER: Şiir
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Mensur şiir.
• Semboller
• Ahenkli bir dil.
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Verlaine (1844-1896); Rimbaud (1854-1891); Mallarmé (1842-1898)




BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:10
XX. YÜZYIL
S Ü R R E A L İ Z M
Apollinaire’in ve Dada hareketinin tesirinde I. Dünya Savaşı sonrasında doğmuş bir sanat hareketidir.
TARİH (yaklaşık) 1924-1969
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Düşüncelerin, aklın denetimi olmaksızın güzellik ve ahlâk kaygılarına düşmeden ifade edilmesi gerekir.
• Sanat özgürleşmenin ve devrimin bir aracıdır. .
• Akılcılığın reddi.
• Freud psikolojisinden yararlanma
• Sanat eseri aklın değil, tesadüfün ve otomatizmin ürünüdür.



BAŞLICA TEMLER: • Başkaldırı,.
• Şehirlerin büyüsü, garip rastlantılar.
• Biliçsizler, rüyalar, hayâller.
BAŞLICA TÜRLER: ( Bütün Türlerde)
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Şiir, otomatik yazı, .
• Şekilli şiirler (calligrammes)
• İmaj ve fikir çağrışımları.
• Beklenmedik istiareler
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
Breton (1896-1966); Eluard (1895-1952); Aragon(1897-1982) Desnos(1900-1945) Peret (1899-1959)









BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:11
XX. YÜZYIL
ABSÜRD AKIMI
Egzistansiyalizm felsefesinden doğan bir sanat akımıdır..
TARİH (yaklaşık) 1938-1960
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Beşerî hayatın saçmalıklarının ifadesi, insanın “yabancı”laşması.
• Tiyatro alanında: Geleneksel tiyatro anlayışından uzaklaşma.Realist ve psikolojik tiyatronun reddedilmesi.
• Uzaklaşma..



BAŞLICA TEMLER: • İnsanın yalnızlığı
• Seçme iradesi,
• Varoluş problemi
• Bilinçsizliğe yönelme
• Dilin anlamsızlığı
BAŞLICA TÜRLER: Roman, Tiyatro
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: • Geleneksel yapıların (perde, sahne ...) reddedilmesi,
• Anlamsız monologlar
• Tekrarlar, uyumsuzluklar.
• Piyeslerdeki yazar açıklamalarının (didascalier) önem kazanması.
• Nesnelerin çokluğu, istilâsı.
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ Sartre (1905-1980); Camus (1913-1960); İonesco (1912-1994) Beckett (1906-1989)




BAŞLICA EDEBÎ AKIMLAR:12
XX. YÜZYIL
Y E N İ R O M A N
Geleneksel romanın yapısını değiştirerek yazılan yeni tarz romanların genel adıdır.
TARİH (yaklaşık) 1950-1980
KURALLARI ve NİTELİKLERİ : • Psikolojik romanın terk edilmesi.
• Şahıs kadrosunun ikinci plana düşmesi.
• Kronolojik sırayla anlatımdan vaz geçme.
.



BAŞLICA TEMLER: • Romanların konuları: Bir yazının macerası,
• Romanın düğüm bölümünün yokluğu,
• Anlatının devamlı olmaması, kopuk kopuk olması.

BAŞLICA TÜRLER: Roman
BAŞLICA BİÇİMLER ve Teknikler: *Tasvirler önem kazanır, ayrıntılar bütün incelikleriyle anlatılır
*İç diyaloglar kullanılır
*Nesneler ve mekân önem kazanır.
BAŞLICA TEMSİLCİLERİ
Robbe-Grillet (1922- ..... )
Michel Butor (1926-.... )
Nath. Sarraute (1900-1999) Claude Simon (1913- ........)


Bibliyografya:
*Suut Kemal Yetkin, Edebiyatta Akımlar, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1967.
*J.E. Gadenne, (www.lettres.net) (Sayfa1/2)

17. ve 18. yüzyıl divan şiiri

HAR-NÂME

Zevk içinde cihân velî ŞEYHî
Yatur uş minnet ü belâda dahı

Bahtı zengî yüzü tek agarmaz
İşi başmaklayın başa varmaz

Râhat umdukça gördü zahmetler
Devlet isteyü buldu mihnetler

Fikr olurken hâletün sıfatı
Geldi bu kıssanun münâsebeti

MÜNÂSEBET-İ HİKÂYET

Bir eşer var idi zâif ü nizâr
Yük elinde katı şikeste vü zâr

Gâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi

Ol kadar çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamışdı yağır

Nice tü kalmamışdı et ü deri
Yükler altında kana batdı deri

Eydür idi gören bu sûretlu
Tan degül mi yürür sünük çatlu

Dudağı sarkmış u düşmiş enek
Yorılur arkasına konsa sinek

Toğranur idi arpa arpa teni
Gözi görince bir avuç samanı

Kargalar dirneği kulağında
Sinegün seyri gözi yağında

Arkasından alınsa pâlanı
Sanki it artuğıydı kalanı

Birgün ıssı ider himâyet ana
Ya’ni kim gösterür inayet ana

Aldı pâlanını vü saldı ota
Otlayurak biraz yüridi öte

Gördi otlakda yürür öküzler
Odlu gözler ü gerlü göğüzler

Sömürüp eyle yirler otlağı
Ki çekicek kılın tamar yağı

Boynuzı ba’zısınun ay bigi
Kiminün halka halka yay bigi

Böğrişüp çün virürler âvâze
Yankulanurdı tağ ü darvâze

Har-ı miskîn ider iken seyrân
Kaldı görüp sığırları hayrân

Geh yürürler ferâgat ü hoş-dil
Gâh yaylâ vü kışla geh menzil

Ne yular derdi ne gâm-ı pâlân
Ne yük altında haste vü nâlân

Acebe kalur u tefekkür ider
Kendü ahvâlini tasavvur ider

Ki birüz bunlarunla hilkatde
Elde ayakda şekl ü sûretde

Bunlarun başlarına tâc neden
Bize fakr ü ihtiyâc neden

Bizi ger arpa ok u yây itdi
Bunlarun boynuzun kim ay itdi

Didi bu müşkilümi itmez hal
Meger ol bir falân har-i a’kal

Var idi bir eşek firâsetlû
Hem ulu yollu hem kiyâsetlû

Çok geçürmiş zamâneden çağlar
Yükler altında sızırup yağlar

Nûh Peygamber’ün gemisinde ol
Virmiş İblîse kuyruğıyla yol

Dir imiş ben döşedimdüm döşeği
Dirilürken ölüp ’Üzeyr eşeği

Hoş-nefesdür diyü vü ihl ü fasîh
Hürmet eyler imiş humâr-ı Mesîh

Kurd korkar idi kulağından
Arslan ürker idi çomağından

Ol ulu katına bu miskîn har
Vardı yüz sürdi didi iy server

Sen eşekler içinde kâmilsin
Âkıl ü şeyh ü ehl ü fâzılsın

Anda k’ıslâh ide tapun şer ü şûr
Har-î Deccâle diyeler ker ü kûr

Menzil-i mü’minîne rehbersin
Merkeb-i sâlihîne mazharsın

Nesebündür mesel hatîblere
Nefesün hoş gelür edîblere

Sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell
Müşkilüm var keremden itgil hall

Bugün otlakda gördüm öküzler
Gerüben yürür idi göğüzler

Her biri semîz ü kuvvetlü
İçi vü taşı yağlu vü etlü

Niçün oldu bulara enzâni
Bize bildür şu tâc-ı sultanî

Yok mıdur gökde bizüm ılduzumuz
K’olmadı yir yüzinde boynuzumuz

Her sığırdan eşek nite ola kem
Çün meseldür ki dir benî âdem

Har eger hâr ü bî-temîz oldı
Çünkü yük tartar ol azîz oldı

Bâr-keşlikde çün bizüz fâik
Boynuza niçün olmaduk lâyık

Böyle virdi cevâb pîr eşek
K’iy bilâ bendine esîr eşek

Bu işün aslına işit illet
Anla aklunda yog ise kıllet

Ki öküzi yaradıcak Hallâk
Sebeb-i rızk kıldı ol Rezzâk

Dün ü gün arpa buğday işlerler
Anı otlayup anı dişlerler

Çün bular oldu ol azîze sebep
Virdi ol izzeti bulara Çalab

Tâc-ı devlet konıldı başlarına
Et ü yağ toldı iç ü taşlarına

Bizüm ulu işimüz odundur
Od uran içümüze o dûndur

Bize çokdur hakîki buyrukda
Nice boynuz kulağ u kuyruk da

Döndi yüz derd ile zaîf eşek
Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek

Didi sehl ola bu işün aslı
Çünki şerh oldı bâbı vü faslı

Varayın ben de buğday işleyeyin
Anda yaylayup anda kışlayayın

Nice yiyem odun ile letler
Bulayın buğday ile izzetler

Gezerek gördi bir gögermiş ekin
Sanki dutardı ol ekin ile kîn

Aşk ile değdi girdi işlemeğe
Gâh ayaklayu gâh dişlemeğe

Arpa gördi gögermiş aç eşek
Buldı cân derdine ilâç eşek

Değme kerret ki şevk ile karvar
Toprağın bile götürür harvar

Eyle yidi gök ekini terle
Ki gören dir zihî kara tarla

Yiyürek toydı karnı çağnadı
Yuvalandı vü biraz ağnadı

Başladı ırlayup çağırmağa
Anup ağır yükin ağırmağa

Dimiş ol âdemî ki hoş-demdür
Niam oldukda bî-nagam gamdur

Pes idüp cûş içinde eşvâkı
Rast düzdi nevâ-yı uşşâkı

Çeker âvâze tîz ider perde
Hoş ser-âğaz ider muhayyerde

Nice düzmek ki bozdı âhengi
Perdesin açdı ol cihân nengi

Çıkarur har çün enker-ül esvât
Ekin ıssına arz olur arasât

Ağaç elinde azm-i râh itdi
Tarlasını göricek âh itdi

Dâneden gördi yiri pâk olmış
Gök ekinliği kara hâk olmış

Yüreği sovumadı söğmeg ile
Olımadı eşeği dögmeg ile

Bıçağın çekdi kodı ayruğını
Kesdi kulağını vü kuyruğını

Kaçar eşşek acıyaruk cânı
Dökilüp yaşı yirine kanı

Uğrayu geldi pîr eşek nâgâh
Sordı hâlini kıldı derd ile âh

Yermürü inleyü didi iy pîr
Har-ı rûbâh bigi pür-tevzîr

Bâtıl isteyü haktan ayrıldum
Boynuz umdum kulakdan ayrıldum

Benem ol gâm yükinde har-ı leng
Gussalar balçığında vâlih ü deng

Ne yüküm bir nefes giderici var
Ne biraz çekmeğine yarıcı var

Har gedây-iken arpaya muhtâç
Gözedürem k’urıla başuma tâc

İster iken halâldan rûzî
Varım itdüm haramîler rûzî

Ger tonuzlara olmaya buyruk
Âh gitdi kulağ ile kuyruk

Hükm-i sultâna k’ola pâyende
Çarh çâkerdürür felek bende

Kim ola bâri bir iki eclâf
K’ide tevk-i pâdişâha hilâf

Şâh kahrı ne’ûzü-billâh eger
Çarh baş çekse ide zîr ü zeber

Göklere irdi nâle vü feryâd
Dâd iy pâdişâh-ı âdil dâd

Şeyhî uzatma nâle vü âhun
Nüktedândur bilür şehen-şâhun

Ger inâyetden istesen tevfîr
Kılma devlet duâsını taksîr

Nice kim bu zamâne-i nâ-sâz
Câhile nâz vire ehle niyâz

Ne kadar kim cihân-ı bî-ihlâs
Ârifi hâric ide âmiyi hâs

Ol şehün işi izz ü nâz olsun
Düşmeninün gam ü niyaz olsun

(Vezin: Feilâtün mefâilün feilün)


Sayfayı yazdır



HAR-NÂME’NİN TÜRKÇESİ

Zayıf bir eşek vardı
Yük çekmekten anası ağlardı

Bazen odun çeker, bazen su taşırdı
Gece gündüz sıkıntılıydı

O kadar ağır yükler taşıdı ki
Yaralardan tüyü kalmadı

Eti ve derisi de kalmadı
Teri yükler altında kan gibi akıyordu

Onu görenler
Sanki bir iskelet gidiyor diyordu

Dudağı sarkmış, çenesi düşmüştü
Arkasına sinek konsa yoruluyordu

Gözü bir avuç saman görünceye dek
Teni kıyım kıyım doğranırdı

Kargaların derneğini dinler
Sineğin gezip dolaşmasını izlerdi

Sırtında palan alınsa
Geri kalan sanki bir köpekti

Bir gün sahibi onu himaye eder gözetir
Ona iyilik eder

Sırtından palanını alır ve otlamaya salar
Eşek otlayarak ilerler

Otlakta yürüyen öküzleri görür
Gözleri ateşli, göğüsleri gergin ve dolgun

Otlağı sömürüp yerlerdi
Ki kıllarını çekince kanları damlardı

Bazılarının boynuzları ay gibi
Kimisinin de halka halka yay gibi

Böğürdüler mi dağlar
Çın çın öterdi

Miskin eşek gezip dolaşırken
Sığırları görünce şaştı kaldı

İçleri rahat yürüyorlar
Bazen de dinleniyorlardı

Ne yular dertleri vardı ne palan üzüntüsü
Ne de yük altında hasta ve şikayetçiydiler

Eşek bu hali garip buldu çok şaşırdı
Kendi durumunu gözünün önüne getirdi

Dedi ki "Biz bunlarla aynı yaratılışdayız
Elde ayakta şekilde aynıyız

Bunların başına taç giydirilmesi neden
Bize bu ihtiyaç ve yoksulluk neden

Gerçi bizi arpa özlemi ok ve yay haline getirdi
Bunların boynuzunu kim ay etti

Dedi ki "Eşeklerin en akıllısı falancadan
Başkası bu müşkilimi halledemez

Gerçekten de kavrayışlı bir eşek vardı
Hem üst sınıfta hem zekiydi

Yük altında yağları eritip
Çok çağlar görmüş geçirmişti

Nuh’un gemisine girerken
Şeytana kuyruğuyla yol vermişti

Üzeyr’in eşeği öldükten sonra dirilirken
Yatağını ben serdiydim dermiş

Sesi güzeldir, ustadır diye
Mesih’in eşeği ona hürmet edermiş

Kulağından kurtlar korkar
Çomağından arslan ürkerdi

Bizim miskin eşek o ulu eşeğin yanına vardı
Yüz sürdü dedi ki ey yüce kişi

Sen eşekler içinde en olgun eşeksin
Akıllısın şeyhsin ehilsin, fazılsın

Senin bulacağın çözümlerle kötülük ortadan kalkarsa
Deccal eşeğine sağır, kör diyecekler

Sen müminlere yol gösterici menzillerine götürücüsün
Tanrı yolunu tutmuş kişilerin eşeği olma şerefine erdin

Soyun sopun hatiplere konu oldu
Ediblere de nefesin hoş gelir

Kuşku yok sen eşeksin bilgesin büyüksün
Benim bir sorun var kerem eyle bunu hallet

Bugün otlakta öküzler gördüm
Göğüslerini gererek yürüyorlardı

Her biri semiz ve kuvvetli
İçleri dışları yağlı etli

Bize nedenini açıkla. Şu sultanlık tacı
Niçin bunlara layık görüldü

Gökyüzünde bizim yıldızımız yok mu
Yeryüzünde boynuzumuz olmadı

Eşek nasıl sığırdan aşağı olur
Çünkü insanlar şu örneği veriyor

Eşek hakir ve anlayışsız olsa da
Yük taşıdığı için azizdir

Madem yük taşımakta biz onlardan üstünüz
Peki neden biz boynuza layık olmadık

Pir eşek dedi ki
Ey bela bağına tutsak olmuş eşek

Bu işin aslını astarını dinle
Aklında noksanlık yoksa nedenini anla

Yaratan Allah öküzü yaratınca
Öküzleri rızk nedeni kıldı

Öküzler gece gündüz buğday işler
Buğday otlar buğday dişlerler

Aziz buğdaya bu öküzler besep olduğu için
Allah bunlara o yüceliği verdi

Devlet tacı başlarına kondu
İçleri ve dışları yağ ile et ile doldu

Bizim büyük işimiz odundur
İçimize ateş koyan o değersiz nesnedir

Gerçek buyruksa
Boynuz bir yana kulak ve kuyruk bile bize çoktur

Cılız, hasta, dertli eşek
Pir eşeğin yanından dertleri artmış olarak ayrıldı

Kendi kendine bu işin aslı kolaylaştı dedi
Çünkü kitaptaki bölüm açıklandı

Gideyim ben de buğday işleyeyim
O işte yazlayıp kışlayayım

Daha ne kadar odunla dayak yiyeceğim
Oküzler gibi buğdayla uğraşıp yücelikler bulayım

Giderken yeşermiş bir ekin tarlası gördü
Sanki o ekine kin tutardı

Aşkla tarlaya gidip işlemeye başladı
Bazen ayağıyla çiğniyor bazen dişiyle yiyordu

Yeşermiş arpayı gören aç eşek
Can derdine ilaç buldu

Arpayı istekle kavradığı her keresinde
Toprağını da eşek yüküyle götürdü

Ekini öylesine iştahla yedi ki tarla çıplak kaldı
Görenler ne acayip ekilmemiş tarla derdi

Yiye yiye karnı doydu müziğe başladı
Yere yattı yuvarlandı ağnandı

Söyleyip çağırmaya
Ağır yüklerini anarak anırmaya başladı

Bir nüktedan kişi demiş ki
Nimetler ezgisiz olunca gam olur

Sonra içindeki neşesi taşınca
Nevva-yı uşşak makamını tutturdu

Gitgide sesini yükseltti
Muhayyer makamda anırmayı sürdürdü

Cihanın yüz karası sesini öyle yükseltti ki
Nağme düzmek bir yana ahengi bozdu

Eşek seslerin en çirkinini çıkarınca
Ekinli tarlanın sahibi sesini duydu

Eline sopayı aldığı gibi yola çıktı
Tarlasının halini görünce inledi

Gördü ki tarla ekinden temizlenmiş
Yeşil tarla kara toprak olmuş

Küfretmekle yüreği soğumadı
Eşeği döverek kendisini yatıştıramadı

Bıçağını çekip başka yerlerini bıraktı
Ama eşeğin kulağını ve kuyruğunu kesti

Eşek gözyaşı içinde kan dökerek
Canı acıyarak kaçmaya başladı

Yolda aniden karşısına pir eşek çıktı
Ne olduğunu sordu,eşek feryat figan

Yalvarıp inleyerek dedi ki ey pir
Koca tilki gibi kurnaz ve hilekar eşek

Batıl isteyerek haktan ayrıldım
Boynuz umdum kulaktan ayrıldım

Gam yükünü çeken ve tasa balçığına
Şaşkın sersem bir halde saplanan o topal eşek benim

Ne ağır yükü kaldıracak halim var
Ne de taşımama biraz yardım eden var

Arpaya muhtaç yoksul bir eşekken
Başıma taç konmasını beklerdim

Helalinden rızk isterken
Bütün servetimi haramilere kaptırdım

Eğer o domuzlar için buyruk çıkmazsa
Ah, gitti bizim kulak ile kuyruğumuz

Padişahın hükmüne
Felek kuldur köledir

Bir iki baldırı çıplak da kim oluyor ki
Padişahın nişanlı buyruğunun tersine hareket edebilsin

Padişahın öfkesi ki eğer
Felek başkaldırsa onu bile yerle bir eder

Benim inleme ve feryatlarım göklere çıktı
Adalet ey adil padişah adalet

Şeyhi, inilti ve ahını fazla uzatma
Senin şahlar şahı büyük padişahın nüktedandır, bilir

Onun lütuf ve ihsanının artmasını istersen
Devlet için dua etmekte kusur eyleme

Varsın bu uygunsuz, ters işler yapan zaman
Cahile naz, ehil olanlara da niyaz verirse de

Fesat dünya her ne kadar
Bilgiliyi dışarda tutup cahili has dostlar arasına soksa da

O padişahın işi izzet ve naz etmek
Düşmanın işi de gam çekmek ve yalvarmak olsun


Sayfayı yazdır



GAZEL

Ne tende cân ile sensiz ümîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-i firkatinde râhat olur

Ne çâre var ki firâkınla eğlenem bir dem
Ne tâli’im meded eyler visâle fırsat olur

Ne şeb ki kûyuna yüz sürmesem ol şeb ölürün
Ne gün ki kâmetini görmesem kıyâmet olur

Dil ise gitti kesilmez hevâ-yı aşkından
Nasîhat eylediğimce beter melâmet olur

Belâ budur ki alıştı belâlarınla gönül
Gamın da gelse dile bâis-i meserret olur

Nedir bu tâli’ ile derd-i Nef’i-i zârın
Ne şûhu sevse mülâyim dedikçe âfet olur


Sayfayı yazdır



KASÎDE
(ilk 8 beyit)

(Der sitâyiş-i Sultan Murâd Rahmet’ullâh-ı aleyh)

Esdi nesim-i nev-bahâr açıldı güller subh-dem
Açsun bizim de gönlümüz sâki medet sun câm-ı Cem

İrdi yine ürd-i Behişt oldu hevâ anber-sirişt
Âlem Behişt-ender-Behişt her gâşe bir Bâğ-ı İrem

Gül devri ayş eyyâmıdır zevk-u safâ hengâmıdır
Aşıkların bayrâmıdır bu mevsim-i ferhunde-dem

Dolsun yine peymâneler olsun tehî hum-hâneler
Raks eylesün mestâneler mutribler itdikçe nagam

Bu demde kim şâm ü seher mey-hâne bâğa reşk ider
Mest olsa dil-ber sevse ger ma’zûrdur şeyh-ül-harem

Ya neylesün bî-çâreler âlüfteler âvâreler
Sâgar suna meh-pâreler nâş etmemek olur sitem

Yâr ola câm-ı Cem ola böyle dem-i hurrem ola
Ârif odur bu dem ola ayş ü tarabla mugtenem

Zevkı o rind eyler tamâm kim tuta mest ü şâd-kâm
Bir elde câm-ı lâle-fâm bir elde zülf-i ham-be-ham


Sayfayı yazdır



REDİFLİ GAZEL

Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şişeden ruhsâr-ı al olmuş sana

Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana

Sihr ü efsûn ile dolmuştur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana

Şöyle gird olmuş fireng-istan birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana

Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkilter suâl olmuş sana

Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül noldun ne hâl olmuş sana

Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
La’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana

Yok bu şehr içre senin vasf ettiğin dil-ber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana


Sayfayı yazdır



GAZEL

Sînede evvel ne muhrik ârzûlar vâr idi
Lebde ser-keş âhlar âteşli hûlar vâr idi

Böyle bî-hâlet değildi gördüğüm sahrâ-yı aşk
Anda mecnûn bîdler dîvâne cûlar vâr idi

Ben bugün bir nev-bahâr-ı hüsn ü ân seyreyledim
Tarf-ı destârında sünbül gibi mûlar vâr idi

Sen yine bir nev-niyâz âşık mı peydâ eyledin
Kûyuna yer yer dökülmüş âb-ı rûlar vâr idi

Ey Nedîm ey bülbül-i şeydâ niçün hâmûşsun
Sende evvel çok nevâlar güft ü gûlar vâr idi


Sayfayı yazdır



ŞARKI

Bir safâ bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ’-i Tesnîm içelim Çeşme-i Nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Geh varub havz kenârında hırâmân olalım
Geh gelüb Kasr-ı Cinân seyrine hayrân olalım
Gah şarkî okuyub gâh gazel-hân olalım
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

İzn alub Cum’a namâzına deyu mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşub iskeleye doğru nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

Bir sen ü bir ben ü bir murib-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bugünlük edib ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’d-âbâd’a

lise müfredatındaki şairlerden seçmeler

Hadi gel dedim hadi söyle
Ne var bileyim yüreğinde
Ne söyler ilk aşkın muştusu?
Etme sultanım n'olur etme
Hadi gel dedim hadi söyle.

Bizim için bunca güzellik
Türküler düğün dernek şenlik.
Açılan çiçekler baharla
Bana esvap sana gelinlik
Bizim için bunca güzellik.

Bizler olmasak neye yarar
Şu gökyüzü ağaçlar kuşlar,
İplik iplik nisan yağmuru.
Ya şu canım dünya canım bahar
Bizler olmasak neye yarar?

Hadi gel dedim n'olur hadi
Söyleyiver içindekini
- Aşkımızı öğrensin dünya!-
Birleştirip ellerimizi
Hadi gel dedim n'olur hadi
Başlasın çocukça, neşeli
Bir koşu sokak ortasında! A. Püsküllüoğlu

Kırlangıçlar dönecek yakında
Açılacak onurlu kapıları
Haziran sabahlarının
Ağırdan

Yer gök deniz nasıl bak
Birbirine karışacak
Çiçekler başı çekecek hey Nice
Sonra çocuklar
Balonlar uçurtmalar bulutlar ellerinde
Ardından
Beyazlar kırmızılar kayıklar
Haydiii
Yeşilde mavilikte

Ayak sesleri var başka işiteceksin
Bizlerin ayak sesinden
Toprağın var suların var ağaçların var
Günlerin gecelerin
Sözlerin biçimlerin ayak sesleri
Ayak sesleri elele
Ayak sesleri kıyamet gibi
Işığın ayak sesi
Gölgenin ayak sesi
Seslerin ayak sesi

Çocuğum ilk ağızda bunları belle Arif Damar

Işıklı günlerinde düşün
memleketini, dostlarını, sevgilini.

Onlarda kal, dinlen,
bırak kendinden bir şeyler.
Bir mağlûp akşamın mahzunluğu
silinsin gözlerinden...

Bir kavga sonunu unut.

Sen, maceralar peşinde değil,
umutsuz bir yolculukta değilsin.

Yaşamak, sadece sevmektir inan bana!..
Sevmeyenler, dünyamızda yaşamıyor.

Yaşamak,
suda, toprakta, insanlarda görünerek
bir zeytin ağacı gibi.

Bir zeytin ağacı gibi ne güzel
denize yakın olacaksın;
uzayan dallarında, yapraklarında ışık
taa derinlerde köklerin.

Bir zeytin ağacı gibi, bin yıl severek,
yaşamak her gün... Arif Damar


Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk, cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter, iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim, bir nehir akıp gider.

Bir hatıradır şimdi dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir.

Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen, nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler.

Bu aşk burada biter ve çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk, cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter, iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim, bir nehir akıp gider. A.Behramoğlu



Pây-mâlin olmak ümmîdiyle dâmânın gibi
Sîne-çâk-ı hasretin oldum girîbânın gibi

Çün beni sevdâ-yı zülfünle sen ettin târ-mâr
Târ-mâr ol sen dahi zülf-i perîşânın gibi

Yok perîşân etmedik bir hânümân-ı akl ü dîn
Söyle kâfir mi o zülfün söyle îmânın gibi

Lezzeti tâ haşre dek hâtır-nişândır âşıka
Görmedim bir yâdigârın zahm-ı peykânın gibi

Olmasın cânân dahi âgâh hâlinden Ziyâ
Râz-ı aşkı sakla genc-i sînede cânın gibi ziya paşa


Hakikat her vücudun cânı aşktır
Ne cân kim cân içinde cânı aşktır

Bu cân cismimi kaim tutar ancak
O cân kim zâhir ü pinhânı aşktır

Bu aşk elinde aciz cümle eşya
Ne sır kim kamu ser-gerdân-ı aşktır

Bu aşk kandalığın bilmez kimesne
Bilirler haddini pâyân-ı aşktır

Gehi Leylî olur Mecnûn gözünden
Geh olur Leylâ'nın hayran-ı aşktır

Gehi kan yaş akar Ya'kûb gözünden
Geh olur Yûsuf-ı Kenân-ı aşktır

Diriltir ölüyü İsâ deminde
Geh olur Mûsâ-i Ümrân-ı aşktır

Ene'l-Hak çağırır Mansûr dilinden
Cüneyd'de cübbe vü irfân-ı aşktır

Bu aşkın türlü türlü rengi çoktur
Kimi giryân kimi handân-ı aşktır

Fedâ bu aşka cânım dinim olsun
Bana hem din ü hem imân-ı aşktır

Ne Yûnus anda yüz bin cân-ı Yûnus
Kabul etsin ne kim kurbân-ı aşktır

Vücûdun cübbesin aşk ile çâk et
Dala gör ona kim ummân-ı aşktır yunus emre


Aşk eteğin tutmak gerek âkıbet zevâl olmaya
Aşktan bir elif okuyan kimseden suâl olmaya

Aşk dediğin bilir isen aşka gönül verir isen
Aşk yoluna mâl ne olur cân dahi muhâl olmaya

Âsil-zâdeler nişânın eger bilmek diler isen
Her sözünün manâsı var sözü sebük-sâl olmaya

Âriflerden nişân budur her gönülde hâzır ola
Kendini teslîm eyleye sözde kıyl ü kâl olmaya

Görmez misin sen arıyı her bir çiçekten bal eder
Sinek ile pervânenin yuvasında bal olmaya

Eğer güher ister isen hizmet ile âriflere
Câhile bin söyler isen mânâda miskâl olmaya

Miskin Yûnus zehr-i kâtil aşk elinden tiryâk olur
İlm ü amel zühd ü tâ'at pes aşksız helâl olmaya yunus emre


İşitin ey yârenler aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül mesel-i taşa benzer

Taş gönülde ne biter dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer

Aşkı var gönül yanar yumşanır muma döner
Taş gönüller kararmış sarp-katı kışa benzer

Ol sultân kapısında ol hazret tapusunda
Âşıkların yıldızı her-dem çavuşa benzer

Aynı hırs ol olmuştur nefsine ol kalmıştır
Kendine düşman olmuş yavuz yoldaşa benzer

Aşktır kudret körüğü kaynadır âşıkları
Nice kaptan geçirir ondan gümüşe benzer

Âşık gönlü dölenmez mâşukun bulmayınca
Kararı yok dünyada pervâzı kuşa benzer

Münkir sözünü bilmez sözü ileri varmaz
Neye teşbîh edersin anlanmaz düşe benzer

Geç Yûnus endîşeden ne gerek bu pîşeden
Ere aşk gerek önden andan dervîşe benzer yunus emre

Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata
görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını
yerimi yadırgadım
yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka
çılgının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı
durmadan bir beyaz aygırla taşardım derin göllerden
bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara
güneşin zekasıyla doymak isterdim
kaba solgun kâğıtlar sunardı
şehrin insanı bana

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
kaypak ilgilerin insanı, zarif ihanetlerin.

Ogünbugün, şehri dünyanın üstüne kapatıp bıraktım
kapattım gümüş maşrapayla yaralanmış ağzımı
ham elmalar yemekten göveren dudaklarım
mırıldanmasın şehrin mutantan ve kibirli ağrısını.
Azıcık gece alayım yanıma yalnız
serçelerin uykusuna yetecek kadar gece
böcekler için rutubet
örümcekler için kuytu
biraz da sabah sisi
yabani güvercin kanatları renginde
biz artık bunlar olarak gidiyoruz
eylesin neyleyecekse şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
bozuk paraların insanı, sivilcelerin.

İşte öldüm, işte son kadife çiçekleri
son defneler, baldıranlarla kefenlediler beni
bütün kaçaklar için ince bir melhem oldu benim ölümüm
bütün hoşnutsuzlar yanlarında saklayacak
benim ölümümden yayılan kırpıntıları
boğaz tokluğuna çalışanlar
özenle kilitleyecek göğüslerine
benim ölmüş olmamı
hiçbir yaprak damarından
hiçbir su özünden atamayacak beni
ortaya benim ölümüm sürülecek
pey akçesi olarak
tanrıların ölümünü bir üstlenen çıkınca
ama neler olup bittiğini hiçbir ayetten
hiçbir vakit anlamayacak şehrin insanı

şehrin insanı, şehrin insanı, şehrin
pahalı zevklerin insanı, ucuz cesaretlerin.ismet özel


Âh o akşam o tirenden gülüşün!
O gülüş kalbime aksettiği an,
Duymadım ilk ateşin düştüğünü;
Şevka benzer bir ışık zannettim.
Mâcerâ başlamak üzereymiş o gün.
Sürecekmiş bu ateş yıllarca.
Bir taraftan Yakacık, mor dağlar...
Bir taraftan da deniz, şûh adalar...
O gün ömrümde, kader,
Geçecek aşkı resimleştirmiş
Bu güzel çerçevede.

Yine dün geçtim o yoldan;
Aynı raylarda tirenler geçiyor...
Karşı dağlar, hep o dağlar...
Kıyı hep aynı kıyı
Ve deniz aynı deniz;
O gülüşten bir eser yok yalnız;
O güzel çerçeve bomboş!
Belki kalbim daha boş! Y kemal


Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı;
Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Kara sevdâlı birer âşıktı.

Bir hayâlet gibi dünya güzeli
Girdiğinden beri rü'yâlarına;
Hepsi meshûr, o muammâ güzeli
Gittiler görmeğe Kaf dağlarına.

Hepsi, sırtında abâ, günlerce
Gittiler içleri hicranla dolu;
Her günün ufkunu sardıkça gece
Dediler: "Belki son akşamdır bu."

Bu emel gurbetinin yoktur ucu;
Dâimâ yollar uzar, kalb üzülür;
Ömrü oldukça yürür her yolcu,
Varmadan menzile bir yerde ölür.

Mehlika'nın kara sevdâlıları
Vardılar çıkrığı yok bir kuyuya,
Mehlika'nın kara sevdâlıları
Baktılar korkulu gözlerle suya.

Gördüler: "Aynada bir gizli cihan...
Ufku çepçevre ölüm servileri..."
Sandılar doğdu içinden bir an
O, uzun gözlü, uzun saçlı peri.

Bu hazin yolcuların en küçüğü
Bir zaman baktı o vîran kuyuya.
Ve neden sonra gümüş bir yüzüğü
Parmağından sıyırıp attı suya.

Su çekilmiş gibi, rü'yâ oldu!
Erdiler yolculuğun son demine;
Bir hayâl âlemi peyda oldu,
Göçtüler hep o hayâl âlemine.

Mehlika Sultan'a âşık yedi genç,
Seneler geçti, henüz gelmediler;
Mehlika Sultan'a âşık yedi genç
Oradan gelmiyecekmiş dediler!.. y kemal



Bir uykuyu cânanla berâber uyuyanlar,
Ömrün bütün ikbâlini vuslatta duyanlar,
Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamânı,
Görmezler ufuklarda şafak söktüğü ânı.
Gördükleri rü'yâ, ezelî bahçedir aşka;
Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgârı başka,
Bülbülden o eğlencede feryâd işitilmez,
Gül solmayı, mehtâb azalıp bitmeği bilmez;
Gök kubbesi her lâhza bütün gözlere mâvi,
Zenginler o cennette fakirlerle müsâvi;
Sevdâları hulyâlı havuzlarda serinler,
Sonsuz gibi bir fıskıye âhengini dinler.

Bir rûh o derin bahçede bir def'a yaşarsa,
Boynunda onun kolları, koynunda o varsa,
Dalmışsa, onun saçlarının râyihasiyle,
Sevmekteki efsûnu duyar her nefesiyle;
Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık,
Bir mû'cize hâlinde, o gözlerdedir artık;
Kanmaz en uzun bûseye, öptükçe susuzdur,
Zîrâ susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;
İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan.
Bir sır gibidir azçok ilâh olduğumuzdan.

Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler,
Bir gün, nereden, hangi tesâdüfle gelirler?
Aşk onları sevkettiği günlerde, kaderden,
Rüzgâr gibi bir şevk alır oldukları yerden;
Geldikleri yol... Ömrün ışıktan yoludur o;
Âlemde bir akşam ne semâvî koşudur o!
Dört atlı o gerdûne gelirken dolu dizgin,
Sevmiş iki rûh, ufku görürler daha engin,
Sîmâları gittikçe parıldar bu zaferle,
Gök her tarafından donanır meş'alelerle.

Bir uykuyu cânanla berâber uyuyanlar,
Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar,
Dünyâyı unutmuş bulunurken o sularda,
- Zâlim saat ihmâl edilen vakti çalar da -
Bir ân uyanırlarsa lezîz uykularından,
Baştan başa, her yer kesilir kapkara zindan.
Bir fâciadır böyle bir âlemde uyanmak,
Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.
Ey tâlih! Ölümden de beterdir bu karanlık;
Ey aşk! O gönüller sana mâl oldular artık;
Ey vuslat! O âşıkları efsûnuna râm et!
Ey tatlı ve ulvî gece! Yıllarca devâm et! Y kemal


Pâdişâh-ı ins ü cân olmak dilersen âşık ol
Ârif ü rind-i cihân olmak dilersen âşık ol

Bî-cihât ü bî-misâl ü lâ-mekân u lâ-yezâl
Hâkim-i kevn ü mekân olmak dilersen âşık ol

Zâhiren ey dil nice ebr-i hicâb altındasın
Gün-be-gün sen de âyân olmak dilersen âşık ol

Zerre-veş gün yüzlüler şevkına her dem raks edip
Gâh zâhir geh nihân olmak dilersen âşık ol

Kûy-ı cânân içre feryâd eyleyip her subh u şâm
Bülbül-i bâğ-ı cinân olmak dilersen âşık ol

Zulmet-i hecr içre aşk âb-ı hayâtın Hızr-veş
Nûş edüben câvidân olmak dilersen âşık ol

Vasfiyâ gam yeme dehrin gerdişi kaddin büküp
Pîr ederse nev-civân olmak dilersen âşık ol vasfî



Sen üzerinde nice şafakların söktüğü
Sevgi denizlerine akan büyük nehir
Sen biraz ışık, biraz tılsım, biraz büyü
Sen yıllardır yazıp bitiremediğim şiir

Durmadan bir gül açar ellerinde pembe
Sen nefes alışı en bâkir güzelliğin
Gözlerin midir parlayan gökyüzünde
Bir güneş doğarcasına geceleyin

Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri

Sen varsan dallarda kuşlar memnun
Tüm çiçeklerin rengi değişik, kokusu başka
Öylesine gerçek ki var olduğun
Çarpar güzelliğin kıyılarıma dalga dalga

Tutsam ellerini içim ürperir hazdan
Başım döner gözlerin gözlerime değse
Kalan tek hâtıradır gülüşün bir yazdan
Yokluğun da odur senin ölmek neyse

Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuştüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz. Ü y oğuzcan



Aşktı o! Değiştiren tüm gecelerimi
Aşktı o! Beni durup durup yenileyen
Oydu, duygulu yapan hoyrat ellerimi
Oydu, doludizgin gidişime dur diyen

Bir bıçağın keskin yüzünde kan lekesiydim
Aşktı yine beni yıkayan, arıtan su
Böyle ak pâk olacağımı bilir miydim
İçimde açmasaydı o sevmek duygusu?

Ben bir tutsağım şimdi sevgiye, gönüllü
Çözmeyin ellerimi, zincirlerim kalsın
Görsün prangalarım o doğacak günü

Ve bu dünyaya aşk dolu şiirlerim kalsın
Seninle her yerde güzel, her zaman yeni
İstemem, sensiz hatırlamasınlar beni. Ü y oğuzcan

Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum

Bir vapur yanaşırsa rıhtımına bin, açıl
Örtün karanlıkları masmavi denizlerde
Ve dinle kalbimi bak nasıl çarpıyor nasıl
O bütün özlemlerin koyulaştığı yerde
Bil ki seni bekliyorum

Bir sabah gün doğarken aç perdelerini, bak
Sevinçle balkonuna konuyorsa martılar
Kendini tadılmamış derin bir hazza bırak
Dökülsün dudağından en umutlu şarkılar
Bil ki seni istiyorum

Gecelerden bir gece uyanırsın apansız
Uzaklarda elemli, garip bir kuş öterse
Bir ceylan ağlıyorsa dağlarda yapayalnız
Ve bir gün kabrimde bir sarı çiçek biterse
Bil ki seni seviyorum ü y oğuzcan



Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hâtıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayâl içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yâr
Senin de başında o çılgın rüzgâr
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde âsâ
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Hâlâ duruyorsa yeşil elbisen
Onu bir gün yalnız benim için giy
Saksındaki pembe karanfilde çiğ
Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen
Beni unutma

Büyük acılarla tutuştuğum gün
Çok uzaklarda da olsan yine gel
Bu ölürcesine sevdiğine gel
Ne olur Tanrı'ya kavuştuğum gün
Beni unutma ü y oğuzcan


Çün kıyâm etti ezelde kâmet-i bâlâ-yı aşk
Yer yerin koptu sadâ-yı rabbiye'l-a'lâ-yı aşk

Çarha girdi çarh u eşyâ tuttu bir kezden semâ'
Çünki çalındı ezel bezminde bir dem nây-ı aşk

Yine saldı sâyesin devlet hümâsı başıma
Yine kıldı gönlümün kâfın makâm ankâ-yı aşk

Seylden leşker çekip kaldırdı âteşten alem
Yaktı vü yıktı vücûdum âlemin Dârâ-yı aşk

Yâ İlâhî ben bir avuç toprağa senden meded
Aktı geldi üstüme cûş eyleyip deryâ-yı aşk

Derd imiş dermân-ı âşık derde dermân et hemân
Derd-i derd dermân demiş bu derde bu derdâ-yı aşk

Kasd edecek ka'be-i maksûda kûy-ı vahdete
Bir kademde erişir pây-ı cihân-peymâ-yı aşk

Ey Usûlî hâdisât etfâli yer yer yügrüşür
Var ise girdi melâmet şehrine rüsvâ-yı aşk usulî



Eşi yok bir güzeli sevdi beğendi gönlüm
Kıskanır kendi gözümden yine kendi gönlüm
Gâhi hasret iken ol sîneye sînem kavuşur
Sanma gönlümde olan derd-i muhabbet savuşur
Yâseminden bile nâziktir o boy bos anda
Sarmaşıkvâri sarılsam eğilir ol anda
Candan ülfet edeli öyle civân dilber ile
İstemem gayrisini hûr u melek olsa bile
Mest olup neş'e-yi şehvetle o gözler bayılır
Serpilince yüzüne gözyaşım ammâ ayılır
Bağrım ezmez mi süzüldükçe o baygın gözler
Beni imrendirir ağzındaki tatlı sözler
Kendi hüsnünden utanmış da kızarmış yanağı
Yüzün örtüp kapamış saçları baştan aşağı
Uğradım zülfü hayâliyle karasevdâya
Böyle Mecnûn dahi düşkün mü idi Leylâ'ya
Cân çekişmekten ise cânımı versem bâri
Cân fedâ eyleme bir iş mi sevince yâri
Ben şehîd olmadan aşkıyla mezârım kazayım
Taşımı gözlerimin kanlı yaşıyla yazayım şinasi


Aşkın odına ey gül yansa cihân-ı şeydâ
Her bir avuç külünden bir bülbül ola peydâ

Mülk-i dile o lebden hakkâ ki korku vardır
Câiz ki bir şererden âlem yana ser-â-pâ

Meyhâne-i mahabbet mestânelerle doldu
Peymâneler pür oldu ârif oturma tenhâ

Dil sâfdır kederden ammâ güler yüz ister
Hûb olmayana neyler âyîne-i mücellâ

Hâl-i ruhını gözler zülf-i siyâhın özler
Yahyâ sevâd-ı çeşm ü kalbimden süveydâ şeyhülislam yahya






1

Yaralı bağrımı ger derd ile yaram kime ne
Yâre yâr olmak için câna kıyaram kime ne

Aşk yolunda cihân varlığı çün yokluktur
Varımı yoğumu ger verem ü varam kime ne

Kâr u bârım kamusu câm-ı dil-ârâm iledir
Bâri hulkuyla geri bî-ser ü kârem kime ne

Kime ne söyler isem sen dahi kimsin derler
Ben dahi hasret ile zâr ü nizârem kime ne

Eli ile özünü derde koyar derler imiş
Görür iken girerim oda yanaram kime ne

Zühd ü dîn fikri n'olur câdû gözünü göreli
Geceler mest ü seher deng ü humâram kime ne

Şeyhîyim kim komuşum cânımı dilber yoluna
Bende kimin nesi var bende-i yârem kime ne


2

Hasretinden sanemâ bağrımıza kan dökülür
San ki Nûh âfetidir bahrına tûfân dökülür

Gam u hasret gözüme âh gumâm olalıdan
Gözlerimden yere gör nicesi bârân dökülür

Hasretiyle özünün yüzünü jeng eyledi ay
Gördü kim gün yüzüne zülf-i perîşân dökülür

Başmagın kebkebine ya'ni yüzün sürmek için
Gökten ılduz yere gör vâlih ü hayrân dökülür

Teşne-dil olsa Hızır âb-ı hayâta ne aceb
Dem-i İsâ lebiçün çeşme-i hayvân dökülür

Leblerin goncesi gül yüzde tebessüm kılalı
Gonceler çâk-ı kabâ güllere handân dökülür

N'ola ihsân edesin vaslını Şeyhî'ye şehâ
Gözlerinden çün anun hicrin ile kan dökülür şeyhi



1

Gül âteş gülbün âteş gülşen âteş cûybâr âteş
Semender-tıynetân-ı aşka besdir lâlezâr âteş

Hemân ey sâkî bir sâgar tutuşdur dest-i dildâra
Gazabla bezme geldi şem'-i meclis-veş yanar âteş

Nesîm âteş çıkardı gonca-i çeşm-i ümîdimden
Bıraktı gülşen-i âmâlime berk-i bahâr âteş

Hayâl-i hasret-i hâlinle âh ettikçe uşşâkın
Şeb-i fürkatta her dem ahterân eyler nisâr âteş

Bana Dûzahdan ey meh dem urur gülzârlar sensiz
Diraht âteş nihâl-i dil-keş âteş berg ü bâr âteş

Mürekkebdir vücûdu tâ ezel yek-pâre sûzişden
Anâsırdan meğer uşşâka olmuşdur dûçâr âteş

Çerâğ-ı bezm-i hecri olduğum yapmış yakıştırmış
Gönül pervânesine vuslat âteş intizâr âteş

Beyân-ı sûziş eyler herkes isti'dâd-ı fıtrattan
Eder berceste âşık mısra'-ı rengîn çenâr âteş

Meğer kilk-i sebük-cevlânın olmuş germ-rev Gâlib
Zemîn âteş zamân âteş bütün nakş u nigâr âteş


2

Âteş-i hüsnü gönüllerde kodu cilve-i aşk
Sâgara şu'le-i hal-gerde kodu cilve-i aşk

Güft-gûy-ı nigehin sırrını istersen eğer
Ol cevâbı leb-i hançerde kodu cilve-i aşk

Dâmeninden dökülen cünbüş-i bî-pâyânı
Devşirip serv-i sanevberde kodu cilve-i aşk

Devr-i zülfünde ferâmûş olunan fitneleri
İntizâr-ı dem-i mahşerde kodu cilve-i aşk

Hod-perest ile edip yâr-peresti temyîz
Vasl-ı hicrânı berâberde kodu cilve-i aşk

Artırıp perde-i âhengini mızrâb-ı kalem
Nağmeyi rişte-i mıstarda kodu cilve-i aşk

Edicek rütbe-i erbâb-ı cünûnu ta'yîn
Kays ile Gâlibi bir yerde kodu cilve-i aşk şeyh galib



Sen olmasan... Seni bir lâhza görmesem yâhut,
Bilir misin ne olur?
Semâ, güneş ebediyyen kapansa, belki vücut
Bu leyl-i serd ile bir çâre-i teennüs arar,
Ve bulur;
Fakat o zulmete mümkün müdür alıştırmak
Bütün güneşle, semâlarla beslenen rûhu,
Bu rûh-ı mecrûhu?..

Sen olmasan... Seni bulmak hayâli olsa muhâl,
Yaşar mıyım dersin?
Söner ufûlüne bir lâhza kaail olsa hayâl;
Soğur, donar, kırılır senden ayrılınca nazar
Ne hazin
Gelir hayât o zaman hem vücûda hem rûha,
Yaşar mıyız seni kaybetsek âh ben, kalbim,
Bu kalb-i muztaribim?

Sen olmasan... Bu samîmi bir îtirâf işte:
Sen olmasan yaşamam:
Seninle râbıtamız hoş bir îtilâf işte;
Fakat bu râbıta hâli mi rûhu ezmekten?..
Akşam
Gurûba karşı düşündüm sükûn içinde bunu:
Fenâ değil sevişip ağlamak, fakat heyhât,
Bükâya değse hayat!.. t Fikret





1

Dâr-ı dünyâ deli gönlüm gibi vîrân olsa
Ne cihân olsa ne cân olsa ne hicrân olsa

Kâşki sevdiğimi sevse kamu ehl-i cihân
Sözümüz cümle hemân kıssa-i cânân olsa

Bir demir dağı delip boynuna almak gibidir
Her kişi âşık olurdu eğer âsân olsa

Şâdmânam gam-ı yâr ile sevinmez yoktur
Bir gedâ cümle cihân mülküne sultân olsa

Cân atar karşı çıkar izzet eder ey Yahyâ
Hançer-i dilber ile bir çıkışır cân olsa

2

Mecnûn-ı aşkı lâle gibi dağa saldılar
Hem dağa hem benefşe gibi bâğa saldılar

Başlandı çünki kasr-ı mahabbet yapılmağa
Ferhâdı taşa Husrevi toprağa saldılar

Kayd-ı gam-ı cihândan alıp dest-i aşk ile
Şehbâz-ı rûh-ı âşıkı uçmağa saldılar

Cânânı kalb-i âşıka sofîyi Kâbeye
Kimin yakına kimini uzağa saldılar

Müstağrak etti gözyaşı Yahyâyı nâgehân
Berg-i hazânı sanki bir ırmağa saldılar taşlıcalı Yahya


Ne temâşâ-yı gül ü ne çemen ister âşık
Sînede bir meh-i gül-pîrehen ister âşık

Var dimâğında şemîm-i hat-ı anber-bûyun
Sanma kim nâfe-i müşk-i Hotan ister âşık

Olmuş üftâde-i çâh-ı zekânın bî-çâre
Uzatıp zülfüne destin resen ister âşık

Zerd olup gitmededir çehresi altun gibi kim
Nakd-i cân vermeğe bir sîm-ten ister âşık

Şi'r-i Vehbî diyerek sana gazel arz etmiş
O nezâketle lebinden sühan ister âşık s Vehbi



Bu aşkın esrârın şerh edem desem
Cevâba elkâba lisâna sığmaz
Mahbuplar şâhını medhedem desem
Kitâba hesâba dehâna sığmaz

Mahbubun aşkını ayan eylesem
Hak sözü derûnda pinhân eylesem
Bir noktanın ilmin beyân eylesem
Deftere fermâna divâna sığmaz

Gönül bu meydanda mestâne olsa
Ayılmaz haşredek irfâne olsa
Aşk ile bir kişi divâne olsa
Dünyaya uhraya cihâna sığmaz

Seyrânî göz yaşın şarap eylesem
Yaka yaka sînem kebap eylesem
Derdimin zerresin hesap eylesem
Kantara batmana mîzana sığmaz seyrani




Eski libas gibi âşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş

Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş

Sevdiğim değildin böylece ezel
Aşkımın bağına düşürdün gazel
İbrişimden nâzik sandığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş

Seyrânî'nin gözü gamla yaş imiş
Benim derdim cümle derde baş imiş
Ben bağrımı toprak sandım taş imiş
Meğer taşa tohum ekilmez imiş seyrani





Takatim kalmadı aşkın yayının
Çekip kirişinden kuramıyorum
Her gece düşümde bir hercainin
Âteş-i aşkından duramıyorum

Aşk u sevdâ hayal midir zan mıdır
Mekânları can mı bilmem ten midir
Cezbe dilden midir dilberden midir
Dil bilmez dilberden soramıyorum

Seyf-i aşkım çarh-ı canda bileşir
Her binalar temelinden döleşir
Çoktanberi bu aşk ile güleşir
Gönül pehlivanın yoramıyorum

Lâle bağrın aşk oduna dağlamış
Bülbül güle âşık olup ağlamış
Seyrânî'yi bir kıl ile bağlamış
Muhabbet bendidir kıramıyorum seyrani





Aşkın arısına düşürme telâş
İster isen benden bal kara gözlüm
Muhabbet dilersen semtimde dolaş
Dilemezsen gamda kal kara gözlüm

Er gerektir erin kadrin bilmeğe
Âşık gerek mâşuk gülün dermeğe
Mevlâ kul keyfince meyva vermeğe
Kâdir yaratmağa dal kara gözlüm

İnsan dedikleri hep bir soy imiş
Kudret ölçüsünde hep bir boy imiş
Gönül kimi sever güzel o imiş
Sen Hak'tan dileğin al kara gözlüm

Yükseklerde taşkın esme yel gibi
Bulandırma Seyrânî'yi sel gibi
Haddeden çekilmiş demir tel gibi
Çek beni bağrına çal kara gözlüm seyrani




Ağyâradır mahabbet ü mihr ü vefâların
Erbâb-ı aşka hadden aşuptur cefâların

Kılsın cefâyı gâh gözün gâh kâkülün
Çeksin esîr-i aşkın olanlar belâların

Gayra Mesîh-i la'l-i lebin rûh-bahş ola
Ölsün mü neylesin güzelim mübtelâların

Bâzâr-ı i'tibârda sensin veren şikest
Bey'-i metâ'-ı hüsnüne Yûsuf-likâların

Rûhî acep mi mâ'il olursa kelâmına
Dünyâyı âşık eyledi hüsn-i edâların b ruhî


Mestâne-i peymâne-i meyhâne-i aşkım
Tâ rûz-ı ezelden beri dîvâne-i aşkım

Pür-neş'e-i âsâr-ı tecellâ-yı şuhûdum
Hûn-âb-ı ciğerden dolu peymâne-i aşkım

Ben mahrem-i esrâr-ı şu'ûnât-ı kazâyım
Sûrette eğerçi yine bîgâne-i aşkım

Havf eylemezem rahş-ı peykân-ı kazâdan
Zahm-ı gam-ı cânân ile mestâne-i aşkım

Cibrîl'e serim celve-geh-i şevk olur Ekrem
Gülzâr-ı muhabbette aceb lâne-i aşkım r m Ekrem



Ey aşk ne hoş revânım oldun!
Kim cânım içinde cânım oldun!

Ettinse ne be's ömrümü telh
Bir lezzet-i câvidânım oldun.

Öldürmeğe kasdedip yaşattın
Bir kâtil-i mihribânım oldun

Bir demde aceb ki hem rakîbim
Hem âfet-i dil-sitânım oldun!

Ettin beni nâle-senc-i hicrân,
Kânûn u def ü kemânım oldun.

Ettin beni âsmân-ı eşvâk,
Mihr ü meh ü ahterânım oldun.

Akşamı garîb, subhu gamgîn
Hüzn-âver-i hâverânım oldun.

Çektin beni lâ-mekâna doğru
Yoklukta da hem-mekânım oldun.

Sâhilleri san ezel ebeddir
Bir lücce-i bî-gerânım oldun.

Lâl ettiği yerde gam zebânım
Sen hâlime tercümânım oldun.

Hangi birine perestiş etsem?
Bir mihri çok âsmânım oldun!

Geh sübha be-dest zühd-i hâlis
Geh rind-i kadeh-keşânım oldun.

Ben bülbül-i şûh her dem âvâz
Sen gülşen-i bî-hazânım oldun.

Ben bir kuş idim garîb ü mehcûr
Sen bâni-i âşiyânım oldun.

Ettin beni terbiyetle pür-cûş;
Bir bâğ-ı İrem nişânım oldun.

Ey tab' nedir bu feyz-i ulvî?
Bürkân-ı güher-feşân oldun.

Ey hâme ne varsa dilde söyle
Sen mûnis-i râz-dânım oldun.

Terşîh-i zülâl-i sânihâta
İşte yine nâv-dânım oldun.

Yâ Rab bu füyûz hep senindir!
Sensin ki meded-resânım oldun.

Tab' u kalemin ne lutfu olsun?
Sen mülhim-i bî-gümânım oldun.

Ettin beni aşkla sühansâz
Lüknet-şiken-i lisânım oldun.

Pîrâne temâyüz etti şi'rim
Feyyâz-ı dil-i cevânım oldun. R m Ekrem


Gam elinden benim zülfü siyahım
Peykân değdi sînem yaralandı gel
Suna başın için ağlatma beni
Bugün sevda candan aralandı gel

Gamdan hisar oldum mekânım yurdum
İşitmez âvazım dinlemez virdim
Bir değil beş değil on değil derdim
Düğümler baş verdi sıralandı gel

Hasretine vasıl olam mı böyle
Mecnûn'a da bâkî kalır mı Leylâ
Ölümlü dünyadır gel helâl eyle
Yüklendi barhânem kiralandı gel

Ne çekerse dertli sînem dağ olmaz
Günler gelir geçer ömür çoğalmaz
Neşterlidir yaralarım unulmaz
Göğerdi çevresi karalandı gel

Pir Sultan Abdal'ım haftada ayda
Günler gelir geçer bulunmaz fayda
Gönül Hak arzular canım hayhayda
Toprağım üstüme kürelendi gel p s abdal




Şu karşıki yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası serimde tüter
Bu ayrılık bana ölümden beter
Geçti dost kervanı eğleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bana zulüm getirir
Geçti dost kervanı eğleme beni

Ben gidersem Sunam bana ağlama
Ciğerini aşk oduna dağlama
Benden başkasına meyil bağlama
Geçti dost kervanı eğleme beni

Gider isem bu il sana yurt olsun
Münafıklar aramıza kurt olsun
Ben ölürsem yüreğine dert olsun
Geçti dost kervanı eğleme beni

Pir Sultan Abdal'ım dağlar aşalım
Aşalım de dost iline düşelim
Çok nimetin yedim helallaşalım
Geçti dost kervanı eğleme beni ps abdal




Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia. Özdemir asaf




1

Ne dehrin bendesi ne şâh-ı âlî-şânıyız cânâ
Esîrin olalı milk-i gamın sultânıyız cânâ

Bizi egler gam-ı aşkında bir künc-i ferâgat yok
Bu meydân-ı belânın gûy-ı ser-gerdânıyız cânâ

Ferahdan ağlarız gamdan güler biz özge abdâlız
Lebünle hattının geh mest ü geh hayrânıyız cânâ

Vuhûş-ı deşt ile gündüz müsâfir kûh u sahrâda
Kilâb-ı kûyunun şeb-tâ-seher mihmânıyız cânâ

Olaldan halka-i zülfünle Nev'î bî-ser ü sâmân
Mahabbet bezminin ser-halka-i rindânıyız cânâ


2

Âşıkız dîvâneyiz bağ ile gülzâr isteriz
Bir güle bağlanmışız illâ ki bî-hâr isteriz

Şâm-ı hecri mihr-i ruhsâriyle rûz-i îd eder
Âşıkın kadrin bilir âlemde bir yâr isteriz

Gül gibi her gördüğü hâr u hasa yüz vermeyip
Mâil-i ehl-i hevâ bir serv-reftâr isteriz

Kasd ederse gerd-i râhın görmege çeşm-i rakîb
Sürmeyi gözden siler bir şûh-ı ayyâr isteriz

Hatt-ı bâkî bulmağa gülzâr-ı fânîden bugün
Nev'îyâ sâgar sunar bir lâle-ruhsâr siteriz nevi




Geldimse n'ola ben şu'arâ devrine âhir
'Âdet budur âhirde gelir bezme ekâbir

Sûfî zarar etmez sana etfâl ile sohbet
Gam çekme girer cennete erbâb-ı sagâ'ir

Ey meh n'ola şehbâz-sıfat tutsan el üzre
Şehrinde biziz şimdi gözü bağlı misâfir

Hiç n'eyleyeyim bu dil-i âvâreyi bilmem
Ne vuslata kâdir sana ne firkate sâbir

N'etsin ya güzel sevmeyip Allah'ı seversen
Nev'î gibi bir rind husûsâ ola şâ'ir nevi


1

Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile

Devr-i meclis bana girdâb-ı belâdır sensiz
Mey-i zehr-âb-ı sitem sâgar-ı gerdânı bile

Bâğa sensiz bakamam çeşmime âteş görünür
Gül-i handânı değil serv-i hırâmânı bile

Sîneden derd ile bir âh edeyin kim dönsün
Aksine çerh-i felek mihr-i dırahşânı bile

Hâr-ı firkatle Neşâtî-i hazînin vâ-hayf
Dâmen-i ülfeti çâk oldu girâbânı bile


2

Her gâh ki yâd-ı ruh-ı cânân ederin ben
Künc-i gamı bir demde gülistân ederin ben

Bir dem mi geçer dîdelerim olmaya pür-hûn
Râz-ı dili bilmem niçe pinhân ederin ben

Bu âteş-i hasret ki dil ü sînede vardır
Bir lahzada bin âlemi sûzân ederin ben

Bu âh-ı pey-ender-pey eğer böyle kalırsa
Bir gün feleğin çarhını vîrân ederin ben

Rağbet mi var erbâb-ı dile şimdi Neşâtî
Bîhûde hemân da'vi-i irfân ederin ben neşati




Gerçek hadîs imiş bu ki hûbun vefâsı yoh
Kim sevdi hûbı kim didi hûbun cefâsı yoh

Aşkun belâsı yoh diyüben aşka düşme kim
Kim âşık oldı kim didi aşkun belâsı yoh

Anun ki hacc-ı ekberi ey cân sen olmadun
Beytü'l-Harâma varmamış anun Safâsı yoh

Şeytândur ol ki sûretine kılmadı sücûd
Bir renc ü derde düşdi ki hergiz devâsı yoh

Ol cân ki senden özge taleb itmedi murâd
Hecründe yahmağun anı her dem revâsı yoh

Yâ Rab ne şem'imiş bu mehün yüzi kim anun
Nûrı katında şems-i duhânun ziyâsı yoh

Bîmâr-ı aşka cân verür ey cân lebün müdâm
Münkir sanur ki lâ'l-i lebünün şifâsı yoh

Gel gel berü ki savm u salâtun kazâsı var
Sensüz geçen sabâh u mesânun kazâsı yoh

Aynun hatâsuz ey büt-i Çin dökdi kanumı
Türk-i Hıtâdur aslına varur hatâsı yoh

Fânî cihâna bahma geçen ömri sevme kim
Ömrün zevâli var u cihânun bekaası yoh

Yârun gelür hemîşe cefâsı Nesîmîye
Sen sanma kim Nesîmîye yârun atâsı yoh nesimi



1

Erbâb-ı gamız âşık-ı dil-dâde-i aşkız
Öldürse bizi gam yine âmâde-i aşkız

Nâz etsek olur gamze-i hûbânede gâhî
Yârân-ı tenük meşreb-i şehzâde-i aşkız

Ne turra esîr etmeğe kâdir ne girişme
Kimse bizi bend edemez âzâde-i aşkız

Cem gibi n'ola çekmez isek renc-i humârı
Rindân-ı sabûhî-zede-i bâde-i aşkız

Sûfî gibi münkir değiliz keyf-i şarâba
Biz mu'tekid-i mürşid-i seccâde-i aşkız

Yok tâkatımız kûyuna yüz sürmeğe yârin
Mestân-ı harâbâtî vü üftâde-i aşkız

Nef'î gibi mâil değiliz şîve-i nazma
Meftûn-ı edâ-yı gazel-i sâde-i aşkız


2

Âşıka ta'n etmek olmaz mübtelâdır neylesin
Âdeme mihr-i mahabbet bir belâdır neylesin

Gönlü dilberden kesilmezse aceb mi âşıkın
Gamzesiyle tâ ezelden âşinâdır neylesin

Zülfüne kalsa perîşân eylemezdi dilleri
Anı da tahrîk eden bâd-ı sabâdır neylesin

N'ola olsa muztarib hâl-i dil-i uşşaktan
Sînesi âyine-i âlem-nümâdır neylesin

Olmasa Nef'î n'ola dil-beste zülf-i dilbere
Tab'-ı şûhu dâma düşmez bir hümâdır neylesin


3

Eşk ile sînedeki şerhayı nemhâk ederiz
Âşıkız mihr ü mahabbet yolunu pâk ederiz

Kendimizden ne kadar bîhaber etse bizi aşk
Ol kadar zevk-i gam-ı firkati idrâk ederiz

Çekmesin deyü ta'ab girmede peykânı dile
Tîrine karşu durup sînemizi çâk ederiz

Yine sen istediğin yerde gezersin güzelim
Cismimiz yok yere yolunda helâk ederiz

Nazmımızla n'ola kılsak gamı şevka tebdîl
Zehri ey Nef'î biz efsûn ile tiryâk ederiz nefi



Çömeldim, bakıyorum toprağa,
otlara bakıyorum, böceklere bakıyorum,
mavi mavi çiçek açmış dallara bakıyorum,
sen bahar toprağı gibisin sevgilim
sana bakıyorum.
Sırtüstü uzandım görüyorum gökyüzünü.
Ağacın dallarını görüyorum.
Sen, bahar mevsiminde gökyüzü gibisin sevgilim,
seni görüyorum.
Gece kırda ateş yaktım, ateşe dokunuyorum,
suya dokunuyorum,
kumaşa dokunuyorum,
gümüşe dokunuyorum.
Sen yıldızların altında yakılan ateş gibisin sevgilim
sana dokunuyorum.
İnsanların içindeyim seviyorum insanları,
Hareketi seviyorum.
Düşünceyi seviyorum.
Kavgamı seviyorum.
Sen kavgamın içinde bir insansın sevgilim,
seni seviyorum. N hikmet



Hoşgeldin, kadınım benim, hoşgeldin!
Yorulmuşsundur,
nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.
Susamışsındır,
buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
Acıkmışsındır,
sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam
memleket gibi esir ve yoksuldur odam.

Hoşgeldin, kadınım benim, hoşgeldin!
Ayağını bastın odama
kırk yıllık beton çayır çimen şimdi.
Güldün,
güller açıldı penceremin demirlerinde.
Ağladın,
avuçlarıma döküldü inciler,
gönlüm gibi zengin
hürriyet gibi aydınlık oldu odam,
Hoşgeldin, kadınım benim, hoşgeldin. N hikmet



1

Hevâ-yı aşka uyup kûy-ı yâra dek gideriz
Nesîm-i subha refîkiz bahâra dek gideriz

Palâspâre-i rindî be-dûş u kâse be-kef
Zekât-ı mey verilir bir diyâra dek gideriz

Tarîk-i fâkada hem-kefş olup Senâ'îye
Cenâb-ı Külhanî-i Lâyhâra dek gideriz

Ederse kand-ı lebin hâtır-ı mezâka hutûr
Diyâr-ı Mısra değil Kandehâra dek gideriz

Felek girerse kef-i Nâ'ilîye dâmânın
Seninle mahkeme-i Girdkâra dek gideriz


2

Mest-i aşkız mutrib u sâkî ne nâz eyler bize
Nâlemiz meclisde kâr-ı sûz u sâz eyler bize

Şîve-i gerdûn-ı nâ-hem-vârı gör kim bu'lheves
Çarhın ikbâliyle arz-ı imtiyâz eyler bize

Pîç ü tâb-ı dest-i cevrinden görüp feryâdımız
Baht-ı serkeş dil-nüvâzâne niyâz eyler bize

Hem-zebânız çeşm-i şûh-ı yâr ile ol denli kim
Gamzesi bî-tâb olup ifşâ-yı râz eyler bize

Fırkat-ı sad-sâleye olur telâfî Nâ'ilî
Çeşmi gâhî bir nigâh-ı dil-nüvâz eyler bizi naili





Sevdüm seni ben cândan cânum seven ölsün mi
Ayrılamazam senden cânum seven ölsün mi

Sen hüsn ile âyetsin bir hoş kadın ü kaametsin
Ey vây ne kıyâmetsin cânum seven ölsün mi

Ey lâ'l-i lebi kandüm cevrün odına yandum
Lûtf eylesin sandum cânum seven ölsün mi

Ol kaş ile ol gözler kirpük okını gezler
Her lâhza beni gözler cânum seven ölsün mi

Hep cevr ü cefâ senden bu kamu belâ senden
Derdüme devâ senden cânum seven ölsün mi

Ey serv-i sehî-kaamet Dâî kuluna rahm et
Hak ede sana rahmet cânum seven ölsün mi Ahmet-i dai



Devlet hümâsını tutayım derken
Uçurdum kolumdan bâz elden gitti
Cehd edip ardından yeteyim derken
Hazır turna ile kaz elden gitti

Hudâ'nın verdiğ(i)ne olmadım kail
Gönül ata, dona, dilbere mâil
Olmuş iken bir dev devlete nâil
Kıymetin bilmedim tez elden gitti

Yine cûş eyledi bu derdli yürek
Sînemi çâk etti bu devr-i felek
Mevlâ'nın verdiğ(i)ni kanaat gerek
Gönül çok isterken az elden gitti

Mevlâm verse varabilsem yârime
Elim varmaz oldu kisb ü kârime
Bir kara dumandır çöktü serime
Kış eyyâmı geldi yaz elden gitti

Ömer içini gör bakma dışına
Çektiğin gelmesin kullar başına
Kimse rahm eylemez çeşmim yaşına
Ağlayı ağlayı göz elden gitti aşık ömer



zeynep beni bekle / gece ağaçlarına
yağmur çiseliyorum / cam tozu su beyazı
yalnızlığını mutlaka değiştireceğim
bir yaprak halinde süzülüp saçlarına
eski teşrin'lerden / kederli kırmızı
zeynep beni bekle mutlaka döneceğim
söyle kim önleyebilir buluşmamızı

geceleyin ışıkları söndürdüğün zaman
benim şiir kitaplarından sızan aydınlık
elinde uyuyakaldığın heyecanlı roman
pancurların çarpıldığı lodos geceleri
rüzgârın değil benim / pencerendeki ıslık
her akşam koridordaki ayak sesleri
yanlış çaldığını zannetiğin telefon
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
hem bu ne ilk ayrılığımız ne de son

pikapta eminağa acemaşirân saz semaisi
sokakta çocuklar saklambaç hırsız polis
hayat akıp gidiyor olsam da olmasam da
saati durmamalı ufak sorumlulukların
resmi bırakmadın ya / son çektiğin hangisi
bak mektuplar birikmiş yine masamda
fakülteler açılacak bak bugün yarın
zeynep beni bekle mutlaka geleceğim
başladığımız filmi birlikte bitireceğiz

kim ne derse desin içimde delice bir his a ilhan



gözlerin gözlerime değince
felaketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felaketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarının ucunu yakardın
kipriklerini eğer bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felaketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felaketim olurdu ağlardım a ilhan


1

dinlerdim telâşlı kanûnlardan sarışın türkçeyi
nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi
ürkek bir çilenti usulca yoklardı bahçeyi
nerde tâvus kuşları nerde müjgân'ın gençliği
nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

okşamak kumrallığını içimden uysal lambaların
beyhude ıslıklarını yakınlaşan sonbaharın
akşam tenhalığında birlikte duygulanmaların
saklı mutluluğuyla dalgından çok daha fazla dalgın
nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi

bir parça son yalnızlığa öncekiler hazırlıktır
insan bırakmaz sevdiğini sevmek insanı bırakır
kalırsa gözlerinin elinde yaldızı belki kalır
ney üşür kanûn pırıldar udlar oldukça karanlıktır
nasıl da sevdim ne iştir bilmeden sevmeyi


2

o akşam da lambamızı söndürmüştük nedîm ile
nedîm'den bile kıskandığım sevdiğim ile
son şarkılar dağılmıştı mevsim ile
yalnız çamlıca'da bir ud yankılanırdı

dünyayı tumturaklı bir yalan sayanlar
yalanın dehşetini yaşlandıkça anlar
nâzım'ın pirâye'yi sevdiği zamanlar
ölse ölümünden ne suçlar çıkarılırdı

boğucu bir sessizlikte ateşten goncalardır
o demirden şiirler ki sanki tabancalardır
umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır
nâzım onları yazarken duvarlar çatırdardı

gördün sessizce buluştuğunu nâzım'la nedîm'in
lâcivert ıssızlığında yıldızlı bir serviliğin
birinin elinde vâridât'ı simavnalı bedreddin'in
birinin ağzında gül elinde mey kâsesi vardı

3

istanbul puslu karaltıyla müstef'ilün bir gemi
duyulur padişah saltanatıyla bulutlara demirlediği
soğuk akşamlar çalar saatlar kadife konakta
ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

o soyut kuşlar su aydınlığında atlas yorganların
yüz yıllık hüznüyle yüklü osmanlı zindanlarının
pul pul dağılırlar tasalı bol yansımalı boşlukta
ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

gece hattât yesârî'nin süzüldükçe vav kayıkları
işlenir yeni baştan bütün sevmek yanlışlıkları
bilmem tamamlanır mıydık bir başka yaşamakta
ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

o şarkı söylese çalgıların korkup bıraktıklarından
büyülü tamburların kendi başlarına çaldıklarından
ulaşır hâfız post'a sesi yankılarla sonsuzlukta
ben uyansam da ayışığından müjgân uyumakta

4

akşam kılıçlar düşürdüğü ayın ışığından boğaz'da
müjgân mıdır bir uzak gülümsemek midir sazda
ferahnâk'ta iyimser kötümser çarçabuk hicâz'da
müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da

üretir sessizliği erguvanlar düşler sevdayı tamamlar
suları yansıtır camlar cıvalı bir beyazda
müjgân mıdır yoksa sabahlamak mı hâfız'la şirâz'da
divanlardan gül çığlıkları horasanlı papağanlar
şehzâde çılgınlıkları o unutulmaz yazda

müjgân mıdır sevilmek yanlış anlaşılmak mı biraz da a ilhan




1

Ezelden şâh-ı aşkın bende-i fermânıyız cânâ
Mahabbet mülkünün sultân-ı âlî-şânıyız cânâ

Sehâb-ı lûtfun âbın teşne-dillerden dirîğ etme
Bu deştin bağrı yanmış lâle-i nu'mânıyız cânâ

Zamâne bizde cevher sezdiğiyçün dil-hırâş eyler
Anınçün bağrımız hûndur ma'ârif kânıyız cânâ

Mükedder kılmasın gerd-i küdûret çeşme-i cânı
Bilirsin âb-ı rûy-ı mülket-i Osmâniyiz cânâ

Cihânı câm-ı nazmım şi'r-i Bâkî gibi devr eyler
Bu bezmin şimdi biz de Câmi-i devrânıyız cânâ

2

Çıkar eflâke derûnum şereri döne döne
Dökülür hâke yaşım katreleri döne döne

Âşık-ı haste-dilin niteki fânûs-ı hayâl
Nâr-ı aşkınla yanıptır ciğeri döne döne

Bister-i gamda gözüm geceler uyku görmez
Ederin subha degin nâleleri döne döne

Zevrak-âsâ gam-ı aşkınla yaşım girdâbı
Gark ediptir sanemâ çeşm-i teri döne döne

Iyd-gâhın göreyin inlesin ol dolabı
K'ile seyr ettirir ol sîm-beri döne döne

Dîde-i encüme kuhl olmak için eflâke
Gird-bâd ile çıkar hâk-i deri döne döne

Dolaşaldan ruhı şem'ine dil-i sergeşte
Yaktı pervâne-sıfat bâl u peri döne döne

Katre-i eşkine öykündü deyü Bâkînin
Çarh hakkâki deliptir güheri döne döne baki





Şîve-i hüsnünü dilberde kodu cilve-i aşk
Âşıkı cevr ü cefâlarda kodu cilve-i aşk

Sâni’-i Mutlakı gör eylediği hilkata bak
Sun’ ile cism-i musavverde kodu cilve-i aşk

Zulmet içre yaradan âb-ı hayâtı ne acep
Zîr-i giysû-yı mu’anberde kodu cilve-i aşk

Vasl u faslın giderek nâz ü niyâza yetirip
Hicr ile vuslatı bir yerde kodu cilve-i aşk

Âşıka sanki cemâl ârife âsâr-ı kemâl
Kahr ile lûtfunu bir perde kodu cilve-i aşk

Pîr-i meyhâneye gör kim nazarı ‘ayn-ı kerem
Feyz-i bâdeyle gönüllerde kodu cilve-i aşk

Hele aşk olsun ey Esrâr bu zemîn-i neve kim
Rûhdur rişte-i mıstarda kodu cilve-i aşk

Mevlevî mesleğine feyzini bâlâ etti
Vecd ü ‘irfânı berâberde kodu cilve-i aşk esrar dede





Ölmüş tenüme ışkı anun rûh degül mi
Gamzesiyle dil dahi mecrûh degül mi

Işkıyla kavuşdı gönülüm yolına anun
Işkıyla kahılan kapu meftûh degül mi

Kirpügi ne kılduğını sen sanma muammâ
Gönülde anun yâresi meşrûh degül mi

Bin yılda eger Nûh yaşadıyısa bin yaş
Ol yaş bana bir lâhzada memnûh degül mi

Ma'şukile âşık bir olur ışk odıyıla
Mâdih dahi pes hem yine memdûh degül mi k burhanettin



Sûhte gönüllere kıldı yine câr ışk
Ey niçe âşıkları kıldı yine zâr ışk

Kıldı yanahlarumı cümle mu'asfer meger
Anun içün eyledi cedveli ber-kâr ışk

Gerçi ki mahmûr ider lebleriyle cânı
Şükr ana ki gözlerin eyledi hammâr ışk

Küfrini gîsûsınun cânumız îmân bilür
Bağlayalı belüme bir kara zünnâr ışk

Toldı gönüle hevâ komadı hâlî mekân
Lâcerem oldı kamu bu der ü dîvâr ışk

Âşık u ma'şûkanun ışkiladur varlığı
Bahıcag ol ortada yine güneh-kâr ışk

Hasteye olan şifâ ahdine kılan vefâ
Meclis içinde safâ gül bitüren hâr ışk

Biz niçesi ışkıla olmayalum bir çün
Biz yoğiken vahdete eyledi ikrâr ışk

Verziş-i ışk eylese bizcileyin kişiler
N'ola çü verziş kılur günbed-i devvâr ışk k burhanettin





1

Aşk mıdır cân ü dil mülkünü yağma eyleyen
Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen

Aşk mıdır boynuma takıp belâ zincîrini
Gezdirip Mecnûnleyin âlemde rüsvâ eyleyen

Aşk mıdır bî-vefâ güller elinden geceler
İnledip bülbülleri tâ subh gûyâ eyleyen

Aşk mıdır eyleyen tîr-i cefâya cân-siper
Mihnet ü derd ü gamı sînemde peydâ eyleyen

Aşk mıdır bir kemân-ebrû nigârın yâdına
Ok gibi bu kaddimi büküp benim yâ eyleyen

Aşk mıdır fenn-i derdi okutup âşıklara
Fasl u bâbı sînemin levhinde inşâ eyleyen

Aşk mıdır bu Muhibbî sîne sîne dâğ vurup
Âhir ânın gözleri yaşını deryâ eyleyen


2

Görelden zülf-i leylâsın gönül sevdâya düşmüştür
Olup Mecnûn gibi şeydâ yürür sahrâya düşmüştür

Gönülden bir nefes gitmez leb-i hamrâsı dildârın
Hemân ol rinde benzer kim mey-i hamrâya düşmüştür

Gel ey serv-i hırâmânım gözüm yaşına rahm eyle
Ki merdüm-zâdedir âhir görürsün pâye düşmüştür

Aceb bilsem gül-i ra'nâya yüzden benzemiş yâre
Hayâsız arı terk etmiş hemân ortaya düşmüştür

Huzûr-ı kalb ile ârif yatar meyhâne gencinde
Safâsız sûfî mescidde kuru kavgaya düşmüştür

Anınçün pâdişâh oldum serâser cümle uşşâka
Hümâ-yı zülf-i dilberden başıma sâye düşmüştür

Ser-i zülfünde kim görse Muhibbî gönlünü eder
Tükenmez bir olur olmaz uzun sevdâya düşmüştür muhibbi k s Süleyman


1

Takrîr-i râz-ı aşka zebânım mı var benim
Cânâneden şikâyete cânım mı var benim

Ol şûhdan niyâz-ı kelâm eyledim dedi
Îmâ ile bu harfe dehânım mı var benim

Müjgânların şümârı mıdır fitne-i nigâh
Çeşminden olduğuna gümânım mı var benim

Neylersen eyle eyleme mahrûm-ı iltifât
Bâr-ı firâka tâb ü tüvânım mı var benim

Bî-anber-i sevâd-ı suhan eylemem karâr
Bilmem ki hâmeveş hafakânım mı var benim

Etsem kumâş-ı tâzemi isrâf Nâbiyâ
Mahrûsa-i suhanda dükânım mı var benim

2

Ey dil sitem-i yârdan âzâd olamazsın
Mâdâm ki sana dil denilir şâd olamazsın

Dergâhına yüz sürmeyicek pîr-i mugânın
Şâyeste-i keyfiyyet-i irşâd olamazsın

Ettin yerini reh-güzâr-ı seyl-i melâmet
Ey hâne-i sâmân dahi âbâd olamazsın

Hem-rengsin ey baht-ı siyeh zülf-i bütâna
Ammâ n’ideyim öylece berbâd olamazsın

Elbette olursun yine bir âfete meftûn
Hâlin budur ey Nâbî-i nâ-şâd olamazsın

(Nâbî Dîvânı)