30 Ağustos 2019 Cuma

15 Ağustos 2019 Perşembe

geleneksel türk seyirlik oyunları - 2

6. Karagöz
Karagöz oyunu baş oyuncularından Karagöz'ün adıyla anılan bir gölge oyunudur.
Oyunun diğer başoyuncusunun adı da Hacivat'tır. Bu oyun deriden kesilmiş bir
takım insan, hayvan, bitki ve eşya biçimlerinin arkadan ışık verilerek beyaz perdeye
gölgelerinin yansıtılması ile oynatılır.
Doğu ülkelerine özgü bir sanat olduğu görüşü oldukça yaygındır. Gölge oyununun
Türk toplumunda ne zaman kullanılmaya başlandığı tam olarak belli değildir. Ancak
en yaygın olan görüş: "Gölge oyunu"nun Çinlilerden Moğollara onlardan da
204 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Türklere geçtiğidir. Türk gölge oyununun vazgeçilmez iki kahramanı olan Karagöz
ile Hacivat'ın da 14. yy.'de Bursa'da yaşadıkları görüşü eldeki verilere dayanarak
öne sürülebilir. "Hayal-i Zıl" oyunu olarak ortaya çıkarılan Karagöz oyununun kurucusu
ise Şeyh Küşteri kabul edilmektedir. Karagöz oyununun üç temel niteliğinden
söz edilebilir:
1. Güldürücü olması,
2. Siyasal ve toplumsal taşlamalar yapması,
3. Açık-saçık konuşmalara yer vermesi.
6.1. Oynatılış Tekniği
Yatay ve perdeye dik açı yapan çubuklarla beyaz perde gerisinde oynatılır. Geriden
verilen ışıkla görüntülerin (tasvirlerin) gölgeleri perdeye yansıtılmış olur. Görüntüler
tek yönlü hareket ederler, geri dönemezler.
Karagöz oynatıcısı hem görüntüleri hareket ettirir hem de her oyun kişisinin özelliğine
göre sesini değiştirerek her birini ayrı ayrı konuşturur.
Karagözcünün tef çalan, görüntüleri sıraya koyan, perdeyi hazırlayan bir yardımcısı
vardır. Oyunun tasvir denilen görüntüleri de deve, dana, manda vb. sığır derisinden
yapılır.
6.2. Karagöz Oyununda Bölümler
Karagöz oyunları dört bölümden oluşur. Öndeyiş-giriş (mukaddime), söyleşme
(muhavere), oyun bölümü (fasıl) ve bitiş.
Öndeyiş bölümünde müzik başlar ve perdeye bir göstermelik konulur. Konulan
göstermelik, oyunun konusuyla ilgili olabileceği gibi ilgisiz de olabilir. Göstermeliklerin
işlevi izleyiciyi oyunun havasına sokmak ve merak uyandırmaktır.
Önce perdeye Hacivat gelir ve bir semai okuyup ardından perde gazeline geçer. Daha
sonra perdenin diğer yanından Karagöz gelir. İkisi dövüşürler. Hacivat kaçar Karagöz
yere uzanır.
Söyleşme bölümü genellikle Karagöz ve Hacivat arasında geçer. Bu bölüm salt söz
oyunlarına dayanır ve bir olay anlatılmaz. Bu bölümün işlevi Hacivat'la Karagöz'ün
birbirlerine zıt olan kişiliklerini sergilemektir. Söyleşme bölümleri genellikle bir
sonraki oyun (fasıl) bölümünden bağımsızdır.
Oyun bölümünde Hacivat'la Karagöz'den başka oyunun çeşitli kişileri de konu
kapsamında ve olaylar dizisinde perdeye yansıtılırlar. Yeni oyun kişileri kendi konuşma
ve giysi özelliklerini yansıtırlar. Karagözcüler, oyunun ana temasına bağlı
kalmakla birlikte küçük değişiklikler de yaparlar. Örneğin perdeye çıkardıkları taklitlerin
sayısını azaltıp çoğaltabilirler. Giriş sıralarını değiştirebilirler.
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 205
Karagöz
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Oyun (fasıl) bölümünden sonra kısa bir bitiriş vardır. Hacivat'la Karagöz oyun bölümünde
giysi değiştirdilerse yeniden kendi klasik giysilerini giyerek perdeye gelirler.
Bu bölümde Karagöz, Hacivat'ı yine döver. Bunun üzerine Hacivat:
- Yıktın perdeyi eyledin viran, varayım sahibine haber vereyim heman,
diyerek çıkar. Karagöz de:
- Her ne kadar sürc-i lisan ettikse af ola. Kalın sağlıcakla,
diyerek bir sonraki oyunun adını ve yerini belirterek gösteriyi sona erdirir.
Karagöz'e Bir Örnek:
ÖYLE Mİ DERLER?
Kaynak: Ignacz Kunos, Harom Karagöz- Jatek, Uruşma Oyunu (s.72-76). Budapest 1886.
HACİVAT - Akşam şerifler hayır olsun!
KARAGÖZ - Bugün gidemem.
HACİVAT - Nereye?
KARAGÖZ - Bahşiş dağılan yere.
HACİVAT - Ulan, ben sana bahşiş dedim mi?
KARAGÖZ - Ben de sana hediye dedim mi (Diye Hacivat'a vurur.)
HACİVAT - Safâ geldin.
KARAGÖZ - Evde unuttum.
HACİVAT - Neyi?
KARAGÖZ - Sopayı.
HACİVAT - Ulan, ben sana sopa dedim mi? (Der, Karagöz'e vurur.)
KARAGÖZ - Ben de sana çelik çomak dedim mi? (Der, Hacivat'a vurur.)
HACİVAT - Aman efendim, her ne hal ise!... Başıma bir fes almıştım da, gelirken
yorgunluk almak üzere Karagöz'üme uğrayım demiştim.
KARAGÖZ - Ne yapayım fes aldıysan?
HACİVAT - Ulan, öyle mi derler?
KARAGÖZ - Ya nasıl derler?
HACİVAT - Ulan, «Güle güle başında paralansın!» demek yok mu?
KARAGÖZ - Güle güle başında paralansın!
HACİVAT - Haa, aferim, işte öyle demeli yaa!... - derken, efendim, onun üzerine evde
odun bitmiş, «- Biraz odun al.» dediler, Odunkapısı'na gidip beş on çeki
odun aldım.
KARAGÖZ - Güle güle başında paralansın!
HACİVAT - Ulan, sus! Bu fes değil, odun aldım, odun.
KARAGÖZ - Güle güle başında paralansın!
HACİVAT - Ulan, başım gözüm yarılır.
KARAGÖZ - Güle güle başında paralansın!
HACİVAT - Ulan, öyle demezler.
KARAGÖZ - Ne bileyim, sen öğrettin.
HACİVAT - Ulan, o fese göreydi.
KARAGÖZ - Ey, ne deyim?
HACİVAT - «Güle güle yak , otur da külüne bak!» demek yok mu?
KARAGÖZ - Yok yok, var mı? Güle güle yak, otur da külüne bak!
HACİVAT - Haa, aferim, işte şöyle söyle!
206 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
Hacivat
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
KARAGÖZ - Güle güle yak , otur da külüne bak!
HACİVAT - Derken efendim, geçen günkü yağmur, malûm ya, evin kiremitleri
filân kırılmış, bütün yağmur evin içine akmış; bari bir iki dülger çağırayım
da hem kiremitleri, hem de yıkık bazı yerlerini yaptırayım, dedim; evi
bi güzelce tamir ettirdim.
KARAGÖZ - Güle güle yak , otur da külüne bak!
HACİVAT - Ulan, bu ev! Yeni tamir ettirdim daha.
KARAGÖZ - Güle güle yak , otur da külüne bak!
HACİVAT - Ulan, yazık değil mi?
KARAGÖZ - Güle güle yak , otur da külüne bak!
HACİVAT - Öyle denmez.
KARAGÖZ - Ya ne denir?
HACİVAT - Ulan, «Oh oh, maşallah, pek memnun oldum! Güle güle oturunuz,
içinde hiç eksik olmayınız!» demek istemez mi?
KARAGÖZ - İs... is... ister... şey... Oh oh, maşallah, pek memnun oldum! güle güle
oturunuz, içinde hiç eksik olmayınız!
HACİVAT - Sonra, bilâder, borçlunun biri, «Hacivat zenginleşmiş, evi yaptırıyor»
deyip para almağa gelir; benim de param bitmiş olduğundan, borçluyla
boğaz boğaza kavga ederiz; sonra da dâva edip bizi hapse atarlar.
KARAGÖZ - Oh, oh, maşallah, pek memnum oldum! Güle güle oturunuz, içinde hiç
eksik olmayınız!
HACİVAT - Aman bilâder, hapisteyim hapiste!
KARAGÖZ - Oh, oh, maşallah, pek memnum oldum! Güle güle oturunuz, içinde hiç
eksik olmayınız!
............
(Kudret, 1968)
Özet
Seyirlik oyunlarda taklit en önemli özellik olarak yansır. Çatışma ve kişileştirme taklitle sağlanır.
Sözlü veya sözsüz oyunlarda bir eylemin veya rolün taklidi söz konusudur. İlkinde eylem
olarak olay dizisi, ikincisinde ise insan, hayvan, bitki ve cansız nesneler taklit edilir. Bir
başka özellik ise sözlü oyunların belli bir metne bağlı olmadan doğaçtan oluşturulmasıdır.
Geleneksel Türk tiyatrosunun en az bilinen dallarından biri Kukla'dır. Geçmişi çok eskilere
dayanmakla birlikte 16.yy'de Türkler tarafından kullanıldığı öne sürülmektedir. Türk
kuklasındaki kişiler, Karagöz veya Ortaoyunu'ndakiler gibi belirgin özelliklere sahip değildirler.
Kukla oyunlarında Karagöz'le Ortaoyunu'ndan alınmış konuları ya da halk efsaneleri,
aşk hikayeleri vb. konuları işlenir.
Sözlü halk yazınının en önemli yanlarından biri de öykü anlatmadır. Özellikle doğu ülkelerinde
görülmekle birlikte bütün dünyada raslanabilir. Türk seyirlikleri arasında yer alan
Meddah da bunlardan biridir. Amaç, Karagöz ve Ortaoyunu'ndan ayrı olarak hep güldürmek
değildir, izleyicide merak, acıma, korku gibi duygular da uyandırılır. Meddahlar izleyiciyi
meraklandırmayı, ilgilerini ayakta tutmayı çok iyi bilirler. Günümüz tiyatrosunun
da bazen başvurduğu bir yöntem olan anlatı bir bakıma çağdaş meddahlıktır. Zaman zaman
geleneksel biçimiyle sunularak yeni öyküler anlatılmakta ve güncel bir boyut kazandırılmaya
çalışılmaktadır.
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 207
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Seyirlik oyunların en önemlilerinden biri de Ortaoyunu'dur. Ortada oynanan oyun anlamına
gelir. Bu biçimdeki oynanışa değişik ülkelerde de raslanır. Oyun alanları genellikle
açık havada oluşturulur. Ortaoyununda dekordan çok giysiye önem verilir. Baş kişileri aynı
zamada oyunun düzenleyicisi olan Pişekar ile oyunun baş güldürücü tipi Kavuklu'dur.
Karagöz oyunu ise baş oyuncularından Karagöz'ün adıyla anılan bir gölge oyunudur.
Oyunun diğer başoyuncusunun adı da Hacivat'tır. Bu oyun deriden kesilmiş bir takım insan,
hayvan, bitki ve eşya biçimlerinin arkadan ışık verilerek beyaz perdeye gölgelerinin yansıtılması
ile oynatılır. Karagöz oyunları dört bölümden oluşur. Öndeyiş-giriş (mukaddime),
söyleşme (muhavere), oyun bölümü (fasıl) ve bitiş. Karagözcüler, oyunun ana temasına bağlı
kalmakla birlikte küçük değişiklikler de yaparlar. Örneğin perdeye çıkardıkları taklitlerin sayısını
azaltıp çoğaltabilirler. Giriş sıralarını değiştirebilirler.
Değerlendirme Soruları
1. Aşağıdakilerden hangisi geleneksel halk seyirlik oyunlarından değildir?
A. Kukla
B. Mani
C. Meddah
D. Ortaoyunu
E. Karagöz
2. Ortaoyunundaki tiplemeler aşağıdaki seçeneklerin hangisinde birarada verilmiştir?
A. Karagöz, Hacivat, Zenne, Çelebi
B. Kavuklu, Pişekar, Kambur, Cüce
C. İbiş, Evin Beyi, Evin Hanımı
D. Kavuklu, Karagöz, Çelebi, Pişekar
E. Keloğlan, Peri Kızı, Padişah
3. Karagöz oyunundaki bölümler hangi sırayla oynanır?
A. Söyleyiş, öndeyiş, oyun, bitiriş
B. Oyun, öndeyiş, söyleşme, bitiriş
C. Öndeyiş, söyleşme, oyun, bitiriş
D. Öndeyiş, oyun, söyleşme, bitiriş
E. Söyleşme, oyun, öndeyiş, bitiriş
4. Aşağıdakilerden hangisi Karagöz oyunu kişilerinden değildir?
A. Hacivat
B. Karagöz
C. Kavuklu
D. Çelebi
E. Zenne
208 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
5. "Hak dostum hak" diye başlayıp "sürç-ü lisan ettikse" diye biten seyirlik
oyun hangisidir?
A. Ortaoyunu
B. Kukla
C. Karagöz
D. Meddah
E. Hepsi
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
And, Metin. 100 Soruda Türk Tiyatrosu. İstanbul: Gerçek Yayınevi, 1970.
______ . Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,
1977.
______ . Geleneksel Türk Tiyatrosu. İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1985.
Boratav, Pertev Naili. Folklor ve Edebiyat II. İstanbul: Adam Yayınları, 1983.
Elçin, Şükrü. Anadolu Köy Ortaoyunları. Ankara: Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü,
1977.
______ . Halk Edebiyatına Giriş. Ankara: Akçağ Yayınları, (tarihsiz).
Gerçek, Selim Nüzhet. Türk Temaşası. İstanbul: Kanaat Kitabevi, 1942.
Karadağ, Nurhan. Köy Seyirlik Oyunları. Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları,
1978.
Kudret, Cevdet. Karagöz I. Ankara: Bilgi Yayınevi, 1968.
______ . Ortaoyunu I. Ankara: Türkiye İş Bankası, 1973.
Nutku, Özdemir. Meddahlık ve Meddah Hikayeleri. Ankara: Türkiye İş Bankası
Yayınları, 1976.
______ . Gösterim Terimleri Sözlüğü. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 1983.
Sevin, Nureddin. Türk Gölge Oyunu. İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları,
1968.
Oral, Ünver. Çocuklara Karagöz Hikayeleri. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları,
1996.
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 209
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Cevap Anahtarı
Ünite 1
1 D, 2 E, 3 C, 4 D, 5 A
Ünite 2
1 D, 2 D, 3 B, 4 D, 5 C
Ünite 3
1 C, 2 E, 3 C, 4 D, 5 D
Ünite 4
1 A, 2 D, 3 D, 4 A, 5 D, 6 D
Ünite 5
1 C, 2 B, 3 B, 4 B, 5 A
Ünite 6
1 B, 2 A, 3 D, 4 C, 5 A
Ünite 7
1 D, 2 A, 3 B, 4 C, 5 B
Ünite 8
1 B, 2 B, 3 D, 4 B, 5 C
Ünite 9
1 A, 2 D, 3 C, 4 C, 5 D
Ünite 10
1 C, 2 D, 3 C, 4 C, 5 D
Ünite 11
1 B, 2 C, 3 D, 4 C, 5 C
Ünite 12
1 B, 2 B, 3 C, 4 C, 5 D
210

geleneksel türk seyirlik oyunları - 1

Geleneksel Halk Seyirlik
Oyunları
Yazar
Yard.Doç.Dr. Ali ÖZTÜRK
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Çalışma Önerileri
• Bulunduğunuz yörede geleneksel Türk tiyatrosuna örnek olabilecek
gösterilerin yapılıp yapılmadığını araştırınız.
• Bulunduğunuz yörede bu tür gösteriler yapılıyorsa bunları
sesli ve yazılı olarak kaydedip yayımlamaya çalışınız.
• Kaynakçadan da yararlanarak geleneksel Türk tiyatrosu üzerine
ayrıntılı bilgiler edinmeye çalışınız.
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
1. Giriş
İnsanlıkla yaşıt olan oyun bugün bile bütün toplumlarda görülebilir. Halkın eğlenme,
öğrenme vb. gereksinimleri yine kendi içinden çıkardığı oyunlarla giderilmeye
çalışılmıştır.
Gelenekselleşmiş olan halk seyirlik oyunları yüzyıllarla tanımlanabilecek bir zaman
dilimini içermektedir. Kuşaktan kuşağa aktarım sonucu bazı değişimlere, kayıplara
uğrasa da halka özgü olan yanını hep korumuştur. Gerek kullanılan dil, gerek
eleştiri anlayışı, gerekse eğlendirirken eğitmesi halk kültürünü yansıtır. Halk seyirlikleri
çağdaş sanatların da yararlandığı önemli bir kaynak olma özelliğini korumaktadır.
Bütün ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de geleneksel halk seyirlik oyunları, halk
yazınının önemli bir dalını oluşturmaktadır. Bu ünitede de Türk halk yazınının bir
bölümü olan geleneksel halk seyirlik oyunları ile ilgili kısa bilgiler verilmiştir.
Geleneksel seyirlik oyunlarımız, bir sonraki kuşaklara aktarıldıkça yaşamayı sürdürecektir.
2. Köy Seyirlik Oyunları
Geleneksel Türk tiyatrosu denildiğinde hem köylü tiyatrosu geleneği, hem de halk
tiyatrosu geleneği anlaşılmaktadır. Ancak, hemen belirtelim ki "köylü" ve "halk"
kavramları birbirinden ayrı düşünülmemelidir. Köylü aynı zamanda halktır, halk
da köylü kökeninden olabilir (And, 1985).
Yukarıda yapılan ayrımın nedeni köylü tiyatrosunun daha içe kapalı olmasıdır. Kırsal
kesimde, dar bir çevrede yaşayan insanların kendi aralarında belli zamanlarda
oynadıkları sözlü ya da sözsüz oyunlardır. Sahnesiz ve ortada oynanır. Özel bir
oyun yeri yoktur. Basit giysi ve araçlarla rol kişileri canlandırılır. Törensel yanın öne
çıkarıldığı bu oyunlarda, genellikle üretim, bereket, doğum, ölüm konuları işlenir.
Köylü tiyatrosu geleneği işlevleri bakımından kutlama törenlerinden (kut törenlerden)
kaynaklandığı için halk tiyatrosu geleneğinden ayrılır. Oyunların topluca yaratıldığı
ve seyircilerin de oyunlara katıldığı görülür. Seyirlik oyunlarda kullanılan
en yaygın ögeler, ak-kara ögesi ve erotik ögedir.
Değişik yörelerde değişik biçimlerde ve işlevlerde oynanan seyirlik oyunları yedi
öbekte toplamak olasıdır:
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 195
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
1. Kut tören ve söylence kaynaklı oyunlar - gerçekçi oyunlar,
2. Ölüp dirilme ve kız kaçırma oyunları,
3. Yılbaşı ve yıl sonu oyunları,
4. Tarımsal oyunlar - çoban oyunları,
5. Hayvan taklitli oyunlar,
6. Dilsiz oyunları - kukla, şaka oyunları,
7. Tek ve çift izlekli oyunlar - dizi oyunları (And,1985).
Seyirlik oyunlarda taklit en önemli özellik olarak yansır. Çatışma ve kişileştirme
taklitle sağlanır. Sözlü veya sözsüz oyunlarda bir eylemin veya rolün taklidi söz konusudur.
İlkinde eylem olarak olay dizisi, ikincisinde ise insan, hayvan, bitki ve cansız
nesneler taklit edilir. Bir başka özellik ise sözlü oyunların belli bir metne bağlı olmadan
doğaçtan oluşturulmasıdır. Seyirlik oyunlarda dans, müzik, şiir ve soytarılığın
birbirinin içine girdiği görülür. Seyirlik oyunlar her yönüyle "göstermeci tiyatro"
özelliği taşır.
3. Kukla
Geleneksel Türk tiyatrosunun en az bilinen dallarından biri kukladır. Geçmişi çok
eskilere dayanmakla birlikte 16. yy.'de Türkler tarafından kullanıldığı öne sürülmektedir.
Başka bir deyişle Karagöz'den eski olduğu varsayımı güçlüdür.
Türk kukla oynatıcılığı 18. yy.'den başlayarak Batı kuklasının etkisinde kalmış ve giderek
unutulmuştur.
Sözlü seyirlik oyunlarından olan kukla türlerinden en yaygın olanları ipli kukla, resim
kukla, el kuklası, araba kuklası ve iskemle kuklası'dır. Araştırmalarda daha çok el
kuklasına ilişkin bilgilere ulaşılmıştır.
Türk kuklasındaki kişiler Karagöz veya Ortaoyunundakiler gibi belirgin özelliklere
sahip değildirler. Daha çok doğaçtan konuşmaların (tuluat) yapıldığı kukla
oyunlarında, olaylar genellikle birincil kişilerle (İbiş ve İhtiyar), ikincil kişiler (Genç
Aşık, Sevgili Kız, Kahya vb.) arasında geçer.
Kukla oyunlarında ya Karagözle Ortaoyunundan alınmış konular ya da halk efsaneleri,
aşk hikayeleri vb. işlenir. Tuluat tiyatrosundan etkilenmiş olan bu seyirliklere
Sahte Esirci, Cinli Yazıcı, Gül ile Fidan, Üvey Anne, İncili Çavuş vb. oyunlar örnek
olarak sayılabilir.
196 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
Göstermeci Tiyatro: Oyunun
oyun olduğunu vurgulayan
gerçek yaşantı izlenimi
vermeyen tiyatro
türü.
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Kukla Oyununa Bir Örnek:
REFİK B. - (Ses) Evlâdım neredesin. İbiişş?.. (Girip dolaşarak) Perdeler açılıp
gösterimiz başlayacak halâ görünürde yok? «Bir yere gitme!» diye de tembih
ettim. Biz başlasak bile İbişsiz tadı tuzu olmaz ki... Aaaa, aman, perdeler
açıkmış!... (Seyircilere) Merhaba efendim, hoş geldiniz, safalar getirdiniz!
Şey, siz de İbiş'i bekliyorsunuz değil mi? Hemen gidip bir daha arayayım!
(Çıkar) İbiişşş!...
YAŞAR B. - (Girip seyircileri selamlar. Mahçuptur. Önce saatine bakınır.
Sonra kukla sahnesine giderek içine bakınır. Seyircilere) Efendim,
ben bu kukla tiyatrosunun sahibiyim de... Şey... Şimdi başlayacak!.. Allah
Allah sanki sözleşmiş gibi evin beyi de, uşak İbiş de yok oldular? (İbiş
görünüp yanaşır) Çok ayıp ettiler! (İbiş başını sallar) Herhalde oyunları
olduğunu unuttular? (İbiş başını salladıktan sonra nişanlayıp
şakşağı ile onun kafasına birden vurunca) Aaaahh, bu da nesi?.. (O
tarafa) İbiş sen misin?.. (İbiş diğer yandan vurur) Ooofff!..
İBİŞ - İbiş ben miyim? (Seyircilere) Hani alkış?.. (Yaşar Beye) gördün mü
İbiş benmişim!..
YAŞAR B. - Utanmadan vuracağına hesap ver?
İBİŞ - İki kere iki, eder üç tane tilki... Al sana hesap!.. (Şakşakla vurur)
YAŞAR B. - Yine yüzüne gözüne bulaştırdın, öyle hesap değil! Neredeydin?
İBİŞ - Ben sahnenin altındaydım, sen neredeydin. (Vurur)
YAŞAR B. - Seyircilerin önünde şımararak vurup durma, kuklasın demem... (Seyircileri
hatırlayarak) şey, neyse, geç kaldım diye zâten nefesim kesildi.
............
YAŞAR B. - (Saate bakarak) Neyse, vakit geçiyor. Bey nerede, oyunu başlatalım?
İBİŞ - Sen işine git, biz hem haşlarız hem başlarız! Kızdırma yoksa senden başlarız!
(Vurur ve gider)
YAŞAR B. - Tamam gidiyorum! Haydi Beyefendini bul da hemen başlayın! (Seyircileri
selamlayarak, kuklaların alkışlanmasını işaret ederek çekilir)
İBİŞ - (Sallanarak dolaşır. Sonra sahne gazelini okur)
Of aman aman!
Merhaba pek sevgili, kıymetli büyüklerim!
Merhaba hem kıymetli, sevgili küçüklerim!
Adıma İbiş derler, her işime gülerler,
Her yerde dost bilirler, sevgi ne güzel derim.
Boyalı, tahta başım; kapkara gözüm kaşım,
Ağlasam akmaz yaşım, böyle ömür sürerim.
Bakmayın hiç boyuma, gülüp geçin huyuma,
Kuklalar gitsin suyuma şaka deyip döverim.
Okuma yazma bilmem ama yalancı olmam,
Kötü söze de gelmem, neşeyi çok severim.
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 197
XIX. Yüzyıl
El ve İpli Kuklaları
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Sıra sıra oldunuz karşıma oturdunuz,
Bir güzel kuruldunuz! Görün neler eylerim!
Yaaa, işte böyle! Ben bu evin uşağıyım. Oooo, gençliğimden beri... Neyse
gidip Beyefendiyi arayayım (Çıkar)
REFİK B. - (Girer) İbiişşş!.. (Çıkar)
İBİŞ - (Girer) Bulamıyorum... Beyefendi kaybolursa ne yaparım? Birbirimizi
çok severiz. Aramaktan başka çâre yok.. (Çıkar) Beyefendiii!..
ÇİÇEK - (Girer, aranır) Bugün bu evde bir tuhaflık var? Beni bulup soruyorlar
da birbirlerini bulamıyorlar. (Seslenerek çıkar) Beyefendiiii, İbiişş, neredesiniz?..
REFİK B. - (Girer) Misafirler gelecek, İbiş halâ yok?.. Sağ bulursam mahallenin fakirlerine
ziyâfet vereceğim (Seslenerek çıkar) İbiişş!..
İBİŞ - (Girer) Herhalde Beyefendi benimle saklambaç oynuyor? Bir de şuralara
bakayım. (İki yandaki sahne perdelerine bakar) Yokk!.. Onu sağ bulursam
bizim Aşçı Tosun'un kepçe kulaklarını mahallenin kedilerine atacağım.
(Çıkar)
REFİK B. - (Girer) Acaba sahneden aşağı falan mı düştü? (Eğilip sahnenin diplerine
bakınır) Yokkk!..
İBİŞ - (Ses) Kekik Beeyyy!..
REFİK B. - Aman İbiş, neredesin?.. (Çıkar)
İBİŞ - (Girer) Buradayııım Kekik Bey! (Çıkar)
REFİK B. - (Ses) İbişş, salona gel evlâdım!
İBİŞ - (Ses) Balonla mı geleyim?
REFİK B. - (Ses) Çabuk salona gel!
İBİŞ - (Ses) Çabuk salona gel de birbirimizi yine kaybetmeyelim!
REFİK B. - (Hızla girer) İbiişş!..
İBİŞ - (Hızla girer) Kekik Beey!..
REFİK B. - (Çarpışırlar, ses) Aaahh, belim belim!..
İBİŞ - (Ses) Oy anaamm, yüzüm yüzüm!..
(Kalkarlar)
REFİK B. - İbiş, sen misin, aç yüzünü!
İBİŞ - (Yüzü kapalı) Beyefendi burnun gözüme girdi. Kendimi göremiyorum
ki, ben miyim?
REFİK B. - Hemen saçmalama da aç gözünü! Burnum gözünün içinde kalmadı ya...
İBİŞ - (Yüzünü açar, bakınır) Aman, benmişim. Şükür buluştuğumuza Beyefendi!
(Sarılıp sırtına vurur)
REFİK B. - Şükür ama neredeydin bakayım?..
İBİŞ - Vallahi çok şükür görüştüğümüze Beyefendi! (Sarılıp vurur)
REFİK B. - Aaaa, yeter canım, ne vuruyorsun?
İBİŞ - Sevincimden ne yaptığımı biliyor muyum?
REFİK B. - Sağ sâlim buluştuk diye bu sefer de vura vura öldüreceksin! (Çıkar)
İBİŞ - Nasıl istiyorsan öyle öldüreyim?
............
(Oral, 1996)
198 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
4. Meddah
Arapça'da övücü anlamındaki "methetmek" kökünden gelmiştir. Meddah veya
dramatik öykü anlatıcılığı İslam ülkelerinde yaygın görülen bir türdür. Meddah bir
anlatı türü olmakla ötekilerden ayrılırsa da anlatı bölümünün aralarına söyleşmeli,
taklitli, ses değiştirerek kişileştirmeli kesimler yerleştirildiği için kolaylıkla dramatik
türden sayılır. Meddahların dağarcıkları çok zengindir. Yanlız güldürü türünü
değil, dinsel konuları da işlerler.
Amaç, Karagöz ve Ortaoyunundan ayrı olarak hep güldürmek değildir, izleyicide
merak, acıma, korku gibi duygular da uyandırılır. Meddahlar izleyiciyi meraklandırmayı,
ilgilerini ayakta tutmayı çok iyi bilirler.
Sözlü halk yazınının en önemli yanlarından biri de öykü anlatmadır. Özellikle doğu
ülkelerinde görülmekle birlikte bütün dünyada rastlanabilir. Geçmişi yazının bulunmasından
öncelere dayanır. Olup bitenlerin özellikle yetişmiş ya da yetiştirilmiş
kişilerce anlatılması söz konusudur.
Meddahlık zengin kaynaklara dayanır. Öykü dağarının çeşitliliği güldürmenin yanı
sıra düşündürücü, merak uyandırıcı özelliğe sahip olması Ortaoyunu ve Karagözden
farkıdır. Yanlızca gösterimci dramatik bir tür değil aynı zamanda birbirinden
farklı olayları ve durumları da aktaran bir anlatı yöntemidir. Seçilen konulara
göre göstermeci ve benzetmeci tiyatro türleri gibi yansır.
Günümüz tiyatrosunun da bazen başvurduğu bir yöntem olan anlatı, bir bakıma
çağdaş meddahlıktır. Zaman zaman geleneksel biçimiyle sunularak yeni öyküler
anlatılmakta ve güncel bir boyut kazandırılmaya çalışılmaktadır.
Meddah, gösteri/anlatı sırasında elinde bir baston veya âsa, omuzunda bir büyük
mendil (yağlık) bulundurur. Kullandığı mendil, başörtüsü, göz bağı, ter bezi vb. işlevler
üslenir.
Meddah öyküleri ile meddah öykünmeleri (taklitleri) ayrıdır. Öyküler daha çok bir
olay örgüsü içinde işlenir ve uzundur. Öykünmeler ise daha kısa ve güldürmeye yöneliktir,
güncel olayları işler.
Meddah, öykülerine tekerlemeler, şiirler veya kalıplaşmış sözlerle başlar. Meddahın
dili yalın, kullanılan halk dilidir. Meddah sadece Acem, Anadolu, Yahudi gibi
çeşitli ağızların değil ayrıca çeşitli hayvanların ve cansız nesnelerin seslerini de taklit
eder.
Genellikle "Hay hak" ya da "Hak dostum hak" diye söze başlayan meddah "Sürç- ü
lisan ettikse affola" diye de sözünü bitirir. Oyundan çıkarılması gereken dersi belirler.
Bir sonraki öykünün adını ve nerede söyleyeceğini bildirir.
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 199
Benzetmeci Tiyatro: Seyirciyi
duygusal açıdan
sahnede olup bitenlerle
özdeşleştiren tiyatro türü.
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Meddah Öykünmesine Bir Örnek:
BİR SARHOŞUN RAKIYA TÖVBESİ
(Mazlum Bey'den Bir Taklit)
Sarhoş
- Hoca efendi, mutlaka bana tövbe ettireceksin bu akşam. Çünkü karıynan boyuna çıngar
ediyoruz. Hadi, Hocacım, bana mutlaka rakıya tövbe ettireceksin!
Hoca Efendi
- Evladım, nasıl tövbe ettireyim. (Yüzünü buruşturarak) Hem bak, daha ağzın rakı kokuyor.
İçmişsin gene...
- Yahu, çok içmedik. Allahaşkına bugün tövbe ettir, boyuna kavga ediyoruz karıynan.
- Peki, tövbe ettireyim, ama bu akşam değil. Bu akşam birinci tövbe olsun. Yarın akşam
esas tövbeni yaptırırım. Şimdi sen doğrudan yatsı namazına, camiye, bana yetiş.
- Hoca efendi, ben namaz kılmasını çakmam.
- Aaa! Estağfurullah, estağfurullah! Hiç camiye gitmedin mi?
- Bir defa bayram namazına gittim; ayakkapları çaldırdık, ondan sonra bir daha gitmedim.
- Oğlum, evlâdım, bazen öyle zuhur eder. Neyse, şimdi sen doğrudan doğruya yatsı
namazına gel, namazı kılarsın.
- Ee, çakmam dedim.
- Benim yaptığım gibi yaparsın. Sonra aptes almak için... Onu da bilmiyorsun galiba?
- Onu da çakmam.
- Öyleyse, evvela, şadırvanın başına git, herkes nasıl aptes alıyorsa, elini, yüzünü yıkıyorsa,
öyle yıkarsın. Sonra camiye yetiş! yalnız benim yaptığımı yap, yoksa namazı bozarım.
Hadi oğlum, şimdi yatsı namazına gel, yetiş. Ben de gidiyorum.
- Peki Hoca Efendi.
(Yolda giderken)
Külhanbeyi
- Vaaay! Alicim, anam! Aslan abi! (Arkada saz başlar) Dalga geçmiyelim, gel, bakiim
anam! Bir tane içmiyecek misin? Biz seni bekliyoruz yahu! Nereye savuştun gittin?
- Valla sultanlar, Hocaya yapıştım. Evde karıynan boyuna kavga ediyoruz, onun için,
rakıya tövbe ettirsin, diye. O da bana birinci tövbeyi yaptırdı. Şimdi camiye yetişeceğim.
Anlıyor musun, onun için gidiyorum.
- Öyleyse, bir tane bizden içeceksin. Tövbe sağlam olsun. Hem vekarına yapar.
- Pekalâ, öyleyse bir tane içelim. Sakatlanmaz ya!
- Yok usta!
Yahudi
- Aşkolsun be, bir tane de benden iç, Avram'dan be!
Külhanbey
- Bak abi, gel bakiim Nazım Abinden de bir tane iç!
- Eyvallah sultan, bir tane de senden içelim, ama camiye yetişeceğiz.
Kürt
- Aha, hamşari, benden de bir tane içmezsen, tövbeler olsun, hani tövben sakatlanır.
- Peki, bir tane de senden içelim.
200 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Ermeni
- E ahbar, bir tane de benden iç bakalım.
(Dili dolaşarak)
- Pekalâ, öyleyse ben camiye yetişeyim... yetişip... camiye geç kaldık!
(Sallanarak gider)
- Vay, Hoca Efendi, aman yetişelim, yoksa manzaramız bozulur ha! Hoca efendi, şöyle
gel bakiyim. Yalnız elimde bir emanet var, istakoz aldım: hem de diri diri. Ayağının yanına
koyuyorum. Hoca Efendi, dalga geçmiyelim. Bak senin yaptığın gibi yapıyorum: hem
yatıp hem kalkıyorum. Hoca Efendi, dalga geçmiyelim, ben geldim. Baksana hoca ben arkadayım:
yatıp kalkıyorum valla! Aman emanet kaçmasın!
Hoca
- Eyvaah, ayağımın parmağını bir şey ısırdı! Ne oldu? Acaba bu adam mı vuruyor?
Dur bakıyim, şu selâmı vereyim, bir tokat atayım.
- Vaay, bana tokat ha! Ben de ötekine ha? Yoksa namaz bozulur.
- Ulan bana mı atıyorsun?
- Ne yapiyim? Hoca bana, ben de sana!
- Demek böyle?
- Bilmem, namazı bozacaksın. Sen de ötekine atacaksın... Tamam!
(Nutku, 1976)
5. Ortaoyunu
Ortada oynanan oyun anlamına gelir. Ortaoyunu yuvarlak, çevresi seyircilerle dolu
bir alanda oynanır. Bu biçimdeki oynanışa değişik ülkelerde de raslanır. Oyun alanları
genellikle açık havada oluşturulur. Ortaoyununda dekordan çok giysiye önem
verilir. Baş kişileri aynı zamada oyunun düzenleyicisi olan Pişekar ile oyunun baş
güldürücü tipi Kavuklu'dur. Dekor olarak bir paravan ve onun önünde alçak bir
hasır iskemle (peyke) kullanılır. Paravana Yeni Dünya da denilir. Gerek oyunun başında
ve içinde, gerekse bölüm geçişlerinde müzik kullanılır. Ortaoyununun sahnelenişinde
dört bölüm vardır. Bunlar öndeyiş, ortaoyunu (söyleyiş), oyun (fasıl) ve bitiriştir.
Ortaoyununda genellikle zurna ve çifte-nâra gibi nefesli ve vurmalı sazlarla
insan sesi kullanılır.
Oyun kişilerinin giysileri onların özelliklerini yansıtır. Ayrıca Pişekar'ın elinde iki
dilimli tahtadan yapılmış şakşak bulunur. Bu aynı zamanda Pişekar'ın yönlendirici
özelliğini yansıtır.
Yuvarlak bir alandan oluşan oyun yeri oyuncuların sürekli yer ve yön değiştirmelerine
neden olur. Bu durum izleyicilerin oyunu daha rahat izlemelerini sağlar. Oyuncular
belli rollerde ustalaşmışlardır. İzleyici de özellikle o oyuncuları ustalaştığı rol
ya da rollerde izlemek ister.
Öndeyişte, zurnanın çaldığı Pişekar Havasıyla Pişekar gelir, halkı selamlayıp zurnacıyla
konuşur ve oyunun adını bildirir. Bundan sonra zurna Kavuklu Havasını çalar,
Kavuklu ile Cüce veya Kambur (kavuklu arkası) gelir. Bundan sonra ortaoyunu
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 201
Kavuklu Hamdi Efendi
(1841-1911)
(Ressam: Muazzez)
Ortaoyununun Son
Büyük Ustaları
Pişekâr İsmail Efendi
(1854-1931)
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
(söyleyiş) bölümü başlar. Karagöz oyunundaki söyleyiş (muhavere) bölümünü andırır.
Bu bölümde tanıdık çıkmalar, ters anlamalar, çene yarışı, tekerlemeler gibi
güldürücü ögeler bulunur. Her şeyin düş olduğu anlaşıldığında oyun (fasıl) bölümüne
geçilir. Bu bölümde belli bir olay temsil edilir. İşsiz olan Kavuklu'ya Pişekar'ın
bir dükkan ya da ev kiralamasıyla başlar. Karagöz oyunlarına çok benzeyen oyun
(fasıl) bölümü esas oyun bölümüdür. Genellikle dükkan dekorundan ve "Yeni Dünya"
denilen ev dekorunda gelişip sonuçlanır. Bitirişte oyunu yine Pişekar bitirir. Seyirciden
kusurları için özür dileyip bir sonraki oyunun adını ve yerini duyurur.
Ortaoyunun güldürme yöntemi Karagöz'e benzer. Ortaoyunu Karagöz'den ayrı
olarak canlı oyuncular tarafından sahnelenir. Eleştiri ve taşlamalara da yer verilen
Ortaoyununun en önemli özelliği göstermeci tiyatro biçiminde olmasıdır. Her şey
göstermeliktir. Seyirci oyun kahramanı ile benzetmeci tiyatrodaki gibi özdeşleşmez.
İzlediğinin bir oyun olduğunu bilir. Örneğin kapı açılırken "gacur gucur" diye
ağızla ses çıkarılır. Ya da birkaç katlı evdeki merdivenlerin yerine Yeni Dünyadaki
iskemlenin üzerine çıkılır.
Oyunda gerçeğin yanılsamasını yıkmak için oyundaki eylemler kesintiye uğratılıp
kısa bölümlere ayrılır. Oyunun öyküsü belli olmakla birlikte çok fazla doğaçlama
yapılır. Güncel olan, oyunun bir parçası gibi sunulur. Buna bağlı olarak oyunun oynanma
süresi uzatılıp kısaltılabilir. Ortaoyunu, konularını masallardan, efsanelerden,
eski halk öykülerinden, geleneklerden, görgü kurallarından, batıl inançlardan,
ev yaşamından, mahalle yaşamından alır. Toplumsal ve siyasal taşlamalara da yer
verir.
Ortaoyunu Kişileri
Ortaoyunu kişileri kalıplaşmış tiplerden oluşur. Bunlar konuşma, davranış ve giysileriyle
hemen tanınırlar. Oyun alanına girmeden çalmaya başlayan müzik de tanınmalarına
yardımcı olur.
Her tip bağlı olduğu kesimin ya da toplumun bütün karakteristik özelliklerini yansıtır.
Genelleştirilmiş kişilerdir.
Pişekar: Karagöz oyunundaki Hacivat'ın karşılığıdır. Oyun başıdır. Oyunu başlatır,
gelişmesini sağlar ve bitirir. Elindeki şakşakla hem oyuncu hem yönetmen
hem de yazar gibi davranır.
Kavuklu: Karagöz oyunundaki karşılığı Karagöz'dür. Ortaoyununun baş güldürücüsüdür.
Pişekar'la birlikte oyunu yürüten ikinci oyuncudur. Bütün oyuncular
oyun alanına girip çıksalar da Kavuklu hep sahnededir. Kavuklu her karmaşık olayın
içinde vardır. Bildiğini bilmemeyi, gördüğünü görmemeyi oynar. Herkesi uğraştırıp
ilgilerini çekip oyunun gelişmesini sağlar.
Çelebi: Mal mülk sahibi, mirasyedi, zampara bir kişiyi temsil eder.
202 G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Zenne: Sevgili, eş, hayat kadını gibi rolleri oynayan erkek oyunculardır. Kavuklu'nun
veya Pişekar'ın karısı, kızı, tanıdığı rollerinde oynadıkları gibi oyunun diğer
kişileriyle de ya sevda ya da alacak verecek ilişkileri vardır.
Cüce veya Kambur: Oyunun başında Kavuklu ile birlikte meydana çıkar. Onun ardından
yürüyen "Kavuklu arkası" diye de adlandırılan bedensel veya zihinsel engelli
kişidir.
Ortaoyununa Bir Örnek:
KÂĞITHÂNE SAFÂSI
Kaynak: Kavuklu Hamdi, Kâğıthâne Safâsı Yazma; Behzat Butak Özel Arşivi; Ankara
Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Tiyatro Kürsüsü Arşivi.
GİRİŞ
(Zurna Pişekâr havası çalar. Pişekâr gelir, iki eliyle dört tarafındaki hâzırûnu
selâmlar.)
PİŞEKÂR - Efendim, safâ geldiniz. (Zurnacı'ya hitâben) - Ammâ benim pehlivanım!
ZURNACI - Buyurun üstadım!
PİŞEKÂR - Bu da hesap değil.
ZURNACI - Nedir hesabın?
PİŞEKÂR - Oğlum, borcunu ver kasabın.
- "Kâğıthane Safâsı" oyununun taklidini aldım, çal da oyunumuz başlasın;
teşrif buyuran zevât-i kiram zevk-yâb olsunlar. (Bir kenara çekilir
oturur)
ORTAOYUNU (SÖYLEYİŞ)
(Zurna Kavuklu havası çalar. Kavuklu, arkasında bir Kambur ile meydana gelir,
zurna duruncaya kadar devir yapar. Pişekâr, Kavuklu'nun güzergâhına gelerek onların
devrini seyr eder.)
KAVUKLU - (Ardına dönerek) Haa! Almışsın.
KAMBUR - Neyi almışım?
KAVUKLU - Neyi al dediler evden sana, sersem!
KAMBUR - Haa! " - Çok yoruldunsa dur da nefes al." dediler. Onu mu soruyorsun?
KAVUKLU - Hay abdal hay! (Yürür) Onu tembih etmeğe ne hâcet, oğlum. Onu
sen kendi kendine yaparsın. Ulan, sana «- Zembili al.» demediler mi?
KAMBUR - Haa! Sahi, annem öyle dediydi. Aldım mı acaba?
KAVUKLU - (Ardına dönerek) Ulan, benimle eğleniyor musun, eşek herif? Sırtındaki
ne?
G E L E N E K S E L H A L K S E Y İ R L İ K O Y U N L A R I 203
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
KAMBUR - (Bir eliyle sırtını yoklayarak) Haa! Ulan, sahiden almışım.
PİŞEKÂR - (Birdenbire) Aman da maşallah! Hak nazardan saklasın! O ne endam,
o ne letâfet, o ne çedik pabuç... Doğrusu görenler gıptaya düşecekler.
Yakışıklı ve zarif. Peh peh peh peh!
KAVUKLU - (Birdenbire irkilerek) Ulan, İsmail, bunu sen her vakit yapıyorsun.
İnsan dalgın dalgın yürürken, birdenbire bağırarak insanı ürkütüyorsun.
Doğrusu, şu yaptığın...
PİŞEKÂR - Aman, birader, insanlar ürkmez. «Ürkme» tabiri hayvanlara kullanılır.
Sen birdenbire irkildin.
KAVUKLU - Silkindim, milkindim, her ne hal ise. Adam gibi insanı karşılasan da
adamı korkutmasan olmaz mi, be yahu?
PİŞEKÂR - Efendim senin bu lâtif lebessümün insanı hayrete bırakıyor, artık başka
şeyler de düşünemiyor. Hele o binişin insanın ağzının suyunu akıtıyor.
KAVUKLU - Tabiî. Sade senin değil ananın da ağzının suyu akardı. Birader, sen
ne söylüyorsun!
PİŞEKÂR - Canım, efendim, bir kere gözden nihân oldun mu idi, aylarca kaybolur,
hepimizi meraka düşürürdün. Yine öyle oldu da, seni görünce sevindim
ne söyleyeceğimi şaşırdım. Arkandaki mahdum mu?
KAVUKLU - İsmail, eğleniyor musun?
PİŞEKÂR - Aman, birader, neden eğlendiğime hükm ettin?
KAVUKLU - Ulan, sen beni görmeyeli haydi haydi iki ay, bilemedin üç ay olsun.
Üç ayda benim bu kadar çocuğum olur mu?
PİŞEKÂR - Canım, öyle deme, insan hali bu. Bir de bakarsın...
KAVUKLU - Bakar sensin.
PİŞEKÂR - Canım, sözümü ne kesiyorsun? Ne bileyim? Seni kaybettiğimiz müddet
zarfında bir evlât sahibi olamaz mısın?
KAVUKLU - Ulan, üç ayda bu kadar evlât olur mu?
PİŞEKÂR - Peki, o halde kim o öyle?
KAVUKLU - O, bizim komşulardan birinin evlâtlığı. Benim çarşıya çıkacağımı anlayınca,
yaşlı kadın öteberi almasını beceremiyor, yalvardı, kendine
lâzım birkaç şeyi «- Alıver.» dedi. İşte bu çocuk da onun, anladın mı?
PİŞEKÂR - Haa! Anladım: yanaşma.
...........
(Kudret, 1973

18 Haziran 2019 Salı

fransız bakalorya soruları -5

Bizde de Uygulanmalı* 
Server Tanilli hemen her yıl, bahar aylarında, Fransa’da “bakalorya” adı verilen olgunluk sınavlarına ilişkin ayrıntılı yazılar yayımlamayı gelenek haline getirmiştir. Sanırım, “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?” kitabında düşünsel bir temele oturtmak istediği üretici eğitim yönteminin ne olduğunu anlatmak için yapıyor bunu.
Lise bitirmede olgunluk sınavı, 1950 yıllarına değin bizde de vardı. Her Milli Eğitim Bakanı’yla eğitim izlenceleri allak bullak edildiğinden ortadan kaldırılıverdi.
Lise öğretimi yine dört yıla çıkarıldı. Öğrencinin düşünme ve yazma becerisini geliştireceğine inandığım bu uygulamaya zaman yitirilmeden geçilmesinin yararlı olacağı kanısındayım. Oysa basına yansıdığına göre, bu değişimle, üç yıllık müfredatın dört yıla yayılmasının dışında bir amaç güdülmüyormuş.
***
Almanya’da Gymnasium(lise) bitirmek, temel bilgilerin edinilip çağdaş davranışların kazandırılmasında yeterli görülür. Ötesi bir dalda uzman olmayı düşünenleri ilgilendirir. Onun için, meslek eğitimi ayrı bir önem taşıdığından, Türkiye’de olduğu gibi, üniversite öğrenimi bireyin yaşamında olmazsa olmazlardan değildir.
Öğrenci, Gymnasium’un giriş aşamasında, o zamana değin gördüğü ders konularının üzerinde topluca dururken, ikinci sınıfta aldığı derslerde tek konunun ayrıntıları üzerinde yoğunlaşır, son sınıfta da kapsamlı ödevler hazırlar. Bu ödevler, neredeyse bizim üniversite bitirmede hazırlanan tezlere denk niteliktedir.
Lise bitirme sınavlarında sorulan sorulardan biri, Tanilli’nin örneklerini verdiği türden, kavramlara dayalı yorum gerektiren düşünce açıklamalarıdır.
Berlin’de bu çalışmalara katıldığım için biliyorum; önceden hazırlanıp ilgili bakanlıkça onaylanan bu soruların hazırlanması günlerce sürer.
***
Fransa’da bu sınavlar felsefe, edebiyat, ekonomi, bilim bölümlerine ayrılıyor. Biri seçilmek üzere, öğrenciye bu alanlarla ilgili üç soru yöneltiliyor. Yazısında bu yılın bütün sorularını da aktarmış Tanilli. Onlardan bize de uyabileceğini düşündüğüm birkaç örnek:
  1. İdrak(algılama yeteneği) eğitilebilir mi?
  2. Canlıyı bilimsel olarak tanımak mümkün mü?
  3. İnsanın başarı nereden geliyor?
  4. Başkasını tanımak kendimizi tanımaktan kolay mı?
  5. Sanat, bizim gerçeklik üstüne bilincimizi değiştirir mi?
  6. Bir gerçeği ortaya koymakta ispattan başka araçlar da var mı?
***
Bizde, öğretmenin biri çıkıp öğrencilere, -o da uygulamadan kaldırılmadıysa-, kompozisyon dersinde kazara bu tür sorular yöneltse, “kafa sorusu soruyor” diye ilk tepkiyi öğrenciden alır. Velilerin çoğu da “bu öğretmen, çocuğumuz kafasını karıştırıyor!” diye müdürü uyarır. Müdür de öğretmen hakkında soruşturma açar…
Öğrenci tepkisinde haksız mı? Haklı! Haklı, çünkü altyapısı olmayan bir eğitim ortamında, bebeğin ağzına ceviz sokmaya benzer böyle sorular.
Felsefe okutma, mantığın adını anma, edebiyat derslerinde yazar hayatı ezberlet, sonra kalk, çağdışı düşüncelerle düzleşmiş beyinlerden kavramsal açıklama, düşünsel yorum bekle!
***
Tanilli, tanı koyarken, hastalığa hangi eksikliğin yol açtığını da gösteriyor:
Cumhuriyet Devrimi, eğitim reformunu yaparken, liseyi baştan kurdu. “Dünya Klasikleri”ni gençlerin önüne serdi.
Oysa test kültürü kuruttu öğrencinin beynini mekanikleştirdi, yaratıcılığını öldürdü.

fransız bakalorya soruları -4

Fransa'da Bakalorya Günleri... - Server Tanilli 

SERVER TANİLLİ 
Haziran 20, 2008 - CUMHURİYET 
____________________________ 


Geçen pazartesi, Fransa'da bakalorya sınavları başladı. 
O sınavlar, âdettir,  f e l s e f e  ile başlar. 
O gün de 600.000'i aşan bir öğrenci yığını, büyük bir heyecanla 
salonları doldurdu. 
O günü, başka bakalorya günleri izleyecek... 
Az değil, 200 yıllık bir gelenek: İlk adımı, Napolyon atmış ve birçok 
reform girişimlerinden bugünlere varmış. Başladığında da, 31 erkek 
öğrenci bu sınavın tadını tatmış; kızların bu yarışmaya katılması 
ileri yıllarda gerçekleşmiş: 1861 yılındadır ki, 37 yaşındaki bir 
kadın, Julie-Victoire Daubé, "ikinci cins"te bu diplomayı elde etmenin 
onurunu tanımış. 
Bu demokratik adım genişleyerek bugünlere varılmıştır. 
Ne var ki, gelinen noktada, bakalorya üstüne büyük tartışmalar 
yoğunlaşmış Fransa'da: Daha bu yıldan başlayacak bir reform 
bekleniyor. Tartışmalar nasıl noktalanacak, ileride görülecek. 
Bu yıl, felsefede hangi sorular soruldu? 

         *   *   * 
Öğrenciler, üç büyük bölümde toplanmış ve sorular, ona göre farklı. 
- " E d e b i y a t " bölümündeki öğrencilere, biri seçilmek üzere şu 
üç soru sorulmuş: 
İlk soru şu: "İdrak eğitilebilir mi?" 
İkinci soru da şöyle: "Canlıyı bilimsel olarak tanımak mümkün mü?" 
Üçüncü soru da, Sartre'dan bir metnin açıklanması; filozofun, "İnsanın 
başarısı nereden geliyor?" konusunda ilginç tespitleri var. 
- " E k o n o m i " bölümündeki öğrencilere, yine biri seçilmek üzere, 
şu üç soru sorulmuş: 
İlk soru şu: "Acı çekmeden arzu mümkün mü?" 
İkinci soru da şöyle: "Başkasını tanımak, kendimizi tanımaktan daha 
kolay mı?" 
Üçüncü soru da, Alexis de Tocqueville'in Amerika'da Demokrasi üstüne 
eserinden alınmış bir metnin açıklanması; filozofun, "halkın 
çoğunluğuna dayanan yönetim" konusunda önemli tespitleri var. 
- " B i l i m " bölümündeki öğrencilere, biri seçilmek üzere, şu üç 
soru sorulmuş: 
İlk soru şu: "Sanat, bizim gerçeklik üstüne bilincimizi değiştirir 
mi?" 
İkinci soru da şöyle: "Bir gerçeği ortaya koymakta, ispattan başka 
araçlar da var mı?" 
Üçüncü soru da A. Schopenhauer'in İrade ve Tasavvur Olarak Dünya adlı 
eserinden alınmış bir metnin açıklanması; filozofun, "ahlak ve devlet" 
konusunda önemli tespitleri var. 
Görülüyor ki, öğrenciler bu soruları yanıtlarken, hayli 
terlemişlerdir. Ama şu da aşikâr: 
F e l s e f e n i n, insanın önüne açtığı bir dünya vardır ki, yaşamın 
içinde yürürken, kendisi ve toplum üstüne karar verirken, kişi bu 
eğitimin yararlarını görecektir. 
Felsefenin gücü de, akla ve bilime dayanmasından geliyor; bu iki 
dayanak da, toplumda başta gelen temellerdir. Eğitim de, gençleri 
yetiştirirken bunlarla donatmalıdır. Dileriz ki, Fransız eğitimcileri 
karar verirken, bakaloryayı, başta da "felsefe bakaloryası"nı tutup 
atmasınlar. 
Biz, böyle bir yanlışı yaptık. 

         *   *   * 
Cumhuriyet Devrimi, eğitim reformunu yaparken, liseyi de yeni baştan 
kurdu; bir tarihten sonra da, "dünya klasikleri"ni gençlerin önüne 
koydu. 
Hepimiz oradan geliyoruz... 
Demokrat Parti'nin bir yaptığı da, bu liseyi yıkıp "tabela liseleri" 
ile donatmaktır ülkeyi. AKP'nin ona eklediği de, "tabela 
üniversiteleri" ığırıdır. 
İlahiyat fakülteleri çığırı da sürüyor. 
Lisenin karşısında imam ve hatip okulları; iktidar da arkasında. 
Ve veba gibi yayılan Kuran kursları... 
"Milli eğitim", şimdiden çökertilmiştir. 
Çağına ve Cumhuriyete yakışır bir eğitimi dikmek istiyorsanız, önce 
dinci ve İslamcı hareketlerin kaynaklarını kurutunuz; AKP'yi de 
kapatınız ve bütün dayanaklarını yok ediniz! 
Önce bunları!.. 


________________________________ 

ders BELGELiGi 
kapsama alanı dışında 645 üyenin bulunduğu grup odası.... 

http://groups.google.com.tr/group/kapsamaalani <<< bu adres üzerinden 
sanat-felsefe-eğitim-toplum konularında makalelere, bilgi ve 
belgelere ulaşabilirsiniz. 

Grup odasının iletilerinden rahatsız oluyorsanız, grup ayarlarından 
ya da iletişim adresimize göndereceğiniz mektupla son 
verebilirsiniz.... 
Fransa’da 2018 bakalorya (Lise bitirme sınavı) felsefe soruları açıklanmış. 1: İhtiras kusurlu olduğumuzun bir göstergesi midir? 2: Adil olanın ne olduğunu bilmek için adaletsizliğe uğramak gerekli midir? 3: Kültür bizleri daha insan yapar mı? 4: Özgürlükten vazgeçilebilir mi?

fransız bakalorya sınav soruları - 3

Fransa'da öğrencilere lise bitirme sınavlarında sorulan sorular özgürlüğü sorguluyor

Özgürlüğün önce limitlerini, kalanı itibarıyla onun ne kadarının AB ehliyeti için yetebileceğini tartışan Türkler'e karşılık, gençler lise bitirme sınavında yüksek tahsil ehliyeti için hemen her yıl özgürlüğü bir yanıyla sorguluyorlar. Birkaç yıl önceki felsefe sınavında soru tersinden sorulmuştu, 'Düşünme özgürlüğümüzün limitleri var mıdır' diye. Ondan önceki yılın sınav sorusu da mesela, "Özgürlük talebi ve adalet talebi birbirlerinden ayrılabilir mi?" şeklindeydi. Bu yılkine gelince, "Siyasetçi özgür müdür"... Ya da "Özgür olmak hiçbir güçlükle, hiçbir engelle karşılaşmamak demek mi?" Fransa'da lise bitirme sınavlarının yaklaştığı eczane vitrinlerinden fark edilir. Kafein yüklü, insanı istediği sürece uykusuz bırakan Gronsan hapı başta olmak üzere, hafızayı kuvvetlendirdiği iddia edilen ne kadar multivitamin varsa, eczane vitrinlerinin en önlerinde büyük panolarla hatırlatılır. Kolay değil, iki hafta süreyle devam eden yazılı ve sözlü sınavlarda hemen bütün derslerden 2-4 saat süreyle toplam 28-30 saat sınav olurlar. Doktor mühendis, avukat ya da mesela nakliyecilik okuluna gidecek çocuk dahi 4 saat süreyle felsefe sorularını yanıtlamaya çalışır.

FRANSIZ İSTİSNASI
Kısaca 'bac' adı verilen "Baccalaureat" sınavı 1808'den beri uygulandığı, kökenleri de Ortaçağ'a kadar uzandığı için verilen istatistiki değerler de birkaç asır öncesiyle kıyaslanabiliyor. Mesela üç yl önce katılım oranı söylendiğine göre Napolyon'dan bu yana en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Arada bir Fransızlar'ın iki asırdır aynı sistemle sınav edilmesi, dedesiyle torununun aynı cins soruları yanıtlaması eleştiriliyorsa da şimdiye kadar alternatifi çıkmadı ve bitirme sınavı da böylece bir "Fransız istisnası" olarak kaldı. Genel, teknolojik ve profesyonel olmak üzere üçe, geneli de tekrar kendi içinde edebiyat, bilim ve ekonomi bilimleri diye ayrılan sınav da profesyonel olana girdiğinizde örneğin nakliyecilik yüksek okuluna, teknolojik 'bac' seçerseniz mühendislik fakültesine girmeniz kolaylaşır. Genel bac'tan ise edebiyat, tıp, yahut iktisat fakültesine geçişiniz.... Ama koşulda alanınıza uygun görülen felsefe sınavından geçmek mecburiyetindesinizdir.

SANATIN ÖNEMİ
Son birkaç yıldır 17 yaşındaki çocuğun yanıtlaması gereken sorulara bakın: "Sanat bizim gerçekle ilişkimizi şekillendirir mi?", "Duygularımız görevimizi yapmamıza mani olabilir mi?'', "İlim neye yarar? Teknik gelişme, insanoğlunu gerçekten değiştirir, insan olarak ilerlemesine neden olur mu?" Ya da eski Türkçesiyle "muhayyile'', yenisiyle "imgelem" bütün engellerden ve baskılardan kurtulabilir mi? "İnsan kendisine yalan söyleyebilir mi?'', "Adaleti hakim kılmak sadece kanunları uygulamak mıdır?", "Sanat eserlerine ilgili olmak, hassasiyet kazanmak için eğitim gerekli midir'', "Teknikten ne bekliyoruz. Dil sadece iletisime mi yarar''? "Haklı ve haksız kavramları kendiliğinden oluşmuş ve benimsenmiş midir?'', "Siyasi eylem tarih biliminin rehberliğinde mi gitmelidir?", "Her şeyi devletten mi beklemeliyiz.'', "Her şeyi ispatlamak gerekli midir?'', "Her şey kanıtlanabilir mi?'' Ayrıca bu soruların yanında, çeşitli filozoflardan alınmış metinler ve onlara ilişkin bir soruyu da yanıtlamanız isteniyor. Felsefe sınavlarında teknolojiye ilişkin bir yüksek okul yahut fakülteye yazılmak isteyenlere sorulanlardan da birkaç örnek? "Düşünme özgürlüğümüzün limitleri var mıdır'', "Şiddeti dışlamanın nedeni nedir", ekonomi yahut sosyal bilimler eğitimi alacaklara, "Sadece iyi olduğunu düşündüğümüz şeyleri mi isteriz ", "Haklarını savunmak, menfaatlerini savunmakla aynı şey midir" soruları soruldu. Edebiyat fakültesine gitmek isteyenlerinki ise "Bugünü, mevcut olanı, geçmişten daha iyi mi biliriz", "Sanat olmadan güzellikten bahsedilebilir mi?"ydi. Buyrun yanıtlayın.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. 

fransız bakalorya soruları-2

Fransa'daki sınav sistemi ve sorular nedeniyle üniversitelerin doluluk oranının Türkiye'ye oranla çok daha düşük olduğunu kaydeden Tuna, öğrenci ve eğitimin kalitesini ise eğitimcilerin sorgulaması gerektiğini ifade etti. İşte Tuna'nın derlediği sorulardan bazıları:
Philo L (Edebiyat) konuları:
1. Konu: Zamandan kaçmak mümkün müdür?
2. Konu: Bir sanat eseri nasıl iyi biçimde açıklanır?
3. Konu: HEGEL'den alıntılanan metni (doğa kanunları ile beşerî -hukuktan doğan-kanunların arasındaki farka dair) açıklayınız.
Philo ES (Ekonomik ve toplumsal):
1. Konu: Ahlak, en iyi siyaset midir?
2. Konu: Emek, insanları ayrıştırır mı?
3. Konu: Leibniz'ten alıntılanan metni (özgürlük, daha doğrusu özgür irade üzerine) açıklayınız.
Philo S (Bilim):
1. Konu: Çok sayıda kültürün varlığı insan türünün birliği önünde engel oluşturur mu?
2. Konu: Ödevlerini tanımak, özgürlüğünden vazgeçmek anlamına gelir mi?
3. Konu: Freud'dan alıntılanan metni (bilimsel araştırmanın zaman içinde seyri üzerine) açıklayınız.
Philo T (Teknolojik):
1. Konu: Yalnızca değiştirilebilir olan şeyin mi değeri vardır?
2. Konu: Kanunlar bizi mutlu edebilir mi?
3. Konu: Montaigne'den alıntılanan metni (bilgi üzerine) açıklayınız.
Histoire - Géographie S:
Tarih: Aşağıdaki 2 konudan 1 seçilerek açıklanacak:
1. Konu: 1949'dan bu yana Çin ve dünya
2. Konu: Maastricht Anlaşması'ndan bu yana Avrupa Yönetimi
Coğrafya: Harita üzerinde küreselleşmede bölgelerin eşit olmayan bütünleşmesini gösterme.
Bugün sıra tarih ve coğrafya sınavında. Baccalauréat (Bac), dün sehven yazdığım üzere, tam olarak üniversiteye geçiş değil; fakat liseyi bitiriş sınavı. Yine de mantıken üniversiteye giriş için bu diplomayı almak gerekiyor. :) İşte tarih ve coğrafya konuları:
Histoire - Géographie S:

Tarih: Aşağıdaki 2 konudan 1 seçilerek açıklanacak:

1. Konu: 1949'dan bu yana Çin ve dünya

2. Konu: Maastricht Anlaşması'ndan bu yana Avrupa Yönetimi

Coğrafya: Harita üzerinde küreselleşmede bölgelerin eşit olmayan bütünleşmesini gösterme. pic.twitter.com/blNq5gZQ3z
Resmi Twitter'da görüntüle
48 kişi bunun hakkında konuşuyor
ES - L: Tarih: 
1. Konu: II. Dünya Savaşı'nın sonundan bu yana çatışma merkezi olarak Yakın ve Ortadoğu 
2. Konu: Dreyfus Olayı'ndan bu yana Fransa'daki büyük siyasal krizlerde kamuoyu ve medya 
Not: "Açıklama", belirli bir metot eşliğinde analitik "kompozisyon" yazmak oluyor
Tuna soruların ardından yaptığı açıklamada, "Okula girmek kolay fakat çıkmak zor" diye bir söz var Fransa'da. Herkes bir yere kabul alabiliyor ama lisans eğitimi cidden zorlu, herkes bitiremiyor. Taşra üniversitelerinde çoğu bölüm boş" dedi.
Fransa eğitim sistemi
Fransa'da üniversiteye giriş sınavından ziyade liseden mezun olma/diploma alma sınavı (Bakalorya) yapılıyor. Öğrenci bu sınavlardan aldığı nota göre sıradan bir okula ya da, ülkede "Grandes Ecoles" denilen (Büyük Okullar) prestijli birtakım okullara (Sciences Po, ENA gibi) girebiliyor.

Bu okullara BAC (bakalorya) sahibi olan Fransızlar gibi AB içinden ya da Türkiye gibi diğer ülkelerden öğrenciler de gerekli şartları karşıladıklarında (Not ortalaması, Fransızca dil bilgisi gibi) kaydolabiliyor.