5 Kasım 2017 Pazar

edgar allen poe - gammaz yürek


https://www.youtube.com/watch?v=AXVqGAFFhwQ

şeyhi - harname

 
HAR-NÂME
 
Zevk içinde cihân velî ŞEYHî
Yatur uş minnet ü belâda dahı
 
Bahtı zengî yüzü tek agarmaz
İşi başmaklayın başa varmaz
 
Râhat umdukça gördü zahmetler
Devlet isteyü buldu mihnetler
 
Fikr olurken hâletün sıfatı
Geldi bu kıssanun münâsebeti
 
MÜNÂSEBET-İ HİKÂYET
 
Bir eşer var idi zâif ü nizâr
Yük elinde katı şikeste vü zâr
 
Gâh odunda vü gâh suda idi
Dün ü gün kahr ile kısuda idi
 
Ol kadar çeker idi yükler ağır
Ki teninde tü komamışdı yağır
 
Nice tü kalmamışdı et ü deri
Yükler altında kana batdı deri
 
Eydür idi gören bu sûretlu
Tan degül mi yürür sünük çatlu
 
Dudağı sarkmış u düşmiş enek
Yorılur arkasına konsa sinek
 
Toğranur idi arpa arpa teni
Gözi görince bir avuç samanı
 
Kargalar dirneği kulağında
Sinegün seyri gözi yağında
 
Arkasından alınsa pâlanı
Sanki it artuğıydı kalanı
 
Birgün ıssı ider himâyet ana
Ya’ni kim gösterür inayet ana
 
Aldı pâlanını vü saldı ota
Otlayurak biraz yüridi öte
 
Gördi otlakda yürür öküzler
Odlu gözler ü gerlü göğüzler
 
Sömürüp eyle yirler otlağı
Ki çekicek kılın tamar yağı
 
Boynuzı ba’zısınun ay bigi
Kiminün halka halka yay bigi
 
Böğrişüp çün virürler âvâze
Yankulanurdı tağ ü darvâze
 
Har-ı miskîn ider iken seyrân
Kaldı görüp sığırları hayrân
 
Geh yürürler ferâgat ü hoş-dil
Gâh yaylâ vü kışla geh menzil
 
Ne yular derdi ne gâm-ı pâlân
Ne yük altında haste vü nâlân
 
Acebe kalur u tefekkür ider
Kendü ahvâlini tasavvur ider
 
Ki birüz bunlarunla hilkatde
Elde ayakda şekl ü sûretde
 
Bunlarun başlarına tâc neden
Bize fakr ü ihtiyâc neden
 
Bizi ger arpa ok u yây itdi
Bunlarun boynuzun kim ay itdi
 
Didi bu müşkilümi itmez hal
Meger ol bir falân har-i a’kal
 
Var idi bir eşek firâsetlû
Hem ulu yollu hem kiyâsetlû
 
Çok geçürmiş zamâneden çağlar
Yükler altında sızırup yağlar
 
Nûh Peygamber’ün gemisinde ol
Virmiş İblîse kuyruğıyla yol
 
Dir imiş ben döşedimdüm döşeği
Dirilürken ölüp ’Üzeyr eşeği
 
Hoş-nefesdür diyü vü ihl ü fasîh
Hürmet eyler imiş humâr-ı Mesîh
 
Kurd korkar idi kulağından
Arslan ürker idi çomağından
 
Ol ulu katına bu miskîn har
Vardı yüz sürdi didi iy server
 
Sen eşekler içinde kâmilsin
Âkıl ü şeyh ü ehl ü fâzılsın
 
Anda k’ıslâh ide tapun şer ü şûr
Har-î Deccâle diyeler ker ü kûr
 
Menzil-i mü’minîne rehbersin
Merkeb-i sâlihîne mazharsın
 
Nesebündür mesel hatîblere
Nefesün hoş gelür edîblere
 
Sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell
Müşkilüm var keremden itgil hall
 
Bugün otlakda gördüm öküzler
Gerüben yürür idi göğüzler
 
Her biri semîz ü kuvvetlü
İçi vü taşı yağlu vü etlü
 
Niçün oldu bulara enzâni
Bize bildür şu tâc-ı sultanî
 
Yok mıdur gökde bizüm ılduzumuz
K’olmadı yir yüzinde boynuzumuz
 
Her sığırdan eşek nite ola kem
Çün meseldür ki dir benî âdem
 
Har eger hâr ü bî-temîz oldı
Çünkü yük tartar ol azîz oldı
 
Bâr-keşlikde çün bizüz fâik
Boynuza niçün olmaduk lâyık
 
Böyle virdi cevâb pîr eşek
K’iy bilâ bendine esîr eşek
 
Bu işün aslına işit illet
Anla aklunda yog ise kıllet
 
Ki öküzi yaradıcak Hallâk
Sebeb-i rızk kıldı ol Rezzâk
 
Dün ü gün arpa buğday işlerler
Anı otlayup anı dişlerler
 
Çün bular oldu ol azîze sebep
Virdi ol izzeti bulara Çalab 
 
Tâc-ı devlet konıldı başlarına
Et ü yağ toldı iç ü taşlarına
 
Bizüm ulu işimüz odundur
Od uran içümüze o dûndur
 
Bize çokdur hakîki buyrukda
Nice boynuz kulağ u kuyruk da
 
Döndi yüz derd ile zaîf eşek
Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek
 
Didi sehl ola bu işün aslı
Çünki şerh oldı bâbı vü faslı
 
Varayın ben de buğday işleyeyin
Anda yaylayup anda kışlayayın
 
Nice yiyem odun ile letler
Bulayın buğday ile izzetler
 
Gezerek gördi bir gögermiş ekin
Sanki dutardı ol ekin ile kîn
 
Aşk ile değdi girdi işlemeğe
Gâh ayaklayu gâh dişlemeğe
 
Arpa gördi gögermiş aç eşek
Buldı cân derdine ilâç eşek
 
Değme kerret ki şevk ile karvar
Toprağın bile götürür harvar
 
Eyle yidi gök ekini terle
Ki gören dir zihî kara tarla
 
Yiyürek toydı karnı çağnadı
Yuvalandı vü biraz ağnadı
 
Başladı ırlayup çağırmağa
Anup ağır yükin ağırmağa
 
Dimiş ol âdemî ki hoş-demdür
Niam oldukda bî-nagam gamdur
 
Pes idüp cûş içinde eşvâkı
Rast düzdi nevâ-yı uşşâkı
 
Çeker âvâze tîz ider perde
Hoş ser-âğaz ider muhayyerde
 
Nice düzmek ki bozdı âhengi
Perdesin açdı ol cihân nengi
 
Çıkarur har çün enker-ül esvât
Ekin ıssına arz olur arasât
 
Ağaç elinde azm-i râh itdi
Tarlasını göricek âh itdi
 
Dâneden gördi yiri pâk olmış
Gök ekinliği kara hâk olmış
 
Yüreği sovumadı söğmeg ile
Olımadı eşeği dögmeg ile
 
Bıçağın çekdi kodı ayruğını
Kesdi kulağını vü kuyruğını
 
Kaçar eşşek acıyaruk cânı
Dökilüp yaşı yirine kanı
 
Uğrayu geldi pîr eşek nâgâh
Sordı hâlini kıldı derd ile âh
 
Yermürü inleyü didi iy pîr
Har-ı rûbâh bigi pür-tevzîr
 
Bâtıl isteyü haktan ayrıldum
Boynuz umdum kulakdan ayrıldum
 
Benem ol gâm yükinde har-ı leng
Gussalar balçığında vâlih ü deng
 
Ne yüküm bir nefes giderici var
Ne biraz çekmeğine yarıcı var
 
Har gedây-iken arpaya muhtâç
Gözedürem k’urıla başuma tâc
 
İster iken halâldan rûzî
Varım itdüm haramîler rûzî
 
Ger tonuzlara olmaya buyruk
Âh gitdi kulağ ile kuyruk
 
Hükm-i sultâna k’ola pâyende
Çarh çâkerdürür felek bende
 
Kim ola bâri bir iki eclâf
K’ide tevk-i pâdişâha hilâf
 
Şâh kahrı ne’ûzü-billâh eger
Çarh baş çekse ide zîr ü zeber
 
Göklere irdi nâle vü feryâd
Dâd iy pâdişâh-ı âdil dâd
 
Şeyhî uzatma nâle vü âhun
Nüktedândur bilür şehen-şâhun
 
Ger inâyetden istesen tevfîr
Kılma devlet duâsını taksîr
 
Nice kim bu zamâne-i nâ-sâz
Câhile nâz vire ehle niyâz
 
Ne kadar kim cihân-ı bî-ihlâs
Ârifi hâric ide âmiyi hâs
 
Ol şehün işi izz ü nâz olsun
Düşmeninün gam ü niyaz olsun
 
(Vezin: Feilâtün mefâilün feilün)

8 Ekim 2017 Pazar

cumhuriyet döneminde öykü - olcay önertoy

Amaçlar
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• İslamiyet öncesi Türk edebiyatıyla ilgili bilgi edinecek,
• Sözlü edebiyat ürünlerini tanıyacak,
• Destan, sav, sagu, koşuk gibi sözlü edebiyat ürünlerinin eski
Türklerin yaşamındaki önemini kavrayacaksınız.
İçindekiler
• Giriş
• Sözlü Edebiyat Dönemi
• Destan
• Sav
• Sagu
• Koşuk
• Özet
• Değerlendirme Soruları
• Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
ÜNİTE 3 İslamiyet Öncesi Türk Halk
Edebiyatı
Yazar
Yard.Doç.Dr. Hülya PİLANCI
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Çalışma Önerileri
• Kaşgarlı Mahmud'un XI. yüzyılda derlediği Divânü Lûgati't
Türk adlı yapıtı inceleyin.
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
1. Giriş
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin
İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürkler'e
ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü
edebiyat dönemi olarak adlandırılır.
2. Sözlü Edebiyat Dönemi
Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce,
sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu
gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır.
Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde
üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.
Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli
bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.
2.1. Eski Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere
çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür.
İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki
dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar.
Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en
çok işlenen konulardır.
Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.
2.2. İlk Türk Şairleri
İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı
Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen
metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin,
Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 33
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2.3. İlk Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız.
Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve
çevirisi şöyledir:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Yaruk tengriler yarlıkazun Nurlu tanrılar buyursun
Yavaşım birle Yumuşak huylum ile
Yakışıpan adrılmalım Birleşip bir daha ayrılmayalım
Küçlüg biriştiler küç birzün Güçlü peygamberler güç versin
Közi karam birle Kara gözlüm ile
Külüşügin oluralım... Gülüşerek yaşayalım...
3. Destan (Epope)
Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü
kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla
düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların,
doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının
inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri
de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden
dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.
3.1. Destanların Doğuşu
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay
onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar,
kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını
korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.
Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü
olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.
Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline
geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş
güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri
için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.
34 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Özkırımlı'nın (1995) Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi:
"Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak
düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar
toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt
vermişlerdir."
Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini
koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan
gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.
3.2. Türk Destanları
Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için:
• O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar
yaratmaya elverişli olması,
• O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar,
değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında
nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir.
Destanların oluşumu için gerekli olan bu şartlar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür.
Seyit Kemal Karaalioğlu Türk Edebiyat Tarihi adlı yapıtında: "Türk tarihine, Türk destanları
ile girebiliriz, Türk tarihinin kökenine ilk Türk destanları ile inebiliriz" derken,
Türk tarihinin destanlarla, destanlaşmış kahramanlarla dolu olduğunu da vurgular.
Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu
bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde
edilmektedir.
Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından
derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir
kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından
çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır (I.
Üniteye bakınız).
Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki
şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp
yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır.
Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere
dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler
doğaldır.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 35
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
3.3. Destan Kültürünün Önemi
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır,
düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi
olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.
Banarlı'nın (1971) Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Destanlar
halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir."
Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle
anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki
olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en
önemli kaynaklardır.
Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını;
aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.
4. Sav
Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi,
bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir
düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına
ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Aç ne yimes tok ne times Aç ne yemez tok ne demez
İt ısırmas at tepmes time İt ısırmaz at tepmez, deme
Biş erngek tüz ermes Beş parmak düz (bir) olmaz
Yılan kendü egrisin bilmes Yılan kendi eğrisini bilmez,
tevi boynun egri tir "Deve boynun eğri" der
Ot tese ağız köymez Ateş demekle ağız yanmaz
Suw bermeske süt ber Su vermeyene süt ver
Öküz adakı bolgınca Öküz ayağı olmaktan
buzağı başı bolsa yeğ buzağı başı olmak iyidir.
Ağılda oglag togsa arıkta otı öner Ağılda oğlak doğsa, ırmakta otu biter
36 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Ermegüge bulıt yük bolır Tembele bulut yük olur
Teve silkinse eşgekke yük çıkar Deve silkinse eşeğe yük çıkar
Yir basruku tag, Toprağın dengesini dağlar,
budun basrıku beg Ulusun düzenini beyler sağlar
Tay atasa at tınur Tay yetişirse at dinlenir
oğul eredse baba dinlenür oğul erleşirse baba dinlenir
İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un
yazdığı Divânü Lûgati't Türk adlı eserde görüyoruz.
5. Sagu
Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir.
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze
törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilirdi (IV. Üniteye
bakınız). Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan
acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda
geniş doğa tasvirlerine rastlanır.
Aşağıda Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren "Alp Er Tunga
Sagusu"nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud
tarafından halk ağzından derlenmiştir.
ALP ER TUNGA SAGUSU
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Alp Er Tunga öldi mü Alp Er Tunga öldü mü
Issız ajun kaldı mu Fani dünya kaldı mı
Ödlek öçin aldı mu Zaman (felek) öcünü aldı mı
Emdi yürek yırtılır Şimdi yürek yırtılır
...... ......
Begler atın argurup Beyler atlarını sürüyor
Kadgu anı turgurup Kaygı onları durduruyor
Mengzi yüzi sargarup Benizleri yüzleri sararıp
Kürküm angar türtülür Sanki onlara safran sürülüyor
...... ......
Könglüm için örtedi Gönlümün içini yaktı
Yitmiş yaşıg kartadı Yetmiş yaşına ihtiyarlattı
Kiçmış ödig irtedi Gönül geçmiş günleri aradı
Tün tün kiçip irtelür O günler gün geçtikçe aranmakta
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 37
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Bardı közüm yarukı Gözümün feri söndü
Aldı özüm konukı Onunla birlikte ruhum da gitti
Kanda erinç kanıkı Şimdi o kimbilir nerelerdedir
Emdi udın udgarur Şimdi acı uykudan uyanır.
6. Koşuk
Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır
töreni" adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. "Şölen"
adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların
erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve
yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü
olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak
olmuştur.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Öpkem kelip ogradım Öfkelenip dışarı çıktım
Arslanlayu kökredim Arslan gibi kükredim
Alplar başın togradım Yiğitler başını doğradım
Emdi meni kim tutar Şimdi beni kim tutabilir.
Kanı akıp yoşuldu Kanı akıp boşandı
Kabı kamug teşildi Derisi baştan başa deşildi
Ölüg birle koşuldu Ölülerle bir oldu
Togmuş küni uş batar Doğan güneş işte batıyor
Kaklar kamug kölerdi Kuru yerler hep gülerdi
Taglar başı ilerdi Dağbaşları göründü
Ajun tını yılırdı Dünyanın soluğu ılındı
Tütü çeçek çerkeşür Türlü çiçekler sıralandı
Etil suwı aka turur İtil suyu akar durur
Kaya tübi kaka turur Kaya dibini oyar durur
Balık telim baka turur Bütün balıklar baka durur
Kölün takı küşerür Gölü bile taşırırlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların
ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz
eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı
sağlayan en önemli etmenlerdi.
38 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları
gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken
sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle
engellemeye çalışır, hastaları sağaltma görevi de üstlenirlerdi.
Özet
Bütün uluslarda olduğu gibi Türklerde de yazı kullanılmadan önce "sözlü" bir edebiyat
vardı. Sözlü edebiyatta şiir önemli bir yer tutar.
Eski çağlarda doğa olaylarının, savaşların, kahramanların anlatıldığı kuşaktan kuşağa geçerek
şairlerin dilinde epik şiirin en güzel örneklerini oluşturdu. Çoğunlukla toplumun kurtarıcısı
ve öncüsü sayılan kişileri yücelten kutsallaştıran bu öykü şiirlere "destan" adı verilir.
Eski Türklerde bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü kısaca anlatan sözlere "sav" adı
verilir. Savlar bugünkü atasözlerinin temelidir.
"Yuğ töreni" eski Türklerde sevilen, sayılan kişiler için düzenlenen cenaze törenlerine verilen
addır. Bu törenlerde ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden
duyulan acıyı dile getiren şiirler söylenirdi. Bir tür ağıt olan bu şiirlere eski Türkler "sagu"
adını verirlerdi.
Eski Türklerde birlik ve beraberliği sağlamak çok önemlidir. Şölenlerde, toylarda, üstünlükle
biten savaş sonlarında halkı heyecana getirmek için okunan şiirlere "koşuk" adı verilir.
Çok zengin olduğu bilinen Türk destanlarıyla ilgili bilgiler Arap, Fars ve Çin kaynaklarından
elde edilmektedir. Halk ağzından derlenen birbirinden güzel sav, sagu ve koşuklar ise XI.
yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânü Lûgati't Türk adlı yapıtta görülmektedir.
Değerlendirme Soruları
Aşağıdaki soruların yanıtlarını verilen seçenekler arasından bulunuz.
1. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı yaklaşık olarak hangi tarihleri kapsar?
A. M.S. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, X. yüzyıla kadar sürer.
B. M.Ö. 1000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer.
C. M.Ö. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer.
D. M.Ö. 400'lü-300'lü yıllarda başlar, IX. yüzyıla kadar sürer.
E. M.Ö. 2000'li yıllarda başlar ancak ne zaman bittiği kesin olarak söylenemez.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 39
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2. İslamiyet öncesi Türk şiirinin şairi bilinen ilk örneği kime aittir?
A. Çuçu'ya
B. Ki-ki'ye
C. Kalun Kayşi'ye
D. Çisuya Tutung'a
E. Aprın Çor Tigin'e
3. "Destanlar" için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A. Uzun anlatımlı, olağanüstülüklerle yüklü öyküleyici özellikler taşıyan şiirlerdir.
B. Destanlar, içlerinden olağanüstü özellikler, doğaüstü kahramanlar çıkarıldığında
ulusların tarihlerini aydınlatan önemli birer kaynak durumuna
gelirler.
C. Destanların olağanüstü özellikler göstermesi, doğaüstü güçlerle süslenmesi
destanların gerçeklerden uzak olduğunu gösterir.
D. Destanlar epik şiirin en güzel örnekleridir.
E. Destanları anlatan her yeni ağız onları her yönden zenginleştirmiştir.
4. "Sagu" nedir?
A. Bugünkü Türk edebiyatında "mani"nin tam karşılığıdır.
B. Eski Türklerde yılda bir kez belli dönemlerde totemlerin kurban edildiği
törenlere verilen addır.
C. Eski Türklerde bir düşünceyi, bir öğüdü, bir deneyimi kısaca anlatan sözlerdir.
D. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen
yuğ törenlerinde söylenen ağıtlara verilen addır.
E. Eski Türklerde kutsal bir hayvana verilen addır.
5. Türklerde halk ağzından ilk defa sav, sagu ve koşuk örnekleri derleyen kimdir?
A. Kalun Keyşi
B. Mahir Ünlü
C. Seyit Kemal Karaalioğlu
D. Kaşgarlı Mahmud
E. Homeros
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Banarlı, Nihat Sami. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi,
1971.
Boratav, Pertev Naili. Folklor ve Edebiyat 1-2. İstanbul: 1982.
Güney, Eflatun Cem. Masallar. Ankara: K.B. Yayını, 1992.
40 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
_______. Folklor ve Eğitim. İstanbul: M.E.B. Yayını, 1966.
_______. Folklor ve Halk Edebiyatı. Ankara: M.E.B. Yayını, 1971.
Karaalioğlu, Seyit Kemal. Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: 1973.
Özkırımlı, Atilla. Tarih İçinde Türk Edebiyatı. Ankara: 1995.
Ünlü, Mahir. Toplumsallık Açısından Örneklerle Türk Edebiyatı, İslamlık Sürecinde.
İstanbul: 1982.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 41

islamiyet öncesi türk halk edebiyatı- hülya plancı

Amaçlar
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• İslamiyet öncesi Türk edebiyatıyla ilgili bilgi edinecek,
• Sözlü edebiyat ürünlerini tanıyacak,
• Destan, sav, sagu, koşuk gibi sözlü edebiyat ürünlerinin eski
Türklerin yaşamındaki önemini kavrayacaksınız.
İçindekiler
• Giriş
• Sözlü Edebiyat Dönemi
• Destan
• Sav
• Sagu
• Koşuk
• Özet
• Değerlendirme Soruları
• Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
ÜNİTE 3 İslamiyet Öncesi Türk Halk
Edebiyatı
Yazar
Yard.Doç.Dr. Hülya PİLANCI
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Çalışma Önerileri
• Kaşgarlı Mahmud'un XI. yüzyılda derlediği Divânü Lûgati't
Türk adlı yapıtı inceleyin.
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
1. Giriş
İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö. 4000'li 3000'li yıllardan başlayarak Türklerin
İslamiyeti kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürkler'e
ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü
edebiyat dönemi olarak adlandırılır.
2. Sözlü Edebiyat Dönemi
Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce,
sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu
gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır.
Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde
üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır.
Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli
bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır.
2.1. Eski Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, onikili ölçülere
çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür.
İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki
dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar.
Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en
çok işlenen konulardır.
Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır.
2.2. İlk Türk Şairleri
İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı
Mahmud'un Divânü Lûgati't Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen
metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin,
Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung'dur.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 33
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2.3. İlk Türk Şiiri
İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlar'da bulmaktayız.
Aprın Çor Tigin'in yazdığı "Bir Aşk Şiiri" adlı ilk Türk şiirinin son parçasının aslı ve
çevirisi şöyledir:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Yaruk tengriler yarlıkazun Nurlu tanrılar buyursun
Yavaşım birle Yumuşak huylum ile
Yakışıpan adrılmalım Birleşip bir daha ayrılmayalım
Küçlüg biriştiler küç birzün Güçlü peygamberler güç versin
Közi karam birle Kara gözlüm ile
Külüşügin oluralım... Gülüşerek yaşayalım...
3. Destan (Epope)
Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü
kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir.
Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla
düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların,
doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının
inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri
de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden
dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır.
3.1. Destanların Doğuşu
İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay
onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar,
kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını
korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi.
Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü
olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar.
Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline
geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş
güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri
için halk dilinde uzun süre yaşayabildi.
34 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Özkırımlı'nın (1995) Tarih İçinde Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi:
"Denilebilir ki, doğayla savaşımın ve toplum biçiminin, yine toplumun ortak
düş gücüyle insanın zihninde sanatsal bir biçimde yoğrulması destanları doğurmuş; insanlar
toplumun oluşumuna, doğanın gizlerine destan kahramanlarının serüvenleriyle yanıt
vermişlerdir."
Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini
koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan
gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir.
3.2. Türk Destanları
Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için:
• O ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar
yaratmaya elverişli olması,
• O ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar,
değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında
nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir.
Destanların oluşumu için gerekli olan bu şartlar, Türk tarihinde fazlasıyla görülür.
Seyit Kemal Karaalioğlu Türk Edebiyat Tarihi adlı yapıtında: "Türk tarihine, Türk destanları
ile girebiliriz, Türk tarihinin kökenine ilk Türk destanları ile inebiliriz" derken,
Türk tarihinin destanlarla, destanlaşmış kahramanlarla dolu olduğunu da vurgular.
Ne yazık ki, Türk destanlarının asıl metinleri elimizde değildir. Çok zengin olduğu
bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde
edilmektedir.
Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından
derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir
kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından
çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır (I.
Üniteye bakınız).
Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki
şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp
yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır.
Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere
dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler
doğaldır.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 35
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
3.3. Destan Kültürünün Önemi
Destanlar; tarih, düşünce ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Tarihi aydınlatır,
düşünce ve sanata kaynak oluştururlar. Bilimsel tarih araştırmaları yanında, tarihi
olaylar karşısında halkın duygu ve düşüncelerini yansıtırlar.
Banarlı'nın (1971) Resimli Türk Edebiyatı adlı yapıtında da belirttiği gibi: "Destanlar
halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir."
Destan kahramanlarının doğaüstü özellikler göstermesi, olayların olağanüstülüklerle
anlatılması destanların gerçeklerden uzak olduğunu göstermez. Destanlar, anlatımlarındaki
olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en
önemli kaynaklardır.
Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını;
aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz.
4. Sav
Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi,
bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir
düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına
ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Aç ne yimes tok ne times Aç ne yemez tok ne demez
İt ısırmas at tepmes time İt ısırmaz at tepmez, deme
Biş erngek tüz ermes Beş parmak düz (bir) olmaz
Yılan kendü egrisin bilmes Yılan kendi eğrisini bilmez,
tevi boynun egri tir "Deve boynun eğri" der
Ot tese ağız köymez Ateş demekle ağız yanmaz
Suw bermeske süt ber Su vermeyene süt ver
Öküz adakı bolgınca Öküz ayağı olmaktan
buzağı başı bolsa yeğ buzağı başı olmak iyidir.
Ağılda oglag togsa arıkta otı öner Ağılda oğlak doğsa, ırmakta otu biter
36 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Ermegüge bulıt yük bolır Tembele bulut yük olur
Teve silkinse eşgekke yük çıkar Deve silkinse eşeğe yük çıkar
Yir basruku tag, Toprağın dengesini dağlar,
budun basrıku beg Ulusun düzenini beyler sağlar
Tay atasa at tınur Tay yetişirse at dinlenir
oğul eredse baba dinlenür oğul erleşirse baba dinlenir
İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud'un
yazdığı Divânü Lûgati't Türk adlı eserde görüyoruz.
5. Sagu
Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir.
Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze
törenine "yuğ töreni", bu törenlerde söylenen şiirlere "sagu" adı verilirdi (IV. Üniteye
bakınız). Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan
acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda
geniş doğa tasvirlerine rastlanır.
Aşağıda Alp Er Tunga'nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren "Alp Er Tunga
Sagusu"nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud
tarafından halk ağzından derlenmiştir.
ALP ER TUNGA SAGUSU
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Alp Er Tunga öldi mü Alp Er Tunga öldü mü
Issız ajun kaldı mu Fani dünya kaldı mı
Ödlek öçin aldı mu Zaman (felek) öcünü aldı mı
Emdi yürek yırtılır Şimdi yürek yırtılır
...... ......
Begler atın argurup Beyler atlarını sürüyor
Kadgu anı turgurup Kaygı onları durduruyor
Mengzi yüzi sargarup Benizleri yüzleri sararıp
Kürküm angar türtülür Sanki onlara safran sürülüyor
...... ......
Könglüm için örtedi Gönlümün içini yaktı
Yitmiş yaşıg kartadı Yetmiş yaşına ihtiyarlattı
Kiçmış ödig irtedi Gönül geçmiş günleri aradı
Tün tün kiçip irtelür O günler gün geçtikçe aranmakta
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 37
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Bardı közüm yarukı Gözümün feri söndü
Aldı özüm konukı Onunla birlikte ruhum da gitti
Kanda erinç kanıkı Şimdi o kimbilir nerelerdedir
Emdi udın udgarur Şimdi acı uykudan uyanır.
6. Koşuk
Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, "sığır
töreni" adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. "Şölen"
adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların
erkekleri biraraya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve
yiğitlik konularını işleyen şiirlere "koşuk" adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü
olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak
olmuştur.
Örnek:
Günümüz Türkçesiyle söylenişi:
Öpkem kelip ogradım Öfkelenip dışarı çıktım
Arslanlayu kökredim Arslan gibi kükredim
Alplar başın togradım Yiğitler başını doğradım
Emdi meni kim tutar Şimdi beni kim tutabilir.
Kanı akıp yoşuldu Kanı akıp boşandı
Kabı kamug teşildi Derisi baştan başa deşildi
Ölüg birle koşuldu Ölülerle bir oldu
Togmuş küni uş batar Doğan güneş işte batıyor
Kaklar kamug kölerdi Kuru yerler hep gülerdi
Taglar başı ilerdi Dağbaşları göründü
Ajun tını yılırdı Dünyanın soluğu ılındı
Tütü çeçek çerkeşür Türlü çiçekler sıralandı
Etil suwı aka turur İtil suyu akar durur
Kaya tübi kaka turur Kaya dibini oyar durur
Balık telim baka turur Bütün balıklar baka durur
Kölün takı küşerür Gölü bile taşırırlar
İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların
ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz
eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı
sağlayan en önemli etmenlerdi.
38 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları
gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken
sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle
engellemeye çalışır, hastaları sağaltma görevi de üstlenirlerdi.
Özet
Bütün uluslarda olduğu gibi Türklerde de yazı kullanılmadan önce "sözlü" bir edebiyat
vardı. Sözlü edebiyatta şiir önemli bir yer tutar.
Eski çağlarda doğa olaylarının, savaşların, kahramanların anlatıldığı kuşaktan kuşağa geçerek
şairlerin dilinde epik şiirin en güzel örneklerini oluşturdu. Çoğunlukla toplumun kurtarıcısı
ve öncüsü sayılan kişileri yücelten kutsallaştıran bu öykü şiirlere "destan" adı verilir.
Eski Türklerde bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü kısaca anlatan sözlere "sav" adı
verilir. Savlar bugünkü atasözlerinin temelidir.
"Yuğ töreni" eski Türklerde sevilen, sayılan kişiler için düzenlenen cenaze törenlerine verilen
addır. Bu törenlerde ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden
duyulan acıyı dile getiren şiirler söylenirdi. Bir tür ağıt olan bu şiirlere eski Türkler "sagu"
adını verirlerdi.
Eski Türklerde birlik ve beraberliği sağlamak çok önemlidir. Şölenlerde, toylarda, üstünlükle
biten savaş sonlarında halkı heyecana getirmek için okunan şiirlere "koşuk" adı verilir.
Çok zengin olduğu bilinen Türk destanlarıyla ilgili bilgiler Arap, Fars ve Çin kaynaklarından
elde edilmektedir. Halk ağzından derlenen birbirinden güzel sav, sagu ve koşuklar ise XI.
yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divânü Lûgati't Türk adlı yapıtta görülmektedir.
Değerlendirme Soruları
Aşağıdaki soruların yanıtlarını verilen seçenekler arasından bulunuz.
1. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı yaklaşık olarak hangi tarihleri kapsar?
A. M.S. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, X. yüzyıla kadar sürer.
B. M.Ö. 1000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer.
C. M.Ö. 4000'li-3000'li yıllarda başlar, XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer.
D. M.Ö. 400'lü-300'lü yıllarda başlar, IX. yüzyıla kadar sürer.
E. M.Ö. 2000'li yıllarda başlar ancak ne zaman bittiği kesin olarak söylenemez.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 39
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2. İslamiyet öncesi Türk şiirinin şairi bilinen ilk örneği kime aittir?
A. Çuçu'ya
B. Ki-ki'ye
C. Kalun Kayşi'ye
D. Çisuya Tutung'a
E. Aprın Çor Tigin'e
3. "Destanlar" için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A. Uzun anlatımlı, olağanüstülüklerle yüklü öyküleyici özellikler taşıyan şiirlerdir.
B. Destanlar, içlerinden olağanüstü özellikler, doğaüstü kahramanlar çıkarıldığında
ulusların tarihlerini aydınlatan önemli birer kaynak durumuna
gelirler.
C. Destanların olağanüstü özellikler göstermesi, doğaüstü güçlerle süslenmesi
destanların gerçeklerden uzak olduğunu gösterir.
D. Destanlar epik şiirin en güzel örnekleridir.
E. Destanları anlatan her yeni ağız onları her yönden zenginleştirmiştir.
4. "Sagu" nedir?
A. Bugünkü Türk edebiyatında "mani"nin tam karşılığıdır.
B. Eski Türklerde yılda bir kez belli dönemlerde totemlerin kurban edildiği
törenlere verilen addır.
C. Eski Türklerde bir düşünceyi, bir öğüdü, bir deneyimi kısaca anlatan sözlerdir.
D. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen
yuğ törenlerinde söylenen ağıtlara verilen addır.
E. Eski Türklerde kutsal bir hayvana verilen addır.
5. Türklerde halk ağzından ilk defa sav, sagu ve koşuk örnekleri derleyen kimdir?
A. Kalun Keyşi
B. Mahir Ünlü
C. Seyit Kemal Karaalioğlu
D. Kaşgarlı Mahmud
E. Homeros
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Banarlı, Nihat Sami. Resimli Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi,
1971.
Boratav, Pertev Naili. Folklor ve Edebiyat 1-2. İstanbul: 1982.
Güney, Eflatun Cem. Masallar. Ankara: K.B. Yayını, 1992.
40 İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
_______. Folklor ve Eğitim. İstanbul: M.E.B. Yayını, 1966.
_______. Folklor ve Halk Edebiyatı. Ankara: M.E.B. Yayını, 1971.
Karaalioğlu, Seyit Kemal. Türk Edebiyatı Tarihi. İstanbul: 1973.
Özkırımlı, Atilla. Tarih İçinde Türk Edebiyatı. Ankara: 1995.
Ünlü, Mahir. Toplumsallık Açısından Örneklerle Türk Edebiyatı, İslamlık Sürecinde.
İstanbul: 1982.
İ S L A M İ Y E T Ö N C E S İ T Ü R K H A L K E D E B İ Y A T I 41

halk edebiyatı - komisyon

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ
AÇIKÖGRETİM FAKÜLTESİ
Türk
İLKÖĞRETİM ÖĞRETMENLİĞİ
LİSANS TAMAMLAMA PROGRAMI
Halk
Edebiyatı
Ünite 1-12
Halk
Edebiyatı
Türk
Yazarlar:
Yard.Doç.Dr. Muhsine HELİMOĞLU YAVUZ
Yard.Doç.Dr. Hülya PİLANCI
Yard.Doç.Dr. Ali ÖZTÜRK
Metin TURAN
Editör:
Öğr.Gör. Sakine ÖZTÜRK ÇELİK
T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINLARI NO: 1063
AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINLARI NO: 583
TÜRKÇE ÖĞRETMENLİĞİ
Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları
Anadolu Üniversitesine aittir.
"Uzaktan öğretim" tekniğine uygun olarak hazırlanan bu kitabın
bütün hakları saklıdır.
İlgili kuruluştan izin almadan kitabın tümü ya da
bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt
veya başka şekillerde çoğaltılamaz,
basılamaz ve dağıtılamaz.
Copyright © 1998 by Anadolu University
All rights reserved
No part of this book may be reproduced
or stored in a retrieval system, or transmitted
in any form or by any means mechanical, electronic,
photocopy, magnetic tape or otherwise, without
permission in writing from the University.
Tasarım: Yrd.Doç.Dr. Kazım SEZGİN
ISBN 975 - 492 - 819 - 3
iii
İçindekiler
Ünite 1
Halkbilim (Folklor) ve Halk Edebiyatı
Giriş 3, Halkbilim (Folklor) 3, Halk Edebiyatı Kavramı 6, Halk Edebiyatının Kaynakları
8, Halk Edebiyatının Özellikleri 9, Edebiyatın İçinde Halk Edebiyatının
Yeri 10
Ünite 2
Çağdaş Eğitimde Halk Edebiyatının Kullanılması
Giriş 19, Çağdaş Eğitimde Halk Edebiyatı Ürünlerinin Kullanılması 19, Masalın
Eğitimde Kullanılması 21, Halk Gülmeceleri 25
Ünite 3
İslamiyet Öncesi Türk Halk Edebiyatı
Giriş 33, Sözlü Edebiyat Dönemi 33, Destan 34, Sav 36, Sagu 37, Koşuk 38
Ünite 4
Türk Destanları
Giriş 45, Yaradılış Destanı 46, Alp Er Tunga Destanı 47, Şu Destanı 49, Oğuz Kağan
Destanı 51, Ergenekon Destanı 54, Bozkurt Destanı 56, Türeyiş Destanı 56,
Göç Destanı 56, Saltuk Buğra Han Destanı 57, Manas Destanı 57
Ünite 5
Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı (Türk Halk Şiiri)
Mani 65, Türkü 66, Ağıt 69, Ninni 70
Ünite 6
Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı (Türk Halk Düzyazısı-I)
Atasözü 79, Fıkra 80, Halk Hikayesi 82
Ünite 7
Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı (Türk Halk Düzyazısı-II)
Efsane 91
Ünite 8
Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı (Türk Halk Düzyazısı-III)
Masal 109
Ünite 9
Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı Hem Şiir, Hem Düzyazı Şeklinde Söylenmiş Türler
Tekerleme 141, Bilmece 144, Alkış ve Kargış (Hayırdua ve Beddua) 147
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Ünite 10
Bireysel Halk Edebiyatı (Âşık Edebiyatı)
Giriş 153, Âşık Oluş 153, Köroğlu 155, Öksüz Dede 159, Karacaoğlan 161, Gevheri
163, Erzurumlu Emrah 164, Seyrani 165, Dadaloğlu 167, Âşık Veysel 168
Ünite 11
Dinî-Tasavvufî Halk Edebiyatı
Giriş 177, Tasavvuf Kavramı 177, Dinsel Halk Edebiyatının Tarihsel Gelişimine
Kısa Bir Bakış 178, Yunus Emre 179, Kaygusuz Abdal 181, Pir Sultan Abdal 183,
Kul Himmet 186, Hacı Bayram-ı Veli 187
Ünite 12
Geleneksel Halk Seyirlik Oyunları
Giriş 195, Köy Seyirlik Oyunları 195, Kukla 196, Meddah 199, Ortaoyunu 201,
Karagöz 204
Cevap Anahtarı 210
iv
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Başlarken
Değerli Öğretmenler,
İnsanların değer yargıları vardır; duygu, düşünce ve düşlerini yansıttıkları yapıtları
vardır. Bunların dile getirilişi ulustan ulusa farklılık gösterse de insan olmanın
göstergeleri oldukları için evrenseldir.
Evrenseli yakalayabilmek için ise ilk önce insanın kendi özünü bilmesi gerekir.
Çünkü öz aranırken diğer uluslarla ortaklıkların olduğu görülecektir. Uluslar ayrı
dilleri konuşsalar da, ayrı yerlerde yaşasalar da özde birdirler. Acı çeker ağlar, mutlu
olur gülerler. Bu acıların, mutlulukların dile getirilişi de o ulusun edebiyatını
oluşturur. Oluşturulan edebiyatın içinde halk edebiyatının ayrı bir yeri ve önemi
vardır.
Sizler de bu kitap kapsamında göreceksiniz ki her ulus kendi halk edebiyatını yaratmıştır.
Bu edebiyat ürünleri arasında benzerliklerin olması ise kaçınılmazdır. Bu
benzerlikleri ve bizim olan ağıtları, ninnileri, atasözlerini, Karagöz'ü, Kavuklu'yu,
Karacaoğlan'ı, Yunus Emre'yi, Pir Sultan Abdal'ı öğrencilerinize tanıtıp onların halk
edebiyatını sevmesini sağlayın.
Bu kitap kapsamında sizlere halk edebiyatı konusunda genel bilgiler verilmeye çalışılmıştır.
Verilen bilgilerle yetinmeyip olanak yaratarak kaynakçalarda belirtilen diğer
yapıtları da incelemeniz sizin yararınıza olacaktır.
Özü yakalayarak öğrendiklerinizi öğretmek, yaşanır kılmak artık size düşüyor.
Başarılar dileriz.
Öğr.Gör. Sakine ÖZTÜRK ÇELİK
Editör
v
Amaçlar
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• Halkbilimin ne anlama geldiğini öğrenecek,
• Halk edebiyatının kaynakları konusunda bilgi sahibi olacak,
• Halkbilim ile halk edebiyatı arasındaki bağlantıyı öğrenecek,
• Ulusal edebiyat içinde halk edebiyatının yerini kavrayacaksınız.
İçindekiler
• Giriş
• Halkbilim (Folklor)
• Halk Edebiyatı Kavramı
• Halk Edebiyatının Kaynakları
• Halk Edebiyatının Özellikleri
• Edebiyatın İçinde Halk Edebiyatının Yeri
• Özet
• Değerlendirme Soruları
• Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
ÜNİTE 1 Halkbilim (Folklor) ve Halk
Edebiyatı
Yazar
Metin TURAN
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Çalışma Önerileri
• Bu ünitede yer alan konu başlıklarıyla ilgili değişik kaynaklardan
bilgiler edinmeye çalışın.
• Çağdaş sanatçılarımızın halk edebiyatı ve halkbilim kaynaklarından
nasıl yararlandıklarını görmek için, Yaşar Kemal, Kemal
Bilbaşar, Ahmed Arif, Enver Gökçe gibi yazar ve şairlerimizin yapıtlarını
okuyunuz.
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
1. Giriş
Halkbilimle halk edebiyatının ilişkisi, özellikle ortak (anonim) halk edebiyatı ürünlerinin;
masal, ninni, efsane, fıkra, atalarsözü, deyimler vb. derlenmesi, toparlanması,
tasnifi ve bunların irdelenmesi bağlamında işlev kazanır. Bunun yanı sıra
Türk halk edebiyatının iki önemli kolu olan âşık edebiyatı ve dinsel halk edebiyatı
da bir yandan edebiyat tarihinin araştırma alanına girerken, diğer taraftan halkbilimin
çalışma alanları içerisinde ele alınmış, öylece değerlendirilegelmiştir. Bu çerçeve
daha çok halk edebiyatı ürünlerinin hangilerinin halkbilimin alanına girdiğine
ilişkin bir saptamadır. Daha geniş bir açıdan bakıldığında, günümüzde örnekleri
çokça görülen değerlendirme ve incelemelerde, halkbilim çağdaş edebiyat ürünlerine
de eğilme gereksinimi duymuş; çağdaş edebiyatın yaratılmasında yeğlenen
yaklaşımlarda halkbilimsel ögeler de bu disiplin içerisinde ele alınmaya başlanmıştır.
Bu bakımdan halkbilim, halk edebiyatı ürünlerine yaklaşırken, bütünüyle geçmişte
kalan, geçmişte yaratılan ve sadece ortak (anonim) ürünlere değil, bugünkü ürünlere
de eğilmektedir. Halk ozanlarının şiirlerinin ve hikayelerinin ele alınması gibi...
Çünkü ne halk kültürü, dolayısıyla edebiyatı, durağandır ne de halkbilim. Sürekli
bir yenilenme ve gelişme içerisinde olan bu bilim kolları dinamik bir yapı göstermektedirler.
Ulusal edebiyatların karakterini halk kültürü belirler. Çağdaş Türk edebiyatının
ulusal nitelikteki yapıtlarında da bu özellik görülür. Halk kültüründen beslenen ulusal
ve evrensel nitelikteki yapıtlarda, yerellik gibi kimi özellikler görülse de, yetkince
işlenmiş bu geleneksel form ve izleklerin o yapıta ayrı bir zenginlik kattığı kolaylıkla
söylenebilir.
2. Halkbilim (Folklor)
Folkor terimini ilk kez 1846'da bağımsız bir bilim dalına ad olarak İngiliz arkeolog
William J. Thoms (1803-1885) kullandı.
Halkbilim, diğer sosyal bilim dalları gibi sınırlı bir tanım aralığına sıkıştırılamayacak
kadar geniş bir içeriğe sahiptir. Yine de, tanımlanmaya çalışılırsa; bir ülke ya da
belirli bir bölge halkına ilişkin maddi ve manevi alandaki kültürel ürünleri konu
edinen, bunları kendisine özgü yöntemleriyle derleyen, sınıflandıran, çözümleyen,
yorumlayan ve son aşamada da bir bireşime vardırmayı amaçlayan bir bilimdir.
Halkbilim halkın geleneklerini, göreneklerini, inançlarını, törelerini, törenlerini, yazın
ürünlerini içine alır. Halkbilim, bugünün halk kültürü değerlerini de araştırıp
inceler. Toplumsal yaşamdaki değişiklikler kültüre de yansır. Halkbilim bu kültürler
arasında karşılaştırmalar yaparak aradaki bağları, kültürün geçirdiği evrimi ve
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 3
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
değişimi, günümüzde aldığı yeni biçimi ortaya koyar. Bu anlamda, geçmişle gelecek
arasındaki ilişkinin kavranmasında önemli bir işlev görür.
Bir ülkenin, bir yöre halkının, bir etnik grubun yaşamının bütününü kapsayan ve temelinde
o halkı oluşturan insanların ortak ve yaygın davranış kalıplarını, yaşama
biçimini, belirli olaylar ve durumlar karşısındaki tavrını, çevresini ve dünyayı algılayışını
açıklamada; geleneksel ve törensel yaşamı düzenleyen, zenginleştiren,
renklendiren bir dizi beceriyi, beğeniyi, yaratıyı, töreyi, kurumu, kurumlaşmayı
göz önüne sermede halkbilimin önemli bir rolü vardır. Bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla
da zamanımıza uzanan gelenekler, görenekler, âdetler zincirini saptamada; bu
zincirin köstekleyici ya da destekleyici halkalarını tek tek belirlemede; halk kültürünün
atar damarlarını yakalayarak bunlardan özgün ve çağdaş yaratmalar çıkarmada
da halkbilim ilgilenenlere zengin kaynaklar sunar.
Halkbilim çalışmalarında ilk ciddi adım 17. yüzyılda atılmıştır. İlk kez Fransız Charles
Perrault (1628-1700) halk masallarını derleyip yayımlamıştır. Aradan geçen uzun
bir süreden sonra Walter Scott (1772-1832) derlediği masalları, edebi bir tarza dönüştürmekle
isim yapmıştır. 18. yüzyılın sonlarına doğru Alman Johnn Gottifield
Von Herder (1743-1803) halkbilime bilimsel olarak yaklaşan bilinçli ilk büyük isim olmuştur.
Masalların yanı sıra diğer halkbilim ürünleri ile ilgili çalışmalar da yapan Wilhelm
Grimm (1788-1859) ve Jacob Grimm (1785-1865) kardeşlerin Alman halkbilimine
katkıları ise çok önemlidir.
Disiplinli halkbilim çalışmaları Almanya'da Grimm kardeşlerin Alman masalları,
efsaneleri konusundaki derlemeleriyle; İsviçre'de 1886'da İsviçre halk gelenekleri
derneğinin kuruluşuyla; Rusya'da 19. yüzyıldan sora dilciler, edebiyatçılar ve tarihçiler
tarafından gösterilen çabalarla başlar. Bu konuda geniş araştırmaları bulunan
W. Radloff, Türk halkbilimi için de çok değerli dokümanlar toplamıştır.
Türk halkbilimiyle ilgili çalışmaları da, biz daha kendi kültürümüzün araştırmasını
yapıp değerini ortaya koymamışken, bu konuya eğilen Rus, Macar ve Alman uzmanlar
yapmışlardır. Bu konuda özellikle Macar bilim insanı Ignoz Kunos'un büyük
katkıları olmuştur. Türk halk edebiyatını bir bilim konusu olarak ele alan; masalları,
türküleri, meddah hikayelerini, seyirlik oyunları, bir ulusun sanat yaratmalarını
besleyip güçlendirecek, onlara "ulusal" nitelik kazandıracak, aynı zamanda uluslararası
kültür alışverişini anlamayı sağlayacak belgeler olarak değerlendiren; Türk
halkbiliminin ilk temel taşını koyan Kunos'tur. Batılı bilim adamlarının, Kunos'un
açtığı yoldan yürüyerek, Türk halk edebiyatını oluşturan her türden metni derleme
ve inceleme çabaları 19. yüzyılın sonlarından bu yana süregelmiştir: Macar Gyula
Nemeth, Alman Georg Jacob, Fredrich Giese, Theodor Manzel, Helmut Ritter ve daha sonraki
kuşaktan Otto Spies, Walter Ruben, Wolfram Eberhard, Fransız Georges Dumézil, Jean
Deny, Edmond Saussey, Henry Glassie vb. bu arada anılmalıdır.
4 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
2.1. Türkiye'de Halkbilim Çalışmaları
Türkiye'de halkbilim çalışmalarının henüz bir yüzyılı yoktur. Ülkemizde halkbilim
ilk kez Ziya Gökalp tarafından Halka Doğru dergisinin 10 Temmuz 1329 (23 Temmuz
1913) tarihli sayısında yayımlanan "Halk Medeniyeti" başlıklı yazısıyla gündeme
geldi. Folklor terimi ise ilk kez Rıza Tevfik [Bölükbaşı]'in 20 Şubat 1913 tarihli Peyam
gazetesinin edebiyat ekinde yayımladığı "Folklor" başlıklı yazısında kullanıldı.
Özellikle ülkemiz için çok genç bir bilim dalı olan halkbilimle ilgilenen ilk örgüt,
1927 yılında Ankara'da kurulan ve daha sonra adı Türk Halk Bilgisi Derneği'ne çevrilen
Anadolu Halk Bilgisi Derneği olmuştur. Bu dernek ilk önce folklor derleyicilerini
yetiştirmek ve yönlendirmek amacıyla Halk Bilgisi Toplayıcılarına Rehber adlı kılavuz
(1928) ardından da Halk Bilgisi Mecmuası (1928, 1 sayı) yayımladı. 1923 yılında
halkevlerine devredilene değin bu dernek iki derleme gezisi düzenlemiş ve
Halk Bilgisi Haberleri (19 sayı) adlı süreli yayınının yanı sıra 13 adet de kitap ve
broşür yayımlamıştır.
Ülkemizde genel folklor alanındaki çalışmalar, müzik folkloru sahasındaki disiplinli
çalışmalarla başlar. Halk türkülerini toplama, notaya alma, yayınlama yolundaki
hareketlerin ve bu konuyla ilgili yayınların önemini belirten yazıların ilki, 5
Mart 1915 tarihli Yeni Mecmua'nın Çanakkale Özel Sayısı'ndaki Musa Süreyya
Bey'in bir makalesidir. Halkbilimin bir iş halinde uygulanması Dr. Rıza Nur'un
Milli Eğitim Bakanı olduğu 1920 yılında başlar.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan türküleri toplama yolundaki çalışmalar,
1916 yılında kurulmuş olan "Darü-l Elhan" (İstanbul Konservatuarı) ın bu konuya
eğilmesi ile disiplinli ve yaygın bir şekil alır. 1926-1927-1928-1929 yıllarında zamanın
ünlü müzik bilginlerinin de katıldığı dört araştırma gezisi düzenlenir. Bu
araştırma gezisinde toplanan türküler 15 defter halinde yayımlanır.
1960'lardan sonra ise halkbilimiyle ilgili çalışmalar yapan dernekler çoğalmış, ülkemizin
değişik il ve ilçelerinin yanı sıra üniversitelerimizde de topluluk halinde çalışmalarını
sürdürür olmuşlardır. Üniversite öğrenci dernekleri arasında Boğaziçi
Üniversitesi Folklor Kulübü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Türk Halkbilimi Topluluğu
dergi ve kitap yayınlarıyla, alan araştırmaları ve halk oyunu toplulukları kurmalarıyla,
Türk folkloruyla ilgili toplantılar düzenlemeleriyle; Mimar Sinan Üniversitesi
Türk Halk Sanatları Araştırma Derneği araştırma gezileri ve sergileriyle dikkat çekmektedirler.
Anadolu Üniversitesi Halkbilim Araştırmaları Merkezi, araştırmalar yapmakla,
oyun ve müzik toplulukları yetiştirmekle bu çalışmalara katılmaktadır.
1966 yılında Milli Folklor Enstitüsü adı ile kurulan ve bugün Kültür Bakanlığı bünyesinde
Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü olarak çalışmalarını
sürdüren önemli bir örgüte nihayet kavuşmuş durumdayız.
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 5
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2.2. Akademik Çalışmalar
Üniversitelerimizde ilk halkbilim çalışmaları 12 Aralık 1924'te İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi'ne bağlı olarak kurulan Türkiyât Enstitüsü tarafından yapılmıştır.
Enstitü, M. Fuad Köprülü'nün başkanlığında Türk halk edebiyatıyla ilgili
önemli eserler yayımlamıştır. Ancak üniversitelerimizde halkbilimin akademik bir
disiplin olarak ilk kez ele alınmasını Pertev Naili Boratav başlatmıştır. Boratav,
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde, 1938 yılında başlattığı
halk edebiyatı derslerini 1948 yılında folklor kürsüsüne dönüştürmüş, ne var ki,
üniversiteye bilimdışı çevrelerin müdahalesi sonucu bu kürsü 1948 yılında kapatılmıştır.
Ülkemizde 32 yıl kapalı tutulan halkbilim bölümü ancak 1980 yılında yeniden açılmıştır.
Günümüzde Ankara Üniversitesi ile Hacettepe Üniversitelerinde bağımsız
bilim dalı olarak eğitim verilmekte, akademik çalışmalar yürütülmektedir. Bu üniversiteler
dışında Atatürk, Fırat, Erciyes, Selçuk, Cumhuriyet ve Balıkesir üniversitelerinde
de halkbilim dersleri okutulmaktadır.
3. Halk Edebiyatı Kavramı
Halk edebiyatı kavramıyla nasıl bir edebiyatı anladığımızı açıklamak için öncelikle
halk kavramının ne anlama geldiğini algılamak gerekir. İlkçağlarda halk, hükümdarlarla
ona bağlı çevreler dışında kalan, henüz sınıflara ve tabakalara ayrılmamış
geniş yığınlardır. Halk ortak bir dili konuşan, gelenek ve görenekleriyle ortak etkinliklerde
buluşan; ortak şeylere gülüp ortak şeylere ağlayan; günlük yaşamındaki
ekonomik ve sosyal düzeyle biribirinden çok farklı olmayan insanlar topluluğu olarak
tanımlanabilir. Kuşkusuz böyle bir kavram ve böyle bir tanımlama, bu çerçevenin
dışında da bir insan topluluğunun varlığını akla getiriyor. Öyledir de.
İlkel toplumlar dediğimiz topluluğu oluşturan bütün bireylerin aynı yaşam biçimini
sürdürdüğü; birlikte avlanıp avladığını birlikte yediği, birlikte ektiğini birlikte tükettiği;
birlikte savaşıp elde ettiklerini birlikte paylaştıkları bir dönemden, üretim
araçları, işbölümünün yaygınlaşması ve değişim araçlarının gelişmesiyle, üretimi
kendi gereksinimi olduğu kadar başka birilerinin de isteği olduğu için, avladığını
ya da ekip biçtiğini kendisine yetenden başka, yöneten ya da hakim olan için de ürettiği
bir döneme geçerken, halkla halk olmayan ayrımı da belirmeye başlamıştır. Kaba
hatlarıyla çizdiğimiz bu görüntü, Türk toplumunda da özellikle göçebe yaşamdan
yerleşik yaşama geçmeyle belirginleşmeye başladı ve kentlerle birlikte soylu
bir tabaka da oluştu. Özellikle İslamiyetle birlikte Türklerin düşünüş biçimi de değişmeye
başladı, bu inancın gerekleri doğrultusunda yapılanmaya gidildi. Şehir ve
kasabalarda kurulan medreseler, başlangıçta çok büyük bir kitle oluşturmasa da siyasal
iktidar açısından etkin olan bir topluluk oluşturdu. Bu topluluk, İslam düşüncesiyle
ilgili bilgi ve birikimlerinden dolayı farklı bir düzeyde olunca, geniş toplumsal
kesimlerle bu kesim arasında ortak değerler azalmaya başladı. Üstünlük duygu-
6 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
suna kapılan medreseliler, halkı "havas" ve "avam" diye ikiye ayırarak düşünsel olduğu
kadar yaşama biçimi ve kültürüyle de farklılığın artık belirginleşmeye başladığını
işaretlediler.
Özellikle XV. yüzyıldan itibaren Osmanlı saray çevresine egemen olmaya başlayan
Arap ve Fars aydınları beraberlerinde kendi kültürlerini de getirdiler. Türk toplumuna
yabancı olan bu kültür, Osmanlı saray çevresi ile yöneticileri tarafından yeğlenince
bu çevrede kabul gördü; ancak halk geleneksel duyarlığını, estetik ve sanatsal
yeteneğini yitirmeksizin bir gereksinim olarak duyumsadığı ürünlerini üretmeyi
sürdürdü. Bu, dil ve kültür ayrılığı, eğitim görmüş çelebiyi temsil eden Hacivat ile
sağduyu sahibi anlayışlı halkı temsil eden Karagöz'ün nükteli konuşmalarında kolaylıkla
görülür.
Oluşan bu yeni "seçkinci" kesim, dili Arapça ve Farsça sözcüklerce kuşatılmış, içeriği
yaratıcısının düşünde yorumladığı bir dünya olan ve hayat bulduğu sosyal-siyasal
çevrenin yaşama biçimine denk düşen bir edebiyat, sanat yarattı. Divan ya da saray
edebiyatı adıyla andığımız bu edebiyat, kuşkusuz bütün Osmanlı coğrafyasının
öyle ya da böyle edebiyatı, sanatıdır. Ne var ki, bu edebiyat ve sanatta geniş bir
toplum kesiminin yaşadıklarından uzak bir yaşama biçimi, estetik ve ideolojik anlayış
vardır. İşte halk edebiyatı, bu geniş toplum kesimine uzak 'seçkinci' anlayışın
karşısında, tarihsel ve toplumsal ortaklıklardan beslenen diliyle, içeriğiyle, zorlama
etkenlerin olmadığı, en önemlisi de, yarattığı halkın ulusal özünü taşıyan edebiyattır.
Avrupa'da 16. yüzyılda Rönesansın, 1789 yılında da Fransız Devriminin yaşanması
yeni bir düşünce oluşturmuş, aydınlarda halk yaşamına karşı ilgi uyandırmıştır.
Aynı zamanda bu süreçte Avrupa'da 'halk' ve 'ulus' kavramları günümüzdeki anlamıyla
kullanılmaya başlanmıştır. Oysa, ekonomik ve siyasal sıkıntı içerisindeki Osmanlı
böyle bir süreci yaşayamadı.
'Halk Edebiyatı' kavramının dilimizde kullanılışı ise, yüzyılımızın başlarından daha
eskiye gitmez. Elçin'in (1997) "halk edebiyatı kavramı" üzerinde dururken altını
çizdiği gibi, Avrupa'nın akılcı ve teknik üstünlüğüne dayanan yeni uygarlığı
karşısında bütün Türk dünyası ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu gerilemek, parçalanmak
durumuna gelince, zaman içinde "siyasi Tanzimat" adını verdiğimiz bilinç
doğdu. Bu bilincin ardından gelen "edebi Tanzimat" kuşağı 3 Kasım 1839'da
ilan edilen Tanziman Fermanının yarattığı ortamda 1789 ilkelerini ve bu ilkelerle
doyurulan fikirlerini gazeteyle, çeviri ve sanat yapıtları ile Türk halkına yaymaya
başladılar. Şinasi'nin "Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye"si, Ziya Paşa'nın "Şiir ve İnşâ"sı,
Namık Kemal'in tiyatroları ve "Vatan" gibi makaleleri, mutlak rejimden meşrutiyete
doğru giden yolda, aslında var olan "halk"ı ve "ulus"u Avrupalı bir görüşle arayan
yapıtlardır.
Folklor, Türkiye Türklerinde 1908'den sonra Türkçülük ve milliyetçilik hareketi
içinde kendini gösterdi. Doğal olarak Türkiye'de halk edebiyatı kavramının dilimiz
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 7
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
ve düşüncemizdeki tarihsel derinliği bu tarihten daha öteye gitmez.
Bugün bu kavramla biz, divan edebiyatı dışında kalan ortak ürünlerle: mani, türkü,
ağıt, atalar sözü, destanlar, masallar, hikayeler, fıkralar, bilmeceler, ninniler, beddualar,
vb gibi; söyleyeni belli saz ve tekke şiiri kapsamındaki ürünleri; köy orta oyunu
dediğimiz temsilleri: Meddah, Karagöz ve Ortaoyunu'nu anlıyor, değerlendiriyoruz.
4. Halk Edebiyatının Kaynakları
Türk halk edebiyatı ürünlerini değişik kaynaklardan elde ediyoruz. Her ulus gibi
Türk ulusununun da yazısı ve yazılı edebiyatı yokken, bugün edebiyat adı altında
değerlendirdiğimiz ürünlerin görevlerini üzerine alan yaratmaları vardı. Bunlar
çok uzunca bir süre sözlü kaynaklarla taşınageldiler. Bu ürünlerin yazıya geçirilmeleri
aşağı-yukarı 7. yüzyıldır. Ağıtlar, kısaltılıp yoğunlaştırılarak mezar taşlarına;
hakanların, ünlü kişilerin büyük işlerinin anlatıları ise anıtlara kazılarak halk yaşamının
izleri halk edebiyatı ürünleriyle birlikte yazılı hale getirilmeye başlanmıştır.
Bu bakımdan, halk edebiyatının kaynaklarına eğildiğimizde yazılı ve sözlü olmak
üzere iki kaynak karşımıza çıkar.
4.1. Sözlü Kaynaklar
Halk edebiyatının masal, tekerleme, ninni, mani, fıkra, bilmece, atasözü, beddua,
vb. gibi sözlü ürünlerinin çok büyük bir bölümü özellikle ileri yaşlardaki insanlarımızdan
elde edilen ürünlerdir. Bu yaşlı insanlar, dedelerinden, ninelerinden ya da
anne-baba ve o çevredeki yaşlı kimselerden duydukları bu ürünleri yeni bir kuşağa
aktarmada önemli bir kaynaktır. Halkbilim ve halk edebiyatı araştırmacıları bu yaşlı
kaynaklardan derledikleri metinleri yazılı hale getirerek halk edebiyatı kaynağını
zenginleştirirler. Ayrıca çeşitli yörelerimizde, radyo, gazete ve televizyon gibi görsel-
işitsel iletişim araçlarının yaygın olmadığı dönemlerde, halkın başlıca eğlence
ve bir anlamda da eğitim kaynağı olan bu ürünler anlatıcı ve sorucularının, bugün
sayıları giderek azalsa da, belleğinde yer etmiştir. Bu usta anlatıcıların yanı sıra halk
ozanları, özellikle de saz şairleri sözlü halk edebiyatı ürünlerinin günümüze taşınmasında
başlıca kaynaklardır.
4.2. Yazılı Kaynaklar
Halk edebiyatımızla ilgili yazılı kaynaklar oldukça çeşitlidir. Şöyle bir sıralayacak
olursak bunların başlıcaları şunlardır:
• Orhun Abideleri : Türk kültürü ve edebiyatıyla ilgili yazılı kaynakların en
eskisini Türk gelenek ve adları konusunda bilgiler taşıyan ve 8. yüzyılda dikilen
Orhun Abideleri oluşturmaktadır.
8 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
• Divânü Lûgati't -Türk: Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 tarihinde yazımı
tamamlanan bu sözlük, Türk halk edebiyatının değişik türlerinden örnekler taşıması
bakımından önemli bir kaynaktır.
• Sûrnameler: Düğünlerden, şenliklerden, eğlencelerden, halk sporlarından
sözeden çoğunlukla minyatürlü yazma yapıtlardır. Halk tiyatrosu, halk eğlenceleri
yönünden zengin bilgi kaynaklarıdır.
• Menâkıpnâmeler, vilâyetnâmeler: Halk kültüründe eren ve evliya gibi üstün
bir değeri olan Sarı Saltuk, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Hacı Bayram Veli, Mevlana
gibi kişilerin yaşamlarını anlatan yapıtlardır.
• Falnâmeler: Gelecekten haber verme konusunda inanışları ve uygulamaları
içine alan yazma yapıtlardır.
• Mesnevîler: Halk hikayeleri, fıkraları yönünden çok zengin kaynaklardır. Divan
şairlerinin halk hikayelerini mesnevi şeklinde işlemeleriyle oluşmuşlardır.
Örneğin Mevlana'nın ünlü Mesnevisi, halk hikayeleri ve fıkralar bakımından
çok zengin bir kaynaktır.
• Cönkler : Halk edebiyatımızın en önemli yazılı kaynaklarını cönkler oluşturmaktadır.
Birer defter olan cönkler alttan yukarıya doğru, uzunlamasına açılan
ve okuma-yazma bilen bir halk edebiyatı gönüllüsü tarafından düzenlenmiş
kaynaklardır. Cönkler tek bir halk edebiyatı türü üzerine düzenlenmemişlerdir;
tam tersine destanlar, koşmalar, ağıtlar, türküler, atalar sözü, maniler, fıkralar,
masallar gibi halk edebiyatı ürünleri bakımından oldukça zengin ürünleri
birarada bulundurmaktadır. Bu bakımdan, bu kaynaklarda halk edebiyatının
bütün ürünlerini bulmamız olasıdır.
5. Halk Edebiyatının Özellikleri
Türk halk edebiyatı ürünlerinin ortak özelliklerinin başında, anlaşılır bir Türkçeyle
söylenmiş ya da yazılmış olmaları gelir. Halk edebiyatı ürünlerinin büyük bir bölümünü
nazımla söylenmiş türkü, ağıt, ninni, mani, koşma, koçaklama vb. türler oluşturduğu
için, bu türlerde başlıca ölçü hece ölçüsüdür.
Özellikle 16. yüzyıldan sonra, kimi halk şairlerinin gerek ilişkide oldukları medrese
kültürü ve çevresinin etkisi, gerekse divan şairlerine özenmelerinden kaynaklanan
hece dışında ve ağdalı bir dille söyleme özellikleri görülmüştür. Fakat bu, halk edebiyatı
ürünlerinin özellikleri sıralanırken temiz bir Türkçeyle söylenmiş olduklarının
belirtilmesine engel değildir.
Halk edebiyatı ürünlerinin dil ve biçim dışında bir diğer özelliği ise büyük bir bölümünün
bireysel değil imece usulüyle yaratılmalarıdır. Bu imece usulüyle yaratım,
kimi adlara ait gösterilen şiirlerde de böyledir. Bir şiirin, bir masalın, bir türkünün,
bir fıkranın birden çok söyleniş şeklinin olması da bu ortak yaratma niteliğinden ileri
gelmektedir. Bugün Karacaoğlan, Pir Sultan, Yunus Emre gibi adı belli halk ozanlarımıza
ait şiirlerin bile birden çok söyleniş şekilleri vardır. Bu ozanlarımız etrafında
bir Karacaoğlan şiirinden çok Karacaoğlan şiir geleneği ya da Pir Sultan şiir geleneği
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 9
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
vurgulamasının yapılması da bu gerçeklikten ileri gelmektedir. Yani, halk benimsediği,
kendi duygu ve düşüncesiyle bütünleştirdiği ürünlere yenilerini eklerken, ona
gönlünde yer etmiş bu adlardan birini yakıştırmaktan kaçınmamıştır.
6. Edebiyatın İçinde Halk Edebiyatının Yeri
Bütün ulusların edebiyatlarında olduğu gibi, Türk edebiyatında da halk edebiyatı
geleneğinden sürekli yararlanılmaktadır. Bunun tersini düşünmek doğru olmaz.
Çünkü bugün bile, insanın çocukluğunda tanıştığı ilk edebiyat ürünleri ninni, tekerleme,
masal gibi halk geleneğine dayalı ürünlerdir. Böyle bir gelenek içerisinde
yetişen sanatçı, çok aykırı bir yapıt sunsa da, düşünsel dünyasının derinliklerindeki
bu birikimlerin izleriyle tanışıklığını hiç bir zaman yok sayamayacaktır.
Bu kaçınılmaz gerçeğe daha bilinçli bir biçimde yaklaşarak iletmek istediği düşünsel
ve estetik iletileri halkbilim ve halk edebiyatı ürünlerinden özellikle yararlanarak
okuyucusuna ulaştıran sanatçılar da vardır. İngiltere'de Macperson'un ve
Percy'nin İngiliz halk türkülerini örnek alarak geliştirdikleri edebiyat dili, Almanya'da
Klopstock ve Herder'in epik şiirden ve halk türkülerinden yararlanarak geliştirdikleri
edebiyat geleneği, klasik edebiyatın sıkı kaidelerinin kırılmasına ve ulusal
bir edebiyatın yaratılmasına yol açmıştır. Puşkin'in Rus edebiyat dilini yaratmada
halk edebiyatından ne büyük yardımlar gördüğü bilinen bir gerçektir. Puşkin,
dadısı Rodionovna'dan, ta çocukluğunda dinlediği masallar için "bunların her biri
bir şiirdi", atasözleri için ise "dilimizin altın madeni" demektedir. Puşkin'den sonra
gelen büyük Rus yazalarının hepsi, Lermontof, Gogol, Turgenyev, Tolstoy ve Dostoyevski
"halkın ruhu ile kaynaşmanın" yolunu Puşkin'in açtığı gelenekten öğrenmiştir.
Ülkemiz edebiyatında, halk edebiyatı ürünlerinin konu, biçim ve biçeminden yararlanarak
özleri sağlam, dili ve anlatımı güçlü yapıtlar veren sanatçılarımızın içerisinde
Ömer Seyfettin, Ahmet Rasim, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar
adları akla ilk gelenlerdir.
Günümüz edebiyatçıları içerisinde sadece ülkemizde değil, dünyanın bütün ülkelerinde
işlediği temalar kadar işleyiş biçimi bakımından da örnek gösterilen Yaşar
Kemal, özgünlüğünü destan ve halk hikayeciliği geleneğinden yararlanarak var
etmiştir. Yaşar Kemal'in Demirciler Çarşısı Cinayeti, Yusufçuk Yusuf , Yılanı Öldürseler,
İnce Memed, Yer Demir Gök Bakır, Ölmez Otu, vb. romanları halk edebiyatının
zengin dil birikimini yansıtmaktadır. Ayrıca sözlü kültürde var olan Karacaoğlan,
Köroğlu, Ala Geyik efsanelerini derleyerek yazdığı Üç Anadolu Efsanesi halk
edebiyatının çağdaş edebiyat içerisindeki yerini göstermesi bakımından önemli yapıtlardır.
Bu listeye yine Yaşar Kemal'in yapıtlarından Ağrı Dağı Efsanesi'ni, Filler
Sultanı ile Küçük Karınca'yı da eklemek gerekir.
Halk edebiyatı geleneği ve halkbiliminden edebiyatımızda sadece Yaşar Kemal bu
denli yararlanmamıştır. Çağdaş Türk edebiyatı içerisinde önemli yerleri olan Nazım
10 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Hikmet'in Sevdalı Bulut, Şeyh Bedrettin Destanı, Ferhat İle Şirin, Yusuf ile Menofis
adlı yapıtları, Sabahattin Ali'nin Hasan Boğuldu adlı öyküsü, Samim Kocagöz'ün
kimi öykü ve romanları, Aziz Nesin ve Muzaffer İzgü'nün birçok gülmece öyküsünde
halk edebiyatının zengin örneklerinden yararlanılmıştır. Ahmed Arif, Enver Gökçe,
Necip Fazıl Kısakürek, Bekir Yıldız, Ümit Kaftancıoğlu, Niyazi Akıncıoğlu, Kemal Tahir,
Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Ali Kemal Gözükara, Osman Şahin, Kemal Bilbaşar, Abbas Sayar,
Onat Kutlar, Necati Cumalı, Abdülkadir Bulut, Hasan Hüseyin, Gülten Akın ve daha
genç kuşaktan Murathan Mungan, Ömer Civano, Müslüm Çelik gibi şair ve yazarlarımızın
yapıtlarında da bu geleneğin belirgin izleri vardır.
Aşağıda Akın'ın (1982) yazısında da halk yazınının çağdaş yazına kaynaklık ettiğine
ve önemine değinilmiştir.
Okuma Parçası
Yoz Bir Kültürü Egemen Kılmak İçin
Gülten Akın
Günümüz sanatını besleyecek bir kaynak olarak halk edebiyatı konusu, ürkütücü genişlikte
bir konu. Ben salt, kendi alanım olan edebiyatı, özellikle şiiri kapsayacak biçimde konuyu sınırlandırmak
istiyorum.
"Her kültür, belli bir toplumun ekonomisiyle siyasasının ideolojik planda yansımasıdır."
Kültürün bir görünümü olan sanat da öyle.
Halk edebiyatının en güçlü olduğu, ürünlerinin en bol olduğu dönem, kuşkusuz halkların
uluslaşma sürecine girmeden az önceki , aşiret, boy, kabile biçiminde yaşadıkları dönemdir.
Dünyamızdan gelip geçen insanlar, halklar bu çok sancılı evreyi ürünleriyle sonsuza aktarmışlardır.
İlkel insanın büyü, dua, dans, ezgi biçimlerinde, işine yardımcı kıldığı, hayatını
değiştirmede başvurduğu sanat, daha ileri bir evrede de aynı toplumsal amaçla yapılıyordu.
Yaşadığı olayları anlatıyordu insan. O olayların benzerini belki bir daha yaşamamak istiyordu.
Tarihini, birlikte yaşadıklarına ya da kendinden sonraya kalacak olanlara, çocuklarına aktarmak
istiyordu. Bunu en etkin biçimde yapması gerekiyordu. Bir de artık, yaylak, güzlek,
kışlak saydığı yurt saydığı yerlerin dışına taşmışlığı vardı. Savaşların, sürgünlerin, iskanların,
salgınların onulmaz acılarını taşıyordu. Yakarıyor, isyan ediyor, öfkeleniyordu, yiğitliğini
yüceltiyordu, alay ediyor, yergiler diziyordu. İkinci boyutta, bireysel yaşamı sürüyordu.
İlk boyuttan etkilenerek ve onu etkileyerek. Sevda vardı. Hastalık, ölüm vardı. Zulüm vardı.
Ayrılıklar, özlemler, kavuşmalar vardı. Her biri için, sayılamayacak kadar çok deyiş dedi.
Destan, masal, efsane söyledi. Güç kazanmak, kazandırmak için, yeniden o olayı yaşıyor olmak
için, yaşamı kalıcı kılmak için...
Sonra bu söylenenler, yazıya da döküldüler. Hem yazılı, hem sözlü ürünler günümüze dek
geldi.
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 11
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
O toplumsal koşullar, bir daha geri gelebilir mi, gelmiş midir? Uluslaşma süreçlerinin geçildiği,
sınıfsal çelişkilerin yaşandığı, bu çelişkilerin özel yaşamda da bir yığın değişiklik oluşturduğu
çağımızda, at, avrat, silah yiğitliği; mecnunluk, leylâlık kalmış mıdır? Ya değer ölçüleri,
sağtöre, insan ilişkileri?
Diyor ki birileri, o koşullar bir daha gelmeyeceğine göre, o sanat da yapılamaz. Doğru bu. Ancak,
kapsamı bir iyice genişletiliyor bu savın, o günün halk yazını, çağdaş yazına kaynaklık
edemez 'e kadar.
Pir Sultan'ın, Karacaoğlan'ın şiirleri, Köroğlu, Dadaloğlu'nunkiler, Kazak Abdal yergileri,
onca aşık deyişleri, efsaneler, destanlar, masallar hâlâ bunca geçerliyken (halk içinde değil
yalnız, seçkinci çevrelerde de) nasıl düşünülebilir böyle?
Bana yeryüzünden haksızlığın zulmün kalktığını söyle, Pir Sultan'dan vazgeçeyim. Bana
insanların artık usla, mantıkla davrandıklarını söyle, Leylek koduk doğurmuş/Ovada zurna
çalar/Balık kavağa çıkmış/Söğüt dalın biçmeye... diyen Kaygusuz'dan vazgeçeyim.
Bana, İsrail oğullarının kendi çektiklerini silip; kara elleriyle, yeni bir soykırımı Filistin'de
tarihe yazdıklarını unuttur, halk şiirinin çoğundan vazgeçeyim.
Yüzyılların geçmesi insanlığın tarihinde, masaldaki bir arpa boy yol kadar kısa demek ki. Demek
ki insan henüz niceliklerde dolaşıyor. Yeterli bir birikimi oluşturamadı, nitelik değişimini
gerçekleştiremedi. Doğrusu bu.
Şu var ki, halk edebiyatının bu güne kaynaklık etmesi demek halk şiirinin benzeri şiiri yazmak
demek değildir. Dünyada ve ülkemizde usta sayılan yazarlara ozanlara bakın, halk edebiyatı
kaynağından nasıl yararlanmışlar. Endülüs ("Cante flamenco"ları) olmasa, Lorca
olur muydu? Anadolu efsaneleri olmasa Yaşar Kemal olur muydu? Mitoloji olmasaydı, Yunan
sanatı?...
............
Konumuzun bir de öteyüzü var, değinmeden geçemeyiz. Halk sanatının, halk edebiyatının
ürünleri, dünyanın çok yerinde ve ülkemizde, belli çevrelerce hızla yozlaştırılıyor. Egemen
kültürü oluşturma görevini de üstlenen bu çevrelerin, öyle, halkın değerlerinin nitelikçe değiştirilip
yükseltilmesi, halkın yaşamının da yükselmesine yardımcı olunması gibi bir sorunları
yok. Herşeyi, paraya çevrilir mal olarak gördüklerinden, ellerini değdirdikleri güzellik
çirkinliğe dönüşüyor. Bastıkları çimen kuruyor. Halkın müziğine, şiirine, efsanesine, masalına
musallat oluyor onlar. Yoz bir kültürü egemen kılmak için.
12 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Özet
Avurapa'da 18. yüzyılda başlayan halkbilim ve etnografya çalışmaları, ülkemizde ancak 20.
yüzyılın başlarında görülür. Kırık dökük çalışmalarla geçmişi 300 yılı aşan, fakat bilim olarak
100 yılı bulmayan folklor konusundaki uğraşılar, bizde de ilk zamanlar kişisel ve disiplinsiz
çalışmalarla yürüyordu. İlki 1926 yılında başlatılan ve 1927, 1928, 1929 yıllarında yinelenen
müzik bilginlerinin katıldığı araştırma gezileriyle halkbilime disiplinli ve yaygın bir
şekilde yaklaşıldığı görülür.
Halkbilimle uğraşacak özel bir organizasyon 1 Kasım 1927 yılında , Ankara'da "Halk Bilgisi
Derneği" adı altında kuruldu ve bir süre sonra da bu derneğin İstanbul, İzmir gibi büyük
kentlerde şubeleri; Sinop, Samsun, Sivas ve Erzurum'daki temsilcilikleri izledi. 1928'de ise
"Halk Bilgisi Mecmuası" yayınlandı.
10 Nisan 1931'de "Türk Ocakları"nın kapatılmasından sonra, 19 Şubat 1932'de halkevlerinin
açılması üzerine, yurtta geniş bir halkbilim çalışmaları başlatıldı. Kısa zamanda yurdun
her yanına yayılan bu çalışmalar, özellikle Türk halk kültürü ürünlerinin derlenmesi bakımından
önemli bir işlev görmüştür.
Halk edebiyatının kaynaklarına eğildiğimizde, halkbilimle ortak kaynaklardan beslendiklerini
kolaylıkla görürüz. Halk edebiyatı ürünlerinin hemen tamamı halkbiliminin de ilgi alanına
giren ürünler olmaktadır. Bu bakımdan halkbilim ile halk edebiyatının yakın bir ilişkisi
vardır. Özellikle sözlü yollardan elde edilen ve yaratıcısı bilinmeyen halk edebiyatı ürünlerinin
halkbilim disiplini içerisinde ele alınması bu bakımdan önemlidir.
Halk edebiyatı deyimi, özellikle 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı saray ve çevresine egemen
olmaya başlayan Arap ve Fars kültürünün oluşturduğu "Divan Edebiyatı" geleneğine karşıt
kullanılan bir kavramdır. Kentleşme ve buna bağlı olarak gelişen işbölümü toplumdaki
egemenlik ilişkilerini de şekillendirmiş; düşünce dünyaları ve yaşama biçimleri bakımından
birbirlerinden ayrılan özelliklerde sınıflar oluşturmuştur. Halk edebiyatı, bu toplumsal yapılanmada
siyasal ve askeri bakımdan egemenliği elinde bulunduramayan üretici, geniş toplum
kesimlerinin yaratmış olduğu bir edebiyattır.
Halk edebiyatı ürünlerinde anlaşılır bir dil her zaman en belirleyici etmen olmuştur.
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 13
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Değerlendirme Soruları
Aşağıdaki soruların yanıtlarını verilen seçenekler arasından bulunuz.
1. Halkbilimin (folklorun) içeriğini anlamak bakımından, aşağıda belirtilenlerden
hangileri doğrudur?
I. Bir ülke ya da belirli bir bölge halkına ilişkin maddi ve manevi alandaki
kültürel ürünlerini konu edinir.
II. Halkbilim bugünün halk kültürü ürünlerini de inceler.
III. Halkın yaşama biçimini, belirli olaylar karşısındaki tavrını, çevresini ve
dünyayı angılayışını açıklamada bize yardımcı olur.
A. Sadece I doğrudur.
B. Sadece II doğrudur.
C. Sadece I ve II doğrudur.
D. Hepsi doğrudur.
E. Sadece II ve III doğrudur.
2. Halkbilim konusunda yapılan çalışmaların Türkiye'deki düzeyiyle ilgili aşağıda
belirtilenlerden hangileri doğrudur?
I. Türkiye'de folklor terimi ilk kez Rıza Tevfik Bölükbaşı'nın 20 Şubat 1913
tarihli Peyam gazetesinin edebiyat ekinde yayımladığı 'Folklor' başlıklı yazıda
kullanıldı.
II. Üniversitelerimizde ilk kez 1938 yılında Pertev Naili Boratav tarafından
bağımsız ders olarak okutulmaya başlandı.
III. Halkbilimiyle ilgili çalışmalar yapmak üzere kurulan ilk dernek 1927 yılında
kurulan Anadolu Halk Bilgisi Derneği olmuştur.
A. Sadece I doğrudur.
B. Sadece II doğrudur.
C. Sadece I ve II doğrudur.
D. Sadece II ve III doğrudur.
E. Hepsi doğrudur.
3. Halk edebiyatı kavramını anlamak bakımından aşağıda verilen bilgilerden
hangileri doğrudur?
I. Halk edebiyatı kavramı, üretim araçlarının gelişmesi ve işbölümünün
yaygınlaşmasıyla oluşan farklı düşünce ve yaşama biçimlerinin sonucu
doğmuştur.
II. Halk edebiyatı kavramı, dilimizde divan edebiyatına karşı kullanılan bir
kavramdır.
III. Halk edebiyatı kavramının içerisine ağıt, ninni, bilmece, türkü, destan,
masal vb. sözlü yolla üretilen ürünlerle, halk ve tekke ozanlarının ürünleri
girer.
A. Sadece I doğrudur.
B. Sadece II doğrudur.
C. Hepsi doğrudur.
D. Sadece III doğrudur.
E. Sadece II ve III doğrudur.
14 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
4. Halk edebiyatının kaynakları konusunda aşağıda belirtilenlerden hangileri
doğrudur?
I. Masal, ninni, fıkra, bilmece anlatan yaşlı kimseler.
II. Cönkler.
III. Falname, mesnevi ve Surname gibi halk kültürüne ilişkin ürünlerin kaydedildiği
yapıtlar.
A. Sadece I doğrudur.
B. Sadece II doğrudur.
C. Sadece I ve II doğrudur.
D. Hepsi doğrudur.
E. Sadece II ve III doğrudur.
5. Halk edebiyatının edebiyat içindeki yerini anlamak bakımından aşağıda belirtilenlerden
hangileri doğrudur?
I. Türk edebiyatında halk edebiyatına yönelme özellikle Tanzimat Fermanı'yla
birlikte gündeme gelmiştir.
II. Halbilim ve halk edebiyatı ürünlerinden yararlanan sanatçılar, geleneğin
yolaçıcı niteliklerinden hareket etmişlerdir.
III. Türk edebiyatında halk kültürü geleneğinden yararlanan yazarlar arasında
Yaşar Kemal, AhmedArif, Enver Gökçe, Kemal Bilbaşar anılabilir.
A. Hepsi doğrudur.
B. Sadece II doğrudur.
C. Sadece I ve II doğrudur.
D. Sadece III doğrudur.
E. Sadece II ve III doğrudur.
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Acıpayamlı, Orhan. Halkbilim Terimleri Sözlüğü. Ankara Üniversitesi Basımevi,
1978.
Akın, Gülten. "Yoz Bir Kültürü Egemen Kılmak", Hürriyet Gösteri, Sayı 23, 1982.
Alangu, Tahir. Türkiye Folkloru Elkitabı. İstanbul: Adam Yayınları, 1983.
Arık, Remzi Oğuz. Müze, Tarih ve Folklor Çalışmaları Kılavuzu. Ankara: CHP
Halkevleri Yayınları, 1947.
And, Metin. Geleneksel Türk Tiyatrosu. Ankara: Bilgi Yayınları, 1969.
Avcı, A. Haydar. Halkbilimi Konuları ve Araştırma Yöntemleri. Ankara: Berhem
Yayınları, 1992.
H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I 15
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Başgöz, İlhan, Folklor Yazıları. İstanbul: Adam Yayınları, 1986.
_____________. "Folkor Sanata Düşman mı?" Folklor/Edebiyat Dergisi, Sayı: 14,
Haziran-Temmuz 1998.
Bezirci, Asım. Türk Halk Şiiri. 2. Cilt, İstanbul: Say Yayınları, 1993.
Boratav, Pertev Naili. Folklor ve Edebiyat-1. İstanbul: Adam Yayınları, 1982.
_______________. 100 Soruda Türk Folkloru. 2. Baskı, İstanbul: Gerçek Yayınevi,
1984.
Baykurt, Şerif. Türkiye'de Folklor. Ankara: Kalite Matbaası, 1976.
Baykurt, Şerif- Sait Evliyaoğlu. Türk Halkbilimi. Ankara: Ofset Repromat, 1987.
Elçin, Şükrü. Halk Edebiyatı Araştırmaları. 2 Cilt, Ankara: Akçağ Basım Yayım,
1997.
Ergin, Muharrem. Orhun Abideleri. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1970.
Karadağ, Metin. Halkbilimine Giriş. Uludağ Üniversitesi Basımevi, 1989.
Koşay, Hamit Zübeyir. Makaleler ve İncelemeler. Ankara: Ayyıldız Matbaası,
1974.
Örnek, Sedat Veyis. Türk Halkbilimi. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995.
Özbek, Mehmet. Folklor ve Türkülerimiz. 3. Baskı, İstanbul: Ötüken Yayınları,
1994.
Şahin, Osman. "Türk Edebiyatı ve Folklor İlişkisi." Cumhuriyet Kitap Eki, Sayı: 435,
18 Haziran 1998.
Tan, Nail. Folklor (Halkbilimi) Genel Bilgiler. 4. Baskı, İstanbul: 1997.
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Türk Dünyası El Kitabı. 3.Cilt Edebiyat,
İkinci Baskı, Ankara, 1992.
Uçman, Abdullah (Haz.). Rıza Tevfik'in Tekke ve Halk Edebiyatı ile İlgili Makaleleri.
Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1982.
Yardımcı, Mehmet. Başlangıcından Günümüze Halk Şiiri. Ankara: Ürün Yayınları,
1998.
16 H A L K B İ L İ M ( F O L K L O R ) V E H A L K E D E B İ Y A T I