26 Şubat 2010 Cuma

atilla ilhan ile zaman içinde yolculuk 5



2003 tarihli zaman içinde yolculuk programı

20 Şubat 2010 Cumartesi

18 Şubat 2010 Perşembe

hasan hüseyin - haziranda ölmek zor

Haziranda Ölmek Zor

orhan kemal’in güzel anısına

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar aydemir’i
asacaklar gürcan’ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n’eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
“oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!”

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?

“uyarına gelirse
tepemde bir de çınar”
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki “manda gönü”
demek ki “şile bezi”
demek ki “yeşil biber”
bir de memet’in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de “saman sarısı”
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran ‘63′ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

Hasan Hüseyin Korkmazgil

17 Şubat 2010 Çarşamba

karagöz - felsefesi



Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?
filminden fragman

13 Şubat 2010 Cumartesi

kırkpınar yağlı güreşleri- kirkpinar oil wrestling



GELENEKSEL TARİHİ KIRKPINAR GÜREŞLERİ - EDİRNE

21 Ocak 2010 Perşembe

ataol behramoğlu- beyaz ipek gibi yağdı kar

BEYAZ, İPEK GİBİ YAĞDI KAR

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde

Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri

Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak

Şarkılar çaldı odalarda

Bütün insanları sevmek gerektiğini düşündüm

Düşmanlarımız dışında

Düşmanlarımız çünkü

Sevgiyi yok ettikleri için

Düşmanımız oldular-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kardan hafif yüreğiyle

Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.

Uzaktaki şehir

Uykuya dalmıştır şimdi.

Düşündüm bir bir

Kardeşlerimin ne yaptıklarını

Nihat

Uyumuyor olmalı.

-Nefis bir şarkı

Söylüyor yandaki odadaki kız

Bir Rus

Halk şarkısı.

Ve şimdi koroyla

Başladılar-

Nihat düşünüyordur

Karanlıkta.

-Sanırım

Bir saatten sonra

Hapishanede

Dışardan söndürüyorlar ışıkları-

Beyaz ipek gibi yağdı kar

Bir kız kelebek adımlarıyla

Geçip gitti karın üzerinden.

İnsanlar kendi şarkılarını

Kendi hayallerini taşıyorlar.

Çağdaş şarkılar

Gerekli onlara

Hem Hayatlarının

Derinliklerinden söz eden

Gerçekleştirilmiş

Gerçekleştirilmemiş duygularından,

Hem

Kavgayı ateşleyen

Somut

Anlaşılır

Akıllı şarkılar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Acılarla dolu bu dünyaya.

İnsafsızlık

Vahşet

Hala güçlü

Ve hala iktidarda.

İnsanlar

Ölüyorlar.

Gepgenç

Sımsıcak

Ölüyorlar

Sanki

Ölmüyorlarmış gibi.

Bir yandan sürüp gidiyor-

Hayat;

Bir yanda tel örgüler

Parmaklıklar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar

Yağdı kirpiklerine bir kızın

Yağdı mavi bir nehre

Saçlarıma yağdı

Otobüslere

Ağaçlara

Evlere.

İçimden okşadım onu.

Kelebek adımlarını

Yanımdan geçen kızın.

Herhangi bir kız

Hayalleri olan.

İstedim ki

Daha güzel

Olsun şu dünya.

İstedim ki

Beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Bitsin artık

Bu sürüp giden alçaklıklar.

Bir bebek

Ölüm tehdidi altında yaşamasın

Beşiğinde.

Ve paramparça olmasın

Sımsıcak

Capcanlı

Yaşayıp giderken insanlar.

Bırakın, beyaz

İpek gibi yağan karın altında

Hayallerimiz olsun.

Yaşayalım

Özgür

Güzel

Düşünceli.

Anlatalım

Düşündüklerimizi birbirimize.

Sevinç egemen olsun her yerde

İnsanca

Bir kaygı.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar.

Yağsın.

Dünya daha güzel olacak

İnanıyorum buna.

Bir insan kalbinin güzelliğine

Çocukluğuna

Sonsuz cesaretine, olanaklılığına

İnandığım kadar.



19 Ocak 2010 Salı

yaprak-oktay rifat (gürol ağırbaş)

YAPRAK

Bütün yapraklarım açarsa
Kork
Çünkü yalnızlığım ben
Çünkü yoksulluğum ben
Tepeden tırnağa.

o rifat