22 Ağustos 2011 Pazartesi

kalevela destanı - finland(finlandiya)

Kalevela



"Dünyaca tanınan Fin destanı Kalevala, ilk olarak değerli bilgin Elias Lönnrot tarafından derlenmiştir. Finlilerin ana vatanı sayılan Karelia bölgesinde, uzun yıllar araştırmalar yapan Lnnrot halk ozanları yoluyla yüzyıllardanberi ağızdan ağza yayılan destanı 1835’te yayınlamıştır.
O sıralarda halk arasında türkülerin yabancılara söylenmesi kutsallığını bozar düşüncesi yaygın olduğundan destanın bölgeden olmayan kişilere okunması yasak, gizli aktarılması ise hırsızlık sayılmakta idi. Elias Lönnrot doktor olduğu için halk arasına kolayca girebilmiş ve hastaları ile anlaşarak türküleri derleme imkanı bulabilmiştir.



Erkeklere nazaran kadınlar Kalevala’yı daha iyi ezberlemiş ve nakletmiş görünmektedirler.
Destanın türküleri çoğunlukla ayakta okunur. Oturarak söylenmesi halinde, tahta sıralara ata biner gibi yerleşilir, el ele tutuşularak, ahenge uyulup sallanılarak tekrarlanır. Birlikte söylenen parçaların ardı sıra ozanlar, tek tek de okur ve söylerler. Bu adet bugün Finlandiya’da aynen devam etmektedir.
Çalışmalarına uzun emek veren Lönnrot ,son bulduklarını da ekleyerek Kalevala’yı yeni şekliyle 22800 Dört + Dört =) sekiz heceli mısradan ibaret Runo’lar halinde ikinci defa yayınlamıştır(1849). Kalevala’nın tüm metni budur.Runo ; hikaye, şiir, kaside, türkü, ilham manalarına gelmektedir.

Destanda esası teşkil eden mitolojik ve tarihi olaylar arasında maniler, aşk şiirleri, mersiyeler önem taşır. Bilhassa terbiye edici, öğretici, yetiştirici vasıfta olan dua ve nasihat pasajları, üzerlerinde dikkatle durmayı gerektiren kurallar koymaktadır. Destan Fin Folkloru’nu iyice intikal ettirmiştir.
Söylenen haliyle toplanıp, yazılı hale getirilen Kalevala’nın özelliklerinden pek çoğunu kaybetmiş olacağı açıktır. Halk Ozanlarının yüzyılların ötelerinden devreden sözlerde işlerine geldiği surette tasarruf edeceklerini ve içinde yaşadıkları şartları ve duygularını, bunların arasında sıkıştıracakları doğal olarak düşünülmek durumundadır. Böylece aslında putperest ve efsanevi özelliği olan Kalevala destanı 12. yüzyılda yayılmaya başlayan Hıristiyanlığın etkisinde de kalmıştır.Bu etki bu destandan pek belirli olarak ortaya çıkar.
Destandaki mısralarda aynı manaya gelen değişik kelimelerin sıralanışı bir sözün veya bir fikrin hemen bir başka suretle ifadesi, tarzı, Destan’ın öz dili Fince’de ahenk sağlamaktadır. Hikayelerin aslında mevcut şiir niteliği bu suretle ve nazım kalıbına sokulmuş olmakla bir başka değer kazanmıştır.
Finlandiya tabiatının ve Fin tarihinin etkisinde bulunan destanda, ana konu, iki halk topluluğunun, zaman zaman, birbirlerine yakınlaşıp uzaklaşmalarıdır; Finlandiya’nın güneyinde yaşayan halklar, kuzeydeki halkların rekabeti ile karşı karşıyadır. Asıl fin halkı güneydeki Kalevala halkıdır; bunlar kahraman kişilerdir. Kuzeydeki karanlık, soğuk ve bilinmeyen diyarlara giden bölgelerde oturanlar ise Pohjola’lıardır, bunlar kötü ve esrarengiz kişilerdir.
Bu iki halkın ayır ırklardan mı yoksa aynı ırktan mı olduğu sorusunun ise cevabı verilememektedir. Bazı bilginler, ve Elias Lönnrot Pohjola Halkı’nın Laponlar olması gerektiğine katılmazlar :”Laponya destanda anlatıldığı gibi hiçbir zaman Pohjola kadar zengin ve kuvvetli olmamıştır, gerek Kalevala’lıar ve gerekse Pohjolalı’lar aynı dili konuşur.O Halde bu iki halk Fin ırkından ve kavminden gelmektedir. Tarih Laponya lehine diğere halklara hakimiyet kaydetmez” derler.
Destanda Orta Asya’daki Şamanizm ve Totemizm’in izlerine rastlanır.Çalgıya söze ,şarkıya tanınan sihirli kuvvet; ateşe, aydınlığa, kızıl renge, demire, bakıra verilen önem, karanlık, soğuk ve kara renge karşı duyulan itimatsızlık, kozalaklı çam, meşe, huş ağaçlarının ve Sampo gibi bazı eşyaların kutsallığı; kılık değiştirmeler, kıyafetlerdeki süsler, ziyafetlerdeki adetler ve yenilip içilen şeyler, dünyanın ve ozanın yaradılış şekli örnek olarak verilebilir.


Kaynakça: Yazı, Finlandiya Edebiyat Cemiyeti tarafından 1940 tarihli 20. baskı olarak yayınlanan ve Lale – Muammer Obuz tarafından 1965 yılında Türkçe’ye kazandırılmış olan metinden alınmıştır.


Kuzeyin güzel hanımı,
toprağın suyu, suyun nuru,
gökyüzünün bir yakasına oturdu,
cennet geçidine doğru.
temiz teni içinde parlıyor,
beyaz giysileriyle ışıldıyordu.
altından elbiseler dokuyor, altın iğnesiyle,
gümüşten sazları dikiyordu gümüşle.

tam o sırada,
bilge ve çetin, vainamoinen
geliyodu karşıdan.
karanlık kuzey toprakları berisinde
kasvetli sariola’dan.
az bir yol katetmişti ki,
duydu gökyüzündeki sazların sesini
başının üstünde,
gözleri takıldı cennete.
cennet geçidi çok güzel görünüyordu gökyüzünde,
ve onun yamacında oturan hanım da öyle.
altından elbiseler dokuyor, altın iğnesiyle,
gümüşten sazları dikiyordu gümüşle.

bilge ve çetin, vainamoinen
durdurdu atını aniden,
kelimeler şöyle döküldü ağzından:
“gel hanımım benim yanıma,
nur ayağını bas kızağıma!”

hanım baktı aşağı,
kelimeler şöyle döküldü ağzından:
“neden bir hanım gelsin yanına?
neden bir kız binsin kızağına?”

bilge ve çetin, vainamoinen
cevap verdi buna:
“neden bir hanım gelsin yanıma?
neden bir kız binsin kızağıma?
çünkü ballı ekmek pişirebilir
bira yapabilir
bahçelerde şarkı söyler
mutluluk dağıtır pencereler,
vaino-ülkesinin tarlalarında
kalevala’nin kırlarında.”

hanım cevap verdi buna,
kelimeler şöyle döküldü ağzından:
“dün dolaşırken yeşil boyalı kırlarda,
sarı fundalıkları geçtiğim sırada
akşam çökmek üzereyken tam,
korulukta cıvıldayan bir kuş vardı.
bir tarlakuşu şarkı söylüyordu,
bir kız çocuğun ne hissettiği,
ve bir eşin ne hissettiğini.
söylemem gerekiyordu söyledim,
kuşa şöyle dedim:
‘küçük tarlakuşu söyle bana,
kulaklarım duyacak şekilde ama,
kimin yeri daha büyüktür,
kimin gönlü daha doludur,
babasının evinde bir kızın mı?
yoksa kocasının evinde bir hanımın mı?’
buna cevap verdi tarlakuşu şakıyarak:
“bir yaz günü parlaktır,
ama bir hanımın kaderi daha berraktır;
buzdaki kılıç soğuktur,
ama bir eşin durumu daha soğuktur.
bir kız, babasının evinde,
güzel bir tarlada bir böğürtlen gibidir;
kocasının evinde bir eş ise,
zincirlenmiş bir köpek gibidir.
nadiren bir köle mutlulukla ödüllendirilir;
bir eş ise hiçbir zaman.”

yine de çağırdı hanımı yanına,
bilge ve çetin, vainamoinen
çağırdı onu kızağına.
hanım ona cevap verdi hemen,
kelimeler şöyle döküldü ağzından:
“belki evlenirdim,
bir gemi yapabilen biriyle,
benim kargılarımla
ve benim gemici bıçağımla,
vurabilirse o gemiyi sulara
onun dizleri sağlamdır,
onun yumruğu gururludur,
onun kolları sabittir,
onun elleri uzanmaz heryere.”

bilge ve çetin, vainamoinen
şöyle konuştu bu sefer:
“ne yerde, ne gökte,
ne de tüm gökyüzünün maiyetinde
var mıdır benim gibi bir oymacı,
var mıdır bir gemiyapımcısı?
ağaçlardan kalaslar yaptı,
kargılarla oymalar oydu,
başladı bir gemiyi yontmaya,
yüz kişi alabilecek bir gemi yapmaya.
çelikten bir dağın üzerinden de
demirden bir tepenin üzerinden de gidecekti.
bir gün ve iki gün çalıştı,
üçüncü gün bir gemi olup çıkmıştı.
baltası taşa hiç vurmadı,
bıçağı tepenin eteklerine değmedi.

üçüncü ve en son günde,
iblis geldi gemiye,
şeytan aldı bıçağı eline,
güvertede baştan sona koştu,
baltayı taşa vurdu.
tepenin yamacına geldi
bilge çocuğun kaldığı yere,
bıçağı daldırdı ete,
kıymetli çocuğun tenine,
vainomoinen’in etine.

Runo 1 – Destana Giriş

Gökyüzünde yaşamakta olan Havaların Bakiresi İlmatar ,sudan ve rüzgardan hamile kalmış , çocuk beklemektedir. Coşkun denizlerin sularında yıllarca çalkalanır, ıstırap çeker. Efsanevi bir kuş bakirenin dizini görür, yuvasını oraya yapar, yumurtalarını bırakır.. Yumurtalar kırılır , denize dökülür, parçalarından gökyüzü, güneş, ay ve bulutlar meydana gelir. İlmatar da sonraları yeryüzünü yaratır. Ölümsüz Ozan Vainamöinen İlmatar’dan dünyaya gelmiştir.

Destana Giriş

İçimden geldi birden
Kapıldım hevese neden ;
Şarkı söylesem,
Sözleri bestelesem,
Türkü çağırsam,
Ata şiirlerini ansam ,
Kelimeler ağzımda erir,
Usul usul söz dökülür ;
Uçar gider dilimden ,
Dişlerime seğirdir.


Can kardeş ,mutlu yoldaş ,
Genç yaşımın iyi dostu
Gel haydi!
Türküler okuyalım.
Yaklaş söyleşelim!
Beraberiz bak şimdi,
Uzak geldiğimiz yerler
Çok var görüşmeyeli.

Kolay değil buluşmak ;
Hüzünlü yurdumuzda
Dertli Ohjola’mızda.

Ver elini elime ,
Dolayalım parmaklarımızı ;
Söyleriz türkülerin en güzellerini ,
Daha hoşlarını anlatırız , masalların!

Dostlar duygulansın ,
Tanışlar övünsün ;
Gençlikte, nesillerde
Bulduğumuz türkülerle
Vainamöinen’in kuşağında,
İlmarinen’in örsünde,
Kılıcının ucunda Kauko’nun,
Joukahainen’in yayında,
Sonsuzluklarında Pohja tarlalarının,
Kalevala bozkırlarında!!

Bu türküleri babam söylerdi eskiden
Sap yontarken baltasına,
Öğretirdi anam bana yününü eğirirken ;
Ben bir küçük oğlan, dizlerinin dibinde…
Sütten bıyıklarım olurdu
Ağzım ayranlı bebek!

Sampo lafını eksik etmezdi , kuvvetli büyülerini Louhi ;
Sampo kucağında kocadı kelimelerinin
Louhi göçtü büyüleriyle,
Vipunen şarkılarıyla öldü,
Lemminkainen çapkınlığa oldu kurban!

Başka sözler de var, çözülmemiş kelimeler ;
Yol kenarında bulunmuş ,
Yolunmuş fundalardan ;
Kamışlardan koparılmış ,
Sökülmüş çalılardan ;
Ot saplarından örülü ,
Patikalardan derlenmiş ,
Tutam tutam..

Ben çobanken yollarda ,sürüleri güderken çayırlarda kırlarda
Bir ineğim yanımda diğeri önümde
Kelimeler fısladı soğuk ,
Yağmur türküler besteledi.

Yenilerini taşırdı rüzgar,
Dalgaların getirdiği,
Kuşların verdikleri;
Ağaçların, böceklerin
Fısıl fısıl dedikleri,
Bunlar da var..

Yumak yumak sardım
Çileledim hepsini,
Yumakları kızağa
Arabaya çileleri
Koydum, getirdim kızağımda eve;
Taşıdım anbara arabamla,
Bir bakırdan kaba,
Yerleştirdim onları,
Bıraktım rafa;
Soğukta kaldılar, uzun yıllar;
Bekleştiler karanlıklar içinde,

Alsam mı şarkıları soğuktan,
Türküleri dondan kurtarsam mı?
Testimi eve mi taşısam,
Bir kenara koysam mı?
Tavan arasına mı saklasam gizli yerlere,
Kimse görmeden!!

Salıversem de olur sözleri,
Bıraksam kutudan, şarkıları türküleri.
Yumağı çözsem mi?
Boşaltsam mı çileleri ?

Okumak istiyorum,
Güzel mısralarımı;
Çağırmak istiyorum,
Güzel türkülerimi;

Çavdar ekmeğim olsa bir lokma!
Veren olsa bana içecek !
Verseniz de vermeseniz de ekmek, içecek ;
Kutu boğazımla söylerim
Şarkıları, türküleri.
Neşelendirmeye yetecek akşamı,

Ses de verecek su!
Şerefine değerli günün,
Hoş olsun selamlamak
Şafağın dönüşünü!

Sırasına göre runoların orjinal listesi aşağıdaki şekildedir :

1)ensimmäinen runo
2)toinen runo
3)kolmas runo
4)neljäs runo
5)viides runo
6)kuudes runo
7)seitsemäs runo
8)kahdeksas runo
9)yhdeksäs runo
10)kymmenes runo
11)yhdestoista runo
12)kahdestoista runo
13)kolmastoista runo
14)neljästoista runo
15)viidestoista runo
16)kuudestoista runo
17)seitsemästoista runo
18)kahdeksastoista runo
19)yhdeksästoista runo
20)kahdeskymmenes runo
21)yhdeskolmatta runo
22)kahdeskolmatta runo
23)kolmaskolmatta runo
24)neljäskolmatta runo
25)viideskolmatta runo
26)kuudeskolmatta runo
27)seitsemäskolmatta runo
28)kahdeksaskolmatta runo
29)yhdeksänkolmatta runo
30)kolmaskymmenes runo
31)yhdesneljättä runo
32)kahdesneljättä runo
33)kolmasneljättä runo
34)neljäsneljättä runo
35)viidesneljättä runo
36)kuudesneljättä runo
37)seitsemäsneljättä runo
38)kahdeksasneljättä runo
39)yhdeksäsneljättä runo
40)neljäskymmenes runo
41)yhdesviidettä runo
42)kahdesviidettä runo
43)kolmasviidettä runo
44)neljäsviidettä runo
45)viidesviidettä runo
46)kuudesviidettä runo
47)seitsemäsviidettä runo
48)kahdeksasviidettä runo
49)yhdeksäsviidettä runo
50)viideskymmenes runo
Copy & paste from Ekşi sözlük