16 Eylül 2016 Cuma

çocuk edebiyatı


H E C E
SELÇUK ÇIKLA
TANZİMATTAN GÜNÜMÜZE ÇOCUK
EDEBİYATI ve BAZI ÖNERİLER
GİRİŞ*
Basın-yayın dünyasında her yayın belli bir okur kesimine seslenir: Çocuklar,
gençler, yaşlılar, dindarlar, anneler, öğretmenler, akademisyenler, idareciler, sporcular,
otomobil meraklıları, bilgisayar kurtları vs... Bunlar içinde geleceğin yapı taşlarını
oluşturacak olan çocukların ayrı bir yeri vardır ve bu sebeple de son yüzyıl
içinde bütün dünya edebiyatlarında çocuklara, özellikle de eğitim amaçlı çocuk yayınlarına
özel bir önem verilmeye başlanmıştır.
Türk edebiyatında da, birçok alanda olduğu
gibi çocuklara yönelik yayınlar da Tazimat
döneminden itibaren gelişerek artmıştır.
Elbet Tanzimat öncesinde de çocuklar
için yazılmış veya çocuklara hitap eden yayınlar
vardı. Ancak ne yazık ki Tanzimat
öncesindeki bu tür yayınlar hakkında bugüne
kadar kapsamlı bir çalışma yapılmamıştır.
Diğer taraftan Türk edebiyatında Tanzimat
sonrası çocuk edebiyatı sahasında da
yapılması gereken, ancak bugüne kadar ihmal
edilen çalışmaların olduğu gözden kaçmamaktadır.
Türkiye'de çocuk edebiyatı
sahasında ihmal edilen bu tür yayın ve çalışmaların
doğurduğu eksikliklerin başlıcaları
bize göre şunlardır:
ÖNCE ÖNERİLER
1.
Türkiye'de bugüne kadar hiçbir üniversitede
Çocuk Edebiyatı Kürsüsü, yani bugünkü
deyimiyle Çocuk Edebiyatı Anabilim
Dalı kurulmamıştır.1 Bu, çocuk edebiyatının
bir bilim dalı olacak öneme ulaşmamış
olmasından mı kaynaklanmaktadır yoksa çocukluk çağını aşmış bilim adamlarının
bir daha o günlere dönmek/yönelmek istememesinden, yani hep edebiyatın 'yetişkin'e
hitap eden tarafıyla ilgilenmek istemelerinden mi kaynaklanmaktadır acaba?
Bu konuda bir hayli geç kalınmış olsa bile Türkiye'de en azından cumhuriyetten sonra
birkaç üniversitede "Çocuk Edebiyatı Anabilim Dalı" oluşturulmalı ve bugüne kadar
hatırı sayılır çalışmalar yapılmış olmalıydı.
H E C E
2.
Türkiye'de bugün "Çocuk Edebiyatı" dersinin okutulduğu okulların sayısı bir
hayli artmıştır. Bugün Kız Meslek Liseleri'nin Çocuk Gelişimi Bölümleri'nde, Anadolu
Öğretmen Liseleri'nde; Eğitim Fakülteleri'nin Türkçe Öğretmenliği, Sosyal
Bilgiler Öğretmenliği, Sınıf Öğretmenliği ve Okulöncesi Öğretmenliği Anabilim
dallarında bu dersin okutulduğu görülür. Dikkat edilirse bu anabilim dallarından mezun
olanlar ilk ve orta öğretim kurumlarında bütünüyle çocuklara ve çocukluktan çıkıp
gençlik çağına giren nesle hitap ettikleri halde, birçok üniversitede bu bölüm öğrencilerine
hâlâ Çocuk Edebiyatı Dersleri'nin ya hiç okutulmadığı ya da bir veya
iki yarıyıl gibi az bir süre okutulduğu görülmektedir.
Program
Türkçe Öğretmenliği Lisans Programı
Sınıf Öğretmenliği Lisans Programı
Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Lisans Programı
Okul Öncesi Öğretmenliği Lisans Programı
Dersin Adı
Çocuk Edebiyatı
Çocuk Edebiyatı
Çocuk Edebiyatı
Çocuk Edebiyatı I-II
Yarıyıl
6.
4.
5.
5 ve 6.
3.
Türkiye'de çocuk edebiyatı sahasına giren, Tanzimat öncesine ait ve Tanzimattan
bugüne kadar yayınlanmış bütün süreli yayınlar ile kitap, ansiklopedi, CD gibi diğer
bütün yayınları çatısı altında toplayan bir Çocuk Edebiyatı Kütüphanesi'yle
araştırmacılara hizmet veren bir Çocuk Edebiyatı Enstitüsü'nün eksikliği gün gibi
aşikârdır.2 Türkiye'de -bugün bazıları kapanmış olsa da- geçmişte sosyal bilimler veya
sosyal bilimlere yakın alanlarda birçok enstitü kurulmuştur: Sultanahmet Erkek
Sanat Enstitüsü, Gazetecilik Enstitüsü, Tarih Enstitüsü, Mevlânâ Enstitüsü, İstanbul
Enstitüsü, Millî Kütüphane Bibliyografya Enstitüsü, İslâm Araştırmaları Enstitüsü
(İSAM), Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Yüksek İslâm Enstitüsü, Türk Kültürünü
Araştırma Enstitüsü, Millî Folklor Enstitüsü, Atatürk Enstitüsü, Türkiyat Enstitüsü,
Yahya Kemal Enstitüsü gibi. Bunlardan bazılarının "enstitü" sözcüğünün içini doldurmak
noktasında iyi bir seviyede olduğu görülüyor, ancak birçoğunun da enstitü
olma yolunda ne kadar mesafe katettiği tartışılabilir. Bir de işin vahim bir tarafı var:
Adında "enstitü" sözcüğü olup da enstitü ile alakası pek olmayan, genel anlamda bir
eğitim kurumu görevi üstlenen yapılanmalar olmuştur Türkiye'de: Eğitim Enstitüleri,
Köy Enstitüleri, Kız Enstitüleri gibi. Bütün bu enstitü bolluğu arasında söz gelişi
bugün için nüfusunun önemli bir kısmını -okul öncesi dahil 20 milyonu aşkın- çocuğun
oluşturduğu ülkemizde hâlâ bir "Çocuk Edebiyatı Enstitüsü"nün kurulmamış olması
düşündürücüdür. Hatta bu paragrafta sözü edilen "enstitü" ve "Türkiye'de Enstitüler"
konusunun bir derginin kapsamlı bir özel sayıyla sorgulaması gereken konulardan
biri olduğu kanaatindeyim.
Kurulduğu takdirde böyle bir enstitü çocuk edebiyatı sahasının sürekli gündemde
tutulması ve bu konuda kesintisiz araştırma ve yayınlarıyla önemli bir boşluğu
doldurabilecektir. Söz gelişi bu enstitünün çıkaracağı Çocuk Edebiyatı Dergisi (yeH
E C E
tişkinler ve çocuklar için iki ayrı dergi) bütün öğretmenlere, bütün velilere ve bütün
çocuklara hitap edebilecek bir yayın organı olabilir. Bu alanda internet ortamında hazırlanacak
çok kapsamlı bir Çocuk Edebiyatı Sitesi de her kesimden okur ve araştırmacıyı
kendisine çekebilir.
Türkiye'de geç de olsa Çocuk Edebiyatı Enstitüsü'nün kurulması yönünde bir niyet
ortaya çıkmamış da değildir. 23 Aralık 1990'da kurulan ve çok geniş yelpazeli
faaliyet alanları ile niyet olarak göz dolduran Çocuk Vakfı'nın tüzüğündeki Faaliyet
Alanı: Madde 5'te yar alan d) bendi aynen şöyledir: "Çocuk edebiyatının tanıtılmasını,
yaygınlaştırılmasını ve geliştirilmesini çok yönlü değerlendirecek «Çocuk
Edebiyatı Enstitüsü»nün kurulmasını sağlamak."3 Bugün için -ne yazık ki- Çocuk
Vakfı'nın bu niyeti henüz hayatiyet kazanamamıştır.
4.
Çocuk Edebiyatı Kütüphanesi'nde çocuk edebiyatı sahasına giren bütün yayınların
araştırmacılara kolaylık sağlanabilmesi amacıyla kataloglanmasında şunlara
dikkat edilmelidir: a) Türlere göre, b) Yıllara göre, c) Yazar adlarına göre, d) Eserlerin
hitap ettiği yaşlara göre tasnif yapılmalıdır.
Bu şekilde kataloglarda yer alacak dört ayrı tasnif numarasının her biri araştırmacılara
çok önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Söz gelişi çok sayıda çocuk edebiyatı
eseri kaleme almış bir yazar hakkında yapılacak bir araştırma için yazar adlarına göre
yapılmış tasnif, belli yıllarda yapılmış yayınları araştıran bir araştırmacı için yıllara
göre yapılmış tasnif, belli bir türdeki çocuk edebiyatı ürünleri üzerine çalışan bir
araştırmacı için türlere göre yapılmış tasnif, belli bir yaş grubuna hitap eden yayınlar
hakkında araştırma yapanlar için ise eserlerin hitap ettiği yaşlara göre yapılmış
tasnif son derece kolaylık sağlayacaktır.
5.
Bugün için Türk edebiyatının en önemli eksikliklerinden biri de kapsamlı bir
Türk Çocuk Edebiyatı Tarihi'nin yazılmamış olmasıdır. Bu durum, çocuk edebiyatı
konusunda araştırma yapacak olanların önünde önemli bir zorluk olarak durmaktadır.
Ciltler sürecek böyle bir çalışmanın Çocuk Edebiyatı Kütüphanesi'ni çatısı altında
toplayacak olan Çocuk Edebiyatı Enstitüsü tarafından yürütülmesi yerinde olacaktır.
Hatta böyle bir çalışma doğru ve kapsamlı bir bilgi birikimin ortaya çıkarılabilmesi
amacıyla uzun bir zaman dilimine yayılarak araştırmacılar tarafından yürütülmelidir.
Ayrıca bu çerçevede ikinci bir çalışma olarak Çocuk Ansiklopedisi ve
Çocuk Edebiyatı Ansiklopedisi de çıkarılabilir. Bu bağlamda ilk önce cumhuriyet
öncesinde yapılan ve çocuk edebiyatı sahasına giren bütün yayınların bugünkü alfabeye
aktarılmış baskıları yapılabilir ve bunlar Çocuk Edebiyatı Dergisi tarafından
okurlara hediye edilebilir. Bu çalışma Türk Çocuk Edebiyatı Külliyatı adı altında
ayrı bir basın-yayın faaliyeti şeklinde de yürütülebilir.
Bu çalışmalar yapılırken Çocuk Edebiyatı Kütüphanesi'nin eksiklikleri çok hızlı
bir şekilde tamamlanmalı ve bazı İstanbul kütüphanelerinin araştırmacıların istediği
yayınları onlara çoğaltırken izledikleri kar amaçlı yol izlenmemelidir. Diğer taraftan
özellikle eski yayınlar en başta bir kereye mahsus olmak üzere fotokopisi alınarak
H E C E
araştırmacılara bu fotokopiler üzerinden çoğaltma yapmalarının yolu açılmalıdır. Zira
CD'ye aktarılan yayınların incelenmesi basılı malzemenin incelenmesi kadar kolay
olmamakta ve araştırmacıların çoğu basılı yayın üzerinde araştırma yaparken aldığı
verimi CD üzerindeki metni incelerken alamamaktadır. Diğer taraftan özellikle
CD'ye yapılan aktarmalar aracılığıyla yürütülen çalışmalarda alınan "çalışma zevki"
de basılı malzemenin incelenmesi sırasında alınan "zevk"e göre çok yapay kalmaktadır.
[Yazma eserlerin CD ortamına aktarılmasındaki mecburiliği göz önüne almadığımız
düşünülmemelidir.]
6.
Geleceği şekillendirecek olan çocukların yetişmesinde çocukluk çağında okudukları
kitapların önemi herkes tarafından kabul edilmektedir. O halde çocukların okul
zamanlarında ve özellikle tatillerde "okuyan" bir birey olmalarında önemli bir katkıya
sahip olacağı düşünülen Çocuk Kütüphaneleri alanında da yepyeni çalışmalar
yapılmalıdır. Türkiye'de hemen her şehirde bulunan halk kütüphaneleri ile bazı mahallelerde
bulunan çocuk kütüphanelerinin birçok açıdan yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.
Söz gelişi bu yazının yazarının kitap okuma serüveninde önemli bir yeri olan
halk kütüphanelerinin kendilerini yenileyemedikleri gözlenmektedir. En başta kütüphane
binalarının çocukları cezbedecek bir dış ve iç tasarıma sahip olmadıkları dikkat
çekmektedir. Diğer taraftan kütüphane içindeki kitapların hemen hepsi eskidir. Bu
kitapların yeni baskıları neredeyse hiç uğramazlar bu kütüphanelere. Tabiî bir de yeni
çıkan çocuk kitaplarıyla da zenginleştirilmemektedirler çocuk kütüphaneleri.
7.
Türkiye'de çocuk kütüphanelerinin gelişmesi için iki önemli adım atılmalıdır:
a) Halk ve çocuk kütüphaneleri yetkililerinin de yakındığı üzere bakanlık tarafından
bu kütüphanelere kaynak aktarılmalıdır.
b) Mahallelerde Gönüllü Çocuk Kütüphaneleri kurulmalıdır. Burada Samsun'da
Prof. Dr. Mustafa Özbalcı Hocamın bir girişiminden söz ederek bu konuyu
açmak istiyorum. Hocam yılların getirdiği kitap birikimiyle emeklilik sonrası için yeni
yaptırdığı evinin giriş katını kütüphane olarak tasarlamıştır. Önümüzdeki aylarda
hizmete açılacak olan bu kütüphanenin, her yaştan okuru kendine çekecek çok modern,
temiz, ferah bir ortamı vardır. Kütüphanenin bir tarafı çocuk okurlar için tasarlanmaktadır.
Burada çocuklara hitap edecek eserler, eski ve yeni baskılı çocuk kitapları
ile kültürümüzün temel kaynakları bulunacaktır. Hocam özellikle emekli olduktan
sonra bütün vaktini burada geçirerek çevredeki çocuklara ve yetişkinlere hizmet
etmeyi düşünmektedir. İşte hocamın yaptığı gibi her şeyi devletten beklemek hastalığından
kurtulmalı ve bu tür gönüllü teşebbüsleri teşvik edip desteklemeli, yaygınlaşmalarını
sağlamalıdır.
Bazı yabancı ülkelerdeki kütüphanelerin ve çocuk kütüphanelerinin hem nicelik
hem de nitelik bakımından Türkiye'dekilerle kıyaslanamayacak kadar büyük farklara
sahip olduğunu biliyoruz. Artık çok geç kalınan bu alanda bilinçli ve sistemli çalışmalar
yapılmalıdır. Özellikle "atıl kalmak" anlamına gelen Arapça "tatil" sözcüğünün
okullarda öğretmenler, evlerde de veliler tarafından "en çok kitap okunacak
zaman dilimi" anlamında içinin yeniden doldurulması gerekmektedir. Bu konuda
H E C E
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı'na, sivil toplum örgütlerine
ve tabiî ki özellikle yakın bir zamanda kurulacağına inandığımız Çocuk Edebiyatı
Enstitüsü'ne büyük görevler düşmektedir.
8.
Çocukların zihinsel ve ahlâkî gelişimlerinde önemli yeri bulunan çocuk edebiyatı
ürünlerinin çocuklara ulaşması ancak veliler ve öğretmenler aracılığıyla olmaktadır.
Ancak velilerin ve öğretmenlerin belli yaş grubundaki, belli kültür seviyesindeki
çocuklara hitap edecek olan yayınların seçiminde çok da bilgili olmadıkları ve titiz
davranmadıkları açıktır. Bu bakımdan bu alanda yapılacak çalışmalardan biri de
veli ve öğretmen eğitimi olmalıdır. Bu eğitim yine bu konuda yapılacak araştırmalar
ve süreli yayınlar aracılığıyla velilelere ve öğretmenlere de ulaştırılabilir.
Çocukların, çocuk edebiyatı ürünleriyle haşır neşir olmaları öncelikle onlara okumayı
sevdirmekle olur. Bunun için anne-babaların okumayı sevdirebilecek veya en
azından çocuklarını çok düzenli olmasa bile bir şekilde okuma sürecine dahil edebilecek
çalışmalar yapmaları gerekir. Aslında küçük yaşlarda hemen hemen hiçbir çocuğun
kitap okumayı çok sevdiği iddia edilemez. Zira bu yaşlar çocukların eğlence
ve oyun yaşlarıdır hâlâ. Onların okullarda okumayı ve yazmayı söktükten sonra bir
nevi bilimlerle haşır neşir olmaya başladıkları aşikârdır. O sebeple dikkat ederseniz
genel olarak bilimlerden de çok hoşlanmadıkları ortadadır. Aslında bu isteksizlik,
kolay bir eylem olarak oynamak varken; yazmak, okumak, birtakım bilimsel bilgiler
edinmek gibi zor eylemlerle meşgul olmalarından kaynaklanmaktadır. O halde okumanın
ve bilimsel bilgiler edinmenin kolay ve eğlenceli yollarla gerçekleştirilmesi
çocukların okumayı ve çalışmayı sevmeleri konusunda istekli olmaları gibi bir sonuç
doğuracaktır.
"Okumayı sevmek" kavramının daha çok ileriki yaşlarda, hatta gençlik veya orta
yaşlar için geçerli olduğunu söylemek bile mümkündür. Okumayı sevdiğini söyleyen
bir çocuğun bu ifadesi çok da bilinçli değildir aslında. O bakımdan anne ve babalar
onların yazar olamasa da hayat boyu okuyan bilinçli bireyler olarak yetişmelerinde
onlara öncülük etmelidirler. Anne ve babaların, bir de öğretmenlerin, bilinçli
öncülükleri iki yolla olabilir: 1. Bizzat kendilerinin çocuklara yönelik çeşitli türlerdeki
yayınları takip etmeleri, bunlardan seçme yapmaları; 2. Bu konudaki süreli yayınlar
veya kitaplarda çocuklara (ve velilere) tavsiye edilen yayınları çocuklarına
takdim etmeleri.
Çocuklara okumayı sevdirmek için en faydalı yollardan birkaçı şunlardır:
a) Okul çağı öncesinde ebeveynin çocuğa özellikle uyku öncesinde masal, hikâye,
fıkra türünden metinler anlatması veya okuması,
b) Okul çağında çocuğun yaşına, ilgi ve düzeyine uygun yayınların anne-babalar
tarafından çocuğa uluştarılması ve çocuğun bunları okuması için teşvik edilmesi,
c) Okul çağından itibaren çocuğun ileriki yaşlarda okumayı seven bir birey olabilmesi
için ödüllendirilmesi,
d) Çocuğun evde anne ve babasının sık sık gazete, dergi, kitap okuduğunu görmesi.
H E C E
* * *
Türk edebiyatında çocuk edebiyatının tarihi gelişimine geçmeden önce yukarıda
sıralanan ve üzerinde çalışılması gereken, gerçekleştirilmesi gereken çalışma alanlarını
bir kez de tablo hâlinde sunalım:
Çocuk Edebiyatı Anabilim Dalı
Çocuk Edebiyatı Kütüphanesi
Çocuk Edebiyatı Enstitüsü
Çocuk Edebiyatı Dergisi
Çocuk Edebiyatı Sitesi
Çocuk Edebiyatı Ansiklopedisi
Türk Çocuk Edebiyatı Külliyatı
Çocuk Kütüphaneleri
Gönüllü Çocuk Kütüphaneleri
Veli ve Öğretmen Eğitimi
TÜRK ÇOCUK EDEBİYATI TARİHİ
TANZİMATTAN GÜNÜMÜZE TÜRK ÇOCUK EDEBİYATI'NIN
TARİHÇESİ
Şimdi, yukarıda bahsi geçen alanlarda yapılabilecek çalışmalara bir ön hazırlık
olması açısından bu yazının konusu olan Tanzimattan Günümüze Türk Çocuk Edebiyatının
Tarihçesi ve bu alandaki yayınlardan kısaca bahsetmek yararlı olacaktır.
CUMHURİYET ÖNCESİ
Dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk edebiyatında da çocuk edebiyatının ilk
ve en yaygın ürünleri sözlü geleneğin içinde yer almıştır. Tanzimat öncesine uzanan
tekerlemeler, ninniler, şiirler, masallar, destanlar, efsaneler, kıssalar, halk hikâyeleri,
Karagöz oyunları, Nasreddin Hoca fıkraları hep bu sözlü geleneğin içinde yer almış
olan birer anlatı türleridir. Tabiî bu arada Tanzimat öncesi dönemde çocuklara yönelik
olarak yazılmış veya yetişkinler için yazıldıktan sonra çocuk edebiyatına mal olmuş
eserler hakkında bugün için geniş ve kesin bir bilgiye sahip olmadığımızı da burada
belirtmiş olalım.
Çevirilerle Gelen Çocuk Edebiyatı
Tanzimat sonrasında çocuklara yönelik süreli yayınların ve çeşitli türlerdeki kitapların
yayınlanması konusunda yavaş da olsa gelişen bir çaba olduğu gözlenir. Bu dönemde
Türk edebiyatı sahasında çocuk edebiyatının sınırları içine girebilecek ilk eserlerin
tarihi Tanzimat'ın ilânından 20 yıl sonraya rastlar. 1859 yılında üç farklı çalışmayla
Türk çocuk edebiyatının bir nevi temelleri atılmıştır. Bu üç çalışma şunlardır:
a) Şinasi'nin La Fontaine'den yaptığı fabl çevirileri 1859'da şairin Tercüme-i Manzume
adlı kitabında yayınlanmıştır.
b) Kayserili Doktor Rüştü adlı bir kişinin 1859'da yazdığı Nuhbetü'l-Etfâl isimli
Arapça alfabe kitabının sonuna eklediği çocuk hikâyeleri, fabl tercümeleri ve kısa
hayvan hikâyeleri bu türün Tanzimat sonrası Türk edebiyatındaki ilk örneklerinden
biri olarak kabul edilebilir.
c) Yusuf Kamil Paşa'nın klâsizmin zevk vererek eğitmek prensibini dikkate alarak
François de Salignac de la Mothe Fenelon'dan 1859'da çevirdiği Telemak (TerH
E C E
cüme-i Telemak) adlı roman da önemli bir çalışmadır. Ancak Tercüme-i Telemak'ın
dilinin ağır olması onun çocuklara hitap eden eserlerde aranması gereken
önemli bir kuralı ihlâl ettiğini göstermektedir.
Bu çalışmaları yine Şinasi'nin 1863'te yayınlanan "Müntehabat-ı Eş'ar" adlı şiir
kitabına aldığı iki telif fablı izlemiştir. Bunlar Kara Kuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi
ve Arı ile Sivrisinek Hikâyesi'dir. Sonraki yıllarda Recaizâde Mahmut Ekrem'in
çevirdiği fabllerini yayınladığı Naciz (1871) adlı eserini, Ahmet Mithat Efendi'nin
Fransızca'dan yaptığı kısa şiir ve hayvan hikâyeleri tercümeleri ile Ziya Paşa'nın J.
J. Rousseau'dan yaptığı Emile tercümesi takip etmiştir. Tanzimat döneminde bu çevirileri
roman alanında Daniel Defoe'nun Robinson Crusoe'su (Hikâye-i Robenson
adıyla-1864), Güliver'in Seyahatnâmesi (Güliver Nam Müellifin Seyahatnâmesi
adıyla-1872), Seksen Günde Devr-i Âlem (ilk Jules Verne çevirisidir, çevireni belli
değildir-1876), Kaptan Hatras'ın Sergüzeşti (1878), Merkez-i Arza Seyahat (1886),
Beş Hafta Balon İle Seyahat (1889) gibi -aslında yetişkinler için yazılan fakat sonraları
çocuk romanları olarak telakki edilen- romanlar izlemiştir.4 Bunları da Ahmet İhsan
tarafından hepsi 1889-1904 yılları arasında çevrilmiş 16 Jules Verne romanı takip
etmiştir.5 Tabiî bu romanlar hem cumhuriyet öncesinde hem de cumhuriyet sonrasında
birçok defa daha, farklı çevirmenler tarafından Türkçeye çevrilmiş,6 aynı zamanda
bir çevirinin birçok defa yeni baskısının yapıldığı görülmüştür. Söz gelişi Robinson
Crusoe'nun cumhuriyet öncesinde altı farklı çevirisi yapılmış, bunlardan ilk
çeviri sahibi Ahmet Lütfi Efendi'ninki 1864'ten sonra 1867, 1870, 1871, 1874, 1877
ve 1889 yıllarında yeni baskılar yapmıştır.7
Tanzimat Sonrası Telif Çocuk Edebiyatımız
Bu çevirilerden başka Tanzimat dönemi yazarlarının çocuklara yönelik telif eserler
yazmaya başladıkları da dikkati çekmektedir. Nitekim Ahmet Mithat Efendi'nin
kaleme aldığı Hâce-i Evvel (1870) ve Kıssadan Hisse (1871) adlı eserlerini edebiyatımızın
ilk çocuk kitapları arasında saymak mümkündür. Bunlardan sonra Recaizâde
Mahmut Ekrem'in Tefekkür'ü (1886) ile Muallim Naci'nin Ömer'in Çocukluğu
(1890) dikkate alınmalıdır.8 Bu arada "yazarı belli, tipografi ile resimli olarak basılmış,
biyografiye de yer veren ilk Nasreddin Hoca kitabı"9 olan Çaylak Tevfik'in Letâif-
i Nasreddîn'i (1880) de önemli bir kaynaktır.
Tanzimat döneminden itibaren giderek artan çocuklara yönelik eserlerin II. Meşrutiyet
dönemindeki örneklerini, özellikle Mehmet Emin Yurdakul, Fuat Köprülü,
Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Celal Sahir Erozan, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon,
Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel, Enis Behiç Koryürek gibi Millî
Edebiyatçılarca yazılan ve çocuklara millî ve manevî değerleri aşılamak amacını güden
çocuk şiirleri oluşturur. Bu yıllar aynı zamanda "çocuk şiirleri" kitaplarının artmaya
başladığı yıllardır: Ali Ulvi Elöve'nin Çocuklarımıza Neşideler (1912), İbrahim
Alâettin Gövsa'nın Çocuk Şiirleri (1913), Tevfik Fikret'in Şermin'i (1914), Ali
Ekrem Bolayır'ın Çocuk Şiirleri (1917) ve Şiir Demeti (1923), Köprülüzade Mehmet
Fuat'ın Mektep Şiirleri (1922), Ziya Gökalp'in Kızıl Elma (1915), Yeni Hayat (1918)
ve Altın Işık (1923) adlı şiir kitapları bu türün cumhuriyet öncesindeki örnekleridir.10
H E C E
Burada Fuat Köprülü'nün, derslerinde "Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne,
Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar."11 diyerek
Türk kültür tarihindeki önemini belirttiği Kitâb-ı Dede Korkut'un da ilk defa 1916'da
Kilisli Rıfat tarafından hazırlanarak Kitâb-ı Dede Korkud Alâ Lisân-ı Taife-i Oğuzân
adıyla bastırıldığını ve bu tarihten sonra Dede Korkut'un hem yetişkilere hem da çocuklara
hitap eden birçok baskısının yapılmaya başlandığını belirtelim. Aslında bugün
çocuklar için yazılmamış olan ancak zamanla çocuklar tarafından beğenilip çokça
okunan eserleri çocuk edebiyatımn ürünleri arasına dahil ettiğimize göre Dede
Korkut'u da Türk çocuk edebiyatının ilk eserlerinden biri saymamız pekala mümkün
görünmektedir.
Cumhuriyet Öncesi Süreli Yayınlar
Süreli yayınlara gelince, bu alanda çocuklara yönelik yayınların yine Tanzimat
döneminde başladığı görülür. Bu sahada ilk çocuk dergisi Mümeyyiz (1869) olmuştur.
Dergi her sayıda çocuklar için haberler, bilmeceler, roman tefrikaları, ahlâkî yazılar
yayınlamıştır. Mümeyyiz'in ardından yeni harflerin kabulüne kadar yayınlanan
diğer çocuk dergileri veya çocuklara da hitap eden dergiler son yıllarda yapılan bazı
titiz çalışmalar sonucunda ortaya konmuştur. Bu çalışmalardan biri olan Eski Harfli
Çocuk Dergileri'nde Cüneyd Okay tespit ettiği 49 çocuk dergi-gazetesini, İsmet Kür
ise Türkiye'de Süreli Çocuk Yayınları adlı çalışmasında tespit edebildiği 28 süreli yayını
tanıtmaktadır. Biz aşağıda Cüneyd Okay'ın çalışmasında verdiği dökümü aynen
sunuyoruz:12 Tabiî bu iki kapsamlı kaynaktaki süreli yayınlar karşılaştırıldığında
Kür'de olup da Okay'da olmayan iki dergi adına rastlandığını da belirtmiş olalım:
Arkadaş (1876), Arkadaş (1909). Aslında bu iki dergiden ikincisini Kür'ün "Arkadaş",
Okay'ın ise "Mekteblilere Arkadaş" adıyla verdiği görülüyor. Zira iki araştırmacının
da 14 sayı çıktığını belirttiği derginin çıkış yılı birinde 1909, diğerinde 1910
olarak verilmiştir. Bu durumda farklılığın sadece 1876'da çıkan Arkadaş adlı dergide
olduğu görülür. Böylece bu dergiyi de hesaba katarsak eski harfli çocuk dergilerinin
toplam sayısı 50'e yükselmiş olur.
Aşağıdaki tabloda sırasıyla "Ç" derginin çıkış tarihini, " S " derginin kaç sayı yayınlandığını,
"K" ise kapanış tarihini göstermektedir:
Bu arada 1927-1928 yıllarında Sabiha Zekeriye Sertel, Mehmet Zekeriya Sertel
ve Faik Sabri Duran'ın hazırlayıp bastırmış olduğu 4 ciltlik Çocuk Ansiklopedisi'ni
de anmadan geçmeyelim. Yeni harflere geçişin yarattığı kriz ortamında çıkışına ara
veren ansiklopedi 1937'de bu sefer Yeni Çocuk Ansiklopedisi adıyla 2 cilt daha yayınlanır.
13 Edebiyatla olan bağı zayıf olmakla birlikte çocukların okuma serüveninde
ilgi duyacakları konu başlıklarını da ihtiva etmektedir bu ansiklopedi.
1928'de yeni Türk alfabesinin kullanılmaya başlanmasının ardından çocuk dergilerinin
sayısında ve çıkış süresinde artış gözlenmiştir. Ancak bugün için hem eski
harfli hem de yeni harfli çocuk dergilerinden hangilerinin tam anlamıyla/bütünüyle
"çocuk edebiyatı" sahasına girdiği üzerine de ciddî bir araştırmanın yapılması zorunlu
görünmektedir.
H E C E
Ç
1869
1873
1875
1875
1875
1880
1880
1880
1881
1881
1881
1882
1886
1887
1887
1887
1896
1897
1905
1909
1910
1913
1913
1913
1913
DERGİ ADI
Mümeyyiz
Hazine-i Etfâl
Sadâkat
Etfâl
Ayîne
Tercümân-ı Hakikat
Aile
Bahçe
Mecmua-i Nevresidegân
Çocuklara Arkadaş
Çocuklara Kıraat
Vasıta-i Terakki
Etfâl
Numûne-i Terakki
Debistân-ı Hıred
Çocuklara Talim
Çocuklara Mahsus Gazete
Çocuklara Rehber
Çocuk Bahçesi
Musavver Küçük Osmanlı
Mekteblilere Arkadaş
Çocuk Dünyası
Ciddî Karagöz
Çocuk Yurdu
Mektebli
S
49
1
6
16
41
26
3
40
4
12
18
4
23
9
1
9
626
166
43
3
14
94
3
7
19
K
1870
1873
1875
1875
1876
1880
1880
1881
1881
1881
1882
1882
1886
1888
1887
1888
1908
1901
1905
1909
1910
1918
1913
1913
1913
Ç
1913
1913
1913
1913
1913
1914
1914
1914
1918
1918
1919
1919
1920
1922
1923
1923
1923
1924
1924
1925
1925
1926
1926
1927
DERGİ ADI
Talebe Defteri
Çocuk Duygusu
Türk Yavrusu
Çocuklar Alemi
Kırlangıç
Çocuk Bahçesi
Çocuk Dostu
Mini Mini
Küçükler Gazetesi
Hür Çocuk
Haftalık Çocuk Gazetesi
Lâne
Hacıyatmaz
Bizim Mecmua
Yeni Yol
Musavver Çocuk Postası
Çıtı Pıtı
Haftalık Resimli Gazetemiz
Resimli Dünya
Sevimli Mecmua
Mektebliler Alemi
Türk Çocuğu
Çocuk Dünyası
Çocuk Yıldızı
S
68
61
2
10
3
21
13
7
8
3
8
3
1
74
113
18
4
7
21
13
6
24
30
10
K
1918
1914
1913
1913
1913
1914
1914
1914
1918
1918
1919
1920
1920
1927
1926
1923
1923
1924
1925
1925
1925
1928
1927
1927
CUMHURİYET SONRASI
Cumhuriyet sonrası çocuk edebiyatına gelince, çeşitli kaynaklarda cumhuriyet
dönemi çocuk edebiyatının tarihsel gelişiminin genellikle üç-beş sayfa içinde verilen
birtakım şair-yazar-eser isimleriyle geçiştirildiği görülür.14 Tabiî bu kaynaklarda çocuk
edebiyatımızın tarihi gelişimi ile ilgili kapsamlı bilgi verilmesi, bu çalışmaların
ön plâna çıkan amaçlarından olmadığı için bununla yetinildiği söylenebilir. Makalemiz
için ayrılan yer göz önünde bulundurulduğunda burada maalesef bizim de aynı
yolu takip etmek zorunda kaldığımız görülecektir. Yalnız meseleye sorgulayıcı bir
bakış açısıyla yaklaşmaya çalıştığımız da dikkati çekecektir.
Cumhuriyet Sonrası Çeviri Çocuk Kitapları
Cumhuriyetten önce olduğu gibi cumhuriyetten sonra da çocuk edebiyatımızın
gelişiminde çevirilerin önemli bir yeri vardır. Bu dönemde de özellikle edebiyat dünyasının
önde gelen isimleri tarafından klâsik yazar ve eserlerin çevrilmesine devam
edilmiştir. Söz gelişi Orhan Veli Kanık, Sabahattin Eyüboğlu ve Nazım Hikmet La
Fontaine'den çeviri yapmışlardır.15 Cumhuriyet sonrası Robinson çevirilerinden bazıları
da Kemalettin Şükrü (Robenson Krüzae-1932), Necdet Rüştü Efe (Robenson
Kruzoe-1938), Yaşar Nabi Nayır (Issız Adada 28 Yıl adıyla-1942) tarafından yapılmıştır.
Bir diğer klâsik Güliver'in Seyahatnamesi önce kısaltılarak Cüceler Memleketinde
(1927) adıyla basılmış, ayrıca 1935'te Cüceler ve Devler Memleketinde: Güliver'in
Seyahatleri adıyla Ercüment Ekrem Talu tarafından dilimize kazandırılmıştır.
H E C E
Türk edebiyatında en çok sevilen ve kitapları en çok çevrilerek basılan romancı
Jules Verne olmuştur. Bu tespit hem cumhuriyet öncesi hem de cumhuriyet sonrası
için geçerlidir. Yalnız Eski Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası CD'sinde
Jules Verne'in 34 romanının toplam 50 baskı yaptığı görülürken M. Sabri Koz'un
yaptığı araştırmada 28 romanının toplam 32 baskı yaptığı dikkati çekmektedir. Benzer
bir durumla yeni harflerle yapılan çeviriler hakkındaki araştırmalarda da karşılaşıyoruz.
Metis Çeviri'nin üstelik 1991'de yayınladığı "Çeviri Çocuk Edebiyatı Kaynakçası-
I" ve "Çeviri Çocuk Edebiyatı Kaynakçası-II"den anlaşıldığı üzere sadece
1960-1990 yılları arasında Jules Verne romanları 141 baskı yapmışken, M. Sabri
Koz 1930-1986 arasında yapılan Jules Verne baskılarının toplam sayısını 87 olarak
vermektedir.16 Bu da Türk çocuk edebiyatı tarihinin yazımında, uzun soluklu ve çok
titiz çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Burada 1940'lı yıllarda yaşanan iki çeviri hadisesinden de kısaca bahsetmek gerekir.
Bunlardan birincisi Çocuk Esirgeme Kurumu'nun 1943'te çoğu çeviri olan
100'e yakın kitabı bastırıp dağıtması, ikincisi ise Hasan Ali Yücel'in Millî Eğitim
Bakanlığı yıllarında çevrilen batı klâsikleri içinde çocuk edebiyatı kitaplarının da yer
almasıdır.
Cumhuriyet dönemi çok yoğun olmasa da önemli çeviri faaliyetlerinin gerçekleştirildiği
bir dönem olmuştur. Her ne kadar bu dönemde özellikle hangi yıllarda hangi
yabancı kitapların çevrilip yayınlandığına dair elimizde derli toplu ve eksiksiz bir
bibliyografya bulunmamakla birlikte bu yönde bazı çalışmalar yapılmamış da değildir.
Söz gelişi Metis Çeviri dergisinin 1991 bahar ve yaz sayılarında Türkiye'de 60'lı,
70'li ve 80'li yıllarda hangi yazarın hangi eser(ler)inin kaç defa basıldığına dair bir
bilbiyografya çalışması yayınlanmıştır.17 Bu çalışmaya göre 60'lardan 90'lara Türkiye'de
en çok yayınlanan çeviri eserler içinde masal ve fabl türünde Grimm Kardeşler
(66 baskı), Andersen (62 baskı), La Fontaine (37 baskı) ve Aisopos (13 baskı) gelmektedir.
Roman türünde ise birinciliği 141 baskıyla Jules Verne almaktadır. Onu
farklı sayıdaki baskılarla diğer romancı ve hikâyeciler takip etmektedir. Bu isimlere
bakıldığında hemen hepsinin çocuk klâsikleri arasına girmiş eserler olduğu görülür:
Alis Harikalar Diyarında, Cervantes, Pinokyo, Robinson Crusoe, David Kopperfield,
Oliver Twist, Heidi, Define Adası, Tom Amcanın Kulübesi, Güliver'in Seyahatleri,
Polyanna, Küçük Prens ve Jules Verne'in birçok romanı.18
Cumhuriyet Sonrası Telif Çocuk Kitapları
Cumhuriyetten sonra, özellikle yeni harflerin kabulünün ardından çeşitli yayınevlerinin
çocuk kitabı yayınlamaya özen gösterdiği bellidir, ancak Cumhuriyetin ilk
yıllarından itibaren çocuk edebiyatı üzerinde pek fazla tartışma görülmez. Diğer taraftan
çocuklara yönelik masal, şiir, hikâye-roman türü yayınlarda önemli bir artış
gözlenir. Bu artış bilhassa 1930 sonrasına tekabül eder:
Masal:
Cahit Zarifoğlu (Serçekuş-1988; Katıraslan-1988; Ağaçkakanlar-1989; Motorlu
Kuş-1989; Yürekdede İle Padişah-1989), Naki Tezel (İstanbul Masalları-1938; ÇoH
E C E
cuk Masalları-1943; Türk Masalları-1971), Tahir Alangu (Billur Köşk-1961; Keloğlan
Masalları-1967), Eflatun Cem Güney (En Güzel Türk Masalları-1948; Bir Varmış
Bir Yokmuş-1956; Evvel Zaman İçinde-1957; Dede Korkut Masalları-1958;
Gökten Üç Elma Düştü-1960; Az Gittik Uz Gittik-1961), Cahit Uçuk (Türk Çocuğuna
Masallar-1946; Ateş Gözlü Dev-1946; Kurnaz Tilki-1946; Herte Merte Pitte-
1990; Şahnazar-1990), Oğuz Tansel (Altı Kardeşler-1959; Yedi Devler-1960; Üç
Kızlar-1963; Mavi Gelin-1966; Allı İle Fırfırı-1976), Hasan Latif Sarıyüce (Keloğlan
Masalları-1980; Gökten Üç Elma Düştü-1991; Anadolu Masalları-1993), Mehmet
Başaran (Boyalı Irmak-1975; Yağmur Gelini-1975; Armutlu Tarla-1979), Aytül
Akal (Geceyi Sevmeyen Çocuk-1991; Canı Sıkılan Çocuk-1993; Kardeş İsteyen Çocuk-
1993), Elvan Pektaş Deniz (Guguklu Saat-1988; Yağmur Ormanı-1988), Mevlâna
İdris Zengin (Çınçınlı Masal Sokağı-1991; Kirpiler Şapka Giymez-1991; Uçan
Eşek-1991), Ahmethan Yılmaz (Karanfilli Dev Amca-1991; Kardan Adam Ağladı-
1991), Mustafa Ruhi Şirin (Kar Altında Bir Kelebek-1988; Guguklu Saatin Kumrusu-
1989; Kuş Ağacı-1991) adlı çalışmalar ön plâna çıkan masal kitaplarıdır.19
Bunlara ek olarak şu masal yazarlarını ve kitaplarını da sayabiliriz: İbrahim Zeki
Burdurlu (Nar Güzeli-1963; Güllü Padişah-1963; Mavi Pullu Balık-1964; Ömürsün
Nasreddin Hoca-1965), Orhan Şaik Gökyay (Bugünkü Dille Dede Korkut Masalları-
1939), Eflatun Cem Güney (Dertli Kaval-1945; Karayılan ve Karagülmez-1946;
Zümrütü Anka-1948; Açıl Sofram Açıl-1949; Aşık Garip-1950; Akıl Kutusu-1953),
Ahmet Uysal (Keloğlanın Diliyle-1977), İsmail Sivri (Masallar-1977), Ahmet Kahraman
(Yediden Yetmişe Masallar-1977), Nihat Behram (Göğsü Kınalı Serçe-1976),
Yaşar Kemal (Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca-1977), Erol Toy (Altın
Saray-1977), Ülkü Tamer (Şeytanın Altınları-1976), Dinçer Sümer (Aklımda Kalan
Masallar-1993), Erhan Bener (Şahmeran Öyküsü-1991), Ayşe Kilimci (Dikenci
Karga-1991; Çöp Kraliçe-1990), Tarık Dursun Kakınç (Lafonten Masalları-1994;
Bir Küçük Adam Varmış-1994; Yaramaz Kuzu-1994; Ezop Masalları-1992; Horoz
İle İnci-1995), Hüseyin Yurttaş (Astronot Çekirge-1994), M. Ruhi Şirin (Her Çocuğun
Bir Yıldızı Var-1992).20
Hikâye ve Roman:
Abdullah Ziya Kozanoğlu (Kızıltuğ-1923; Atlı Han-1924; Türk Korsanları-1926;
Gültekin-1928), Mahmut Yesari (Bağrıyanık Ömer-1930), Reşat Nuri Güntekin (Kızılcık
Dalları-1932), N. Rakım Çalapala (87 Oğuz-1933), Huriye Öniz (Köprüaltı
Çocukları-1936), İ. Fahrettin Sertelli (Tahtları Deviren Çocuk-1937), Cahit Uçuk
(Türk İkizleri-1937), Gülten Dayıoğlu (Kırmızı Bisiklet-1964; Fadiş-1971; Dört
Kardeştiler-1971; Suna'nın Serçeleri-1974; Yurdumu Özledim-1977; Ben Büyüyünce-
1979; Leylek Karda Kaldı-1979; Dünya Çocukların Olsa-1981; Şenlik Günü-
1983; Kır Gezisi-1983; Akıllı Pireler-1983; Sıcak Ekmek-1984; Işın Çağı Çocukları-
1984; Ölümsüz Ece-1985; Geriye Dönenler-1986; Uçan Motor-1988; Küskün
Ayıcık-1989; Pargat Dağı'nın Esrarı-1989; Yeşil Kiraz-1998), Talip Apaydın (Toprağa
Basınca-1964; Dağdaki Kaynak-1975; Elif Kızın Elleri-1981), Kemal Bilbaşar
(Yonca Kız-1971; Kurbağa Çiftliği-1976), İbrahim Örs (Canbazlar Kralı-1975; AlH
E C E
manya Öyküleri-1975), Mükerrem Kamil Su (Mutluluk-1972; Olaylar Gemisi-
1973), Aziz Nesin (Uyuşana Tosunum-1971), Rıfat İlgaz (Hababam Sınıfı-1964, Küçük
Çekmece Okyanusu-1979, Cankurtaran Yılmaz-1983), Mehmet Şeyda (Bir Gün
Büyüyeceksin-1966; Şeytan Çekiçleri-1971; Ölümsüz Dostluk-1978; Çikolata-1976,
Düşleme Oyunu-1979), Kemalettin Tuğcu (Saadet Borcu-1943; Hissiz Adam-1943;
Uçurum-1945; Küçük Sevgili-1946; Taş Yürek-1947; Sokak Çocuğu-1955; Düşkün
Çocuk-1957; Küçük Mirasyedi-1969; Sokak Köpeği-1975; Dağdaki Yabancı-1976;
Şeytan Çocuk-1976), Mümtaz Zeki Taşkın (Çitlembik Kız-1981; Çocuklara Kahramanlık
Öyküleri-1977; Balık Çocuk-1973; Ördek Ömer-1976), Muzaffer İzgü (Yumurtadan
Çıkan Öğretmen-1991; Küçük Arı, Büyük Arı-1993; Can Dayım-1994;
Ekmek Parası-1993; Anneannem Askere Gidiyor-1994; Hokus Pokus-1995; Uzay
Dolmuşu Kalkıyor-1996), Ayla Kutlu (Merhaba Sevgi-1991; Yıldız Yavrusu Behram'ın
Dünya Serüvenleri-1994), Tarık Dursun Kakınç (Otobüsüm Kalkıyor-1993;
İyilikçi Tilki-1994), Ayşe Kilimci (Benim Adım Çocuk-1993), Sulhi Dölek (Yeşil
Bayır-1991; Arkadaşım Dede-1992), Hüseyin Yurttaş (Çamlı Kuledeki Giz-1995;
Uzaylılar Gelince-1995; Cüceler Gezegeni-1994).21
Bunlara ek olarak Nihal Atsız (Bozkurtların Ölümü-1946; Bozkurtlar Diriliyor-
1949), Fakir Baykurt (Sakarca-1976) ve bütün eserlerini burada saymaya imkan olmayan
Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun, Cahit Uçuk'un, Cahit Zarifoğlu'nun ve Kemalettin
Tuğcu'nun hikâye ve romanları dikkate alınmalıdır.
Tabiî bu arada hepsi cumhuriyet öncesi yazılmış olmasına rağmen cumhuriyet
sonrasında en çok basılan ve okunan hikâye yazarımız Ömer Seyfettin'in hikâye kitaplarını
da unutmamak gerekir. Zira Ömer Seyfetin'in hikâyeleri bundan sonra da
Türk edebiyatının çocuklar tarafından en çok okunan klâsikleri olma özelliğini sürdüreceğe
benzemektedir.
Şiir:
Orhan Veli, (Nasreddin Hoca-1949), Yusuf Ziya Ortaç (Kuş Cıvıltıları-1938; Sizin
İçin-1938), Faruk Nafiz Çamlıbel (Akıncı Türküleri-1938), M. Necati Öngay
(Sonbahar-1962; Sevgi Bahçesi-1963; Çocuk Şiirleri-1942), Mümtaz Zeki Taşkın
(Çocuklarımıza Resimli Şiirler-1959), Ceyhun Atuf Kansu (Bir Çocuk Bahçesinde-
1941; Çocuklar Gemisi-1946), Yalvaç Ural (Müzik Satan Çocuklar-1979; Kulağımdaki
Küçük Çan-1979), Ülkü Tamer (Virgül'ün Başından Geçenler-1965; Masal Şiirler-
1981), Abdülkadir Budak (Bir Gül Çocuk-1981), Abdülkadir Bulut (Kahveci
Güzeli-1981), Mustafa Ruhi Şirin (Gökyüzü Çiçekleri-1983; Çocuk Kalbimdeki
Kuş-1990) Cahit Zarifoğlu (Gülücük-1988), Mevlâna İdris Zengin (Kuş Renkli Çocukluğum-
1990), Ali Akbaş (Kuş Sofrası-1991), Hasan Demir (Kuşlarla Büyümek-
1999), Ahmet Efe (Işığın Yüreği-1999), Gökhan Akçiçek (Bulutlar Örtmese Güneşi-
1992; Bülbül Deresi Şiirleri-2001; Çocuklara Ölüm Yakışmaz-2001). Bunlara ek
olarak edebiyatımızın en çok çocuk şiiri yazmış şairi ve onun çocuk şiiri kitapları gelir.
Fazıl Hüsnü Dağlarca hayatının yaklaşık otuz yılını çocuk şiirlerine vermiştir ve
bugün 20'den fazla çocuk şiir kitabı bulunmaktadır: (Çocuk ve Allah-1957; Kuş
Ayak: Açıl Susam Açıl-1967; Kuş Ayak: Boyalı Ses-1971; Arka Üstü-1974; YeryüH
E C E
zü Çocukları-1974; Balina ile Mandalina-1977; Yazıları Seven Ayı-1978; Göz Masalı-
1979; Yaramaz Sözcükler-1979; Şeker Yiyen Resimler-1980; Güneşi Doğduran-
1981; İlkokul 2'deki/Kanatlarda-1981; Bitkiler Okulu-1995; Dolar Biriktiren Çocuk-
1995; Oyun Okulu-1998; Kaçan Uykular Ülkesi-1981; Cinoğlan-1981; Hin ile Hincik-
1981; Okulumuz l'deki-1999; Okulumuz 3'teki-1999; Cıncık-2000; Cin ile Cıncık-
2000).22
Yukarıda adları ve şiir kitapları sıralanan şairlere şunları da eklemekte yarar vardır:
İbrahim Zeki Burdurlu (Keloğlan-1949; Basık Tavan-1950; Atatürk'üm-1959;
Köroğlu Destanı-1965), Şükrü Enis Regü (Elma Ağacı-1971), İsmail Uyaroğlu (Çocuk
ve Şiir-1972; Gül Sağnağı-1976), Ahmet Uysal (Kuş Gölünde Günler-1993), Süreyya
Berfe (Çocukça-1983).
Cumhuriyet öncesinde doğup cumhuriyet yıllarında eser veren şair ve yazarlara
ek olarak, bugünün yaşayan genç ve yaşlı edebiyatçılarından yukarıda ismi geçmeyen
daha birçok isim çocuklar için şiir, masal, hikâye ve roman yazmaya devam etmektedir.
Yukarıda adları ve eserleri zikredilmeyen, ancak çocuk edebiyatı türlerine giren
eserleri olan daha birçok yazar ve şairimizin olduğu muhakkaktır. Bu tür kısa soluklu
çalışmalar bütün yazar ve şairlerimizin ve eserlerinin adlarını vermeye müsait değildir.
Bu da bize ayrıntılı bir Türk Çocuk Edebiyatı Tarihi'nin yazılması gerekliliğini
bir kez daha hatırlatmaktadır.
Cumhuriyet Sonrası Süreli Çocuk Yayınları
Cumhuriyet sonrası yeni harflerle basılan çocuk dergilerinin belli başlıcaları şunlardır:
Ateş (1930), Çocuk Sesi (1932), Afacan (1934), Yavrutürk (1936), Gelincik
(1936), Çocuk Gazetesi (1938), Binbir Roman (1939), Çocuk Romanları (1941), Çocuk
Gözü (1945), Şen Çocuk (1945), Doğan Kardeş (1945), Karınca (1952), Çocuk
Haftası Yıllığı (1959). Bunlara ek olarak daha çok gazeteler, bankalar ve çeşitli kurumların
çıkardığı dergiler de hatırı sayılar bir yekûn tutmaktadır: Milliyet Kardeş,
Tercüman Çocuk, Türkiye Çocuk, Zaman Çocuk, Hürriyet Çocuk, Diyanet Çocuk,
Çekirge, Şeker Çocuk, Vakıf Çocuk, Pamuk Çocuk, Uçan Çocuk, Çocuk ve Yuva,
Elma Şekeri, Yeni Can Kardeş, Kandil Çocuk, Çocuğa Selâm, Kumbara, Başak Çocuk,
Başaralım. Ayrıca bunlara 1970'li yıllarda Yeşilay'ın çıkardığı ve çocuk edebiyatının
gelişmesinde önemli bir yeri olan Mavi Kırlangıç ile Mavi Kuş, Kırmızı Bisiklet,
Kervan adlı dergileri ve son zamanlarda yayın yapmaya devam eden Miço,
Kırmızı Fare, Ebe Sobe, Salıncak'ı da edebiyata yer veren çocuk dergileri arasına katabiliriz.
23
Tabiî burada çocuk edebiyatı yayıncılığı alanında sorgulanması gereken bir noktadan
bahsetmek gerekiyor. Bir çocuk dergisinin çocuk edebiyatına dahil edelebilecek
bir süreli yayın sayılabilmesi için hangi şartları taşıması gerekmektedir? Yani "çocuk
dergisi" ile "çocuk edebiyatı dergisi" arasında belirgin farkların olması gerekiyor zannımca.
Önce bu farklar araştınlıp ortaya konabilirse bu dergilerden hangilerinin çocuk
H E C E
edebiyatı dergisi olduğu daha rahat belirlenebilir. Bu sahada kafa yoran araştırmacıların
yakın bir gelecekte böyle bir çalışma yapacağını temenni ediyoruz.
Çocuk Edebiyatına Akademik Bakış
Burada ilk önce cumhuriyet öncesinde «çocuk edebiyatı» üzerinde duran birkaç
yazının varlığından bahsetmek yararlı olacaktır. İlk kez Ali Nusret adında bir yazarımız
(1874-1919) çocuk edebiyatını konu edinen ve çocuk edebiyatının önemini
vurgulayan bir yazı kaleme almıştır. Bu yazı Şûrâ-yı Ümmet gazetesinde 1908 yılında
yayınlanmıştır.24 Ardından 1909'da Darulmuallimin Müdürlüğü'ne getirilen Satı
Bey, bu alandaki eksikliği hissederek birtakım girişimlerde bulunmuş, söz gelişi şairlerden
çocuklara yönelik şiirler yazmalarını istemiş, bu istek doğrultusunda İbrahim
Alâettin Gövsa Çocuk Şiirleri'ni (1911), Ali Ulvi Elöve de Çocuklarımıza Neşideler'i
(1912) yazıp yayınlamıştır. Satı Bey, Çocuklarımıza Neşideler'e yazdığı 11
Şubat 1911 tarihli sunuş yazısında çocuklara yönelik edebiyatın önemi üzerinde durmuş,
çocuklara yönelik eserlerin eksikliğinden yakınmıştır.25
Türk edebiyatında cumhuriyetten önce "çocuk edebiyatı" kavramını kullananlardan
bir diğer isim de İbrahim Alâettin Gövsa olmuştur. Gövsa'nın "Çocuk Edebiyatı"
başlıklı yazısı Tedrisat Mecmuası'nın 48 ve 50. sayılarında yayınlanmıştır.26 Bu
arada 1920 öncesinde açılmaya başlanan anaokullarına dönük bir çalışma olduğu anlaşılan
ve dönemin Maarif Nazırı Ahmet Cevad (Emre) tarafından kaleme alınan
"Çocuklara Hikâye Anlatmak Sanatı" (1917) adlı kitap çocuk edebiyatı tarihimizde
kayda geçmesi gereken bir çalışmadır. Buna ek olarak cumhuriyetin ilk yıllarında
(1925-1929 arasında) görev yapmış olan Millî Eğitim Bakanı Mustafa Necati Uğural'ı,
çocuk ve gençler için dönemin ünlü edebiyatçılarına hazırlatmış olduğu kitaplardan
dolayı anmak gerekir.27
Tabiî cumhuriyet öncesinde "çocuk edebiyatı" teriminin ilk defa kullanımı ve bu
dönemde kimlerin bu terimi konu edinen yazılar yazdığı hakkında kapsamlı araştırmalara
da ihtiyaç olduğu ortadadır. Dönemin çocuk dergi ve gazeteleri titiz bir okumaya
tabi tutulduğunda bu konuda önemli bir mesafe katedilebilir.
Türkiye'de çocuklara yönelik yayınların Tanzimattan sonra giderek arttığına yukarıda
değinilmişti. Cumhuriyetten sonra da bu artış devam etmiştir. Ancak bu iki dönem
arasında bazı belirgin farklar göze çarpmaktadır. En başta cumhuriyetten önce
sadece çocuklar için yayın yapmanın önemi üzerinde yoğunlaşılmış, cumhuriyetten
sonra ise «çocuk edebiyatı» kavramı üzerinde durulmaya, akademik anlamda çocuk
edebiyatının eğitim boyutu üzerinde araştırmalar yapılmaya ve bu bağlamda birtakım
teorik ve akademik kitaplar yazılmaya başlanmıştır. Bu tür kitapların ağırlıklı olarak
son yarım yüzyılın, hatta son çeyrek yüzyılın ürünleri olduğu da dikkatlerden kaçmaz.
Bu kitaplarda çoğunlukla dünya çocuk edebiyatı ile Türk çocuk edebiyatının tarihçesine
kısaca değinilmiş, daha çok çocuk edebiyatının genel vasıfları, çocuk edebiyatı
türleri ve bu türlerin örnekleri, çocuk edebiyatı ürünlerinin eğitim işlevi, bu
eserlerin çocukların eğitimindeki yeri ve önemi, çocuk kitaplarında aranması gereken
vasıflar gibi konular üzerinde durulmuştur. Bu kitaplar ilk baskı yıllarına göre
aşağıda sıralanmıştır:
H E C E
1. bs. KİTAP ADI
1954 Türkçe Çocuk Edebiyatı
1966 Örnekleriyle Çocuk Edebiyatımız
1975 Çocuk Edebiyatı ve Çocuk Kitapları
1977 Çocuk Edebiyatı
1987 Çocuk Edebiyatı
1994 Çocuk Edebiyatı
1997 Çocuk Edebiyatı
1998 Cumhuriyet Devri Çocuk Edebiyatı
1998 Çocuk ve Edebiyat
2000 Eğitim Fakülteleri İçin Çocuk Edebiyatı
2000 Uygulamalı Çocuk Edebiyatı
2000 Çocuk Edebiyatı
2001 İkibine Doğru Çocuk Edebiyatımız
2002 Örneklerle Çocuk Edebiyatı
2002 Çocuk Edebiyatı
2002 Çocuk Edebiyatı
2002 Yaratıcı Çocuk Edebiyatı
2002 Meşrutiyet Dönemi Çocuk Edebiyatı: Şiir
2002 Çocuk ve Edebiyat
2003 Çocuk Edebiyatı
2003 Çeviri Çocuk Edebiyatı
YAZAR
Kemal Demiray
Enver Naci Gökşen
Meral Alpay-R. Anhegger
A. Ferhan Oğuzkan
Turhan Baraz
Haz. M. Ruhi Şirin
Öner Ciravoğlu
Zeki Gürel
Necdet Neydim
Hüseyin Tuncer- Mehmet Yardımcı
İbrahim Kıbrıs
A. Yaşar Zengin-Nesrin Zengin
Zeki Gürel
Recep Nas
Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş
Tacettin Şimşek
Hasan Güleryüz
Cüneyd Okay
Sedat Sever
Necdet Neydim
Necdet Neydim
Türkiye'de üniversitelerde "Çocuk Edebiyatı"nın ders olarak okutulmasına son
20-30 yılda ağırlık verildiğini biliyoruz. Zaten yukarıda adı geçen "çocuk edebiyatı"
kitaplarının çoğu da üniversite öğretim üyeleri tarafından bu süreç içinde kaleme alınmıştır.
Konuya verilen önem artmakla birlikte yine de bu dersin bugün için bütün üniversitelerimizdeki
durumunun ne olduğu konusunda ciddî bir araştırma yapmak, bu
konudaki eksiklikleri ve yapılabilecekleri değerlendirecek bir rapor hazırlamak gerekliliği
de gün gibi aşikârdır. Bu arada çocuk edebiyatı dersinin Türk eğitim sistemindeki
başlangıcı ve gelişimi hakkında da ayrı bir çalışmaya ihtiyaç olduğu kesindir.
Türk Çocuk Edebiyatı Tarihine Katkı
Cumhuriyetin ilânından sonra Çocuk Edebiyatı'na, çocuklara yönelik yayınlara
eskiye nazaran daha fazla önem verildiği, bu sahadaki yayınların bir hayli arttığı görülür.
Ancak yukarıda da söz edildiği üzere ne yazık ki bugüne kadar çocuk edebiyatımızın
cumhuriyet öncesi ve sonrasının geniş çaplı bir profili çizilmemiştir. Hatta
Türk çocuk edebiyatı tarihi adına kaleme alınan yazıların ve bazı kitaplardaki kısa
bölümlerin çok yetersiz olduğu da gözlerden kaçmaz. Diğer taraftan Türk çocuk edebiyatı
tarihi alanına önemli katkıda bulunan yetkin eserlerin sayısı ise bir hayli azdır.
Bunların en temel özelliği Türk çocuk edebiyatını bütüncül açıdan değil de sadece
belli tarihi dönemleri ele almak bakımından değerlendirmiş olmalarıdır. Bunlardan
birkaçı Cüneyd Okay'ın Eski Harfli Çocuk Dergileri, İsmet Kür'ün Türkiye'de Süreli
Çocuk Yayınları, yine Cüneyd Okay'ın Meşrutiyet Dönemi Çocuk Edebiyatı: Şiir,
Zeki Gürel'in Cumhuriyet Devri Çocuk Edebiyatı ile her ikisini de Hülya Argunşah
Hanım'ın çalıştırdığı iki yüksek lisans tezidir: Gülünaz Pehlivan, 1860-1928 Yılları
Arasında Yayınlanan Çocuk Kitapları, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler EnstitüH
E C E
sü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 1993; Öztürk Emiroğlu, Tanzimat'tan
1928'e Kadar Yayımlanan Çocuk Gazete ve Dergileri Üzerine Bir İnceleme,
Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
Kayseri 1992.
Kapsamlı bir Türk çocuk edebiyatı tarihinin yazılması noktasında bugünkü mevcut
çocuk edebiyatı kitapları ile çocuk edebiyatı tarihine diğerlerine göre daha fazla
yer ayırmış olan şu çalışmalar da katkıda bulunacaktır: Uygulamalı Çocuk Edebiyatı
(İbrahim Kıbrıs), Çocuk Edebiyatı (Haz. Mustafa Ruhi Şirin), Çocuk Edebiyatı
(Tacettin Şimşek).
Bu bölümde sonuç olarak Türk çocuk edebiyatı tarihinin yazımının çok geciktiğini,
yukarıda adları sıralanan çalışmalar dikkate alınarak kapsamlı bir Türk çocuk
edebiyatı tarihinin yazımına bir an önce eğilmek gerektiğini belirtelim.
Sivil Toplum Örgütleri ve Çocuk Edebiyatı
Türkiye'de çocuk kitapları yayınlayan birçok yayınevi olmasına rağmen çocuk
edebiyatı ile ilgilenen sivil toplum örgütlerinin sayısı oldukça azdır. Bugün için dernek
veya vakıf olarak bu yönde önemli faaliyetleri olan -tespit edebildiğimiz- sivil
toplum örgütleri ve bunların kuruluş tarihleri şöyledir: Çocuk Vakfı (1990), Çocuk
Yayınları Derneği (1994), Çocuk Edebiyatçıları Birliği Derneği (?), Çocuk ve İlkgençlik
Kültürü ve Edebiyatı Araştırmacıları Derneği (1999).
Dikkat edilirse bu örgütlerin kuruluş tarihleri çok eskiye gitmemektedir. Kanaatimizce
bu tür sivil toplum örgütleri gelecekte hem daha çok artacak hem de çocuk
edebiyatıyla daha yakından ilgileneceklerdir. Yani mevcut STK'ların çocuk edebiyatı
ile çok yakından ilgilenmedikleri de anlaşılmaktadır. Çok yakından ilgilenmemektedirler,
çünkü bu örgütler Türkiye çapında kendilerini tanıtmak, yoğun bir faaliyet
programına sahip olmak ve çocuk edebiyatı ile ilgili gerçekleştirdikleri bu faaliyetlerle
hatırı sayılır bir gündem oluşturmak noktasında çok başarısızdırlar.
Cumhuriyet döneminde çocuk edebiyatı alanında bunlara ek olarak başka girişimler
de olmuştur. Bunlardan biri bazı dergilerin çıkardıkları çocuk edebiyatı özel
sayılarıdır. Bu özel sayılardan bazılarının -dillendirilmeyen- farklı amaçları olsa bile,
bunlar genel anlamda "çocuk" ve "edebiyat" konusunun gündemde kalmasını, sorunların
tartışılmasını, bu konuda neler yapılabileceğine dair önerilerin öne sürülmesini
sağlamak bakımından önemlidirler. Diğer taraftan birincisi 1937'de yapılan I.
Yayın Kurultayı, ikincisi 1975'te yapılan II. Yayın Kurultayı ile farklı tarihlerde düzenlenen
seminerler, sempozyumlar ve verilen ödüller de çocuk edebiyatı alanında
cumhuriyet tarihi boyunca gerçekleştirilen etkinlikler olarak dikkate alınmalıdır.28
Aslında Türkiye'de çocuk edebiyatının daha bir önem kazanması, tartışılması, gündemi
işgal etmesi 1979 yılının "Çocuk Yılı" olarak kabul edilmesiyle gerçekleşmiştir.
Tabiî Türkiye'de "Çocuk Yılı" münasebetiyle gerçekleştirilen etkinlikler ve bu
etkinliklerin çocuk edebiyatının gelişmesine ne gibi bir katkısı olduğu ayrı bir çalışma
olarak ele alınmayı beklemektedir.
H E C E
SONUÇ
Yukarıda hemen her başlık altında bir taraftan durum tespiti yapmaya çalıştık, bir
taraftan da eksiklikleri göz önüne alarak birtakım önerilerde bulunduk. Bu tespit ve
önerilere ek olarak Türkiye'de çocuk edebiyatının tarihsel serüveni içinde şu konuların
da araştırılması gerektiğini belirterek yazımıza son noktayı koymuş olalım:
Çocuk kitapları ve süreli yayınlarından hangileri gerçekten «çocuk edebiyatı»nın
sınırları içinde yer almaktadır?
Türkiye'de okul öncesi çocuk edebiyatı ve kitaplarının durumu nedir?
Televizyon ve radyolarda düzenlenen çocuk programları çocuk edebiyatının tarihi
serüveni içinde ne gibi bir rol oynamıştır/oynamaktadır?
Türkiye'de çocuk edebiyatının gelişiminde başlangıçtan bugüne yayınevlerinin
katkısı ne olmuştur?
Türkiye'de çocuk edebiyatının gelişiminde din, ideoloji gibi faktörlerin rolü ne
olmuştur?
Çocuk edebiyatımızın gelişiminde piyeslerin tarihi serüveni nasıldır?
Cumhuriyet öncesi ve sonrasına ait çeviri çocuk kitaplarının tam bir dökümü yapılmalı
mıdır?
Bu çalışmada bilmeyerek yapılan hatalar olabilir. Zira kapsamlı, uzun soluklu ve
çok titiz bir Türk Çocuk Edebiyatı Tarihi yazılmadığı sürece hem cumhuriyet öncesi
hem de cumhuriyet sonrası Türk çocuk edebiyatının seyrini ortaya koymaya çalışan
bu tür çabalar daima eksik kalacak ve birtakım küçük büyük yanlışları içinde barındıracaktır.
* Bu yazıyı hazırlarken görüş, öneri ve düzeltmeleriyle bana yol gösteren sayın hocalarım Prof. Dr. Mustafa
ÖZBALCI ve Doç. Dr. Şaban SAGLIK'a teşekkür ederim.
1 Söz gelişi 2000 yılında yayınlanan "Türkiye'de Çocukla İlgili Kurum ve Kuruluşlar Rehberi"nde yer
alan üniversitelerimizdeki eğitimle ilgili bölümler arasında Çocuk Edebiyatı Anabilim Dalı'nın olmadığı
görülmektedir. Bu rehberde ilgi alanına "çocuk edebiyatı"nın da girdiğini düşündüğümüz tek bir
resmî kurum adı geçmektedir: Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi.
Bu kurum ve kuruluşlar için bk. Türkiye'de Çocukla İlgili Kurum ve Kuruluşlar Rehberi, Hazırlayanlar:
Bekir Onur-Müge Artar, Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi
Yayınları, Ankara 2000, s. 191-203.
2 Türkiye'de bir Çocuk Edebiyatı Enstitüsü'nün kurulması gerekliliği daha önce de dillendirilmiştir. Bk.
Fahri Temizyürek, "Çocuk Edebiyatı Enstitüsü Kurulmalıdır", Çağdaş Eğitim, S. 202, Eylül 1994.
3 http://www.cocukvakfi.org.tr
4 Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş, Çocuk Edebiyatı, Akçağ Yayınları, Ankara 2003, s. 24-25. Ayrıca
bk. Tacettin Şimşek, Çocuk Edebiyatı, Rengarenk Yayınları, Ankara 2002, s. 262-264; İnci Enginün,
"Çocuk Edebiyatına Toplu Bir Bakış", Türk Dili (Çocuk Edebiyatı Özel Sayısı), c. 49, S. 400, Nisan
1985, s. 188-189.
5 Bk. Millî Kütüphane tarafından Nüvis Beşerî Araştırmalar ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne hazırlattırılan Eski
Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası CD'si; M. Sabri Koz, "Jules Verne'in Türkçedeki
Serüveni/Seçme Kaynakça", Kitap-lık, S. 44, Kasım-Aralık 2000, s. 151-160.
6 Bu çevirilerin toplu bir bibliyografyası için bk. M. Sabri Koz, agm, s. 151-160.
7 Bk. Eski Harfli Türkçe Basma Eserler Bibliyografyası CD'si.
ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT: Bu bibliyografya çalışmasında çok önemli ve büyük bir hata yapılmıştır.
Eski harfli kitaplarda kullanılan ve baskı yıllarını gösteren tarihler hicrî olarak gösterilmiş, hicrî olduH
E C E
ğu düşünülen bu tarihler hazırlayıcılar tarafından milâdîye çevrilmiştir. Oysaki bu tarihler rumîdir. Tabiî
böyle olunca birçok eserin baskı tarihi yanlış verilmiştir. Söz gelişi bazı kaynaklarda Türkçede ilk
Jules Verne çevirisi olarak gösterilen ve Ohannes Gokasyan tarafından çevrilen Kaptan Hatras'ın Sergüzeşti'nin
basım yeri ve yılı "Bursa 1294 (hicrî) 1877 (milâdî)" olarak verilmiştir. Gerçekten de hicrî
1294 yılı milâdî 1877'ye tekabül etmektedir, ancak bilindiği üzere eski harfli gazete, dergi ve kitaplarda
kullanılan basım tarihleri rumî takvime göre verilmekteydi. Böylece verilen 1294 tarihinin hicrî
değil, malî (rumî) yılı gösterdiği ve bunun da milâdî olarak (1878/1879) yılına tekabül ettiği anlaşılır.
Bu durumda söz konusu çeviri 1294 rumî yılının mart-aralık aylarında basılmışsa 1878, ocak-şubat aylarında
basılmışsa 1879 yılına ait demektir. Eskiden kitapların hangi ay basıldığı belirtilmediği için
1294 tarihinin milâdî karşılığını 1878 olarak kabul etmek daha doğru görünmektedir. Diğer taraftan bu
bibliografya CD'sinde çevireni belirtilmeyen ve basım yıl "1292 (hicrî) 1875 (milâdî)" olarak verilen
Seksen Günde Devr-i Âlem'in Türkçeye çevrilen ilk Jules Verne romanı olduğu görülmektedir. Üstelik
burada aynı hatadan kaynaklanan tarih yanlışı da söz konusudur. Yani 1292 tarihi hicrî değil, rumî
olmalıdır ve miladî olarak 1876'ya tekabül etmektedir. Bk. Faik Reşit Unat, Hicrî Tarihleri Milâdî
Tarihe Çevirme Kılavuzu, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1988.
8 Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş, age, s. 24-35
9 M. Sabri Koz, "Bazı Eski Basma Kaynaklardan Hasreddin Hoca Üzerine Notlar", Yedi İklim (Nasreddin
Hoca Özel Sayısı), S. 138-139, Eylül-Ekim 2001, s. 45.
10 Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş, age, s. 24-25.
11 M. Sabri Koz, "Bazı Eski Basma Kaynaklardan Hasreddin Hoca Üzerine Notlar", Yedi İklim (Nasreddin
Hoca Özel Sayısı), S. 138-139, Eylül-Ekim 2001, s. 45.
12 A. Ferhan Oğuzkan, Çocuk Edebiyatı, Emel Matbaacılık Sanayii, 3. bs., Ankara 1983, s. 217-218.
13 Muharrem Ergin, Dede Korkut Kitabı, 22. bs., Boğaziçi Yayınlan, İstanbul 2001, s. 5.
14 Cüneyd Okay, Eski Harfli Çocuk Dergileri, Kitabevi, İstanbul 1999; s. 216-217. Aynca bk. İsmet
Kür, Türkiye'de Süreli Çocuk Yayınları, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara 1991, s. 555; Ahmet
Balcı, "Bir Okuma Materyali Olarak Çocuk Dergileri ve Çocuklara Rehber", Türklük Bilimi
Araştırmaları (Türkçenin Öğretimi Özel Sayısı), S. 13, Bahar 2003, s. 322-323; Alemdar Yalçın-Gı
yasettin Aytaş, age, s. 238-241.
15 Nuri Akbayar, "Ansiklopediciliğimizin İlk 80 Yılı", Türkiye'de Dergiler Ansiklopediler (1849-
1984), Gelişim Yayınları, İstanbul 1984, s. 227-229.
16 Bk. Hasan Güleryüz, Yaratıcı Çocuk Edebiyatı, Pegem A Yayıncılık, 2. bs., Ankara 2003, s. 86-87; Kemal
Demiray, Türkçe Çocuk Edebiyatı, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1975, s. 87, 89-90, 92, 94-95;
Alpay Kabacalı, "Çocuk Edebiyatı", Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, c. 3, s. 607-610'dan
aktaran Öner Ciravoğlu, Çocuk Edebiyatı, Esin Yayınevi, İstanbul 1997, s. 17-21; Fatih Erdoğan, "Top
lumsal Tarihimizde Çocuk Edebiyatının Yeri", Toplumsal Tarihte Çocuk, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,
İstanbul 1994, s. 86-87; Meral Alpay, "Türk Çocuk Edebiyatı", Kütüphane: Dünü Yarına Bağlayan
Köprü, Türk Kütüphaneciler Demeği İstanbul Şubesi Yayınları, İstanbul 1991, s. 15-18.
17 Cumhuriyetin ilk çeyrek diliminde birçok La Fontaine çevirisi yapılmıştır: Siraceddin Hisarcıoğlu
(Çocuklarıma Hikâyeler-1928), Mahmut Cevdet (La Fontaine'in Dalgınlıkları-1931), Emil Bavan (La
Fontaine'in Seçilmiş Hikâyeleri-1932), Vasfi Mahir Kocatürk (La Fontaine'den Hikâyeler-1934), Cazibe
Soydaş-Cemal Özkaynak (Resimli La Fontaine Öyküleri-1936). Bk. Tacettin Şimşek, age, s. 268.
18 Bk. M. Sabri Koz, agm, s. 155-156; Necdet Neydim, Çocuk ve Edebiyat, Bu Yayınevi, Istanbul 1998,
s. 38.
19 Bk. "Çeviri Çocuk Edebiyatı Kaynakçası-I", Metis Çeviri, S. 15, Bahar 1991; "Çeviri Çocuk Edebiyatı
Kaynakçası-II", Metis Çeviri, S. 16, Yaz 1991.
20 Bk. Necdet Neydim, age, s. 38.
21 Çocuk Edebiyatı, Haz. M. Ruhi Şirin, Çocuk Vakfı Yayınlan, İstanbul 1994, s. 87-91.
22 İbrahim Kıbrıs, Uygulamalı Çocuk Edebiyatı, Eylül Kitap ve Yayınevi, Ankara 2002, s. 11-19.
23 Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş, age, s. 26; A. Ferhan Oğuzkan, age, s. 100-101; İbrahim Kıbrıs,
age, s. 11-19.
24 Tacettin Şimşek, age, s. 268-269.
H E C E
25 Bk. Şeyma Gencel, "Çocuk Dergileri", Türkiye'de Dergiler Ansiklopediler (1849-1984), Gelişim
Yayınları, İstanbul 1984, s. 188-202; Alemdar Yalçın-Gıyasettin Aytaş, age, s. 241-268; Tacettin
Şimşek, age, s. 266.
26 Çocuk Edebiyatı, Haz. M. Ruhi Şirin, s. 83.
27 Tacettin Şimşek, age, s. 267.
28 İbrahim Alâettin Gövsa, "Çocuk Edebiyatı", Tedrisat Mecmuası, S. 48, Eylül 1919, s. 274-281; S.
50, Kasım 1919, s. 370-377.
29 İbrahim Kıbrıs, age, s. 8-10.
30 Bu özel sayılar ve etkinlikler hakkında önemli bir değerlendirme için bk. Selim Uğurlu, "Çocuk Edebiyatımız
İçin Elli Yıllık Notlar", Çocuk Edebiyatı Yıllığı 1987, Gökyüzü Yayınları, İstanbul 1987,
s. 632-646.

atasözleri - dilek erenoğlu

GÜVÂHÎ’DEN GÜNÜMÜZE ATASÖZLERİ VE DEYİMLER*
Dilek ERENOĞLU**
ÖZET
Edebiyatımızda öğüt vermek amacıyla kaleme alınmış pek çok eser vardır. Nasihat-nâme adıyla anılan bu eserler, halkı ya da devlet yöneticilerini ahlak yönünden olgunlaştırmayı, onların sosyal davranışlarını düzenlemeyi ve erdemli kılmayı amaçlayan değerlerdir. Bu eserler manzum veya mensur ya da manzum-mensur olarak yazılmışlardır. Güvâhî’nin Pend-nâme’si 16. asırda kaleme alınmış manzum bir eserdir. Bu eser, pend-nâmeler arasında atasözlerine en çok yer vermiş olanlar arasındadır. Eserin üçte biri atasözleri ve deyimlerden meydana gelmiştir.
Anahtar sözler: Güvâhî Pend-nâme atasözleri deyimler öğüt
PROVERBS AND IDIOMS SINCE GÜVÂHÎ UNTIL TODAY
ABSTRACT
We have a lot of works of art written for advising. These works of art called as “nasihat-nâme” are the values that aim to enlighten people and statesmen in morals, to regulate social behaviors and to make them virtuous. They are written in verse miscellaneous or in both. Pend-nâme by Güvâhî caries these characteristics, too. Proverbs forms almost one third of the whole script. Pend-nâme by Güvâhî written in 16th century is an art work of verse. This work is among the ones that included proverbs much more than the others. One third of the work is composed of proverbs and idioms.
Key words: Güvâhî Pend-nâme proverbs idioms advice
İnsan, psikolojik varlığını sosyal bir varlık olmak yoluyla güçlendirmek, yaşam alanını genişletmek ve aynı zamanda zarar görmemek üzere hak ve hukuk kavramlarını geliştirmiştir. Sonuçta, kanuna bağlanan hukuk yapısı ile halkın sözlü kanun olarak yaşattığı iki ayrı sistem birlikte ve birbirini destekleyerek toplum varlığını sürdürmeyi sağlayan otorite unsurları olmuştur. Devlet kontrolünde yazılı hukuk sistemi, halk kontrolünde gelenek ve görenekler yaşamı düzenlemiştir. Gelenek ve görenekler, ortaklaşmış, tecrübeye dayalı yaşam kalıplarıdır; kanunları atasözlerinde yaşamaktadır. “Atasözleri, duygu, düşünce ve hayat görüşlerimizin binlerce yıl içinde geçirdiği deneyimlerle kazanılan, halkın yazılı olmayan anayasası gibidir.” (Alizade, 1965, s. 13)
Varlık ilişkilerinde hayat tecrübeleri, sosyal hayatı düzenlemek üzere insana ışık tutmuştur. Bu hayat tecrübeleri, hataların tekrarlanmasını engellemek ya da önerilerde bulunarak seçim yapılmasını sağlamak üzere küçük söz kalıplarına dönüşmüş, nesilden nesle aktarılan kısa ve estetik söz birimleri hâlini almışlardır. Yaşama bilgisini zamanın şartlarına göre biçimlendirerek aktaran atasözleri ve deyim adı verilen bu en eski sözlü anlatım kalıpları insan yaşantısını düzenlemede çok önemli bir yere sahiptir.
A. Atasözleri ve Deyimler
I. Atasözleri
Her millet, kendine özgü yaşam felsefesini atasözleri adlı küçük kalıplara sığdırmış ve bu küçük ifade birimlerini insan hayatını düzenlemeye araç etmiştir. Ortak kültür birikimleri ile beslenerek meydana gelen ve kültür yoluyla sezilen atasözleri, bir milletin kültür yapısını resimleyen belgelerdir. Ömer Asım Aksoy’un da belirttiği gibi; “Atasözleri sosyoloji, felsefe, tarih ve ahlaki yönden incelenmesinin yanı sıra psikolojik yönden inceleme ve araştırma konusu edilmeye değer millî varlıklar deyiş güzelliği, anlatım gücü, kavram zenginliği bakımından çok önemli dil yapılarıdır.” (Aksoy, 1965, s. 13)
Yüzyıllardan süzülen bu sözlü kuralları yani atasözleri hazinesini bir araya toplamak gelenek hâlini almıştır. Geçmişten günümüze pek çok bilim adamı, yazar ve şair, atasözlerini kitap hâline getirmiştir. (Özön, 1956, s. III) “Atasözlerini belli bir düzen içinde (alfabetik veya
* Bu yazı Dilek Erenoğlu, Pend-nâme Güvâhî (Dil İncelemesi), Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Afyon, 1997 Yüksek Lisans tezinden hazırlanmıştır.
** Dr. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1151
konularına göre) toplayan kitaplar da XV. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlanmıştır.”(Alizade, 1992, s. VIII) Çok uzun ve derin bir geçmişe sahip olan Türk edebiyatında atasözleri dünyanın en eski atasözleri hazineleri arasındadır. Türk atasözlerini psikolojik yönden inceleyen İhsan Kurt’a göre, “Türk atasözlerinin, toplumsal ilişkilerde ve yaşayışta Türk insanının çoğunluğunun fikrine, düşüncesine tercüman olması, bu sözlerin değerini bir kat daha artırmaktadır.” (Kurt, 1991 s. 6) Atasözleri liste, sözlük, ya da hikâye formunda kaleme alınmıştır. Alfabetik olarak, konularına veya bölgelerine göre listelenen atasözlerinin yanında bazı şiir formları içinde kullanılmış atasözleri de vardır. “Az sözle çok şey anlatma, barındırdıkları söz ve anlam sanatları bakımından dilin en çarpıcı kullanımlarındandır. Bu yüzden şairler, sık sık bunlardan yararlanırlar.” (Ulucan, 2005, s. 50) Atasözleri bazen serpiştirilmiş olarak bazen de bir hikâyeye dayandırılarak bir şiirde yer almışlardır. Bu tür eserlerde, V. Yarman’a göre “Atasözleri şiire, şiir atasözlerine dönüşmüştür.” (Yarman, 1976, s. 180)
Doğan Aksan, atasözlerini “çoğunlukla bir cümle biçiminde oluşarak bir yargı anlatan, kimi zaman ölçü ve uyakla, söyleyiş açısından daha etkili olamaya yönelen sözlerdir” tanımını yapar. (Aksan, 1998, s. 38)
“Atasözü” terimi, Eski Türkçede sav, daha sonra da darb-ı mesel, mesel, emsâl, hikmet, hisse, pendnâme, nasihatnâme adları ile karşılanmıştır.
Atasözleri nasihat içerikli olduğundan bu ad, tür ve eser adı olarak da kullanılmıştır. “nasihat” Arapça “halis, samimi, katıksız olmak; kin, hile ve aldatmanın zıddı olarak iyilik yapmak, dürüst davranmak, doğrulamak” anlamındadır. Kelime hadis dilinde “kendisine nasihatta bulunan kişiye hayır dilemek” anlamı da taşımaktadır. Arapça “ıza ve va’z”, Farsça “pend” kelimeleri de “nasihat” kelimesinin karşılıklarıdır. Arapça olan “va’z” kelimesi, “dinî öğüt” anlamının yanında “bir kimseye kalbini yumuşatacak, kendisini iyiliğe sevkedecek sûrette söz söyleme” anlamını taşır. Nasîhat-âmîz “kendisinden öğüt alınacak söz”, nasîhat-ger “öğüt veren, nasîhat-kâr “öğüt veren”, nasîhat-pezîr “öğüt dinler”, nasîhat-nâ-pezîr “öğüt dinlemez”, pend-kâr “nasihat eden, öğüt veren” anlamlarındadır. (Arslan, 2004, s. .3) “Pendname, genel bir bakışla İslâmî bir temele dayanan ahlâk ve adap kaidelerini kısa formüller hâlinde gençliğe aşılamak maksadıyla yazılmış didaktik eserdir.” (Attar, 1985, s. 6)
Özkul Çobanoğlu, atasözlerini eşitleme ve sebebiyet belirten özelliklerine göre olumlu ve olumsuz ilişkiler içinde dört gruba ayırır: 1. Olumlu eşitleme 2. Olumsuz eşitleme 3. Olumlu sebebiyet 4. Olumsuz sebebiyet. Ona göre, bu değişkenlerin her biri tek bir cümle ya da birden fazla cümle yapısı ile atasözünü meydana getirmektedir. (Çobanoğlu, 2004, 11)
II. Deyimler
Eski çağlardan beri “ıstılah” ve “tâbir” adlarıyla da kullanılmış olan deyimler kısa ve özlü anlatım şeklilleridir. Anlatım derinliğine ihtiyaç duyulduğunda kullanılan deyimler anlatıma bir derinlik, canlılık ve söyleyiş güzelliği katarlar.
“Deyimler asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir. İki veya daha çok kelimeden kurulu bir çeşit dil ifadesi olan bu sözler duygu ve düşüncelerimizi, dikkati çekecek biçimde anlatan isim, sıfat, zarf, basit ve birleşik fiil görünüşlü gramer unsurlarıdır.” (Elçin, 1986. s. 642)
Doğan Aksan, deyimi, belli bir kavramı, belli bir duyguyu ya da durumu dile getirmek için birden çok sözcüğün bir arada, seyrek olarak da tek bir sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşan sözler olarak tanımlar. (Aksan, 1998, s. 35)
Ali Öztürk, deyimleri meydana gelişleri bakımından üçe ayırmaktadır: a) Fıkralardan kaynaklanan deyimler b) Toplum hayatında sıkça yaşanan olayları ifade eden kavramlar c) Gelenekleşmiş tutumları, zetleyen tanımlayan kavramlar. (Öztürk, 1986, 321)
Deyimler anlam ve yapı bakımından iki grupta incelenebilr:
a) Anlam Bakımından: 1. Bazı deyimlerde deyimi meydana getiren sözlerden biri ya da hepsi kendi anlamı dışında kullanılırken bazılarında sözler gerçek anlamlarında kullanılır. (Cümle halinde bulunan deyimlerin sözleri gerçek anlamlarında kullanılır.) 2. Deyimler bazen mantık dışı veya abartılıdır. Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
1152 Dilek ERENOĞLU
b) Yapı bakımından: 1. Masdar halinde olanlar 2. Cümle halinde bulunanlar. (Genellikle atasözleri ile karıştırılabilirler) 3. Fiil kipleri ile kullanılanlar. ( En yalın, en küçük deyimlerdir.) 4. İsim veya fiil çekimine girenler
Deyimler kalıplaşmış yapılardır, deyimi oluşturan sözler değiştirilemez.; ancak ağız özelliklerinden etkilenen deyimlerde bazı sözler değişebilir.
B. Pend-nâme
I. Nazım Türü
Eski Yunan döneminde Sokrates’ten beri dinlerde ve öğretilerde ahlâka özel bir yer ve değer verilmiştir. İslâm çağında da özellikle din ve tasavvuf kaynaklı ahlâk kitapları oldukça çoktur. Bu yüzden bu dönemdeki ahlâk kitaplarının çoğunda din ve tasavvuf çizgileri kolaylıkla birbirinden ayrılamaz.
A. Sırrı Levend, bu çağda yazılan ahlâk kitapları üzerinde konularına ve amaçlarına göre bir sınıflandırma yapmıştır: Genel ahlâk, siyaset-nameler, nasihat-nâmeler, mevıza yollu eserler, ahlâki güzel sözler, fütüvvet-nâmeler, kabus-nâme çevirileri. Levend, bu sınıflandırma içinde nasihat-nâmelerin konularının genel ahlâka dair ve ortak olduğunu değişikliğin sadece şekilden ibaret olduğnu belirtir. (Levend, 1988, s. 96)
Edebiyatımızda iyi davranışa yönlendirici ve böylece toplumu düzenleyici özellik taşıyan eserler üzerinde önemle durulmuştur. Bunların bir kısmı hükümdarlar için kaleme alınmış olan siyaset-nâmelerdir. Bu eserlerde Hükümdarda bulunması gereken vasıflar belirtilir, halkın durumu anlatılır ve kötü yönetimin sonuçlarından bahsedilir. (Levend, 1988, s.168)
Bir başka edebiyat türü olan vasiyet-nâmeler öğüt vermek amacıyla yazılmış eserlerle ortaklık taşır. Bekir Çınar, tasavvufi anlamda verilen vasiyet tanımını, edebiyatımızda “öğüt verici özellikte yazılmış olan didaktik eserler şeklinde adlandırılan nasihat-nâme” tanımına daha çok uygun bulmakadır. Bununla birlikte siyaset-nâme, vasiyet-nâme ve nasihat-nâmelerin konu bakımından birbirine benzer özellikler gösterdiği sonucunu da çıkarmıştır. Ona göre, şekil bakımından da birbirine benzeyen bu türlerden sadece vasiyet-nâmeler, mensur yazılması yönüyle diğerlerinden ayrılmaktadır. (Çınar, 2003, s. 116-117)
Edebiyatımızda yazılan nasihat-nâme eserlerinin bir kısmı pend-nâme adını taşımaktadır. Bu gelenek Ferüdüddin Attar’ın Pend-nâme adlı eserinin model olarak alınmasından dolayı meydana gelmiştir.
Genellikle “nasîhat-nâme ve pend-nâme” adlarıyla yazılan öğüt kitapları, “bahr-ı nasâyih, ahlâknâme, bûstân-ı nasâyıh, te’dîbnâme, nasâyih-i şubbân, tehzîbü’ş-şiyem, âyîne-i nasîhat, öğüt risalesi, pend-i ricâl, mürşidü’l-ubbâd, ibretnâme, câmi’u’n-nesâyih, mir’atü’l-ahlâk vb.” isimlerle de karşımıza çıkmaktadır. (Arslan, 2004, s. 25)
Nasihat-nâmeler manzum, mensur veya manzum-mensur şekillerde kaleme alınmışlardır. Bu durumun sebebi manzum eserlerin akılda kalıcı özellik taşıması ile atasözlerinin yarı manzum karakterli yapılarının aynı yerde buluşmasındandır.
Çoğunlukla mesnevî nazım şekli ile kaleme alınmış bu eserlerde, tevhîd, münâcaat, na’t ve padişaha övgü bölümleri bulunmaktadır. Nasihatnamelerin bir kısmında doğrudan konuya girilir, başlıklar altında bölümler oluşturulur. Dinin insan hayatını dolayısıyla da sosyal hayatı düzenleyici özelliği, bu didaktik eserlerin çoğuna Kur’an ve hadisten alıntılar olarak yansımıştır.
II. Türk Edebiyatında Pend-nâmeler
Türk edebiyatında pek çok eserde atasözleri ve deyimler genellikle yan yana kaleme alınmıştır. Orhun Abideleri’nden bugüne uzun bir yol alan öğüt verme geleneğini yansıtan pek çok eser vardır. Bu eserler, halkı ya da devlet yöneticilerini ahlak yönünden olgunlaştırmayı, sosyal davranışları düzenlemeyi, insanı erdemli kılmayı amaçlayan değerlerdir.
Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig, Ahmed Fakih’in Çarh-nâme, Yunus Emre’nin Risâletü’-nushiyye, Hoca Mes’ud’un Ferheng-nâme-i Sa’dî, Müridî’nin Pend-i Rical, Azmî’nin Pend-nâme, Emirî’nin Nasihat-nâme, Ebuzziya’nın Durûb-ı Emsâl-i Osmâniye adlı eserleri gibi pek çok değerli eser verilmiştir. (Bkz. Kaplan, 1992, s. 23-68)
Orhun Abideleri’nde Türk milletine öğüt veren bir üslup vardır. Kutadgu Bilig’de bir yöneticinin nasıl olması gerektiği konusu öğütlerle anlatılmıştır. Divanü Lûgati’t-Türk’te Kaşgarlı Mahmut, atasözlerini de kullanarak öğütler vermiştir. Atabetü’l-Hakâyık, Ahmet Yesevî’nin Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1153
Hikmetleri, Yunus Emre’nin Risaletü’n-Nushiyye’si, Mevlânâ’nın Mesnevî’si insanlığın üstün meziyetlerle donanmasını sağlamak üzere söylenmiş öğütlerden meydana gelmiştir.
İslâm dininin kabul edilmesinden sonra yaygınlaşan öğüt kitaplarının kaynakları Kur’an ve hadisler yanında geleneklerdir. Mahmut Kaplan, çoğu medrese eğitimi almış bulunan şairlerin, esas itibarı ile bir öğüt dini olan İslâmiyet’in emir ve yasaklarını telkin etmek; insanları iyiye güzele doğru yönlendirmek; her bakımdan ahlâklı bireyler yetiştirmek; öldükten sonra okunduğunda hayırla anılmalarını sağlayacak türde eserler bırakmayı ilke edindiklerini belirtirmektedir. (Kaplan, 2002, s. 791)
Pend-nâmeler şekil bakımından nesir, nazım, nazım-nesir şeklinde kaleme alınmıştır. Nazımla yazılmış pend-nâmelerde nazımın neredeyse bütün şekilleri kullanılmıştır.
C. Güvâhî’nin Pend-nâme’si
I. Muhteva Özellikleri
Güvâhî’nin Pend-nâme’si Attâr’ın etkilerini taşıyan bir eser olarak aynı adı almış manzum bir öğüt kitabıdır. Türk kültürünün sahip olduğu atasözleri ve deyimlerin çokça kullanıldığı bu eser hem bir sözlük gibi âdeta o devrin bir atasözleri listesi olması hem de atasözleri ve deyimleri ölçülü bir şiir yapısı içinde kullanılmış olması bakımından önemlidir.
Mahmut Kaplan’a göre Güvâhî, bu öğütleriyle topluma yararlı, olumlu, iyiliksever, dürüst, alçakgönüllü, kanunlara uyan, devlete bağlı ve inançlı, kanaatkâr bir müslüman yetiştirmeyi hedef almış görünmektedir. (Kaplan, 1992, s. 42)
Güvâhî, Anadolu’da duyduğu bütün atasözü, deyim, fıkra ve masalları toplamış eserini bu derlemelerinden meydana getirmiştir. Müellif, bir atasözleri hazinesi olan eserinde, hikâye, fıkra ve masallar anlattıktan sonra kıssadan hisse çıkararak atasözleriyle öğütler vermiştir.
Şair, eserinde atasözlerini deyimleri yapılarını bozmadan bilinçli bir şekilde ve rahatça kullanmıştır. Bu özellik, dil ve ifade bakımından atasözlerinin yerli özellikler göstermesini sağlamıştır. Eser bu yönüyle üzerinde durulması gereken önemli bir eser olma özelliği kazanmıştır. 16. yüzyılda kaleme alınmış bu eser, içindeki atasözleri ve deyimlerin tamamına yakın kısmının günümüzde de kullanılmaya devam etmesi bakımından ayrıca değerlidir.
Eserde hadislere dayanan sözlerin yanında halk arasında kullanılan müstehcen atasözleri ve deyimler de kullanılmıştır.
Pend-nâme’deki atasözleri ve deyimlerin bir kısmının günümüzde de kullanılmaya devam edilmesinin yanı sıra geniş bir Türk coğrafyasında kullanıldığı görülmektedir. Tarih derinliği bakımından çok eski olduğu söylenebilecek olan bu millî kültür verimlerinin Türk şivelerinde ortak olanları, yanında * işareti ile gösterilmiştir.
Güvâhî’nin eserini beğenenlerin yanı sıra bazı bakımlardan eleştirenler de vardır. Dehri Dilçin, Güvâhî’nin Pend-nâme’yi yazmak için dünyaya geldiğini belirtmektedir:
“Bilhassa Pend-nâme-i Güvâhî atasözleri bakımından çok zengin ve emsalsizdir. Atasözlerini nazma geçmekte Güvâhî o kadar kudret göstermiş ve muvaffak olmuştur ki, kendisinin yalnız bu işi başarmak için dünyaya geldiği ve bu hususta kullandığı vezin de adeta atasözleri için hassaten icat edilmiş olduğu fikrini hatıra getirmektedir.”(Dilçin, 1945, s. 26)
Mustafa Özkan, Güvâhi’nin şiirlerinden onun pek kuvvetli bir şair olmadığı ancak onun atasözlerini ve deyimleri nazma geçirmede maharet sahibi olduğu kanaatindedir.(Özkan, 1983, s. .225)
Latîfî de Tezkiresi’nde Güvâhî’nin nazmında incelik ve gazellerinde hemen hiç zarafet olmadığını belirtmiştir. (Canım, 2000, s. 471)
Kemal Eyüboğlu ise “Görünüşe göre çağının gidişine uyarak atasözlerini “berceste” kalıpları içinde ağdalı bir dile çeviren Güvâhî, Hıfzî, Vâcid gibi tek tük ozanların çabası, kendi zamanlarında bile kâğıt üstünde kalmıştır” görüşü ile Güvâhî’nin eserinde kullandığı dili eleştirmektedir. (Eyüboğlu, 1973, s. V)
II. Şekil Özellikleri
Güvâhî eserinin adını Pend-nâme olarak koyduğunu şu beyitle belirtmiştir: oluban Pend-nâme adı bunun
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
1154 Dilek ERENOĞLU
pür olsun her mezaka dadı bunun
Latîfî’nin Tezkire’sinde bu eser hakkında şu bilgiyi vermektedir: “Güvâhî, Türkçe atasözlerinin çoğunu nasihat ve öğüt yoluyla nazmedip adını Güvâhî Pend-nâmesi koydu.” (Canım, 2000, s.471)
Eserin yazıldığı tarih ile ilgili olarak eserin sonunda, H.933/M.1526 tarihinde tamamlandığını belirten bir ibarenin bulunması bu bilgiyi sağlamaktadır.
Mesnevî nazım şekli ile kaleme alınmış eserin vezni, hezec bahrinden mefâilün/mefâilün/feûlün’dür. Atasözlerinin yapılarının bozulmadan nazma uygulanmış olması metinde fazlaca imâle yapılmasına sebep olmuştur.
Eser, rika ile yazılmıştır, 64 varaktır, 1607 beyitten meydana gelmektedir. Beyitlerin 463 tanesi atasözleri ve deyimler üzerine kurulmuştur.
Mehmet Hengirmen, eserin atasözleri bakımından ne kadar zengin olduğunu, eserde 450 atasözü ile 50 kadar da kaynaklarda karşılığını bulamadığı atasözü tespit ettiğini belirtmektedir. (Hengirmen, 1983, s. 12)
Samed Alizade, Oğuznâme ile Türkiye’de yayınlanmış atasözlerine ait bazı eserler üzerinde bir karşılaştırma yapmış ve Güvâhî’nin Pend-nâme’sindeki 475 atasözünden 220’sinin ortak olduğunu tespit ettiğini belirtmiştir. (Alizade, 1992, s. IX) Alizade, tespit ettiği ortak atasözlerini beyit numaralarıyla birlikte bir tablo üzerinde göstermiştir. (Alizade, 1992, s. XIII)
Güvâhî, gerek başından geçen olayları gerekse gördüğü, bildiği, duyduğu olayları hikâye ederek, masal veya fıkra aktararak, kıssadan hisse çıkararak anlatmış sonunda da atasözleriyle öğütler vermiştir. Eserde hikâye anlatmaya başlayacağında “hikâyet” ya da “rivâyet”, fıkra anlatacağında “latife”, şikâyet edeceğinde “şikâyet”, başka bir konuya geçeceğinde “fasıl”, öğüt vereceği zaman ise “el-mev’ize” veya pend”, başlıklarını kullanmıştır.
Azmi Bilgin Güvâhî’nin Pend-nâme’sinin Attar’ın Pend-nâme’sinden anlatım yönü bakımından ayrıldığını belirtmektedir. Güvâhî’de yer alan hikâyet, pend gibi başlıklara karşılık Attar’da öğütler doğrudan doğruya konuyla ilgili başlıklar altında verilmiştir. (Bilgin, 1998, s. 16)
Eserde hikâye etme üslubuna da dayanarak atasözlerinde, öğrenilen geçmiş zaman ve üçüncü şahıs kullanımı mevcuttur. Bu durum atasözlerimizin bir bölümünün son derece kısaltılmış hikâye veya fıkra edası taşımasından kaynaklanmaktadır. (Sakaoğlu, 1975, s. 135)
D. Güvâhî
I. Hayatı ve Edebî Kişiliği
Eserin müellifi Güvâhî hakkında yeterli bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak, Geyveli olduğu bilinen Güvâhî, Latîfî Tezkiresi’ne göre Geyve adlı kasabaya sonradan yerleşmiştir. (Canım, 2000, s. 471)
Sicill-i Osmânî’de “müellif, ticaret erbabındandır” bilgisi verilmektedir. (Süreyya, 1996, s. 550)
Şairin doğum ve ölüm tarihi hakkında doğrudan bir bilgi yoktur. Mehmet Süreyya, Güvâhî’nin ölüm tarihi olarak H. 926/M.1520, Agah Sırrı Levend H.925/M. 1519 tarihlerini vermektedirler. Pend-nâme’nin yazılış tarihi H. 933/M. 1526’dır. Fuat Köprülü de özel kütüphanesinde bulunan bir Pend-nâme nüshasının yazılış tarihinin H. 933/M. 1526 olduğunu belirtmektedir.
Güvâhî, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferine katılmıştır. Ayrıca, eserinde, 1520’de tahta çıkan Kanûnî’den devrin padişahı olarak söz etmekte ve o dönemdeki bazı olaylar ve kişiler hakkında da bilgi vermektedir. Dolayısıyla verilen ölüm tarihleri ile bu bilgiler arasında bir tutarsızlık bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında Güvâhî’nin ölüm tarihi, eserin tamamlanış tarihi olan 1526’dan sonra olmalıdır.
II. Eserleri
1. Pend-name: Eser Güvâhî Geyveli müellif adı, Pend-nâme eser adı, 242 numara ile Süleymaniye Kütüphanesi Lala İsmail Efendi Bölümü kaydını taşımaktadır. Aynı nüsha, Milli Kütüphane’de A.2934 mikrofilm numarası ile kayıtlıdır.
II. Kenâzü’l-Bedayi: Güvâhî’nin atasözlerini içinde bulunduran başka bir eseridir. Varlığından bahsedilen bu kayıp eser Mustafa Özkan’a göre Pend-nâme adıyla bilinen eserdir. (Özkan, 1983, s. 225) Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1155
E. Pend-nâme’deki Atasözleri ve Deyimler1
I. Atasözleri
işüñi meskenet ḳıl olma güm-rāh Büyüklük Allah’a mahsustur.
tekebbürlenme kim ulu bir Allah (3a-11)
gücenüp ḫıṣmuña göstermegil müşt Şeriatın kestiği parmak acımaz. *
acımaz şer، ile kesilse engüşt (3b-1)
düşerler niçe ،izz ehlin ḳuṣuya Adama dayanma ölür, ağaca dayanma kurur.
inanma beglere ṭayanma ṣuya (4b-12)
ki olur ṭut bu pend-i ḫūba ḳulaġ Gözden ırak olan gönülden de ırak olur.*
olan gözden ıraḳ göñülden ıraġ (5a-3)
hemīşe arpasını dime heyhāt Yavuz at yemini kendi artırır.
bil özi arturur yükrük olan at (5a-7)
ne aṣṣı bula kendüye yatur ḳurt Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
yig andan ṭolaşan dilkü yilüp yurt (5a-11)
degirmene varanlar ögüdür un Değirmene giden buğday öğütür,
ṣorar nevbet evini bekleyen dūn (5a-12) gitmeyen nöbet sorar. *
degül bī-fāyide ol kim gezine Gezen ya buduna ya boğazına.
gezen ya budına ya boġazına (5a-13)
bu pendin diñlemedüñ mi atanuñ Üşenenin (utananın) oğlu kızı olmamış.
ki olmaz oġlı ḳızı utananuñ (5b-3)
gerek iḳdām ،arż-ı ḥāle yendek Ağlamayan çocuğa meme vermezler.*
virilmez oġlan aġlamasa emcek (5b-4)
kimüñ kimden ne derdi var bürāder Öksüz oğlan göbeğini kendi keser. *
göbegin öksiz oġlan kendü keser (5b-5)
hemīşe ḳalbüñi cehd üzre yelte Balta bir vurmakla keser sanma.
keser ṣanma bir urmaġıla balta (5b-6)
żarūrī ger maḥal düşe idin borç Ot isteyen deve boynunu uzatır. *
uzadır boyın isteyen deve burç (5b-11)
yime ġam çün işüñ ilerü varur Borçlu ölmez benzi sararır. *
ki ölmez borçlı vü beñzi ṣararur (5b-12)
dürüş ḥarç it nitekim dügün içün Ak akçe kara gün içindir. *
ki aġ aḳçe olur ḳara gün içün (5b-13)
virürin diyü ġam çekme azacuḳ -- Azca nereye? -- Çokçanın yanına.
gider çoḳça getürmege azacuḳ (5b-14)
ayaḳ baṣ olmaġıl kendüyi bilmez Veren eli kimse kesmez. *
viren il bil meẟel budur kesilmez (6a-3)
ne çāre çün ṣınanmışdur bu mirāt Boş torba ile at tutulmaz. *
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
1 Atasözleri ve deyimlerin Türk Şivelerinde ortak olanları sonunda * işareti ile gösterilmiştir.
Volume 2/4 Fall 2007
1156 Dilek ERENOĞLU
ki ṭutulmaz ḳuru ṭorbayıla at (6a-4)
işitmedüñ mi rüşvet ḳapudan şād Rüşvet kapıdan girince iman bacadan
giricek bacadan ġamgīn çıḳar tad (6a-8) çıkar.
egül illā ḳamu bu nev،a giçer Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek
ṣovuḳ ṣuyı kimi üfürüp içer (10a-8) yer. *
naṣīḥat idicek diñle ulūyı Ulu sözü dinlemeyen uluyakalır.
ḳalursıñ diñlemezseñ ulūyı (10b-8)
yoluñ üzre eger köpri ola ol Ulular köprü olsa basıp geçme.
baṣuban geçme uluyı budur yol (10b-9)
edebsizlügi kār idinme kesil Ayağını yorganına göre uzat.*
ḳatı uzanma yorġanuñca kösil (10b-12)
uluyı ḫaṣm idinen aḥḳar olur Ağır basar, yeğni kalkar.
aġır baṣdıḳça yeyni ḳalḳar olur (10b-14)
ṭama، az itse cāyiz māl emīni Bal tutan parmağını yalar. *
ki yalar bal ṭutanlar barmaġını (11b-1)
n’ola artursa mālın mālı olan Balı olan bal yemez mi?
yimez mi bal şāhum balı olan (11b-2)
ḳana mı il içün žabta o hergiz Bal bal demekle ağız
dimekle bal ṭatlu olmaz aġız (11b-3) tatlanmaz. *
hemīn az eylemek gerek işini Azıcık aşım kavgasız başım. *
dileyen kimse ġavġāsuz başını (12a-12)
olur ṣanma ġamuñ rızḳ ile eksük Büyük başın derdi büyük olur.
büyük başuñ olur aġrısı büyük (12b-1)
ḳanā،atle idegör işüñi saġ Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur. *
ki dā،im saña ṭaġ üsti ola bāğ (12b-2)
hemīşe olanı ḫoş gör muḳadder Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
ḳonuḳ umduġunı yimez bürāder (12b-3)
cihanda çoḳ görenler dürlü işler Dervişe bir lokma bir hırka gerek.
hemin bir loḳma bir ḫırḳa dimişler (12b-4)
dimişler derziye göç ignesini Terziye “göç” demişler, “iğnem başımda
ṣoḳup başına germiş sīnesini (12b-5) demiş”. *
ki olsa dōṣtuñ biñ yār cānı Bin dost az, bir düşman çok. *
bir olsa düşmenüñ çoḳ görgil anı (12b-10)
żarar itmesine var mı gümānuñ Uyuyan yılanın kuyruğuna basılmaz. *
baṣıcaḳ ḳuyruġın uyur yılanuñ (12b-11)
ulūlar kim senüñ ġuṣṣañ yimişler Su uyur düşman uyumaz. *
ṣu uyur uyumaz düşman dimişler (12b-12)
ne deñlü gösterürse fi،l-i aḥsen Eski dost düşman olmaz.*
inanma dost olmaz eski düşmen (12b-14)
ṣaġalıcaḳ elin ṭutmaz yiñinde Baskın basanındır.
hemin ṣayruyı avla döşeginde (14b-3) Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1157
çün oḳcılıḳ müdām ilk uranuñdur At binenin, kılıç kuşananın. *
er ol baş yar ki iş başaranuñdur (14b-4)
geçürme furṣatı düşe ḳanda Bitmez iş olmaz.
n’olısarbitmez iş olmaz cihānda (14b-5 )
soñından ḫavf idüp üşenme iy yar Yar yıkıldığı gün tozar.
ki yıḳılduġı gün tozar hemin yār (14b-6)
sevinme düşmenüñüñ ölümine Ölüm ile öç alınmaz.
bilürsin çünki anuñ ölümi ne (14b-13)
öginme olur olmaz yirde yoldaş Ummadığın taş baş yarar.
ki begenmedügüñ yumruḳ yarar baş (15a-3)
ıraḳdan çekme ḫasmuñ altın üstin El elden üstündür.
ne bilürsin olur el elden üstin (15a-5)
dirilen mürġ-i çepük çār ü nāçār Zeyrek kuş iki ayağından tutulur.
olur iki ayaġından giriftār (15a-7)
düketme nānuñı añsuzda ġāfil Papaz her gün pilâv yemez.
keşiş yendek kete yimez ḥaźer ḳıl (15a-10)
uram ṣanma gözüñ yeñdügine đarb Canı yanan eşek attan yürük olur.
ṣaḳın olur yavuz eşek beligiñi ṣarb (15a-12)
ḫaṭarlu işde gey fikr eyle evvel Yumuşak diye yılana el sürme.
yılana ṣunmaġıl yumşaḳ diyü el (15a-3)
yeg ölmekden maḥalsüz yirde līk Erkekliğin onda dokuzu kaçmaktır.
ḳaçup ḳurtulmaḳ olur anda erlik (15b-4)
gözetgil i،tidālı şöyle dürüş Ne şiş yansın ne kebap. *
ki ne et yana vü ne göyine şiş (17a-4)
،adūdan er olan ḳorḳaḳ gerekmez Serçeden korkan darı ekmez.
üşenen serçeden bil ṭaru ekmez (17a-5)
dirilür tā ki yaḫşı ad ola nef، Ecelin korkuya faydası yok.*
ecel olduġı yoḳdur ḫavf ile def، (17a-7)
deminde erlik adu ṣan içündür Erkek koyun kasap dükkânına yakışır.
ne ġam erkek ḳoyun ḳurbān içündür (17a-8)
biñ olmazsa ölüm gerçi bir olur Yiğit bir ölür, korkak bin ölür. *
muḫanneẟ ṭa،n ile günde biñ ölür (17a-9)
uzaḳ yollara ṭutma yalıñuz yüz Kılavuzsuz kuş uçmaz
dimişler ḳuş da uçmaz ḳulaġuzsuz (19a-8)
oyalanma olur olmaz yabanda Can bostanda bitmez.
ṣaḳın cānı ki bitmez būstānda (19a-13)
yaraḳsuz yolda dirilme dilāver Alet işler el övünür. *
ki zīrā ālet işler ögünür er (19b-3)
çün aḫşam yaḳlaşa gitme seferde Akşama karşı gitme, tana karşı yatma.
ve līkin yatmaġıl vaḳt-i seherde (19b-5)
çü menzil başa yolcı ،āḳıl olmaz Boş (aç) ite (ata) menzil olmaz. *
n،ola dirlerse ata menzil olmaz (19b-6)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
1158 Dilek ERENOĞLU
eger atuñ bir ola bin yoḳışda Bin atın varsa inişte in, bir atın varsa yokuşta
ve līkin on olursa in inişde (19b-10) bin.
çü atuñ yoldaşuñdur gözle onat At arıklıkta, yiğit gariplikte.
ki olur er ġarīp ü hem ġarīp at (19b-12)
yaḳın menzilde ḫalḳa söz ne ḥācet Görünen köy kılavuz istemez.
görünen köye ḳulaġuz ne ḥācet (19b-13)
özüñi ḳonduġuñ yurtdan tiz aşur Yolcu yolunda gerek. *
oturma yol eri yolda yaraşur (19b-14)
ne ġam gerçi ḳavuşmaz ṭaġ ṭaġa Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur. *
ḳavışur ḳaçan ise ṣaġ ṣaġa (20a-4)
düşer ġurbetde bī-ḥürmet ekābir Taş yerinde ağırdır. *
ki ṭaş ḳopduġı yirde olur aġır (20b-2)
çeken baş ḫor olur bu yolda yoldaş Yavuz baş sahibine domuz güttürür. *
ṭoñuz gütdürür issine yavuz baş (20b-3)
kişiye gerçi göñül çekdürür baş Yük ağdırmayınca taş gurbete gitmez.
ki yük aġmasa düşmez ġurbete ṭaş (20b-5)
sen uslu ol ḳo yaḳını ıraġı Akılsız başın cezasını ayak çeker. *
ġarīb olur delü başuñ ayaġı (20b-6)
hemīşe eyle ḳazancuña sa،yi Köle gibi çalış bey gibi ye.
dürüş ḳul gibi işle beg gibi yi (22a-8)
olunmaz bülbüli il gülllügiñüñ Her horoz kendi çöplüğünde öter.
ḫurusıdur her ādem küllüginüñ (22a-10)
dürüş ev ḫiźmetine giç eger ir Aslan yatağından belli olur.
keçi yatmaz yataḳda eşmedin yir (22a-12)
yürümek ،ayb olur kişiye bī-kār Boş gezmekten bedava çalışmak
oturma aylaḳ aylaġ işle iy yār (22a-13) yeğdir. *
iş işi gösterür çün ṭutasun yüz Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
ziyānı yoḳ çıḳarmaz artıḳ iş göz (22a-14)
demişler ḳurda boynuñ nite yoġın Kurda, “Neden boynun kalın?” demişler
eyitmiş işlerümüñ az u çoġın (22b-4) “İşimi kendim görürüm ondan” demiş.
saña kim dir azıḳdan yazın el çek Yaz yalan, kış gerçek.
çü dirler yaġı yalın ḳış gerçek (22b-13)
egerçi ādem ondur ṭoḳuzı ṭon Güzel ondur, dokuzu dondur.
yiri vardır bu ḫiźmetde budur yön (23a-2)
il il üzre olur ،ālemde çoḳdur Köy köy üstüne olur, ev ev üstüne olmaz.*
ev ev üzre velī olduġı yoḳdur (23a-11)
ṣaḳın ḳoñşu ḥaḳḳından olma ġāfil Komşu hakkı, Tanrı hakkı(dır).
ki ḳoñşı ḥaḳḳı Tāñrı ḥaḳḳıdur bil (23a-13)
ṭavar alası ger ṭaşra ،ayandur Hayvanın alacası dışında, insanın alacası
bilinmez ādem alası nihāndur (23b-9) içinde. *
işitmedüñ mi bu ṣaġını sözüñ Besle kargayı oysun gözünü.*
ki besle ḳarġayı çıḳara gözüñ (24a-11)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
et ile ṭırnaġ arasına giren Et ile tırnak arasına girilmez.
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1159
yiyir çıḳar muḥaḳḳaḳ bil bunı sen (24b-3)
naṣiḥatdür bu dükeli ulūdan Çocuktan al haberi. *
ḫaber alınur oġlanla delüden (25a-4)
olur peydā delüden çoġ eẟerler Deliden al uslu haberi.
delüden il alur uṣlu ḫaberler (25a-6)
delüyi söyleyüp söyletme zinhār Deli ile çıkma yola, başına getirir belâ.
ne düz ne ḫod düzül delüye iy yār (25a-7)
el alup ḳılma bir zerrāḳa iḳrār Kelin ilacı olsa başına sürer.
iderdi kel bulsa başına timar (26b-10)
ṣaḳın ṣanma yimez ṣūfī ṣoġanı Sofu soğan yemez, yeyince de
ḳabın đaḫı ḳomaz bulduḳda anı (26b-12) kabuğunu bırakmaz.*
dime kim ulalıcaḳ gözedür ol Ağaç yaşken eğilir.*
çıbuḳ yaşla eğilür hey ḫabīr ol (27b-3)
evin let ṣanma kimsenüñ yıḳıpdur Dayak cennetten çıkmıştır.
gümansuz çomaġ uçmaḳdan çıḳıpdur (27b-5)
velī üstāda vir sen dögemezseñ Bıçak sapını kesmez. *
bıçaḳ kesmez ṣapın hem sögemezseñ (27b-7)
üşenme hīç ödenmez borç olmaz Kimsenin hakkı kimsede kalmaz.
kimesnenüñ ḥaḳḳı kimsede ḳalmaz (28b-10)
eger ḳızuñ var ise kimse almaz Delikli taş (boncuk) yerde kalmaz. *
delüklü ṭaş ḳayırma yirde kalmaz (29b-1)
olur görse ne deñlü il gülinci Bitli baklanın kör alıcısı olur. *
çürük baḳlaya olur kör alıcı (29b-2)
silerler bir gün anuñ çapaġın Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş.
bulur ḳandayısa çölmek ḳapaġın (29b-3)
ne çāre hem nice ṭutsañ ḳapaḳlu Komşu kızı çapaklı olur.
olur ḳoñşı ḳızı ekẟer çapaḳlu (29b-5)
ıraḳdan añılur ḳızlar ayañu Mum dibine ışık vermez.
yaḳın olsa çıraḳ dibi ḳarañu (29b-6)
viricek müfte vir ide göre cehd Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır
ki olur ucuz ،āciz bozılur ،ahd (29b-7) hikmeti. *
bu pendi hem ṭutar ،aḳlı olan kes Kızı ver köprü kes.
ki dimişler ḳızı vir kipini kes (29b-8)
ḳızuñ ardınca çoġ varmaġı ḳoġıl Güveyiden oğul olmaz. *
göñül virme güyegü olmaz oġul (29b-9)
igen ḫoşdur çıḳarmaḳ ḳızı irde Kız yedi yaşından sonra ya erde ya yerde.
yedi yaşında ya erde ya yirde (29b-10)
،ayb olsa ،āşıḳ Su bulanmayınca durulmaz. * degüldür yigide
ṭurılmaz olmayınca ṣu bulanuḳ (31b-9)
dime ،āşık olana divşür uṣṣı Aşığın gözü kördür. *
،āşıḳa hiç öğüt aṣṣı (31b-10) ki itmez
anuñ men
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
،ine nāṣıḥ kethüdālıḳ Kar susuzluk kandırmaz.
Volume 2/4 Fall 2007
1160 Dilek ERENOĞLU
ne ider ḳar ḳandurmaz ṣuṣalıḳ (31b-11)
bu fi،li ،āşıḳuñ her dem görünür Aç esner, aşık gerinir.
،āşıḳ gerinür (32a-1) ki esner aç olan
düşicek penbede gizlenmez āteş Güneş balçıkla sıvanmaz.
ḳaçan ṣıvanısar balçıġla güneş (32a-3)
zülā umma binā içinde ṭaşdan Değirmen iki taştan, muhabbet iki
gerek durur muḥabbet iki başdan (33a-14) baştan.
vefāsız sevmeñ olur çünki yañlış Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
döner Baġdāddan yañlış ne teşvīş (33b-3)
dime kim hicr odı ḳor cānıma göz Göz görmeyince gönül katlanır.
göñül ḳatlanıcıdur görmese göz (33b-4)
gerekse ġayrı dilberle göñül yaz Bir çiçekle yaz gelmez.
ki zīrā bir çiçekle yazımaz yaz (33b-5)
mülāyim ḫūblar ،ālemde vāfir Hacı hacıyı Mekke’de bulur.
Medīne olmaz ise Mekke hāżır (33b-6)
eger pīr ise sevgil seveni Sev seni seveni hâk ile yeksan olsa,
olursa ḥūri sevme sevmeyeni (33b-7) sevme seni sevmeyeni Mısır’da sultan olsa.
،ḳūl Gönül kimi severse güzel odur. bu pend olmaz velī her gāh ma
ki göñül kimi sevse görklidir ol (33b-8)
cevābın eyle vir men، itse nādān Göze yasak olmaz.
var ebleh olma yoḳdur göze zindān (34b-7)
çekerseñ yār içün ġam yime ġavġā Güzel kanda, gavga anda
güzel ġavġāsuz olmaz hīç zīrā (34b-12) .
ḳalırsın yārsız hem tutmaġıl reyb Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
cihānda isteriseñ yār-ı bī-،ayb (34b-14)
raḳībüñ var heminden çeker ḳorḫu İt ürür kervan yürür. *
it ürür kārbān giçer ne ḳayġu (35a-2)
rakūbüñ ṣanduġı bu saña yavuz Domuz domuzluğunu yapar.
ḳomaz ṭoñuzluġın ḳaçansa ṭoñuz (35a-4)
sen aña yār içün ḳıl dāyim eylük Sahibine hürmet eden, itine kemik atar.
seven issin atar itine süñük (35a-5)
ne çāre hem uluyı geldi pīşe Bükemediğin eli öp.
kesilmeyen el öpilür hemīşe (35a-6)
aġyār añup itdükde lāġı İti an çomağı hazırla.
iti añ vü sünüge ḳo çomaġı (35a-7)
virür şefā،atlüler aġyāra dilber Armudun iyisini ayılar yer.
eyü yimişleri ṭoñuz yir ekẟer (35a-8)
zenüñ meylini bil aña göre yil Rüzgâr esmeden dal oynamaz.
ki çöp deprendügi yoḳ esmedin yil (35a-12)
oḳunmaduḳ yire varma ḥaźer ḳıl Çağırılmadığın yere gitme
ki ḳavlsüz giren ḥaḳsuz çıḳar bil (35a-14)
ne bilsün ḳavli yoġa ṭutmaġıl yol Karanlıkta göz kırptığını nerden bileyim? Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
senüñ ḳarañuda göz ḳıpdıġın ol (35b-1) and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1161
ḳoşar iseñ ḳadīmī yāre ḳoş baş Dost dostun eyerlenmiş atıdır.
ki eyerlenmiş atdur eski oynaş (35b-4)
olur varlı hemīşe eski varlı Eski varlı varlıdır.
yeñi varlı olur ḳandaysa çorlı (35b-5)
ṭuyılsañ uġrısın il issi ḳınar El atına binen tez iner. *
biregü atına binen tiz iner (35b-11)
yaḳasın ergenüñ bit yir hemīşe Bekarın parasını it, yakasını bit yer.*
ḳazancını daḫı it yir hemīşe (35b-13)
işitmez olur uṣanduḳda sözin Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
dir azduḳça yuyıcı göre yüzin (36a-6)
boġaz her dem ol işiñe gāh aḳındur Kardeşten karın yakın.
ḳarındaşdan siret şeksüz yaḳındur (36a-8)
ki dimişler anasın gör ḳızın al Anasına bak kızını al, kenarına bak
ḳıyısına nažar eyle bezin al (37a-13) bezini al. *
ola mı gül-şeker ol ḳız olıcaḳ Babası soğan, anası sarımsak.
anası ṣoġan atası ṣarımsaḳ (37a-14)
eyü ḥaḳḳında kimse kem diyümez Asıl azmaz, bal kokmaz (kokarsa yağ
aẟıl azmaz cihānda saġ yiyimez (37b-1) kokar, çünkü aslı ayrandır).*
meẟeldür hem ulular eyle dimiş Altın pas tutmaz.
ki hergiz pās ṭutmaz arı gümiş (37b-2)
ḳız al alsañ zene itme muḫabbet Ersiz avrat yularsız at. *
ki yularsız eşekdür ṭūl ‘avret (37b-6)
،avreti iy yār ṣaḳın Boşanıp kocana varma, sevişip dostuna boşasañ
yine aluban olma aña yaḳın (39a-6) varma.
olan ،āḳıl geçen ḥālini bilür Kör ölür badem gözlü olur, kel ölür sırma
kör ölse gerçi bādem gözlü olur (39a-8) saçlı olur. *
kör ol vaḳtin ider körlügin ižhār Kör bile düştüğü kuyuya tekrar düşmez.
ki düşdügi ḳuyuya düşe tekrār (39a-9)
varup oḳunmaduġuñ yire yendek Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere
dimesünler ṣaḳın güç ile gökçek (39a-12) görünme. *
nice olsa ṭa‘amı yirme evvel İştah diş dibindedir.
ki iştāh diş dibindedür uzat el (39b-13)
kişi varmaḳlıġıla dostına çoḳ Seyrek git sen dostuna, kalksın ayak
azaldur ḥürmetini aṣṣısı yoḳ (39b-3) üstüne.
ḳo teftīş ṭa،amuñ olsa yaḳın Üzümünü ye bağını sorma. *
yimişin yi aġacın ṣorma ṣaḳın (39b-14)
yi vü iç dost ile illā ki zinhār Dost ile ye, iç; alış veriş etme.*
ṣoñı ḫayr olmaz itme ṣaṭu bāzār (40a-3)
ġażab-nāk olma mažlūmı esirge Keskin sirke küpüne zarar.
ziyānı ḳabına ider ṣarp sirke (40a-8)
،enniyile depren divşür uṣṣı Son pişmanlık fayda etmez. * te
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
ki yoḳdur soñ peşīmānlıḳda aṣṣı (40a-11)
Volume 2/4 Fall 2007
1162 Dilek ERENOĞLU
،āḳıbet bu yir seni yir Ölecek cana yatacak yer gerek. bilürsin
ölecek cāna gerek yatacaḳ yir (40a-12)
sebepsüz āh alup itme günāhı Alma mazlumun ahını, çıkar aheste
ki ḳalmaz yirde bil mazlūmuñ āhı (40b-13) aheste.
ḳo ol fi،li ki ṣoñı miḥnet olur Eden bulur, inleyen ölür.
ki iden bulur iñleyen ölür (41a-1)
bulur itdügin ol kim bed -، ameldür İti öldürene sürütürler. *
ki iti öldüren sürür meŝeldür (41a-2)
degül ceng eylemek kimseyle zinhār Kimse “Gözünün üstünde kaşın var.”
dime cehd it gözüñ üzre ḳaşuñ var (41a-3) demesin.
ḳapusın ḳaḳma ilüñ tā ki āḫir Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.*
ḳaḳılmaya senüñ ḳapuñ da vāfir (41a-10)
büyükçe ḳaz ḳazarsan kimseye çāh Kazma kuyuyu kendin düşersin
ki şāyed sen düşersin anda nāgāh (41a-13)
saña kim ṭaş atarsa at sen etmek Sana taşla vurana sen aşla vur.
degüldür erlik itdügini itmek (41a-14)
dilüñ dek ṭutmayan alur alımın Dilim, başıma giydirir kilim.
çıḳarur her kişi ṣudan kilimin (41b-6)
neçün ṭa،n idesin kimseye gülüp Küpe küp deyince küp adama düp der.
küpe küp diyicekdir küp daḫı düp (41b-11)
tevāżu،lar görem ṣanma ṣavaşdan İyilik (muhabbet) iki baştan. *
ol hürmet bürāder iki başdan (41b-12)
yavuzlıḳ eylük iden cümle bulur İyilik eden iyilik bulur.
kişinüñ ḥürmeti elinde olur (41b-13)
ḳo yatlu sözi kim vardur ziyānı Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır. *
çıḳarur yaḫşı söz ininden yılanı (42a-7)
hemīşe çoḳ yañılur söyleyen çoḳ Dilin kemiği yok.
ki söyler bulduġın dilde süñük yoḳ (42a-9)
dime kim kendü düşen aġlamaz zār Kendi düşen ağlamaz.
hey aġlar gözi daḫı çıḳar iy yār (42b-4)
yañılma sözde bulsañ ne kadar yüz Laf lafı açar. *
didilerse n’ola açar sözi söz (42a-10)
dilüñ żabṭ itmege dürüş ḳarındaş Dil epsem olsa baş eser olur.
olur dil epsem olduḳda esen baş (42a-12)
ki olur yalanuñ dibi yaḳıncaḳ Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.*
nice yaḳın ki görünür baḳıncaḳ (46a-10) .
sözüñde ṭoġru ol başlama āle Mızrak çuvala sığmaz.*
ki duyılur süñü ṣıġmaz çuvala (46a-14)
üşenmez ṭoġru sözlü ol ḳahırdan Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur.
meger ḳovulasın ṭoḳuz şehirden (46b-2)
dimişler ulūlar bunı böyle Eğri oturalım, doğru konuşalım.*
ḳayırmaz egri otur ṭoġru söyle (46b-3)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1163
،adudur rāst gūya cāhil içden Doğru söz kılıçtan keskindir.
ki olur ṭoġru söz iti ḳılıcdan (46b-5)
güler yüzlüye ṭut maḳsūd içün yön Kutlu gün doğuşundan bellidir.
olur bellü ṭoġuşından eyi gün (48 a-3)
velīkin yigregi budur ḳarındaş Köpeğe dalanmaktan çalıyı dolanmak
ṭoñuza minnet itme çalu ṭolaş (48a-10) yeğdir.
kimüñ rızḳını yiseñ medḥ it Tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olur. *
ṭuz etmek bilmeyenden yig olur it (48b-1)
cihānda azı bilen bil yañılmaz Azı bilmeyen çoğu hiç bilmez.
ki azı bilmeyen çoġı da bilmez (48b-7)
mesāvī irüp urma cānuñā ot Gözünle gördüğünü ört görmediğini
gözüñle gör etegüñle hemān ört (48b-13) söyleme.
،aybı çoḳ özinüñ Koyunun arkası bir gün açıksa keçininki her anı bilmez ki
müdām açuḳdur ardı kendüzīnüñ (49a-5) gün açık,
yanuñdan dür olan çün yatlu lāġı Yerin kulağı vardır.
ṣaḳın itme ki var yirüñ ḳulaġı (49a-10)
añup źemm itmek olmaz olanı dür Yüz yüzden utanır.
ki yüz yüzi göriceğiz utanur (49a12)
gözüñ aç il sözine uyma uyan El ağzına bakan karısını tez boşar.
boşar ،avratını il sözine uyan (49b-9)
bulına diyü ne bilmege yarar Yitikli kişi anasının koynunu ararmış. *
yetüklü anası ḳoynını arar (50a-6)
velī āḫir bulınur il sesinden Ağzı eğri, gözü şaşı ensesinden belli olur.
bilinür aġzı egri ensesinden (50a-7)
baḫil olma ki buḫl eyü iş olmaz Tamahkâr cennete girmez.
dimişlerdür baḫil uçmaġı bulmaz (50a-13)
ṭururken ḫayr ide gör cān tenüñde Ne verirsen elinle, o gider seninle. *
elüñle virdügüñ ḳalur senüñle (50b-6)
yi yidür kişi dirüp mālı nider Böyle gelmiş böyle gider.
disünler göre gelen süre gider (51a-1)
bülend it himmetüñ ḫalḳa her işde Eli işte gözü oynaşta.
elüñ işdeyken olsuñ gözüñ aşda (51a-6)
ki ala ḳarġada alumum olsun Alacağın olsunda da alakargada olsun. *
ger alımaz isem ölümüm olsun (52a-5)
ẟevābın añ egerçi bu da olur Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya
güle gider ödünç aġlayu gelür (52a-6) gelir.
hem olsa borcuñ üstüñden ıra gör Borç iyi güne kalmaz.
ki ḳalmaz borç eyü güne vire gör (52a-7)
libās idin ki ola ḥürmetüñ on Erlik ondur, dokuzu dondur. *
ki zīra ādem ondur ṭoḳızı ṭon (52b-4)
libās ile ṣalın ṣola vü ṣaġa Dost başa düşman ayağa bakar. *
meẟeldür dost başa düşmān ayaġa (52b-9)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
1164 Dilek ERENOĞLU
neñ eksile senüñ ol ḥiźmet ile Diş eti karın doyurmaz.
ḳarın ṭoymaz ṣaḳınma diş etiyle (53b-12)
gelür rızḳıyla ḳonuḳ emeksüz Misafir kısmeti ile gelir.*
dönüben bile gider gitse şeksüz (54a-4)
ḳonuḳ ger ṭoya ibrām it degül ṣuç Tok ağırlamak zordur. *
egerçi oḳ aġırlamaḳ olur güç (54a-7)
velī aġırlasa ḳonuḳ ev ıssın Şaşkın misafir ev sahibini ağırlar. *
olur ebleh dinilmez aña taḥsīn (54a-8) .
söz aça acıdur tiz anı pür ḳıl Aç ile eceli gelen söyleşir.
ki aç ile ecellü söyleşür bil (56b-7)
،aṭā itme maḫalsüz cimriye çoḳ Alışmış kudurmuştan beterdir.
ḳudurmışdan ṭadanmış olur artuḳ (57a-8)
sen eyle ṣuya at eylügi ،āşıḳ İyilik yap suya at, balık bilmezse hâlık bilir.
balıḳ bilmezse bilür anı ḫalıḳ (57b-8)
ne var yinüp içilmedük fikr ḳıl Lokma karın doyurmaz, şefkat artırır.
velīkin loḳma şefḳat arturur bil (58a-7)
yaḳınlıḳ eyle kim itmeyeler dūr El eli, iki el de yüzü yıkar.
ki el eli vü iki el yüzi yur (58a-9)
o kim yir çöregini başḳa žāhir Can boğazdan gelir.
dişiyle ḳaldurur dengini āḥir (58a-12)
olur eksüksüz olagör emeklü Adam adama gerek olur.*
dem olur ādeme ādem gereklü (58a-13)
ṣaġ olan başa ḳıllet nite gelmez Başa gelmez iş olmaz, ayağa değmez taş
velī ḳayırma kim buñ buñca ḳalmaz (58b-2) olmaz.
öñinde yoḳlu özine özenür Para parayı çeker. *
ṣoñında aḳçe aḳçeyi ḳazanur (58b-3)
olan elde biñi vü geh biridür Para el kiridir. *
ḳarār eylemez aḳçe el kiridür (58b-4)
yeter naṣīb olan ḳaçansa yitmez Allah kulunu kısmeti ile yaratır.
ḳulınuñ ṭañrı rızḳın eksük itmez (58b-7)
ḳaçan ise irişür ir eger giç Kimse kimsenin kısmetini yemez.
yimez kimse naṣībin kimsene hīç (58b-9)
gerek žulmetde vü ger ışıġuñda Kısmetinde ne varsa kaşığında o çıkar.
çıḳar olan naṣībüñ ḳaşıġuñda (58b-11)
ṭama ṭama göl olur iy ḫıred-mend Damlaya damlaya göl olur.
،adū gözi kör olur gūş ḳıl pend (59a-1)
ki göresin aṣṣılar ṣabr it ziyānsuz Arayan Mevla’sını da bulur, belâsını da
bulur tañrısın isteyen gümānsız (59a-4) bulur.
hezārān ḳırḳlar u üçler yidiler Sabırla koruk helva olur. *
ḳoruḳdan ṣabr ile ḥelva yidiler (59a-5)
niçe ،uryanları gördüñ mülebbes Sabırla dut yaprağı atlas olur.
olur ṭut yapraġı ṣabr ile aṭlas (59a-6)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
gümişle almaludur ṣabrı ṣatun Sabrın sonu sarı altın.
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1165
ki ṣabruñ başı olur ṣaru altun (59a-10)
çü ḳış ire meẟeldür bu meşhūr Abdala “kış geliyor”demişler, “titremeye
ḳalender gibi ditremeklige ṭur (59b-3) hazırım”demiş.
zamān uymayıcaḳ sen uy zamāna Zaman sana uymazsa sen zamana uy.
budur vācib ḳamu pīr ü cüvāna (59b-7)
bir almayı yuḳaru atṣañ iy yār Elmayı havaya at, düşünceye kadar Allah
inince ġāfil olma iş var (59b-12) kerim.
ne aṣṣı ṣāhibi sa،yinde işe Esirgenen göze çöp batar.
ṣaḳınduḳ göze çöp düşer hemīşe (60a-8)
felek tīġı yürek ṭoġraġan olur Korktuğun başına gelir.
kişi ḳorḳduġına uġraġan olur (60a-9)
yürekde gerçi ġam dögün gibidür El ile gelen düğün bayram.
ḳara gün il ile dügün gibidür (61a-11)
biçiserdür çü āḫir ekdügini Ne ekersen onu biçersin. *
her ādem kendü bilür çekdügini (61a-13)
yig ol kim ṭutasın göñlüñi ḥurrem Bin tasa bir borç ödemez.
ne aṣṣı ödemez bir borcı biñ ġam (61b-6)
nedür teşvīş gitse cāh ile görk Baş sağ olursa börk çok bulunur.
çü baş ola esen tiz bulunur börk (61b-7)
II. DEYİMLER
dürüş her laḥža dūr olma nažardan Kapıdan kovulup bacadan girmek
bacadan düş ḳovulduġuñda dardan (5a-2)
iletmek dileyen işini başa Başını taşa vurmak
urur ṭaşı başına başı ṭaşa (5a-9)
، ehlini her kim dost ṣana Samana kazık çakmak tama
ḳazıḳ ḳaḳmaḳ gibi olur ṣamana (10b-7)
ḥarāma ṣunma el çün var ،azābı Parmak hesabı
ne aṣṣı idiser barmaḳ ḥisābı (11b-9)
teḳāsül eyleme furṣatda işe Eldeki düğümü dişe bırakmak
bıraḳma eldeki dügümi dişe (14a-14)
niçeler let yediler umaraḳ lūt Çanına ot tıkamak
ḳatı ötme ṭıḳulur çañuña ot (15a-11)
yaraḳsuz anda nice ṭuş ṭutasın Ağzı ile kuş tutmak
ṭutalım aġzuñ ile ḳuş ṭutasın (19b-4)
ṣaḳınup ilden açsan sır delüye Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak*
ḳaçup yaġmurdan uġrar ṭoluya (25a-5)
bilişlik virme Türke görseñ Selam verip borçlu çıkmak
çıḳarur borçlu beş aḳçe seni (25a-9)
kişilik fi،ili Türk olanda n’ister Yüz verip astar istemek
eger yüz viresin daḫı ister (25a-10)
ne aṣṣı ide saña buyruġından Burnundan kıl aldırmamak
ḳıl aldırmaya ol kim ḳuyruġından (35a-11)
Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
1166 Dilek ERENOĞLU
ṣavılmış derd ile göñlüñ bulama Tükürdüğünü yalamak
utan ilden tükürdüğüñ yalama (39a-7)
söz ehli yalınunda söyle arḫun Tereciye tere satmak
yañılup ṣatma bostancıya tarḫun (42a-5)
söz ıssınuñ durur epsem ṭurasın Duymazdan gelmek
ziyānuñ ne işitmeze urasın (46b-11)
şidilmez yire olsa dimegün Emeği sağdıç emeğine dönmek
döner ṣaġdıç emegine emegüñ (48 a-5)
yaġunla ḳavrılup oldıḳça ṭoyın Kendi yağı ile kavrulmak
ḫasīse ni،met içün egme boyın (48 a-6)
egerçi bunı bilür olan uṣṣı Domuzdan kıl çekmek*
ṭoñuzdan olur ḳıl çekmek aṣṣı (48 a-9)
niçeler gösterüben yaḫşı ḫūlar Saman altından su yürütmek
yürüdüler ṣamān altında ṣular (49b-5)
bön añlarlar anı kim dek oturur Suya götürüp susuz getirmek.*
niçeleri ṣudan ṣusuz getürür (49b-6)
temāşācı olalum diye ekẟer Tırnak çalmak
kimi ṭırnaḳ çalar kim aya ḳarṣar (49b-12)
işitme il sözini öykeñi tut Tavşana kaç tazıya tut demek*
ki dirler ṭavşana ḳaç u ite tut (50a-1)
revā mı olmaya ḫayr ile yāduñ Varyemez
ḳoyalar var yimez dāyim aduñ (51a-11)
çıḳarma ṭoplayup ṣoñra özin Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak*
ḳaşıḳla aş virüp ṣapıyla gözin (57b-11)
neyiçün olan ġamgīn bī-zer olan Ekmeğini taştan çıkarmak
çıḳarur etmegin ṭaşdan er olan (61b-8)
KAYNAKÇA
AKSAN. D. (1998). Her Yönüyle Dil Ana Çizgileriyle Dilbilim, Ankara : TDK Yayınları
AKSOY. Ö. A. (1965). Atasözleri ve Deyimler, Ankara : TDK Yayınları
AKSOY. Ö. A (1994) Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I-II, İstanbul : İnkılap Yayınları
AKSOY. Ö. A. (1988). “Atasözleri ve Deyimler”, TDAY Belleten-1962, Ankara : TTK Bas., S: 131-166
ALİZADE. S. (1992) Oğuzname (Emsal-i Mehmedalî) XVI. Yüzyılda Yazılmış Türk Atasözleri Kitabı), Eklerle Yayına Hazırlayan, Prof. Dr. Ali Haydar Bayat. İstanbul : Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları
ARSLAN. M. (2004). “Divan Edebiyatında Nasihat-nâmeler (Pend-nâmeler ve Vak’a-nüvis Es’ad Efendi’nin Pend-nâmesi” Türk Dili ve Edebiyatı Makaleleri, Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Yayınları, Sayı: 4, S:5-73.
ATTAR. F. (1985). Pendname, Çev. M. Nuri Gençosman, İstanbul : Millî Eğitim Basımevi
BİLGİN. A. A. (Hazırlayan). (1998). Emre Terceme-i Pendnâme-i Attar, İstanbul: Enderun
CANIM. R. (2000). Lâtîfî Tezkiretü’ş-şu’arâ ve Tabsıratü’n-nuzamâ (İnceleme-Metin), Ankara : AKMB
CEYHAN. A. Hazırlayan). (1997). Bedr-i Dilşad’ın Murâd-nâmesi I-II, İstanbul : MEB
ÇELEBİOĞLU. A. (1998). Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul : MEB
ÇINAR. B. (2003). “Türk Edebiyatında Vasiyetnâmeler ve İki Şair (Tıflî/Tarzî) Arasında Kalan bir Vasiyetnâme” Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi-The Journal of Turskih Cultural Studies, S. 9, İstanbul : Kocav, s. 115-140 Turkish Studies
International Periodical For the Languages, Literature
and History of Turkish or Turkic
Volume 2/4 Fall 2007
Güvâhî’den Günümüze Atasözleri ve Deyimler 1167
ÇOBANOĞLU. Ö. (2004). Türk Dünyası Ortak Atasözleri Sözlüğü, Ankara: AKMB
DİLÇİN. D. (1945). Edebiyatımızda Atasözleri, İstanbul : TDK Yayınları
ELÇİN. Ş. (1986). Halk Edebiyatına Giriş, Ankara : Sevinç Matbaası
ERENOĞLU. D. (1997). Pend-nâme Güvâhî (Dil İncelemesi), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Afyonkarahisar
EYÜBOĞLU. E. K. (1973). On Üçüncü Yüzyıldan Günümüze Kadar Şiirde ve Halk Dilinde Atasözleri ve Deyimler – Atasözleri I, İstanbul : Doğan Kardeş Yayınları
GÖLPINARLI. A. (2004). Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, İstanbul : İnkılap
GÜRBÜZ. B. (2006). Türk Atasözleri ve Deyimleri, İstanbul : Bilgitek
HENGİRMEN. M. (1983). Güvâhî Pend-nâme, Ankara : Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları
İSEN. M. (Hazırlayan) (1990). Latîfî Tezkiresi, Ankara : Kültür Bakanlığı Yayınları
İZBUDAK, V. (Hazırlayan) (1936). Atalar Sözü, İstanbul: Türk Dil Kurumu
KAPLAN, M. (1992). “Divan Edebiyatında Manzum Nasihat-nâme Yazan Şairler ve Eserleri I”,Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, C. 3, S. 3, Van: Fen-Edb. Fak. Yay. s. 23-68
KAPLAN, M. (2002). Türk Edebiyatında Manzum Nasihat-nâmeler, Türkler, C. 11, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları
KILIÇ. A. (Hazırlayan) (2001). Mürîdî ve Pend-i Ricâl Mesnevîsi –İnceleme- Tenkitli Metin-Dizin-, Kayseri: Laçin
KURT. İ. (1991). Türk Atasözlerine Psikolojik Bir Yaklaşım, Ankara : Kültür Bakanlığı Yayınları
LEVEND. A. S. (1988). “Siyaset-nâmeler” TDAY Belleten 1962, Ankara : TTK
LEVEND. A .S. (1988). “Ümmet Çağında Ahlâk Kitaplarımız” TDAY Belleten 1963, Ankara : TTK
ÖZKAN. M. (1983). “Pend-nâme-i Güvâhi’deki Atasözleri” Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 27, İstanbul : TDAV Yayınları, S: 222-247.
ÖZÖN. M. N. (1956). Atasözleri, İstanbul : İnkılap Kitabevi
ÖZTÜRK. A. (1986). Türk Anonim Edebiyatı, İstanbul : Bayrak Yayıncılık
PARLATIR. İ- Çetin. N. (2005). Şinasî Bütün Eserleri Ankara : Ekin
SAKAOĞLU. S. (1975). “Atasözlerimizin Yapısı”, TFAY Belleten 1974, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, s. 133-143.
SÜREYYA. M. (1996). Sicill-i Osmanî Osmanlı Ünlüleri, İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, C. II, s. 550.
TOPARLI. R. (20002). Lehçe-i Osmânî, Ankara : TDK
ULUCAN. M. (2005). “Muvakkitzade Mehmed Pertev’in Divanında Atasözleri ve Deyimlerin Kullanımı”. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Elazığ: Fırat Üniversitesi Yayınları, Sayı 10, s. 49-80.
YARMAN. V. (1976). “Türk Ata Sözleri ve Şiir”, Uluslararası Folklor ve Halk Edebiyatı Semineri Bildirileri 27-29 Ekim Konya 1975, Ankara : Güven Matbaası, s. 180-181.

anı günlük deneme

Amaçlar
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;
• Türk edebiyatında deneme türünün gelişimi ve başlıca deneme
yazarları hakkında bilgi sahibi olacaksınız.
• Gezi yazısının Türk edebiyatında Cumhuriyet'ten sonraki gelişimini
ve başlıca Türk gezi yazarlarını tanıyacaksınız.
• Günlüğün Türk edebiyatında Cumhuriyet'ten sonraki gelişimini
ve başlıca Türk günlük yazarlarını tanıyacaksınız.
• Anı türünün Türk edebiyatında Cumhuriyet'ten sonraki gelişimi
ve başlıca Türk anı yazarlarını öğreneceksiniz.
• Söylevin Türk Edebiyatında Cumhuriyet'ten sonraki g elişimi
ve başlıca Türk söylev yazarlarını göreceksiniz.
• Görüşme yazısının özelliklerini öğreneceksiniz; Türk edebiyatında
Cumhuriyet'ten sonraki görüşme yazarlarını tanıyacaksınız.
İçindekiler
• Giriş
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Deneme
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Gezi Türü
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Günlük
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Anı
ÜNİTE 11
Cumhuriyet Dönemi Türk
Edebiyatında Öteki Türler
Yazar
Yard. Doç. Dr. Nurullah ÇETİN
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Söylev
• Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Görüşme
• Özet
• Değerlendirme Soruları
• Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Çalışma Önerileri
• Bu ünitede verilen deneme, gezi yazıları, günlük, anı, söylev,
gönüşme kitaplarından edinip okumaya çalışınız.
• Bu üniteyi çalışmadan önce sizin üzerinizde önemli bir etki bırakmış
konuşmacıları düşününüz ve onların söylevlerinin hangi
bakımlardan etkili olduğunu düşününüz.
• Siz de görüşme için sorular hazırlayınız.
• Ünitedeki konuları çalışırken günlük türünde verilmiş metinleri
görmeye çalışınız
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
1. Giriş
Türk Edebiyatında birçok yazı türünde olduğu gibi deneme, gezi, günlük, anı, söylev
ve görüşme ... gibi yazı türlerinin asıl gelişmesi; yazarlar tarafından kullanılır olması,
halk tarafından tanınması Cumhuriyet döneminde olur.
2. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Deneme
Deneme dilinde çeşitli bilim, felsefe ve sanat dallarına ait terimlere yer vermekten
ziyade halk çoğunluğunun ortak günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi
çabası hâkimdir. Denemede bilimsel yazılardaki kuruluk ve şematiklik
bulunmaz. Düşünce, şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulur. Bu bakımdan deneme
yazılarının geniş halk yığınlarınca kolayca ve rahatlıkla okunabilme özelliği
vardır. Deneme yazarı yazısını yazarken bir anlamda kendi kendisiyle diyalog içindedir.
Kendi zihinsel âleminde düşünce temrinleri yapar.
Nurullah Ataç bu konuda şöyle der: "Yazı dilinin konuşma dilinden başka olmasını isteyen
dar görüşlüler dilediklerince tepinsinler, devrik tümce giriyor, girdi yazı diline. Ben istediğim
için değil, çağımız istediği için. Genci de ona gidiyor, yaşlısı da. Yaşsızlar vardır, yaşsız,
çağsız, tatsız tuzsuz, ölü gibi yaşayanlar, bir onlar gitmiyor, gidemiyor konuşma diline.
Konuşma dili, devrik tümce, yarının canlı, güzel ışıklı Türkçesi. Onun geldiğini göremeyenler,
sezemeyenler kendilerine ağlasınlar!" (Nurullah Ataç, Günce, TDK Yayınları, Ankara
1972, s. 306). Tanzimatta bir süre gazete ve dergilerde "musâhabe" üst başlığı altında
deneme benzeri yazılar yazılmıştır. Ahmet Haşim Bize Göre (1928), Gurebahane-i
Laklakan (1928); Refik Halit Karay Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk
Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944);
Falih Rıfkı Atay Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965),
Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak
mümkündür.
2.1. Konuları Bakımından Denemelerin Sınıflandırılması
Türk edebiyatında deneme türünde verilmiş ürünler genel konuları itibariyle sınıflandırılabilir
2.1.1. Sanat ve Edebiyat Konulu Denemeler
Sanat ve edebiyat konulu denemelerin çoğu sistematik olmayan öznel birer eleştiri
yazısı niteliğindedir. Onun için Türk edebiyatında deneme ile eleştiri birbirinden
ayrılmayacak ölçüde iç içe geçmiş gibidir. Bizim burada deneme olarak aldığımız
pek çok örnek, aynı zamanda birer eleştiri yazısı olarak da görülebilir.
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 185
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2.1.1.1. Şiir
Bu bölümde yer alan denemeler, bütünüyle olmasa da ağırlıklı olarak şiir türüyle ilgili
olan ürünlerdir; birkaç örnek: Mehmet Salihoğlu Gün Işığına Çıktıkça (1975);
Cemal Süreya Şapkam Dolu Çiçekle (1976); Oktay Akbal Önce Şiir Vardı; İsmet
Özel Şiir Okuma Kılavuzu (1980); Enis Batur Şiir ve Cinayet (1979)...
2.1.1.2. Manzum-Mensur Karışık Edebî Türlerle İlgili Denemeler
Sanat ve edebiyat konulu deneme eserlerinin çoğu, şiir, hikâye, roman gibi değişik
türleri içeren çalışmalardan oluşmaktadır. Vedat Günyol Dile Gelseler (1966); Denemeler
Eleştiriler (1964); Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Üzerine Makaleler (1969);
Peyami Safa Sanat Edebiyat Tenkit (1970); Bedri Rahmi Delifişek (1975); Mehmet
Kaplan Büyük Türkiye Rüyası (1969); Oktay Akbal Konumuz Edebiyat (1968), Yazmak
Yaşamak (1972), İstinye Suları (1973), Vatan Mahzun Ben Mahzun (1983)... Yedi
Meş'aleciler arasında yer almış olan Cevdet Kudret Bir Bakıma (1977); Memet
Fuat Düşünceye Saygı (1968), Çağını Görebilmek (1982), Unutulmuş Yazılar (1986), Konuşan
Toplum (1996), Dağlarda Yüreğim (1996), Özgünlük Avı (1996)... Şiiriyle tanınmış
olan Sezai Karakoç Edebiyat Yazıları I, II, III, (1982), (1986), (1996); Hilmi Yavuz
Denemeler Karşı Denemeler (1988), Yazın Üzerine (1987); Suut Kemal Yetkin Edebiyat
Konuşmaları (1944), Edebiyat Üzerine (1952), Günlerin Götürdüğü (1958); Nihad
Sami Banarlı Şiir ve Edebiyat Sohbetleri (1982); Fethi Naci İnsan Tükenmez (1956), Edebiyat
Yazıları (1976); Nermi Uygur İnsan Açısından Edebiyat (1969); Adalet Ağaoğlu
Başka Karşılaşmalar (1997); Mehmet Kemal Denemeler Elemeler (1997); Melih Cevdet
Anday Yiten Söz (1992).
2.1.1.3. Dil Konulu Denemeler
Bu konuda yazılmış denemeler; dil felsefesi, dilin güncel sorunları, eski dil, yeni dil,
uydurmacılık, öztürkçecilik, yaşayan dil, halkın konuşma dili, kültür dili gibi tartışmaları
ele alınır. Dilin sadeliği; günlük hayatta, sosyal ilişkilerde ve sanat eserlerindeki
önemini ele almaktadırlar.
• Öz Türkçecilik Akımını Savunanlar : Bu düşünceyi savunan başlıca yazarlar
ve eserleri şunlardır : Suat Yakup Baydur Dil ve Kültür (1952), Sebati Ataman'ın,
Dil Çıkmazı (1981); Emin Özdemir Öz Türkçe Üzerine (1969); Berke
Vardar Dil Devrimi Üstüne (1977) ve Tahsin Yücel'in Tartışmalar (1994)...
• Milletin Canlı Konuşma Dilini Savunanlar : Mehmet Kaplan Kültür ve Dil
(1982); Nihad Sami Banarlı Türkçenin Sırları (1972); Peyami Safa Osmanlıca -
Türkçe - Uydurmaca (1970); Necmettin Hacıeminoğlu Türkçenin Karanlık Günleri
(1972); Ahmet Bican Ercilasun Dilde Birlik (1984)...
• Dili Felsefî ve Kültürel Boyutuyla İrdeleyenler : Nermi Uygur Dilin Gücü
(1962); Aydın Köksal Dil ile Ekin (1980); M.Bedri Gültekin Türkçenin Dünü ve
Yarını (1983) ...
186 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
2.1.1.4. Felsefe Konulu Denemeler
Bu gruba giren denemeler, genellikle felsefe eğitimi görmüş ve bu alanda çalışan bilim
adamları tarafından yazılmaktadır. Nurettin Topçu Kültür ve Medeniyet (1970),
İradenin Davası (1968); Nusret Hızır Felsefe Yazıları (1976, Türk Dil Kurumu 1977 Deneme
Ödülü), Geride Kalanlar (1987); İsmail Tunalı Denemeler (1980)...
2.1.1.5. Şehir Konulu Denemeler
Günümüzde Türk edebiyatında ilk örnekleri şehrengizlerdir. İlk şehrengiz XVI.
yüzyılda Mesihî tarafından yazılmıştır. Kimi denemeciler, gezip gördükleri, yaşadıkları
şehirlerin tarihi, kültürü, gelenekleri, mimarîsi... üzerindeki görüşlerini
kaleme almışlardır: Yahya Kemal Beyatlı Aziz İstanbul (1964); Nihad Sami Banarlı
İstanbul'a Dair (1986); Samiha Ayverdi İstanbul Geceleri (1971); Mitat Enç Uzun Çarşı'nın
Uluları (1997 Antep'i anlatır); Hilmi Yavuz Şehirlerin İskeleti (1988), Beşir Ayvazoğlu
Şehir Fotoğrafları (1997); Cengiz Bektaş Mimarlıkta Eleştiri (1967) ...
2.1.1.6. Sosyal ve Siyasî Konulu Denemeler
Siyasetçiler, gazeteciler, siyaset üzerine gözlemci ve izleyici olarak düşünce üretenler
hem güncel hem de evrensel nitelikli siyasal ve sosyal konularla ilgili düşüncelerini,
kimi zaman, deneme türünde yazmışlardır: Oktay Akbal Atatürk Yaşadı mı
(1975); Vedat Nedim Tör Kemalizmin Dramı (1979); Nadir Nadi Atatürk İlkeleri Işığında
Uyarmalar (1961), Olur Şey Değil (1981), Ben Atatürkçü Değilim (1982); Seyfettin
Bulut Gençliğin Arayışları (1996); Hülya Yakut Üstündağ Sezgiler (1996)...
2.1.1.7. Psikoloji Konulu Denemeler
Psikoloji biliminin verileri ışığında insanların gündelik ruhsal sorunlarıyla ilgili düşünceler
işlenir. Bu tür çalışmalar Doğan Cüceloğlu İnsan İnsana , Sefa Saygılı Strese
Son (1996); Suna Tanaltay Sevdikçe, Çocuklar Ağlamasın, Gençlik Sevgidir, Ben Sevgiyim,
Yaşam Nehri.
2.1.1.8. Kadın Konulu Denemeler
Özellikle kadın yazarlar, feminizm akımının da etkisiyle kadınların sorunlarını,
sosyal ve siyasî haklarını dile getiren denemeler yazmaktadırlar. Duygu Asena
Kadının Adı Yok (1987); Esra Nuray Sezer Bir Genç Kız Yetişiyor (1997); Gülay Atasoy
Aile Huzuru (1994)...
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 187
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
2.1.1.9. Karışık Konulu Denemeler
Tarih, kültür, gündelik hayat, sanat, uygarlık gibi alanlara ait değişik pek çok konuda
deneme yazılabilir: Ahmet Haşim Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan; Ahmet Hamdi
Tanpınar Yaşadığım Gibi; Cemil Meriç Bu Ülke (1974), Mağaradakiler (1978), Kırk
Ambar (1980); Selahattin Batu (1905-1973) İnsan ve Sanat (1945); Ali Nihad Tarlan
Kuğular (1970); Salah Birsel Kendimle Konuşmalar (1969), Salah Bey Tarihi, 1001 Gece
Denemeleri; Enis Batur Alternatif Aydınlar (1985), Saatsiz Maarif Takvimi (1995)... Sabahattin
Eyüboğlu Mavi ve Kara (1961), Sanat Üstüne Denemeler (1974); Ruşen Eşref
Ünaydın Ayrılıklar (1923), Boğaziçi Yakından (1938); Yakup Kadri Karaoosmanoğlu
Erenlerin Bağından (1922), Okun Ucundan (1940), Ergenekon (1929), Alp Dağlarından
(1942); Cevdet Kudret Benim Oğlum Bina Okur (1983); Azra Erhat Sevgi Yönetimi
(1978); Nermi Uygur Güneşle (1969) Yaşama Felsefesi (1981), Kültür Kuramı
(1984)... Ferit Edgü Ders Notları (1978. 1979 Türk Dil Kurumu deneme ödülü), Yazmak
Eylemi (1980); Yusuf Çotuksöken Denemenin Kıyılarında (1992); Doğan Hızlan
Güncelin Çağrısı (1997); Ahmet Altan Geceyarısı Şarkıları (1996); Ahmet Turan Alkan,
Yatağına Kırgın Irmaklar (1998)...
3. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Gezi Türü
Gezi türü için daha önceleri Arapça kökenli "seyâhat", "cevelân" gibi terimler kullanılıyordu.
Gezi notlarının kaleme alındığı eserlere ise "seyâhatnâme" deniyordu.
Modern zamanlarda ise Türkçe bir kelime olan "gezi" terimi tercih edildi. Gezi yazarı
gezip gördüğü yerlerin hem kendisi hem de okuyucular için tarihî ve coğrafî açıdan
ilgi çeken yönlerini, özelliklerini, kültürel, jeolojik, güzelliklerini, halkının gelenek,
görenek, törelerini yazar. Dünya edebiyatının en önemli gezi yazıları arasında
13. yüzyılda Marko Polo'nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi ve 14.
yüzyılda yaşamış Arap gezgin İbn-i Batuta'nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen
Seyahatnamesi yer alır.
3.1. Yurt İçi Gezi Yazıları
Aşık Cemal, Amasya Seyahatnamesi (1926); Afet İnan Ankara-Samsun Arasında Tarih
Gezisi (1946); Nahit Sırrı Örik Anadolu (1939), Bir Edirne Seyahatnamesi (1941), Kayseri,
Kırşehir, Kastamonu (1955); İsmail Habib Sevük Yurttan Yazılar (1943); Sadri Ertem
Kıyılardan Stepe Bir Vagon Penceresinden (1943); Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir
(1960); Ahmet Turan Alkan Altıncı Şehir (1992); Yusuf Kenan Ekşioğlu Türkiye'de
Otobüsle 10.000 Kilometre (1961); Reşat Nuri Güntekin Anadolu Notları I, II
(1936,1966); Azra Erhat Mavi Anadolu (1969); Mahmut Makal Bizim Köy (1975); Ata
Anbarcıoğlu Gezi Anıları (II. Bölüm, tarihsiz); Mehmet Önder Atatürk'ün Yurt Gezileri
(1975); Taha Toros Atatürk'ün Adana Seyahatleri (1981)...
188 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
3.2. Yurt Dışı Gezi Yazıları
Osmanlı Devleti, 17. yüzyıldan itibaren değişik Avrupa devletlerine elçi göndermeye
başlamıştır. Bunlar ülkeye dönüşlerinde resmî raporlar halinde yazdıkları sefaretnamelerde
bulundukları ülke hakkında ayrıntılı bilgiler vermişlerdir. Bunları gezi
yazısı olarak da değerlendirebiliriz. Bunlardan Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin
Fransa Sefaretnamesi (1720-1721) en ünlü olanıdır. Günümüzde Mustafa Canelli
Kâbe'ye Doğru (1995), Cengiz Çandar Güneşin Yedi Rengi (1987); Rauf Kemal
1924 Senesi Avrupa Tetebbu Heyeti Raporları (1925); Yusuf Ziya Ortaç Göz Ucuyla Avrupa
(1958); Tahir Kutsi Makal Köylü Gözüyle Avrupa (1965); Sıtkı Yırcalı Batıya
Kalkan Tren (1965); Ümit Yaşar Oğuzcan Avrupa Görmüş Adam (1967); A. Süheyl Ünver
Avrupa İzlenimleri (1969); Selahattin Batu Avusturya ve Venedik Günleri (1970);
İsmail Habib Sevük Tuna'dan Batıya (1935); Yaşar Nabi Nayır Balkanlar ve Türklük
(1936); Falih Rıfkı Atay Tuna Kıyıları (1938); Taymis Kıyıları (1934)... Yılmaz Çetiner
Şu Bizim Rumeli (1967); Abdi İpekçi Yarının Ülkesi Afrika (1959); Samet Ağaoğlu Sovyet
Rusya İmparatorluğu (1967); Ahmet Bican Ercilasun Türk Dünyası Üzerine İncelemeler
(1993); Murat Özsoy Turkuaz Günlüğü (1990); Erdem Bayazıt İpek Yolundan
Afganistan'a (1985); Füruzan Yeni Konuklar (1977); Demir Özlü Berlin Güncesi 1989
İlkbaharı (1991); Haldun Taner Berlin Mektupları (1984); Şevket Rado Amerikan Masalı
(1950); Bedii Faik Akın Sam Amca'nın Evinde, Amerika Seyahatları Notları (1954); İlhan
Selçuk Güzel Amerikalı (1965); Sovyetler-İran-Amerika İzlenimleri (1976); Gülten
Dayıoğlu, Amerika'ya Yolculuk (1990); Melih Cevdet Anday, Sovyet Rusya, Azerbaycan,
Özbekistan, Bulgaristan, Macaristan (1965); Mehmet Aslantuğ "Bosna'da Gördüklerim
Bosna'yı Aştı", Aktüel, 5.10.1995; Hasan Ali Yücel İngiltere Mektupları (1958);
Kıbrıs Mektupları (1958); Işıl Özgentürk Büyülü Bir Yolda (1998); Selahattin Batu İspanya
Büyüsü (1972); Afet Ilgaz Muhteremoğlu İtalya Mektupları (1962); Fikret Otyam
Ne Biçim Amerika Ne Biçim Rusya (1970)...
4. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Günlük
Günlük türü için Türkçede ise "Journal" "Rûznâme", "hatıra defteri","Günce","Günlük"
gibi karşılıklar kullanılmıştır. Günlük bir kişinin hergün kayda değer bulduğu
olayları, gözlemlerini, izlenimlerini, duygu, düşünce ve hayallerini yazdığı
notlarıdır. Anılar, yaşanmış, tarih olmuş eski zamanlardaki olay, olgu ve durumları
içerirken, günlüklerde, olaylar sıcağı sıcağına yazıldığı için daha çok özneldir. Günlük
tutmaya pek fazla rağbet edilmeyen Türk edebiyatında bu türün Tanzimat'tan
sonra ortaya çıktığını görüyoruz.
4.1. Siyasî ve Askerî Günlükler
Daha 14. yüz yılda Türk-Hint İmparatorluğunun kurucusu Babür Şah Vakâyi
(Babürname)'sinde asker, devlet adamı, sanatçı ve sade bir vatandaş olarak başından
geçen olayları, gezip gördüğü yerleri, tanıştığı kimseleri, başarılarını ve zaafla-
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 189
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
rını günü gününe anlatmıştır. Ruşen Eşref Ünaydın Ayrılıklar (1923), Atatürk'ü
Özleyiş (1957); Samet Ağaoğlu Siyasî Günlük (1992)...
4.2. Edebiyat, Sanat ve Kültür Konulu Günlükler
Türk edebiyatında günlük türünde en çok edebiyatçılar ürün vermişlerdir. Onların
tuttuğu günlüklerde kendi şahsî yaşantıları, sosyal ve siyasî fikirleri, eserleri ve sanatçı
kişilikleri, içinde yer aldıkları sanat ve edebiyat çevreleriyle ilgili bilgiler bulunur.
Cumhuriyet döneminde yayımlanan ilk günlük kitabı Günlük (1955) adıyla
Salah Birsel'e, ayrıca: Kuşları Örtünmek (1976), Hacivat Günlüğü (1982), Yaşlılık Günlüğü
(1982) Aynalar Günlüğü (1988), Yalnızlığın Fırınlanmış Kokusu (1992) ... Nurullah
Ataç, Günce I (1960), Günce II (1972); Oktay Akbal Günlerde (1968), Anılarda
Görmek (1972), 80'lerde Bir Yazar (1994)... Tomris Uyar Gündökümü 75 (1977), Sesler,
Yüzler, Sokaklar (1981), İlhan Berk Elyazılarına Vuruyor Güneş (1983); Oğuz Atay
Günlük (1988); Cemal Süreya 999. Gün / Üstü Kalsın (1991); Necati Cumalı Yeşil Bir
At Sırtında (1991); Ece Ayhan Başıbozuk Günceler (1993); Mehmet Seyda Romancı
Günlüğü (1973); Cengiz Gündoğdu Yıldız Güncesi (1996)...
5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Anı
'Anı'nın eski karşılığı 'hatıra'dır. Edebî bir tür olarak anı, bir kişinin aklının erdiği
dönemden itibaren görüp yaşadığı, kendisi ve toplum için önemli gördüğü olayları
ve durumları belli bir sistem içinde yazıya döktüğü, genellikle, otobiyografik metinlere
denir. Otobiyografi, kişinin yalnızca kendisiyle ilgili bilgileri verirken anı, hem
bireysel hem de sosyal anlamda bilgi içerir. Günlük tutan yazar, sıcağı sıcağına o günün
olay, yaşantı ve düşüncelerini aktarırken; anı yazarı, tarih olmuş eski zamanların
olaylarını belleğe ya da belgelere dayalı olarak ortaya koyar. Bu bakımdan anı
metinleri yalnızca hatırlanabilen, unutulmayan, kaydedilebilen olayları içerdiği
için tarihi aynen aksettirmekten uzaktır, büsbütün objektif olması beklenemez. Toplumların
sosyal hayatlarında anı aktarmak önemli bir gelenektir. Özellikle yaşlı insanlar
kendilerinden daha genç kimselere daha önce görüp geçirdiklerini, yaşadıkları
ilginç olayları anlatırlar.
Anı yazma geleneği, Tanzimat döneminde, kimi devlet adamlarında batıdaki meslektaşlarına
olan özentiden başlamış ve giderek günümüze kadar gelmiştir.
Tanzimat öncesindeki şuara tezkireleri, menakıpname, siyer, vekayi'name, gazavatname,
fetihname, sefaretname gibi eserler bilinen anlamıyla birer anı eseri
olmasalar da bu türe özgü özellikleri taşırlar.
Anılar konuları itibariyle genellikle siyasî ve edebî olmak üzere iki kategoride değerlendirilmektedir.
Bunlar kesin sınırlandırmalar değildir. Bir siyasî anı kitabında
edebî anılar da olabilmektedir. Kimi anı kitapları da toplum içinde belli özellikleriyle
seçilmiş kişilerin portrelerinden oluşmaktadır. Halit Fahri Ozansoy Edebiyatçı-
190 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
larımız Geçiyor (1939), Yahya Kemal Beyatlı Siyasî ve Edebî Portreler (1968); Yusuf
Ziya Ortaç Portreler (1960); Hakkı Süha Sezgin Edebî Portreler'i (İstanbul 1997); Beşir
Ayvazoğlu Defterimde 40 Suret (İstanbul 1996)... gibi.
5.1. Siyasî ve Askerî Konulu Anılar
Tanzimat'tan sonra anı yazma geleneği devlet yönetiminde bulunmuş önemli kişiler
arasında da yaygınlaştı.
5.1.1. Askerî Konulu Anılar
Afet İnan Atatürk'ten Hatıralar (1950), Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler (1959);
Falih Rıfkı Atay Atatürk'ün Bana Anlattıkları (1955), Atatürk'ün Hatıraları (1965),
Çankaya (1969); Celal Bayar, Şevket Süreyya Aydemir Suyu Arayan Adam (1959); İsmet
Kür Anılarıyla Atatürk (1965); Ali Fuat Cebesoy Sınıf Arkadaşım Atatürk (1997);
Hilmi Yücebaş Atatürk'ün Nükteleri-Fıkraları-Hatıraları (1963); Ahmet Cevat Emre
İki Neslin Tarihi (1960); Nadir Nadi Perde Aralığında (1965); Erdal Öz Deniş Gezmiş
Anlatıyor (1976); Safa Güner Köy Enstitüleri Hatıraları (1963); Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Zoraki Diplomat (1955). Politika'da 45 Yıl (1968); Samet Ağaoğlu Strazburg
Hatıraları (1933), Babamdan Hatıralar (1939), Aşina Yüzler (1965)... Ahmet Ağaoğlu
Serbest Fırka Hatıraları (2. baskı, 1969); Erdal İnönü Anılar ve Düşünceler; Rauf Denktaş
Rauf Denktaş'ın Hatıraları (4 cilt, 1996); Emre Kongar Ben Müsteşarken (1996); Gülsün
Bilgehan Mevhibe İnönü'nün Anıları, Milliyet, 08.03.1998...
5.1.2. Hariciye ve Elçilik Anıları
Ülkemizi yurt dışında temsil eden, yurt dışı görevlerinde bulunan bazı kişiler oradaki
kimi ilginç gözlem ve izlenimlerini yazıya dökmüşlerdir. Ali Fuat Cebesoy
Moskova Hatıraları (1955); Feridun Cemal Erkin Dışişlerinde 34 Yıl (1980); Zeki Kuneralp
Sadece Diplomat (1982)...
5.1.3. Cezaevi ve Avukat Anıları
Ülkemizde belli dönemlerde özellikle aydınlar, sanatçılar, edebiyatçılar ve politikacılar
zaman zaman tutuklanmışlardır. Onlar hapishanede yaşadıklarını, yargılanmaları
sırasında başlarından geçenleri, çektikleri sıkıntıları ve bu tür kişilerin davalarını
üstlenen avukatlar gözlem ve izlenimlerini anı biçiminde yazmışlardır: Necip
Fazıl Kısakürek Cinnet Mustatili (1955), Yılanlı Kuyudan (1970); Bediî Faik Hapishane
Notları (1958); Halikarnas Balıkçısı Mavi Sürgün (1971); Aziz Nesin Bir Sürgünün
Anıları (1971); Nazlı Ilıcak Allah Kurtarsın (1987); Zeynep Oral Bir Ses (1987);
Sevgi Soysal Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu (1976)...
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 191
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
5.2. Edebiyat ve Sanat Konulu Anılar
Tanzimat döneminden sonra pek çok sanatçı ve yazar, özellikle olgunluk yaşlarında
siyasî, sosyal, edebî, kültürel alanlardaki düşünce, gözlem ve izlenimlerini, eserleriyle
ilgili açıklamaları yazmışlardır.
5.2.1. Edebiyat Konulu Anılar
Refik Halit Karay İstanbul'un İç Yüzü (1920), Üç Nesil-Üç Hayat (1943); Ercüment
Ekrem Talu Dünden Hatıralar (1945); Nihat Sami Banarlı Yahya Kemal Yaşarken
(1959), Hilmi Yücebaş Yedi Şairden Hatıralar (1960); Yusuf Ziya Ortaç Portreler
(1960); Oktay Akbal Şair Dostlarım (1964); Zekeriya Sertel Mavi Gözlü Dev (1968),
Nazım Hikmet'in Son Yılları (1979); Orhan Kemal Nazım Hikmet'le Üçbuçuk Yıl (1965);
Mehmet Seyda Edebiyat Dostları (1970), Çocukluk Yılları (1980); Mehmet Başaran Yasaklı
(1987); Mehmet Kemal Acılı Kuşak (1968); Demir Özlü Sürgünde 10 Yıl; Ömer
Faruk Toprak Duman ve Alev (1969); Sabiha Sertel Roman Gibi (1969); Aziz Nesin Bir
Sürgünün Anıları (1971), Poliste (1967)... Halide Nusret Zorlutuna Bir Devrin Romanı
(1978); Meral Tolluoğlu Babam Nurullah Ataç (1980); Talip Apaydın Bozkırda Günler
(1952), Karanlığın Kuvveti (1967), Akan Sulara Karşı (1985); Hikmet Erhan Bener Bürokratlar
(1978-79); Muzaffer Buyrukçu Arkadaş Anılarında Orhan Kemal (1984); Rıfat
Ilgaz Yokuş Yukarı (1982), Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra (1986); Hasan İzzettin Dinamo
6-7 Eylül Kasırgası (1971), 2. Dünya Savaşında Edebiyat Anıları (1984); Baki Süha Ediboğlu
Bizim Kuşak ve Ötekiler (1968); Samim Kocagöz Bu Da Geçti Ya Hu (1992); Melih
Cevdet Anday Akan Zaman Duran Zaman (1984); Ahmet Hamdi Tanpınar "Cahit
Sıtkı'ya Dair Hatıralar", Edebiyat Üzerine Makaleler (1969)...
5.2.2. Tiyatro ve Tiyatro Sanatçıları İle İlgili Anılar
Kimi tiyatro yazar ve sanatçıları da meslek hayatları boyunca başlarından geçen ilginç
olayları kaleme almışlardır. Hafi Kadri Alpman Ahmet Fehim Bey'in Hatıraları
(1976); Vasfi Rıza Zobu O Günden Bu Güne (1977), Uzun Hikâyenin Sonu (1990); Halit
Fahri Ozansoy Şehir Tiyatrosunun 50. Yılı Darülbedayi Devrinin Eski Günlerinde
(1964); Haldun Dormen Sürç ü Lisan Ettikse (1977); Gülriz Sururî Kıldan İnce Kılıçtan
Keskince (1978); Mücap Ofluoğlu Bir Avuç Alkış (1985)...
5.3.3. Basın Anıları
Basın çalışanlarının, yazar ve muhabirlerinin anıları vardır: Ahmet Rasim Muharrir,
Şair, Edip (1926, 1980); Ahmet İhsan (Tokgöz) Matbuat Hatıralarım (1930-1931);
Yusuf Ziya Ortaç Bizim Yokuş (1966); Necip Fazıl Kısakürek Babıali (1975); Vedat
Nedim Tör Yıllar Böyle Geçti (1976)...
192 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
5.3.4. Eğitim ve Öğretmenlik Anıları
Eğitimciler ve öğretmenler, meslekleri gereği yurdun pek çok yerinde bulunarak
ülke çocuklarını ve toplumu eğitme sorumluluğunu üstlenmiş kişilerdir. Dolayısıyla
eğitimciler birçok sorun, kişi ve gruplarla gerektiğinde mücadele eden kişilerdir.
Kimi eğitimciler önemli olaylara tanıklık etmiş olan hayatlarını kaleme almışlardır:
Hıfzırrahman Raşit Öymen Mektepçiliğin Kâbesinde İntibaât ve Tahassüsat (1926);
Şevket Süreyya Aydemir Toprak Uyanırsa (1963); Fikret Madaralı Ekmekli Dönemeç
(1965); Enver Demir Bir Öğretmenin Defterinden 41 Yılın Hikâyesi (1968); M. Rauf
İnan Bir Ömrün Öyküsü (1986); Kemal Kurdaş ODTÜ Yıllarım (1998)...
Bu sınıflamanın dışında birkaç örnek: Abdülhak Şinasi Hisar Geçmiş Zaman Köşkleri
(1956), Geçmiş zaman Fıkraları (1958)... Nahit Sırrı Örik Eski Zaman Kadınları Arasında
(1958); Halit Fahri Ozansoy Eski İstanbul Ramazanları (1968); Malik Aksel Resim
Sergisinde Otuz Gün (1943); Samiha Ayverdi Bir Dünyadan Bir Dünyaya (1974),
Hatıralarla Başbaşa (1977), Hey Gidi Günler Hey (1989); Esin Afşar Anılar Yanıltır mı?
(1995); Halit Kıvanç Hadi Anlat Bakalım Anılar 1 (1998)...
6. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Söylev
Arapça bir kelime olan "hitabet", hitap etmek, vaaz etmek, güzel söz söyleme sanatı,
hutbe okuma, nutuk irad etme gibi anlamlara gelmektedir. Terimin "nutuk", "söylev"
gibi karşılıkları da vardır. Bir kişinin bir topluluk karşısında belli bir konuda
yaptığı etkili, anlamlı ve coşturucu konuşmaya söylev metni, bu konuşmayı yapan
kişiye de hatip (konuşma) denir. Konularına göre siyasi söylev ve bilimsel söylev
olarak ayrılabilir.
6.1. Siyasi Söylev
Türk edebiyatında ise ilk siyasî söylev örneği Orhun Yazıtlarıdır. Bunlar, 732'de dikilen
Kül Tigin, 735'te dikilen Bilge Kağan, 720-725 yıllarında dikilen Tonyukuk Yazıtlarıdır.
Siyasî söylev örneği olarak ayrıca şu kişilerin söylevlerini de verebiliriz: İttihat
ve Terakki'nin hatibi Ömer Naci Naci, Selânik'te 1906'da Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin
bir toplantısında Atatürk'e hitaben şöyle der: "Mustafa Kemal! Arkandayız,
seni takip edeceğiz! Ölümler, cellâtlar, işkenceler bile bizi bu azmimizden çeviremeyecektir.
Hürriyet verilmez, ancak alınır. Zulüm ve istibdad altında inleyen bu masum ve bîçâre
milleti kurtaracağız, yaşasın hürriyet ve istiklâl!" (Fethi Tevetoğlu, Ömer Naci, Ankara
1987)
Halide Edip Adıvar (1884-1964), özellikle Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul
ve İzmir'in işgal edildiği sıralarda, 16 Mayıs 1919'da İstanbul Sultanahmet'te düzenlenen
protesto mitinginde şöyle der: "Kardeşler, Vatandaşlar! Yedi yüz yılın şerefi, göğe
yükselen bu minarelerin tepesinden Osmanlı tarihinin yeni faciasını seyrediyor, bu meydanlardan
çok zaman alay hâlinde geçmiş olan büyük atalarımızın ruhuna hitabediyor, başımı
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 193
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
bu görünmeyen ve yenilmez ruhlara kaldırarak diyorum ki: Ben İslâmiyet'in bedbaht bir kızıyım
ve bugünün talihsiz fakat aynı derecede kahraman anasıyım. Atalarımızın ruhları
önünde eğiliyor, onlara bugünün yeni Türkiyesi adına hitabediyorum ki, silâhsız olan bugünkü
milletin kalbi de onlarınki gibi yenilmez kudrettedir, Allah'a ve haklarımıza iman ediyoruz."
Yine aynı şekilde Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966) de 30 Mayıs 1919'da
İkinci Sultanahmet Mitingi'nde İzmir'in Yunanlılar tarafından işgalini protesto konuşmasını
şöyle bitiriyordu: "Sevgili millettaşlarım! Dualarınızı, dileklerinizi, iradenizi
kendi sesimde toplayarak bütün dünyaya haykırıyorum: Esarete razı değiliz. Biz esir olamayız,
Türk vatanına karşı hazırlanan su-i kastı biliyoruz ve reddediyoruz. İstanbul ve Anadolu
Türk kalacaktır!...." Hamdullah Suphi Tanrıöver'in hitabeleri Dağ Yolu 1,2 (1987)
adlı kitapta toplanmıştır.
Mehmet Emin Yurdakul da 23 Mayıs 1919 günü Sultanahmet Meydanı'nda 200.000
kişiye şöyle hitap ediyordu: "Kardeşler, Keşke asırların geceleri ve dünyaların mezarları
gözlerime dolarak bir kör olsaydım. Sokak sokak dilense idim de milletimin, kulağımı parçalayan
bu felâket seslerini işitmeseydim, bu kara günleri görmeseydim. Keşke göğün yıldırımları,
yerin canavarları birleşerek beni kanlar içinde topraklara yuvarlasaydı da vatanımın bu
musibeti huzurunda bulunmasaydım ve bu azapları çekmeseydim. Zira bugün uğradığı
felâket ve musibetler o kadar acı!..."
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 15-20 Ekim 1927 tarihlerinde
Cumhuriyet Halk Partisi İkinci Kurultayı'nda 36.5 saat süreyle okuduğu
Nutuk'u, Gençliğe Hitabe'si ve Cumhuriyetin 10. yılında okuduğu 10. Yıl Nutku
önemli birer söylev örneğidirler.
Süleyman Nazif de 23 Kanun-ı Sani 1920'de Cuma gün, İstanbul Üniversitesi Konferans
salonunda düzenlenen Piere Loti gününde yaptığı konuşmayı Hitabe
(1920) adıyla yayınlamıştır. Rıza Tevfik Bölükbaşı, Süleyman Nazif, Behçet Kemal
Çağlar, Selim Sırrı Tarcan, Osman Bölükbaşı... gibi siyasi kimliği olan kişiler
siyasal söylevlerinde başarılı sayılabilir.
6.2. Bilimsel ve Kültürel Söylev
Örgün eğitim kurumlarında ders veren öğretmen ve öğretim üyeleri de öğrencilerin
karşısında bir anlamda hatiptirler. Eğitimciler de derslerinin etkili olabilmesi
için hitabet sanatının inceliklerine baş vururlar. Ayrıca genele açık bilimsel toplantı,
panel ve konferanslarda yapılan konuşmalar da bu gruba girmektedir. Belli bir kültürel
derinliğe sahip düşünce adamları ve sanatçıların fikir; sanat ve kültür konularında
verdikleri konferanslar da hitabet türü içinde değerlendirilirler.
Fazıl Ahmet Aykaç Hitabeler (1934), Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966), Necip
Fazıl Kısakürek Müdafaa (1946), Sahte Kahramanlar (1976), Yolumuz Halimiz Çaremiz
(1977)... Osman Yüksel Serdengeçti (1917-1983)...
194 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
7. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatında Görüşme
Arapça bir kelime olan "mülâkât", karşılıklı buluşmak, görüşmek demektir. Türkçede
bunun için "görüşme", "söyleşi", "konuşma" terimleri önerilmiştir. Ancak bugün
yaygın olarak Fransızca "reportage" kelimesinin Türkçe telaffuzu olan "röportaj" terimi
kullanılmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında tanınmış kişilerle hayatları, çalışmaları,
eserleri ya da istenilen herhangi bir konuda sorulu cevaplı olarak karşılıklı
konuşmaların yazıya geçirilmesine mülâkat denir. Çoğu röportajlar, gezi yazısıyla
iç içe sunulmaktadır.
Türk edebiyatında mülâkat türünün ilk örneklerinin Evliya Çelebi tarafından verildiği
görüşü yaygındır. İkinci örnek Ruşen Eşref Ünaydın'ın Diyorlar ki (1918) adlı
eseridir. Hikmet Feridun Es Bugün de Diyorlar ki (1932), Mustafa Baydar Edebiyatçılarımız
Ne Diyorlar (1960); Gavsi Ozansoy Edebiyatımızda Dünküler mi Bugünküler mi
Daha Kuvvetli, 40 Yıl Sonra Diyorlar ki (1962), Beş Kuşak Konuşuyor (1967); Tahir Kutsi
İç Göç (1964); Halil Aytekin Doğuda Kıtlık Vardı (1965); Abdi İpekçi Liderler Diyor ki
(1969); Yaşar Kemal Çukurova Yana Yana (1955), Peri Bacaları (1957), Bu Diyar Baştan
Başa (1971), Bir Bulut Kaynıyor (1974); Nurulah Berk Ustalarla Konuşmalar (1971),
Fikret Otyam Ha Bu Diyar (1959), Doğudan Gezi Notları (1960), Harran - Hoyrat Irıp ve
Mayın (1961), Uy Babo (1962), Topraksızlar (1963), Hû Dost (1964), Bir Karış Toprak
İçin (1965), Oy Fırat Asi Fırat (1966), Can Pazarı, Vay Kurban, Hayvanlar ve İnsanlar
(1969), Gide Gide 10 (1969); Necmi Onur Mezarlarında Yaşayanlar (1963), Telsiz Duvaksız
Anadolu (1965); Hikmet Çetinkaya Toprak Bizim Canımız (1973); Yılmaz Çetiner
İnanç Sömürücüleri Nurcular Arasında Bir Ay (1964), Yaşar Nabi Nayır Edebiyatçılarımız
Konuşuyor (1976); İsmail Parlatır-İnci Enginün - Orhan Okay - Zeynep
Kerman - Kâzım Yetiş - Necat Birinci Röportajlar (1997).
Türkiye gazetelerinde mülâkat çalışmaları yayımlanan başlıca gazeteciler arasında
şunları sayabiliriz: Fikret Otyam, Naci Sadullah, Yaşar Kemal, Kemal Tahir, Şahap
Balcıoğlu, Aziz Nesin, Nevzat Üstün, Mustafa Ekmekçi, Yahya Benekay, Mete
Akyol, Halit Çapın, Necmi Onur, Fakir Baykurt, Sait Faik, Vasfiye Özkoçak,
Füsun Özbilgen, Leyla Umar, Nuriye Akman, Uğur Dündar, Ayşe Arman, Fehmi
Koru, Yazgülü Aldoğan, Hüsamettin Aslan...
Özet
Deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya
da herhangi bir kavramla ilgili izlenimleridir. Herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller
getirip ispatlama yoluna gidilmeden ve kesin hükümler verilmeden kişisel görüşle serbestçe
yazıya dökülenkısa metinlere denir.
Bir kişinin ya da grubun, yurdun değişik bölgelerine ya da başka ülkelere yaptığı gezilerde
gözleyip, izlediği, ele geçirdiği bilgi ve bulguları, anlattığı yazılara gezi yazısı denir.
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 195
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Günlük, bir kişinin hergün, o gün için önemli bulduğu olayları, o günkü gözlem ve izlenimlerini,
duygu, düşünce ve hayallerini kaleme aldığı notlara denir.
Anı, bir kişinin aklının erdiği dönemden itibaren görüp yaşadığı, kendisi ve toplum için
önemli gördüğü olayları ve durumları belli bir sistem içinde yazıya döktüğü genellikle otobiyografik
metinlere denir. Otobiyografi, kişinin yalnızca kendisiyle ilgili bilgileri verirken
anı, yalnızca hatırlanabilen, unutulmayan, olayları unutulmayan izlerle verebilir.
Bir kişinin bir topluluk karşısında belli bir konuda yaptığı etkili, anlamlı ve coşturucu konuşmaya
söylev denir. Yapılan konuşma topluluğun kültürel, sosyolojik, etnik, ideolojik, dinî
vb. özelliklerine ters gelebilecek, onları tahrik edebilecek niteliklte olmamalıdır. Konusu bakımından
hitabet altı türe ayrılır: Dinî, Siyasî, Bilimsel, Askerî, Hukukî ve Kültürel-Sanatsal
hitabet.
Kendi uzmanlık alanlarında tanınmış kişilerle bir konuda sorulu cevaplı olarak yazılan eserlere
görüşme denir.
Değerlendirme Soruları
Aşağıdaki soruların yanıtlarını verilen seçenekler arasından bulunuz.
1. Batılı anlamda deneme Türk edebiyatında hangi dönemde başlamıştır?
A. 17. Yüzyılda
B. Tanzimat döneminde
C. II. Meşrutiyet döneminde
D. Cumhuriyet döneminde
E. 1970 yılından sonra
2. Aşağıdakilerden hangisi Cumhuriyet döneminin en önemli gezi yazarlarından
biri değildir?
A. İsmail Habib Sevük
B. Ahmet Hamdi Tanpınar
C. Yusuf Ziya Ortaç
D. Falih Rıfkı Atay
E. Arif Aşçı
3. Aşağıdakilerden hangisi günlük türünün özelliklerinden biri değildir?
A. Günlük olarak gözlem, izlenim ve olaylar kaydedilir.
B. Notların başına günün tarihi atılır.
C. Tutulan notlar genellikle kronolojik bir sırayla yayımlanır.
D. Kişi, yaşlılığında çocukluk ve gençlik dönemlerine ait olayları yazar
E. Tutulan notlar genellikle öznel ve içe dönüktür.
196 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
4. Aşağıdakilerden hangisi anı türünün özelliklerinden birisi değildir?
A. Anı yazıları hiçbir şekilde öznel değildir.
B. 'Anı'nın eski karşılığı 'hatıra'dır
C. Tarih bilimi anılardan önemli ölçüde yararlanır.
D. Anılar genellikle yaşlılık dönemlerinde yazılır
E. Anı yazıları genellikle otobiyografiktir.
5. Aşağıdaki ifadelerden hangisi söylev türünün tanım ve özellikleriyle ilgili
değildir?
A. Güzel söz söyleme sanatıdır.
B. Kitleyi etkileme amacı taşır
C. İki kişinin karşılıklı söyleşisidir.
D. Topluluğa bilgi ve mesaj aktarma amacı vardır.
E. Söyleve aynı zamanda nutuk ve hitabet de denir.
6. Aşağıdakilerden hangisi görüşme tanım ve özellikleriyle ilgili değildir?
A. Toplum içinde kendi alanlarında sivrilmiş kişilerle konuşulur.
B. Kişi yalnızca kendi düşüncelerini aktarır.
C. Radyo ve televizyonlarda sesli ve görüntülü olarak yayımlanır.
D. Gazete ve dergilerde yazılı olarak yayımlanır.
E. Konuşan kişiler birbirlerine güven duymalıdırlar.
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Ahmet Haşim. "Seyahat ve Edebiyat", Bize Göre İkdam'daki Diğer Yazıları, Hazırlayanlar
: İnci Enginün-Zeynep Kerman, İstanbul 1991, s. 206.
Akatlı, Füsun. "Salah Birsel ve Deneme ", Cumhuriyetten Bu Yana Türk Edebiyatı,
Gösteri dergisinin özel eki, İstanbul, 1984, s. 115.
Anı Özel Sayısı, Türk Dili, S. 246, Ankara, 1 Mart 197.
Ayaşlı, Münevver. "Hatırat Edebiyatı", "Hatırat Bırakmadan Göçüp Gidenler", İşittiklerim,
Gördüklerim, Bildiklerim, İstanbul 1973, s. 5, 7.
Aytaç, Gürsel. Denemeler Seçkisi, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1990.
Aytaç, Gürsel. "Günce ve Anı Üzerine", Edebiyat Yazıları I, Gündoğan, Ankara,
1990, s. 454.
Aytaç, Gürsel. "Gezi Yazını Üzerine ", Edebiyat Yazıları III, Ankara 1995, s. 87-90.
Baltacıoğlu, İsmayıl Hakkı. "Konuşmacılığın Gizleri", Türk Dili, C.15, S. 172, Ankara,
1 Ocak 1966, s. 223.
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 197
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Banarlı, Nihat Sami. Edebî Bilgiler, İstanbul, 1944.
Batur, Enis. "Denemeyi Deneyenler", Yazko Edebiyat, S: 2, Aralık 1980, s. 59-61.
Belge, Murat. "Önsöz ", "Sosyalist Deneme Yazmak ", "Deneme" Tarihten Güncelliğe,
Alan Yayıncılık, 2. baskı, İstanbul 1986, s. 9, 17, 23.
Bezirci, Asım. "Deneme Deyince", Varlık, Kasım 1986, S. 950.
Birkiye, Atilla. "Denemeden Denemeye", Varlık, Kasım 1986, S. 950.
Birsel, Salah. "Kimileri Günlük Sever", Türk Dili, C.20, S. 211, Ankara, 1 Nisan
1969, s. 69.
Birsel, Salah. "Denemenin D'si ", Sanat Olayı, Mart 1985, Ankara, S. 34, s. 73.
Burian, Orhan. "Essay Hakkında", Yücel, Haziran 1936, S. 16, C.3, s. 142.
Çotuksöken, Yusuf. "Denemenin Kıyılarında Dolaşmak", Denemenin Kıyılarında,
İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1992, s. 5.
Deneme Özel Sayısı, Türk Dili, 1 Temmuz 1961, C.X, S. 118.
Deneme Özel Sayısı, Varlık Dergisi, Temmuz 1982, S. 898; Kasım 1986, S. 950.
Elçi, Aşkın. "Sevgili Güncem", Cumhuriyet Dergi, 16 Haziran 1996,s. 9.
Fuat, Memet. "Günceler", İki Yönlü Yozlaşma, İstanbul 1995, s. 131-135.
George William Frederick Hovvard, Türk Sularında Seyahat, Çeviren : Şevket Serdar
Türet, İstanbul 1978.
Günlük Özel Sayısı, Türk Dili, S. 127, Nisan 1962.
Gündoğdu, Cengiz. "Bir Çocuk Ağlıyor", Varlık, İstanbul, Kasım 1986, S. 950.
Günyol, Vedat. "Deneme Deyince", Yaza Yaza Yaşarken, Cem Yayınevi, İstanbul
1991, s. 148.
Haydar Çelebi Rûznâmesi, Hazırlayan: Yavuz Senemoğlu, Tercüman 1001 Temel
Eser, İstanbul, tarihsiz.
Kaplan, Mehmet. "Hatırat Üzerine", Hisar, İstanbul, Mart 1966, s. 9.
Kaplan, Mehmet. "Hitabet Sanatı", İstanbul, 15 Ekim 1945, s. 7.
198 C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Okunuşunun 50. Yılında Söylev Özel Sayısı, Türk Dili, Ankara, Kasım 1977, S. 314.
Özdemir, Emin. Yazı ve Yazınsal Türler, Karacan Yayınları, İstanbul 1981, s. 146.
Özer, Kemal. "Tiksinti Çağının Tanığı : Uğur Kökden", Varlık, Kasım 1986, S. 950.
Pirî Reis, Kitâb-ı Bahriyye, Hazırlayan : Yavuz Senemoğlu, Tercüman 1001 Temel
Eser, İstanbul tarihsiz.
"Röportaj Özel Sayısı", Milliyet Sanat Dergisi, İstanbul, 29.8.1975, S. 147.
Salihoğlu, Mehmet. "Deneme", Gün Işığına Çıktıkça, Ayyıldız Matbaası, Ankara
1975, s. 1.
Sezgin, Dinçer. "Denemenin Usta Kalemi Vecihi Timuroğlu", Cumhuriyet Kitap,
İstanbul, S. 417, 12 Şubat 1998.
Sılacı, Ferhat. "Seyahatnamelerin Işığında", Türk Dili, Ankara, 1 Mayıs 1955, S. 44,
s. 510.
Sözer, Önay. "Denemeyi Denememek İçin", Varlık, İstanbul, Temmuz 1982, S. 898.
Suna Dirikan. "Röportaj Korkusu", Elele, İstanbul, Ocak 1992, s. 32.
Süreya, Cemal. "Deneme Deyince", Varlık, İstanbul, Temmuz 1982, S. 898.
Türinay, Necmettin. "İnsan, Tarih ve Hatıra", Geleneğin Dünyası Yeniliğin Ufukları,
Ankara 1996, s. 120.
Türk Dili, Gezi Özel Sayısı, S. 258, 1 Mart 1973.
Uçarol, Tuncer. "Günlük Üstüne Günlük", Türk Dili, Ankara, 1 Nisan 1977, C.35,
S. 307, s. 350.
Unat, Faik Reşit. Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri, Ankara, 1968.
Uyguner, Muzaffer. "Salah Birsel'in Yeni Kitapları", Gösteri, İstanbul, Mart 1989,
S. 100, s. 7-9.
Uzarol, Tuncer. "Vedat Günyol'la Deneme Üzerine Söyleşi", Varlık, İstanbul,
Temmuz 1982, S. 898.
Yüksel, Turan. "Anı Yazıları Bize Ne Vermektedir?", Varlık, İstanbul, 1 Haziran
1994, S. 1041, s. 45.
C U M H U R İ Y E T D Ö N E M İ T Ü R K E D E B İ Y A T I N D A Ö T E K İ T Ü R L E R 199