5 Ekim 2009 Pazartesi

konu - tema , konunun sınırlandırılması ve plan

1. Giriş
İnsanların birbirleri arasında, konuşarak yüz yüze başlattıkları iletişim git gide onlara
yetmedi; çünkü her zaman yüz yüze olmaları olanaksızdı. Bunun için duman
ile, davul v.s. sesi ile bu iletilerin ulaşabileceği uzaklıktaki yakınlarıyla haberleştiler.
Bu iletişim türü çok sınırlıdır ve kalıcı değildir. İnsanların, unutmamak ve gelecek
kuşaklara aktarmak için daha kalıcı bilgilere gereksinimi vardı. Bu nedenle mağara
duvarlarına çizilen resimlerle, düğümlü iplerle de bu bilgileri saklamaya çalıştılar.
Bilgileri geleceğe saklama düşüncesi git gide gelişerek bugün kullanılan yazı türlerini
oluşturdu.
İlk yazılı metinlerden biri Kadeş Antlaşması'dır. Antlaşmalarda iki tarafın savaş sonrası
barışı korumak için uyacağı kurallar belirlenir. Bu kuralların kuşaklar boyu kalıcı
olmasını sağlamak için antlaşma kurallarının yazılarak saklanması gereği vardır.
Yazılı anlatımın kullanılması gereklerinden biri de bu olabilir.
Bu çabalar sonunda yazıyı kullanmaya başlayan insanoğlu için sözlü anlatıma (konuşma
diline) benzeyen, türlü özellikleriyle de ondan ayrılan, yazılı anlatım dili ortaya
çıkmıştır. Konuşma dilinin çabukluğu, hareketliliği yanında yazılı anlatım dili
daha vakit alıcıdır, durağandır ama kalıcıdır.
2. Yazılı Anlatım
Bir duygunun, bir isteğin, bir hayalin yazıyla anlatılmasına yazılı anlatım denir.
• Sözlü anlatım seslidir, yazılı anlatım sessizdir, sözlü anlatımdaki seslerin yerini
yazılı anlatımda harf deniler işaretler almıştır.
• Sözlü anlatım toplumun değişik kesimlerine göre söyleyiş ayrılığı gösterir:İstanbullu
kız derken, Eskişehirli gız der. Yazılı anlatımda yöresel ayrılıklar kalkar.
• Sözlü anlatım daha kuralsız, daha gelişigüzeldir; yazılı anlatım kurallıdır.
Yazım kuralları ile yine yazıdan ayrılamaz durumdaki noktalama işaretleri
vardır. Bunlar da gelişigüzel kullanılamaz.
• Sözlü anlatımda yöresel ve kişisel kullanım esneklikleri doğaldır. Yazılı anlatım,
kuralcılığı ile biraz yapay kalır ama bundan yazılı anlatım dili uydurmadır
anlamı çıkmamalıdır.
• Sözlü anlatım yüz yüzedir; anlatım baş, el, kol, gövde hareketleriyle desteklenir;
anlaşmada dinleyicinin dil mantığı da büyük yardımcıdır. Yazılı anlatım
yüz yüze olmadığı için yazılan her söz, yazıldığı gibi işlem görür. Dil mantığı işe
yaramayabilir. Yazılı anlatım gücünü, yalnız yazarın dilini kullanmadaki ustalığından
ve eksiksiz uygulayacağı yazım kurallarından alır. Bu da dili olgunlaştırır;
kültür dili, edebiyat dili, sanat dili ortaya çıkar.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 91
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
• Sözlü anlatım söylenir söylenmez unutulmaya başlar, çoğu kez aynı konuşmayı
aynı biçimde bir kez daha dinleme şansımız yoktur. Yazılı anlatım ürünleri
kalıcıdır. Yazıldığı günkü gibi yüzyıllarca kalır.
3. Yazara Bağlı Evreler
Yazmaya başlamadan önce yazarın gerek yazı konusu belli olduktan sonra, gerekse
daha önceki deneyimlerini değerlendirmesine yazara bağlı evreler denir. Bunlar;
yazarın gözlemleri, okudukları, konu üzerinde düşünmesi, bu düşünmeden doğan
buluşları, tasarladığı bir ana düşüncedir. Sonra yazar bunları düzene koyar, yani
plân yapar, yazmaya karar verir, yazma çalışmalarına başlar.
3.1. Gözlem Yapmak
Konuyla ilgili varlıkları, olayları gözleyerek ulaştığımız sonuca gözlem denir. Gözlem,
yazmaya başlamadan önce ilk yapılacak işlemlerdendir. Geçmişteki gözlemlerden
de yararlanılabilir. Günlük yaşam içinde birçok insan bakar kör gibi yaşamaktadır.
Gözlemek; bakmak değil, görmektir. Gözlem yapmakla doğru görme,
çevreyi ve insanları doğru tanıma öğrenilir. Çevredeki insanlar, eşyalar, doğa, doğa
olayları ve doğrudan kendimiz olmak üzere pek çok malzeme gözlenebilir. Bunlar
içinde en güç olanı iç gözlem denilen kişinin kendi kendini gözlemesidir. Gözlemle
ancak çevremizdeki varlıklarla, olaylarla ilgili bilgiye ulaşırız. Çevremizde ananas
meyvası yoksa ananası gözleyemeyiz. Gözlem yapma alışkanlığındaki kişilerde
kavrayışta çabukluk, ileri görüşlülük yetileri gelişir; onlar insan ilişkilerinde de
başarılıdırlar, çünkü kulaktan dolma sözlere değil de gördüklerine, gözlemlediklerine
inanırlar.
"Kimi insanlar kulaklarıyla görürler." sözü üzerinde düşünerek arkadaşlarınızla
tartışınız.
Dört türlü gözlem vardır: 1. Doğrudan doğruya gözlem, 2. Hayal kurma, 3. Düşünme, 4.
Geçmiş yaşantılarımızdan yararlanma. Gözlem yaparken başta göz olmak üzere beş
duyu organımız ile duygularımız; algılama, düşünme ve sezme merkezlerimiz yoğunlukla
iş başındadır.
3.2. Okumak
Başka birinin, harf dediğimiz birtakım işaretlerle kalıcı kıldığı duygu, bilgi, gözlem,
olay... gibi deneyimlerine bir tür şifre çözerek tanık olmaya okuma, bu eyleme okumak
denir. Kişinin bilgisi, duygusu, hayal gücü ve dünya görüşü okumakla da
zenginleşir. Okumakla dili zenginleşir, anlatım gücü artar.
92 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Okumak da bir tür gözlem yapmaktır.
Okuyarak başkalarının gözlemlerinden yararlanılır. Düşünceleri sıralarken konuyla
ilgili tanımlamalar, karşılaştırmalar, örneklemeler, alıntılar, istatistik bilgiler ve
kanıt göstermelerle konu geliştirilip sonuca ulaştırılır. Kullanılan dilin cümle ve anlam
yapısının; dilin anlatım malzemeleri olan sözcük, deyim, terim, atasözlerinin iyi
bilinmesi konu anlatımında yararlı olur. Bütün bu anlatım zenginliğine okumakla
ulaşılır.
3.3. Düşünmek
Bir konuda, sonuca ulaşabilmek için belleğin karşılaştırma, ilgiler kurma, yeni sonuçlar
üretme... gibi yetilerinden yararlanmaya düşünmek denir. İnsanı düşünmeye
iten neden meraktır; bu merak çoğu kez dış dünyadan kaynaklanır. Düşünmek bizi
insan yapan en önemli niteliğimizdir. Anlatıma geçmeden önceki ilk adım düşünmektir.
Düşünmede sözcükler dünyasından soyut ya da somut nesnelere, nesneler
dünyasından sözcüklere geliş gidiş vardır. Düşünürken geçmiş deneyimlere, okuyarak
öğrenilenlere yeniden biçim verilir. Bu eylem işitilmeyen konuşmadır. Düşünme
sonucu düşünce üretilir. İnsanda düşünme yetisi doğuştan vardır, fakat
düşünce sonradan kişinin çevresi, eğitimi, kendi zekâsı ve bilgisi ile oluşur, doğuştan
getirilmez. Bu nedenle düşünce hem kişiden kişiye hem çevreden çevreye ayrılıklar
gösterir. Türkiye'de yaşayan biri ile Amerika'daki birinin ürettiği düşünceler
aynı değildir. Boileau "Yazmadan önce, düşünmeyi öğreniniz." der. Bir konu ile karşı
karşıya kalındığında verilen ilk tepki düşünmektir. Konu ile ilgili nelerin ne kadar
bilindiği; araştırılacak, incelenecek bilgiler bu evrede ortaya çıkar.
3.4. Buluş
Anlatılacakların bellekte bütün ayrıntılarıyla canlandırılması, düşüncelerin konu
üzerinde yoğunlaşmasıyla varılan özgün düşünce, herkesten ayrılan kendine özgü
anlatım buluş demektir. Buluşta kişinin kültüründen de izler vardır. Buluş, araştırma
ve incelemeler sonucunda anlatacaklarımızın, belleğimizde canlanması, konu
ile ilgili olanların ayıklanıp toplanması, ana düşüncenin belirlenmesidir. İyi buluş
yapabilmek için çok okumak, iyi gözlem yapabilmek ve sağlıklı düşünmek yeter;
çünkü her insan ayrı bir dünya olduğuna göre, anlatacakları zaten kendine özgü
olacaktır. Buluşun en önemli bir yönü de anlatacağı konu ile okuru arasındaki bağı
güçlü kurmaktaki özgünlüktür. Bunun için yazarın yazı bitimine kadar, yazacağı
ya da anlatacağı konuda yoğunlaşması gerekir. Önce konuyu anlamalı, özümlemeli;
sonra konuyla sanki bütünleşmelidir. Buluş ne kadar güzel ise anlatım o kadar
basmakalıplıktan kurtulur, yazara ve yazıya değer kazandırır. Buluşun gerçeğe uyması,
doğal ve inandırıcı olması, kanıtlanabilir olması gerekir.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 93
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
3.5. Ana Düşünceye Ulaşma
Düşüncelerimizi iyi ve doğru yazmak yetenek işi midir?
Düşünceleri iyi ve doğru yazmak yetenek işi değildir. Kullanılan dili iyi bilmek,
yazma tekniğini bilmek, iyi düşünmek, konuyu kavramak, yazının amacını saptayarak
düşünceleri bu amacı destekleyecek sırayla dizmek gerekir. Bu nedenle yazıya
başlamadan ana düşünceyi belirlemek, bütün düşünceleri bu ana düşünceyi destekleyecek
biçimde işlemek gerekir.
3.6. Plânlama (Tasarlama)
Anlatımda altıncı adımdır. Tasarlama, bir yazıda neyin, ne kadar yazılacağının önceden
belirlenmesi ve sıraya konması için yapılan bir ön çalışmadır. Tasarlama, düşüncelerimizi
karmaşıklıktan kurtarır. Dinleyen ya da okuyanla aramızdaki bağın
daha sağlıklı ve tez kurulmasını sağlar.
3.7. Karar
Yukarıdaki çalışmalar sağlıklı yapılarak ana düşünceye ulaşıldı yazılacaklar tasarlandı
ise, kişi anlatım yollarından birini seçerek konu ile ilgili düşüncelerini bildirmeye
karar verir. Anlatımın en önemli adımıdır. Ancak karar olumlu ise güzel ve
kalıcı bir yazı doğacak demektir.
4. Yazmaya Bağlı Evreler (Anlatım Süreci)
Yazmaya başlandığında konunun anlatım kuralları çerçevesinde işlenme sürecidir.
4.1. Konu
Üzerinde söz söylenen, yazı yazılan, sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce, olay,
sorun, ya da duruma konu denir. Konu olmadan yazı olmaz. Konu; yaşamın her
kesitinden, toplumun her kesiminden seçilebilir. Çevredeki varlıklar, olaylar, toplumun
sorunları, gözlemlerimiz, düşlerimiz ve her türlü düşünce konu olabilir. Konu
için önemli olan ilginç ve geliştirmeye elverişli olması, anlatım kurallarına uygun
yazılması ya da söylenmesidir.
Konunun kaç ögesi vardır?
Konunun ana maddesi, konunun bakış açısı, yazı türü.
94 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
?
?
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
• Konunun ana maddesi: Konuyu oluşturan varlık, olay, düşünce ya da sorundur.
• Konunun bakış açısı: Konunun ana maddesinin hangi yönden değerlendirileceğidir.
Kişisel, toplumsal, sanatsal... gibi.
• Yazı türü: Bir konu makale, fıkra, mektup, şiir, öykü, anı... gibi türlerden her
hangi biriyle anlatılabilir. Buna yazar karar verir.
4.1.1. Konu Türleri
Konu niteliğine göre türlere ayrılır:
• Toplumsallık Bakımından Konular: Bu bakış açısıyla öznel sorunlara
dayandırılmış konulara bireysel konular denir. Böyle yazılarda yazar kendi kişisel
özelliğini yazı ile dışa vurur. Toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendiren
konulara toplumsal konular denir. Böyle yazılarda yazar toplumun tümünün
ortak sorunlarıyla ilgilenir. "Türk Parasından Üç Sıfırın Atılması" ile ilgili bir
konu toplumsaldır.
• Yerellik Bakımından Konular: Bir bölgeyi ilgilendiren konulara yerel konular
denir. "İçanadolu Bölgesi Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin Birkaç Öneri"
gibi bir yazı yereldir. Konu "Türkiye Tarımında Verimliliğin Artırılması İçin
Birkaç Öneri" olsaydı ulusal konu olurdu; çünkü evren içinde Türkiye'deki çiftçileri
ilgilendiren bir yazıdır. Bir yönüyle de Türkiye'nin ekonomisini yakından
ilgilendirdiği için yerelliği tüm Türkiye olarak düşünülmelidir. Bir konu bütün
dünyayı ilgilendiriyorsa böyle konulara evrensel konular denir. "AIDS'ten Korunma
Yolları" gibi bir yazı evrenseldir.
• Somutluk Bakımından Konular: Bir konu nesnelse, beş duyu organıyla
algılayabilecek nesneleri kapsıyorsa somuttur; bir konu nesnel değilse, beş
duyu organıyla algılanamayacak kavramları kapsıyorsa soyuttur.
Her konu bir yönüyle mutlaka insanla ilgili olduğuna göre konu türlerini birbirinden
kesin çizgilerle ayırmak güçtür, ancak ağırlıklı olarak bireysel, ağırlıklı olarak
evrensel ve soyuttan çok somut kavramlar işlenmiştir gibi bir yorum yapılabilir.
4.1.2. Konunun Seçimi
Biri tarafından önerilmiş konuyu yazmak çok güçtür. Bu nedenle yazmada başarılı
olmak için konuyu, yazacak kişinin kendisi seçmelidir. Yazarları yazmaya iten neden
genellikle gözlemleridir. Kimi zaman da kişi zorunlu olarak bir yazı türü seçer;
gelen bir mektuba karşılık yazması, işe başvurmak için bir dilekçe ya da özgeçmiş
yazması, görevlendirildiği bir konuda rapor yazması... gibi.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 95
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
4.1.3. Konunun Sı nı rlandı rı lması
Konu seçiminde çoğu kez özgür olunamamakla birlikte, konuya bakış açısı seçme
ve sınırlandırma bütünüyle yazarın kendine kalmıştır.
Sınırlandırılmamış konularda yazmak çok güçtür.
Konu sınırlandırılmaz ise düşünceler her paragraf için ayrı ayrı yani dağınık olur,
toparlanamaz. Sınırlandırılmadan yazılmış yazıları anlamak da güçtür. Konu
sınırlandırıldıkça açıklık kazanır. Sözgelimi, çocuklar üzerine pek çok yazı
yazılabilir, fakat konu "çocuk" olarak verilirse hiç bir şey yazılamaz, çünkü çok
genel bir konudur. "çocuk"u önce ülke ile sınırlayalım: Türkiye'de çocuk. Sonra yaş
ile sınırlayalım: 13-15 yaş grubu. "13-15 yaş çocukları" da konu olamaz, konu hâlâ
sınırsız. "Sanayide çalışan çocuklar" diye çocuk sınırını çizelim. Üzerinde düşünülecek
sorun ne? Sorun "suç işleme nedenleri" olsun. Her nedenin bir ilişki kaynağı
vardır: Aile ilişkileri, mahalledeki arkadaşlık ilişkileri, konu komşu ilişkileri, iş çevresinde
usta-çırak ilişkisi, çıraklar arası ilişkiler... Bunlardan "çıraklar arası ilişkiler"i
seçelim. Şimdi konuyu toparlayalım. Üzerinde araştırma yapacağımız konu "Türkiye'de
Sanayide Çalışan 13-15 Yaş Grubu Çocukların, Çıraklar Arası İlişkilerinde Suça Dönüşen
Eylemleri". Artık yazı için hazırlığa başlayabiliriz. Gözleme bu çevreden
başlarız. Mahkeme kayıtlarından bu yaş grubuyla ilgili dosyaları inceleriz, suçları
sınıflandırırız... gibi.
Siz de seçtiğiniz konularda sınırlandırma çalışmaları yaparak bilgilerinizi pekiştiriniz.
4.1.4. Konunun Ana Düşüncesi
Yazarı yazmaya iten asıl neden, yazının yazılış amacıdır. Buna ana düşünce denir.
Yazarın amacı bu ana düşünceyi vermektir. Yazıyı araç olarak kullanmaktadır.
4.1.5. Bakı ş Açı sı
Bir konu üzerinde birden çok kişiye yazı yazdırılsa, her yazan kendine göre bir ana
düşünce geliştireceğinden, ortaya birden çok ana düşünce ve birden çok bakış açısı
çıkacaktır. Aynı olaya bir yazar olumlu bakarken, bir yazar olumsuz bakabilir.
Günümüzde "Türkiye'de Kesintisiz Sekiz Yıllık Eğitim" için herkesin söyleyecek birkaç
sözü var, fakat kimseninki bir diğerinin aynısı değildir.
4.1.6. Konu Başlı ğı
Başlık yazının adıdır. Yazıyı okutan nedenlerden biri yazı başlığıdır. İlginç bir
başlık okuyucuyu meraklandırır, okuyucu bu merak ile yazıyı okur. Onun için yazı
96 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
yazarken içeriğinin iyi olmasına dikkat etmenin yanı sıra o yazıya iyi bir başlık bulmak
gerekir. Başlık, düşünce yazılarında ana düşünceden çıkartılır. Ana düşüncedeki
konunun maddesi (Ataç Dipdiri, Borsada Dalgalanma), vurgulanan amaç (Dünya
Barışı) ya da sanatlı bir yazımla (Zeytin Dalı) ya da onları çarpıcı bir biçimde vurgulamaya
yarayacak maddenin sıfatı, eylemin zarfı; konuyu vurgulayacak özlü bir
söz (Devletin Fotoğrafı), bir deyim... konu başlığı olabilir. Olay yazılarında başlık
bulmak için malzeme çoktur.
Başlık kısa olmalı fakat konuyu tam kapsamalıdır. Başlığın kısalığı yazının türüne
de bağlıdır. Bir düşünce yazısı, bir roman ile bir inceleme yazısının başlığı aynı kuralla
verilemez; örneğin, inceleme yazılarında başlık açıklayıcı bir iki sözcükle başlar,
gerçek başlık yazılır, tamamlayıcı bir iki sözcükle biter. Eskişehir İli Mihalıççık İlçesi
ve Yöresi Ağızları (Ses Bilgisi-Metinler-İndeks). Bu örnekte gerçek başlık: Mihalıççık
İlçesi ve Yöresi Ağızları'dır. Açıklayıcı bilgi: Eskişehir İli, tamamlayıcı bilgi: (Ses Bilgisi-
Metinler-İndeks).
Başlık yazının üstündeki sıraya, satır ortasına ya da satır başına yazılır. Ya her harfi
büyük harfle yazılır ya da her sözcüğün ilk harfi büyük harfle yazılır.
4.1.7. Konunun Anlatı mı nda Yardı mcı Olan Diğer Ögeler
Yazmaya başladıktan sonra; yazar gerek konuyu daha iyi anlatabilmek, gerek okuyucuyu
etkilemek için konu ile ilgili duygularını, hayallerini, düşüncelerini
toparlamalıdır. Bu düşüncelerini destekleyebilmek için kullandığı eşyaları, olayları
bir amaçta yani ana düşüncede birleştirmelidir. Sonra yazar bunları düzene koyar,
yani kâğıt üzerinde bir plân (tasar) yapar, yazacaklarını bu tasarıma göre yerleştirir
ve yazar.
● Duygu: Kişinin kendi eylem ve düşünceleri dışında kalan duyumların; dıştan
gelen eylemlerin, nesnel ve bireysel etkilerin kişinin iç dünyasında uyandırdığı
duyumların tümüne duygu denir. Duygulanmak canlı olmanın en ilk ve en
belirgin özelliğidir. İnsan birdenbire çok yüksek bir ses duysa önce korkar, sonra
nedenini merak eder. Merak insanı düşünmeye iter. Olasılıklar üzerinde durur,
bu hayal etmedir, eşya ve olayları araştırarak gerçeğe ulaşmaya çalışır.
Aynı sesi bir hayvan duysa o da korkar fakat yapacağı ilk ve son iş kaçmaktır.
Ancak ortalık sakinleştikten sonra yerine döner. Günümüzde kimi araştırmacılar
bitkilerin de duygulandıkların ileri sürerler. Demek ki duygu yalnız insanlara
özgü değildir.
Konuya bakış açılarından biri duygusal bakış açısıdır.
Kardeşlik, anne, baba, insanlık ve doğa sevgisi; sıla, yurt özlemleri ve yaşama
sevinci aklımıza hemen geliveren duygulardır. Bunları konu alan yazılara
duygusal yazılar denir. Anı, mektup, söyleşi, öykü, roman, oyun, masal gibi yazı
türlerinde duygusal ögeler çok kullanılır.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 97
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
Bir kişide düşünce boyutunun oluşabilmesi için bir kültür birikimine gerek
olmasına karşın, duygu boyutunun oluşabilmesi için doğumundan sonraki ilk
irkilme, ilk gülümseme yeterlidir. Bir gülümsemeyle bebek; sevgi, memnuniyet,
beğenme, karşısındakine güven duygularını belirtiverir. Buna karşılık sıçrama
ile ağlama rahatsızlık, kaygı, korku, beğenmeme, öfke duygularının belirtisidir.
Bizi mutlu eden duygulara olumlu duygular, mutlu etmeyen duygulara
olumsuz duygular denir. Duyguların tepki halini almasına coşku, özlemin, isteğin
aşırılaşmasına tutku denir.
Duyguların anlatıldığı yazılar içten, canlı, etkileyici ve sürükleyicidirler; çünkü
her okuyucu onlarda kendinden bir şeyler bulur. Bu nedenle bakış açısı duygusal
olan yazıların okuyucu kitlesi daha çoktur. Buna bakarak duygusal
anlatımda duyguları, abartmak ve yapmacık duygular yazmak da doğru olmaz.
Her duygu türünün anlatış biçimi de önemlidir. Sevindirici bir duygunun
anlatış biçimi ile üzücü bir duygunun anlatış biçimi aynı olmaz. Üzüntü duygusu
anlatılırken anlatım daha ağırbaşlı olmalı, söylev türünde anlatım heyecan
yüklü olmalıdır. Sevinç duygusu anlatılırken okuyan ya da dinleyen de bu
sevinci içinde duymalıdır. Duygusal yazı türüne en iyi örnekler şiirde bulunur.
Gel Barışalım Artık
I. Yok mu; senin insafın yok mu? III. İki gözüm seneler geçiyor,
Bir güler yüzün çok mu? Gönül ektiğini biçiyor;
Dağ mısın, taş mısın? Bir selâm lûtfet, bu ne çok hasret,
Gel barışalım artık.
II. Uzak mı; bu eda, bu hâl tuzak mı? IV. Can özüm bahar geldi,
Hak mısın, bana yasak mı? Dalları kiraz bastı.
Dost musun, düşman mısın? Yedi kat eller yakınım oldu,
Gel kavuşalım artık.
Sezen AKSU
• Düşünce: Düşünmenin biçim almasıyla düşünce oluşur. Bir kişinin yazı yazarken;
gözlemleri, deneyimleri, okunanları değerlendirirken en büyük
yardımcısı düşünme yetisidir. Konu ile ilgili malzeme düşünsel düzene oturtulmazsa
yazıda bütünlük sağlanamaz.
• Eşya: İnsan; kemik ve etin deri ile örtülmesi; saç, kaş, tırnak ile bezenmesi ile
yaratılmış bir doğa harikasıdır. Bu bedenin dışında kalan soyut, somut tüm
varlıklar eşyadır. Bu geniş anlamıyla saçımızdaki tokadan, ayağımızdaki çoraptan
evimize, bahçemize, kullandığımız tabak, kaşık, kilim, koltuk, örtüye,
kitaba, çevremizdeki kuşlara, dağlara, denizlere, yıldızlara kadar, her varlık bir
eşyadır. Eşyalar bizi güzellikleriyle, iyi ya da kötü durumlarıyla etkilerler; fakat
98 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
insanlara bu yetmez, eşyalar arası düzeni, ilgiyi, dengeyi bulup çıkarmak için
gözlemler yaparlar, deneyler yaparlar; bunları yazılarında malzeme olarak
kullanırlar.
• Olay: Eşyanın biçim ya da konum değiştirmesine olay denir, çocuğun büyümesi,
güneşin karanlığı aydınlatması, çiçeğin açması, trenin hereket etmesi... gibi.
Gözlem içine olayı da alır. İyi bir gözlemde olayların neden-sonuç ilişkisi ortaya
çıkarılır. Olayların akışı duygulara yer verilmeden aktarılırsa nesnel
anlatım vardır; duygulara yer verilerek aktarılırsa öznel anlatım vardır. Olayları
iyi gözlemleyebilmek yazı yazmayı kolaylaştırır.
• Hayal: İnsan duygulanır, düşünür, eşya ve olayları gözledikten sonra, belleğinde
bu gördüklerinin benzerini canlandırır, buna hayal denir. Hayal, bellekte
tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen düştür. Hayal etme gücüne
muhayyile, tasarım; hayal etme eylemine tasavvur etme, tasarlama da denir.
İyi bir hayal örgüsü ile anlatılan soyut bir konu sanki görünecek kadar, resmi
yapılacak kadar somutluk kazanır. Bir hayal açıklanırken benzetmelerden,
yakıştırmalardan , eğretilemelerden yararlanılır. Böylece aslında olmamış bir
olay olmuş gibi, olmayan bir nesne varmış gibi bizi etkiler. Hayal etmek, düşünmekten
ayrı bir boyuttur. Düşünürken bakış açımızı gözlemlerimiz, bilim ve
teknoloji yönlendirir; hayal ederken bakış açımızı iç dünyamız ve
duygularımız yönlendirir. Bir insan ancak kendisi gibi hayal edebilir, hayaller
taklit edilemez. Bu nedenle yazarların iç dünyalarına, kişilik özelliklerine ancak
onların yazdıkları hayaller ile ulaşılır.
Hayallerimizi yazmanın yararlarını tartışınız.
Hayal etmek için bilgili, kültürlü olmak gerekmez, henüz dünyayı çok az
tanıyan çocukların bile çok zengin hayal dünyaları vardır. Hayal, bilim ve teknolojiyi
destekler, bilim ve teknoloji de hayallerin boyutunu genişletir. Hayallerimizi
yazmak yararlıdır. Bugün, bilim ve teknoloji bir zamanların hayallerini
gerçek yapmıştır. Jules Verne "Aya Seyahat" hayalini kurmasaydı ve de
yazmasaydı belki ay yolculuğu daha yüzyıllarca gerçekleşemeyecekti. Görülüyor
ki yazım ve anlatımın önemli ögelerinden biri hayaldir.
• Amaç: Yaşamımızda hayalden sonraki adım amaçtır. Amaç, erişilmek istenen
sonuçtur. Bir kere hayalledik mi artık onun gerçekleşmesi için çırpınırız. O
hayale ulaşana dek yaşantımızı hayalimiz, gerçekleşmesi yönünde plânlarız.
Yazma aşamaları da bu düzen üzerine kurulur. Konuyu belirleyip gerekli gözlem
yapıldıktan, malzeme hazırlandıktan sondaki iş, konunun sınırlarının çizilmesidir.
Bunun için de "Bu konuyu niçin yazıyorum?" sorusunu sorarak amaç belirlemek gerekir.
Amacı belirtilmiş yazı sınırlandırılmış da olur. Yazmanın öncelikle beş amacı
vardır: a. Öğretme, b. Haber verme, c. Savunma, d. Okuyanı kendi dünyamıza çekme. e.
Yazdıklarımızın kalıcı olmasını sağlama. Yazı yazmak için hazırlıklar bittikten sonraki
en vazgeçilmez amaç, o yazının bitirilip ortaya çıkarılması olmalıdır.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 99
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
5. Plân (Tasar)
Çağımız bilgi çağıdır. Bilgi, düzenli, plânlı çalışmalar ve araştırmalar sonucu kazanılır.
Bir konuyla ilgili duygu, düşünce ve görüşlerimizi düzene koymaya plân
yapma denir. Yazar, yazmak istediği bir konuda ön hazırlıklarını yaptıktan sonra,
konu ile ilgili görüşünü destekleyecek düşüncelerini düzene koyar. Yazısını artık bu
plân çerçevesinde yazar. Plânlı bir yazıda gereksiz bir cümle, hatta sözcük bile yoktur,
konu bütünlüğü sağlandığı için okununca kolay anlaşılır. Plân, yazar için
yazmayı, okur için okumayı zevk haline getirir, belleği düzenli çalışmaya alıştırır.
Plân yapma gereğini çevremizden öğreniyoruz; çünkü biz çok düzenli, plânlı bir
doğanın içine doğuyoruz. Tüm doğa olaylarının bir düzeni vardır. Geceden sonra
gündüz, ilkbahardan sonra yaz gelir. Tohum ağaç olur, ağaç çiçek açar, meyva verir.
Meyva olgunlaşarak yine tohum verir. Bu düzen hiç değişmeden sonsuza dek bu sırayla
sürecek. Her söyleyeceğimizi ve yazacağımızı önceden plânlamamız bu yüzdendir.
Plânsız yazılarda duygu, düşünce karmaşası -belki de zıtlıklar- olur; en
önemli noktalar gözden kaçabilir, savunulan düşünce açık seçik savunulamayabilir,
hatta yazar savunduğu düşünceyle ters düşülebilir. Bu nedenlerden ötürü plânlı
yazmak çok önemlidir.
Plânlı yazmada düşünceler bir sıra ile ana düşünceye ulaşır. Bu da okuyucu ile aramızda
olan düşünce bağının tez kurulmasını ve kalıcı olmasını sağlar.
5.1. Plânın Bölümleri
Plân yapmanın amacı, yazıyı bölümlere ayırarak kolay anlaşılmasını sağlamaktır.
5.1.1. Giriş/Serim
Yazının konusunun belirtildiği paragrafa giriş denir. Okuyucu bu bölümde yazıya
çekilirse sonrasını daha istekli okur. Çoğu kez giriş bir paragraftır. Bazen iki, üç
paragraf olabilir.
Olaylı yazılardaki giriş paragrafı ya da paragraflarına serim denir.
5.1.2. Gelişme/Düğüm
Konunun gövdesi sayılabilen bölüm gelişme olduğu için bir yazıda en az iki üç paragraftır.
Bu paragraflar okuyucunun merakını artıracak, onu okumaya isteklendirecek
biçimde yazılmalıdır. Gelişme bölümü bitene kadar okuyucu yeni düşünce,
görüş ve örneklerle doyurulmalıdır.
100 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
Olay anlatan yazıların gelişme paragraflarına düğüm denir. Kimilerinde betimlemelere
yer verilir, kimilerinde çözümlemelere gidilir. Ana olay, ona bağlı yan olaylar
ile desteklenir. Karşılıklı konuşma ve dramatizasyonların bulunduğu paragraflar
da vardır. Olayların düğümlendiği yerlerde düğüm paragrafları vardır. Okuyucunun
merakı bu paragraflarda doruğa ulaşmalıdır.
5.1.3. Sonuç/Çözüm
Sonuç düşünce yazılarının son bölümüdür. Konu bu bölümde bir yargı ile biter.
Okuyucuyu asıl etkileyecek bölümdür. Onun için bu bölümün daha önceki giriş ve
gelişme paragraflarında anlatılanlara ters düşmemesi gerekir. Yeni bir düşünce öne
sürülmez. Önce söylenenler belleklerde yer edecek şekilde vurgulanır. Bir ya da birkaç
cümlelik paragraftır.
Olaya dayalı anlatımlardaki sonuç bölümüne çözüm denir. Yazının büyüklüğüne
göre birkaç paragraflık bölüm, birkaç sayfa dolduracak sayıdaki paragraftan da oluşabilir.
Okuduğunuz düşünce yazılarında giriş, gelişme, sonuç bölümlerini bulunuz;
aynı çalışmayı bir öyküde uygulayarak serim, düğüm, çözüm bölümlerini bulunuz.
5.2. Plân Türleri
Yazı yazarken üç türlü plândan biri uygulanır.
5.2.1. Düşünce Plânı
Makale, konferans, röportaj ve inceleme... gibi bütün düşünce değeri olan yazılarda
uygulanan plândır. Yapısı üç bölümdür; giriş, gelişme, sonuç.
5.2.2. Duygu Plânı
Konu; duygu, hayal ve heyecan olarak ele alınacaksa duyguya dayalı plân yapılır.
Sanat değeri olan yazıların; günlük, anı, gezi, röportaj gibi düşünce yazılarının; haber,
mektup, rapor... gibi kimi yazışmaların içindeki paragraflarda uygulanan
plândır. Duygu kimi zaman en doruk noktadan başlatılır, kimi zaman da duygunun
kıpırdanışı, yoğunlaşması, doruk noktaya ulaşması, arkasından yaşanan durgunluk
ile işlenir. Başarılı bir anlatımda yazarın ya da şairin duyguları ile okuyucu ya da
dinleyicinin duyguları örtüşür. Böyle yazıları okurken ya da dinlerken kimi zaman
kahkahalarla güleriz, kimi zaman ağlarız, kimi zaman durgunlaşırız.
Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ 101
A N A D O L U Ü N İ V E R S İ T E S İ
5.2.3. Olay Plânı
Sanat değeri olan yazıların tümünde; günlük, anı, gezi, röportaj gibi düşünce
yazılarında; haber, mektup, rapor... gibi yazışmaların içindeki kimi bölümlerde uygulanan
plândır. Yapısı serim, düğüm, çözüm olmak üzere üç bölümden oluşur.
Özet
Yazılı anlatımın iki boyutu vardır. Bir yazar ile konu arasında, bir de yazmaya başladığında
konu ile anlatım kuralları arasında. Bunlardan ilkine yazara bağlı evreler, ikincisine yazmaya
bağlı evreler ya da anlatım süreci denir. Yazara bağlı evreler; yazarın gözlemleri,
okudukları, konu üzerinde düşünmesi, bu düşünmeden doğan buluşları, tasarladığı bir ana
düşüncedir.
Yazıda üzerinde durulan; yazı yazılan; sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce, olay, sorun
ya da duruma konu denir. Başlık yazının adıdır.
Plân yapmanın amacı, yazıyı bölümlere ayırarak kolay anlaşılmasını sağlamaktır. Üç türlü
plân vardır: Düşünsel plân, duygusal plân ,olay plânları. Düşünce yazılarında giriş, gelişme.
sonuç; olay yazılarında serim, düğüm, çözüm bölümleri vardır.
Değerlendirme Soruları
Aşağıdaki soruların yanıtlarını seçenekler arasından bulunuz.
1. "Yazmaya başlamadan önce yazarın; gerek yazı konusu belli olduktan sonra,
gerekse daha önceki deneyimlerini değerlendirmesine ............. denir." cümlesindeki
boşluğa aşağıdakilerden hangisi gelmelidir?
A. Yazara bağlı evreler,
B. Konuya bağlı evreler,
C. Yazmaya bağlı evreler,
D. Tasarıma bağlı evreler,
E. Söylemeye bağlı evreler.
2. Aşağıdakilerden hangisi gözlem yapma alışkanlığındaki kişilerin başarısı ile
ilgili değildir?
A. Kavrayışta çabukluk kazanır.
B. İleri görüşlülük yetileri gelişir.
C. Doğruyu göremez.
D. Çevreyi doğru tanır.
E. Güzeli, doğruyu görür.
102 Y A Z I L I A N L A T I M V E E V R E L E R İ
A Ç I K Ö Ğ R E T İ M F A K Ü L T E S İ
3. İnsanı düşünmeye iten neden aşağıdakilerden hangisidir?
A. Gözlem,
B. Düşünmek,
C. Anlatım,
D. Anlama,
E. Merak.
4. " Üzerinde söz söylenen, yazı yazılan, sanat eseri oluşturulan duygu, düşünce,
olay, sorun ya da duruma ......... denir." cümlesinde boş bırakılan yere aşağıdakilerden
hangisi gelmelidir?
A. Karar,
B. Konu,
C. Cümle,
D. Anlatım,
E. Ana düşünce.
5. Bir yazar için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A. Makale yazmak güçtür.
B. Söyleşi yazmak güçtür.
C. Somut konuları yazmak güçtür.
D. Sınırlandırılmamış konularda yazmak güçtür.
E. Fıkra yazmak güçtür.
6. Aşağıdaki cümlelerden hangisi bilgi yönünden yanlıştır?
A. Hayal, bilim ve teknolojiyi destekler, bilim ve teknoloji hayallerin boyutunu
genişletmez.
B. Hayal, bilim ve teknolojiyi destekler, bilim ve teknoloji hayallerin boyutunu
genişletir.
C. Hayal, bellekte tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi istenen düştür.
D. İyi bir hayal örgüsü ile anlatılan soyut bir konu görünecek kadar somutluk
kazanır.
E. Hayal etmek, düşünmekten ayrı bir boyuttur.